“Çevre Bilimleri Gündemi – Deprem, Enerji ve Sürdürülebilir Gelecek”

Nasuh Mahruki, depreme hazırlıklı olmak zorunda olduğumuzu söyledi: “Geç değil yeter ki başlayalım”

AKUT Vakfı Başkanı Nasuh Mahruki Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. – İstanbul’da depremle ilgili toplantı yapıldı. İBB’den kimse yoktu. Depreme ilişkin önlemler belediye olmadan ne kadar başarılı olur?Başarılı olamaz. Bu bir kötü alışkanlık, hatta kültür haline geldi maalesef ülkemizde. Afetlerle mücadele aslında savaş koşullarıdır. Kapasite yetersizliği işin en zor tarafı olur, en temel ihtiyaçların eksik kalması devasa boyutlarda yaşanır, her yere yetişilemez. Bu devasa boyutlarda sorun ancak kısmen çözülebilir, amaç mümkün olduğu kadar çok insana ulaşabilmektir. Bunun için de bütün gücünüzle mücadele etmeniz, etkin ve çok hızlı müdahale etmeniz gerekir. Bu yüzden yerel yönetimlerin kapasitesi çok önemli.- Neden bu kadar zor birlikte hareket etmek?Maalesef iktidarın geldiği günden beri siyaset etme anlayışı birleştirerek değil ayrıştırarak, bitaraf olan bertaraf olur kafasıyla, ülkenin milli güç unsurlarını bir ve bütün, tek bir yumruk olarak kullanacak şekilde değil de parçalı olarak yönetmek. Dolayısıyla bu durum her şeyde olduğu gibi afet yönetiminde de bölünmüşlük ve eksiklik yaratıyor. Yani İstanbul halkının can, mal, namus güvenliğini konuşuyoruz, çok yıkıcı sonuçları olabilecek durumlardan söz ediyoruz ama öyle davranmıyoruz. Afetlerde çok fazla parametre var ve düşünecek, hazırlanılacak çok fazla konu, tehlike ve risk var. – Nasıl?Büyük depremlerde konu sadece meydana gelebilecek enkazlarla kalmıyor, birbirlerini tetikleyebilecek, birbirleriyle etkileşebilecek çoklu tehlikeler var. Depremler tsunamiye yol açabilir, yangınları tetikleyebilir, sosyal olaylar çıkabilir, çocuk, bebek kaçırma olayları, şiddet olayları, organ mafyası riski, yağmalar olabilir, hasım ülkelerin fırsattan istifade hedefleri olabilir hatta bir milli güvenlik meselesi haline de dönüşebilir. Sayısız sığınmacı var, onların nasıl davranacağı özel ele alınması gereken bir problem. Yani ortak akılla, ortak iradeyle bütün gücümüzü nasıl kullanacağımızın hesabını yapmamız gerekirken, çok önemli bir güç odağını, yerel yönetimi, sistemin dışında bıraktığınız zaman bu riskler tam olarak yönetilemiyor, tehlikeler bertaraf edilemiyor.- “Bölünmüşlük”ten söz ettiniz, bilim insanları da depremden sonra ikiye ayrıldı, farklı görüşler ileri sürüyor ve hepsi oldukça iddialılar. Vatandaşın da kafası karışık…Hoşgörüyle karşılamak ve farklı görüşleri anlamaya çalışmak gerekir. Bu, matematikteki iki kere iki dört eder diyebileceğiniz gibi pozitif bir bilim değil, bu bir kestirim bilimi. Akademisyenler geçmişteki ve güncel araştırmalardan, analizlerden, verilerden, yorumlardan, tecrübelerden yola çıkarak kendi yaklaşımlarıyla bir sonuç çıkarıyor, yorumluyor ve bunu paylaşıyorlar. Farklı görüşler olması normal, bilim her şeyi sınayarak en doğruyu buluyor. Bu konu o kadar da önemli değil.- Nedir önemli olan?Önemli olan Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği. Türkiyede her an her yerde yıkıcı depremler olabilir, önlemler ve hazırlıklarını iyi yapmış ülkelerde can kaybına yol açmayacak depremler Türkiye’de çoklu ölümlere yol açabilir. Türkiye deprem riski ve depremlerde incinebilirlik denildiğinde dünyanın en riskli ilk 5 – 6 ülkesinden biri. Biz her an, her şekilde yıkım gücü yüksek depremlere hazır olmak zorundayız ama maalesef oradan çok uzağız.- Telekomünikasyon sistemi de hazır olmalı değil mi?O çok büyük bir problem, kurumlar arasında, bireyler arasında sağlıklı iletişim kurulmadan sağlıklı bir afet yönetimi yapılamaz. Sonuçta herkeste var olan cep telefonu sadece hayatın olağan koşullarında kullanacağımız işlevsel ve eğlencelik bir araç değil, asıl acil durumlarda ve afetlerde yaşamsal önemi olan her şeyi kolaylaştırabilecek ve hızlandırabilecek çok değerli bir kaynak. Zamana karşı yaptığınız bu yarışta doğru bilgiye hızlı ulaşmak daha fazla hayat kurtarır, daha çok problem çözer.- Binalar çökmediği halde iletişim neden çöktü, uygun alt yapı mümkün değil mi?Bu hükümetin sorumluluğu. GSM operatörlerine 783 bin kilometreyi kapsamaları şartı koymalı. Sistemi ona göre kurmalarını sağlamalı ve iş ona göre verilmeli ama böyle yapmıyorlar. İnsanlar büyükşehirlerde çok telefonla konuşuyor. Anlaşmalar da daha çok büyükşehirlere göre yapılıyorlar. Niye öyle yapıyorsunuz? Baştan koysanıza kuralı. Burası koca bir ülke. Her yerde telefon çekmeli. Ona göre yatırım yapılmalı. Hükümetin “Madem benden lisans istiyorsun, ben de bu şartla veriyorum, bütün ülkeyi kapsayacaksın” demesi lazım. En çok acil durumlarda ve afetlerde telefona ihtiyacımız olur, o gün geldiğinde GSM operatörlerinin sistemlerini nasıl ayakta tutacağının, ne tür alternatif ve hızlı çözümler üretebileceklerinin AR-GE’sini yapmaları lazım. çözümle gelmeleri lazım. Oysa Bakan Kurum, 16 milyon İstanbulluya topu atıp, işin içinden çıktı.- Özellikle iletişim konusunda bir öneriniz var mı, kriz anında ne yapılabilir?Kriz anları için alternatif iletişim yöntemleri geliştirilmeli. İnternet tabanlı, telsiz üzerinden, uydu telefonlarıyla, yeni teknolojilerle ve yazılımlarla, kısa mesaj servileriyle alternatif iletişim kanalları hazırlanmalı veya çok hızlı ulaştırılacak mobil araçlarla bölgesel kapasite oluşturulmalı. Ama söylemeye çalıştığım; GSM operatörleri ile yapılan anlaşmalar milletin lehine, GSM operatörlerinin kar maksimizasyonunu değil halkın menfaatlerini koruyarak yapılmalı.- Bir başka önemli sorun da toplanma alanları, birçoğunun imara açıldığına dikkat çekiliyor…17 Ağustostan sonra Ecevit Hükümeti 470 civarı toplanma alanı ilan etmişti. Şimdi 70 tane bile kalmadı. Hepsi AVM, rezidans, otel yapıldı.- Bu açığın kapanması için çok zaman istemeyen, pratik, uygulanabilir bir model öneriniz var mı?Ayakta kalan camiler, kamu binalarının arazileri, parklar, spor sahaları, stadyumlar, okulların bahçeleri kullanılabilir.- Olası bir depremde kesin yıkılacağı öngörülen binalar için acil ne yapılabilir?İstanbul’da ve Türkiyenin her yerinde tabut binalar var, bazıları deprem bile olmadan yıkılabiliyor. Bir depremde garanti yıkılacaklar. Birinci öncelik bu binaları tespit edip, içinde yaşanmasına izin vermemek olmalı. Derhal boşaltılmalı ve kontrollü bir şekilde yıkılmalı. Aksi taktirde deprem, içinde insan varken bu yıkımı yapacak ve arkasından çok büyük sayılarda ve devasa zorlukları olan ama garantisi olmayan arama kurtarma çalışmalarına ihtiyaç olacak.- Oturanlar nereye gidecek?Şöyle bir çözüm bulunabilir: Ülke ekonomisi, uzun zamandır inşaat ve rant ekonomisi üzerine kurulduğu ve çok büyük paralar kazanıldığı için kentsel dönüşüm bahanesiyle her yer yapılaşmaya açıldı ve her yere gerekli, gereksiz bina diktiler. Şimdi ekonomi bozuk, satın alan, kiralayan kimse yok ve bu binaların bir çoğu boş duruyor. Tabut binalarda yaşayan, yaşamak zorunda kalan insanlar, bir şekilde bu boş olan binalara yerleştirilebilir. Merkezi hükümet, yerel yönetim ve özel sektör bu konuda bir anlaşma yapabilir, bir proje geliştirebilir ve bir çözüm üretebilir. Devlet, boş duran binaların ve dairelerin sahiplerine başka bir yer gösterebilir, bu durumu telafi edecek bir yöntem geliştirebilir, başka iş verebilir. Tabut binalarda yaşayanlar kurtulur ve daha az enkazla karşı karşıya kalınır, kapasite yetersizliği sorunu azalır. Yıkılacak olan tabut binaların yerleri yine deprem düşünülerek değerlendirilir.‘DEPREM VE RANT TEHLİKELİ İLİŞKİ’- Tam bu noktada deprem ve rant ilişkisini nasıl görüyorsunuz?Maalesef halk sağlığını tehlikeye atacak seviyede bir ilişki var. Beton ekonomisi o kadar karı yüksek ve etik ve hukuki sınırları tanımazsanız yeni alan üretmek de o kadar kolay ki, bakanlık, belediyeler ve müteahhitler bu fırsatı kaçırmıyorlar. Hatta kentsel dönüşüme öncelikli olarak tabi tutulması gereken gerçekten riskli yerler ve riskli binalar yerine, üretilen haritalarda manipülasyon yaparak rantı yüksek yerlerde dönüşüm yapıyorlar. Söz verdikleri halde, 15 Temmuz bahanesiyle el koydukları bütün askeri alanları bile imara açtılar, yüz yıldır askerin koruması altında ormana dönüşen ağaçları keserek, toplanma alanlarının akıbetini zaten konuştuk.‘HEP BİRLİKTE ÖLÜYORUZ’Deprem vergisi koyuldu, özel iletişim vergisi adıyla, adı değişti, kalıcı hale getirildi ve biz hala o vergiyi ödüyoruz. Ancak deprem hazırlıkları için kullanılması gereken para, devletin kendi bütçesi içerisinde buhar oldu. Deprem Türkiye’nin en önemli konularından biri. Çünkü pisi pisine on binlercemiz birlikte ölüyoruz. Trafik kazası değil bu, münferit olay değil, kitlesel bir felaket. Zaten kısıtlı kaynaklarımız amacına uygun kullanılmalı.- Özellikle İstanbul için “çok geç” yorumları yapanlar var, siz ne düşünüyorsunuz?Hayatta hiçbir şey için geç değil. Bir yerden başlayacaksınız. Tamam geç kalındı ama bugün başlasanız daha az geç olur. Bir gün sonra başlasanız daha çok geç. Hiç yapmasanız son ana kadar geç. Öyle bakmamak lazım. Sonuçta biz burada misafir değiliz, geçici değiliz. Burada doğduk, burada yaşıyoruz ve burada öleceğiz, çocuklarımız ve torunlarımız da öyle. Burası bizim vatanımız. Vatanla ilgili hiçbir konuda geç, güç olmaz. Yeter ki işe başlayın ama bunun için insanların birleşmesi lazım.- Deprem olduktan sonra askerin sahadaki önemi nedir?“Emniyet-Asayiş-Yardım”ın kısaltması EMASYA Protokolü vardı. Özellikle kitlesel afetlerde yani kamu düzeninin ve kamu otoritesinin tamamen ortadan kalktığı, elektriğin, suyun olmadığı, telefonun çalışmadığı bir ortamda ne yazık ki kötü niyetliler, yağmacılar, hırsızlar, bebek ve çocuk kaçıranlar ortaya çıkabilir. Bunları durdurmanın ve istenmeyen olayları engellemenin tek yolu askerin sahada görev alması. ‘KÖPRÜ YIKILSA YAPAR, YOL ÇÖKSE AÇAR’- Arama kurtarmadaki etkisi peki?1953’ten, AKP’nin müdahalesine kadar afetlerle mücadelenin asli unsuru yasayla Türk Silahlı Kuvvetleriydi (TSK), canımız, malımız, namusumuz ona emanetti. Ordu gücü olmadan afetlerle sağlıklı mücadele edilemez. Bu iş bütün dünyada da böyle yapılıyor. Afetler en önce bir kapasite yetersizliği meselesi olduğu için, müdahale kapasitemize her açıdan en büyük katkıyı yapabilecek tek kurum ordudur. Hem olayın devasa boyutlarından hem ortaya çıkacak asayiş sorunlarından hem de kurtarma ekiplerinin, sağlıklı ve güvenli şekilde bölgelere erişip çalışabilmesi için asker şart. Silahlı Kuvvetler, savaş koşulları için tasarlanan bir organizasyon. Her şart altında iletişim ve hareket kabiliyetini sürdürür. Köprü yıkılsa yenisini yapar, yol çökse alternatif yol açar. İstikam taburları, iş makinaları, sivil operatörleri, mühendisleri var. Kara gücü, deniz gücü, hava gücü var.- Mevcut koşullarda olası bir depremde İstanbul’a asker ne kadar yardım edebilir?İstanbulda şu anda asker yok. Hepsini bölge dışına gönderdiler. Askeri arazilere villalar yaptılar. TSK depremden hemen sonra gelmeye çalışsa; nereden gelecek, nasıl içeriye girecek. Halbuki İstanbul’da kışlalar vardı. O kışlalar hem İstanbulun akciğerleriydi hem de gerektiğinde asker hemen halka ulaşabilecek, her tür olaya derhal müdahale edebilecek durumdaydı. Artık değil ve bu her açıdan çok büyük bir sorun.‘DOKUNMASALAR DAHA İYİYDİ’- Gölcük Depremi’nde askeri sahada görmüştük…17 Ağustosta TSK 10 bin 528 vatandaşımıza dokunmuştu. 6 Şubat’ta 327 vatandaşımıza ulaşabildiler. Arada 10 bin kişi fark var. Maalesef hiçbir şeye dokunmasalar bugün çok daha iyi bir durumda olurduk. EMASYA Protokolü’nü iptal edip, doğal afet yardım taburlarını, doğal afet yardım planlarını devre dışı bıraktılar.‘EMİR KOMUTA ZİNCİRİNDE SIFIR KAOS’- Sizin elinizde yetki olsa nereden başlarsınız?Derhal bu görevi orduya veririm. Askerin afete müdahale kapasitesini tekrar hayata geçirirdim. Zamanında Türkiye afet riskine, farklı bölgelerdeki olası olaylara göre 17 bölgeye ayrılmıştı. Her bölge için önlemler ve hazırlık planları mevcuttu. Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Doğal Afet Yardım Taburları vardı ve bu insanların işi afete hazırlıktı. Uzmanlaşmışlardı, haritaya da çok hakimlerdi. Hangi meydanı, hangi sokağı, hangi riskli alanı kimin koruyacağı, kimin arama kurtarma çalışmalarını nezaret edeceği belliydi. Herkesin görevi vardı. Dolayısıyla bir olay olduğunda kimse “Bunu nereden alacağız, bunu nereden çağıracağız” demiyordu. Düğmeye basılıyordu ve emir komuta zinciri içerisinde bütün mekanizma harekete geçiriliyordu. Sıfır kaos.‘SİSTEMİ BOZDULAR, BEDELİNİ ÖDÜYORUZ’- Şimdi nasıl?Bütün bu yetkiyi, daha yeni kurulmuş ve ne kurumsal hafızası ne de ehliyetli ve liyakatli yeteri kadar yönetici ve personeli olan AFAD’a verdiler. Afetlerde iletişimden sorumlu AFAD, koordinasyondan sorumlu AFAD, arama kurtarmadan sorumlu AFAD, yardım dağıtımından sorumlu AFAD, 140 yıldır Kızılay’ın çadır kurduğu Türkiye’de, çadır kurma sorumluluğu bile artık AFAD’ta. Haliyle bu kadar ağır bir sorumluluğu kaldıramadı ve kaldırabilmesi de zaten beklenemezdi. Dolayısıyla var olan sistemi bozdular. Onun bedelini ödüyoruz. Asker tekrar bu işin başına gelmeli.- Hazırlıksız yakalandığımız İstanbul depreminin bedeli ne olur?Askerin olmadığı bir durumda İstanbulda yaşanacak kaos 6 Şubat’tan kat be kat fazla olur. 6 Şubat’ta 11 şehir, 13.5 milyon insan ve devasa bir coğrafya etkilendi. İstanbul daha küçük ve nüfus yoğunluğu 20 kat fazla. Böyle bir durumda İstanbul’da çok daha büyük bir kaos ve facia yaşarız, emniyet ve asayişin sağlanmasında, yardımların ulaştırılmasında ve müdahale sürecinde aklımıza, hayalimize gelmeyecek zorluklar ve sorunlar yaşarız.‘EN TEHLİKELİSİ YABANCI ASKER’- Beka problemiyle karşı karşıya kalır mıyız?Bir ülkeye yabancı ülke askerinin girmesi kadar tehlikeli bir şey olamaz. Afet yardımı için bile olsa çok dikkatli yönetilmesi gereken bir süreçtir.- Deprem sonrası gelen uluslararası yardımların da olumsuz tarafları olabilir mi?İstihbari faaliyetler risk yaratabilir çünkü arama kurtarma ekiplerinin arasına istihbaratçılar karışabilir. Yardım amacıyla gelip bebek, çocuk kaçırmak için gelenler, organ kaçakçıları olabilir ki Interpol’ün Kırmızı Bülten’le bütün dünyada aradığı İsrail’li bir organ kaçakçısının Hatay’da sahra hastanesi kurduğu ortaya çıktı.- Her zaman deprem zamanında deprem konuşuyoruz. Ondan sonra unutuyoruz. Bu motivasyon nasıl diri tutulur?Vatandaş günlük çıkarına göre yaşar. Hele ülkenin ekonomisinin, toplumsal yapısının, sosyal imkanlarının bu kadar sıkıntılı olduğu ve giderek de daha kötüye gittiği bir ortamda vatandaş ancak karnını nasıl doyuracağını düşünebilir. Başka bir şey düşünemez. Vatandaş böyle bakabilir ama hükümet, devlet böyle bakamaz. Bir toplumu afetlere hazırlamak en önce hükümetlerin sorumluluğudur. Hükümetin işi sıkı tutması lazım ve kamu kurumlarına, belediyelere, özel sektöre, bilim insanlarına, sivil toplum kuruluşlarına, bireylere örnek olması, kolaylaştırıcı olması ve işbirliğini sağlaması lazım, bilgi ve kaynak paylaşımı, özendirici çalışmalar yapması lazım.PORTRE1968’de İstanbul’da doğdu. Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdi. Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldu. Dağcılık sporuyla Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğunda tanıştı. 7 bin metreden yüksek beş dağa tırmanarak “Kar Leoparı” unvanını aldı. Everest Dağı’na tırmanan ilk Türk dağcı ve yedi kıtanın en yüksek dağına tırmanarak “Yedi Zirveler” projesini tamamlayan en genç sporcu oldu. Kurucu üyesi olduğu ve Türkiye genelinde örgütlenmesine liderlik ettiği Arama Kurtarma Derneği (AKUT), on binlerce insanın hayatına dokundu. 2016da Yönetim Kurulu Başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliğinden istifa eden Mahruki, AKUT Vakfı Başkanıdır.FOTOĞRAFLAR: VEDAT ARIK

Source: İklim Öngel


Oppenheimer’ın apokaliptik müzikali ‘Son’ (The End) gösterime girdi: Umut hep var olacak

Adam çok zengindir, sığınağına tüm pahalı mobilyalarını, klasik orjinal tablolarını, eski kitaplarını getirmiş kendine ve ailesine konforlu bir yaşam alanı yaratmıştır. Aile gündelik yaşamlarını normal bir şekilde sürdürür, adam dünyaya yaptığı katkıları (!) oğluna anlatır, oğlu da babasına kitabını yazmasına yardımcı olur. Sığınak donuk, ürkütücü bir mekândır, penceresiz odaları çıkış yolunu şaşırtan zor labirentler gibidir. DÜNYAYI SÖMÜREN İNSANAile ne kadar lüks, refah, bolluk içinde olsa da pişmanlıklarla doludur. Yarın bugünden daha iyi olacak, ailemiz güçlü, birlikte geleceğimiz parlak diyerek şarkılar söylerler. Her gün acil durum provası yaparlar. Öylesine umut dolu, öylesine iyimserdirler ki karanlık gerçeği, geleceği algılayamaz, göremezler. Umudun, iyimserliğin, yaşama tutunmanın altında inkâr etmek yatar. Söyledikleri şarkılar Amerikan müzikallerinin altın çağındaki besteler gibidir. İçinde bulundukları gerçeği görmezden gelmenin, inkâr etmenin bedelidir bu. Yönetmen bu insanların derin pişmanlıklarını işlerken umut, aşk, sevgi, yaşama içgüdüsünün ne denli güçlü olduğunu vurgular. İnsanındünyayı ne denli sömürdüğünü, yıprattığını görüp yerkürenin, insanlığın sonu gelmeden önce herkesin dayanışma yapıp gezegenimizi kurtarmamızı ister. SEVGİ VE MUTLULUKPişmanlık, suçluluk duygularını ekolojik felaket, müzikal dram türünde anlatmayı seçen yönetmen diyalogları, şarkı sözlerini de kendisi yazmıştır: “Burada hepimiz birbirimize bakarız burada mutlu olacaksın, burada bir aileyiz. Sevdiklerine yakın durduğunda korku olmaz. Sadece sevgiyle birlikte olursak korkmayız, üşümeyiz. Her şey yok olsa bile sevgimiz var.” Gittikçe batan dünyada umudu, sevgiyi, kefareti, bağışlanmayı canlandırmak isteyen nostaljik müzikal sahneler karakterlerin iç çatışmalarını irdeler. Günlük uğraşlarla umut etmeyi sürdüren aile birliğinin dengesi gizemli bir kadının gelmesiyle sarsılır. Genç kadın onların sınıfından değildir. Yapay cennet cehenneme dönüşmeye başlar. İnsan bencildir, egoizmle her şeye, rezilliğe bile uyum sağlar. Yönetmen, Son filmi için asyalı oligark sığınak satın aldı” haberinden, Samuel Beckett’in Mutlu Günler oyunundan (1961), Jacques Demy’nin kült müzikali Cherbourg Şemsiyeleri’nden etkilenmiş. Görüntü çalışması (Mikhail Krichman), yapım tasarımları (Jette Lehmann), hüzünlü müzik (Joshua Schmidt) atmosferi yoğunlaştırır. Tilda Swinton, Michael Shannon, George MacKay, Moses Ingram, Bronagh Gallagher, Tim McInnerny, Lennie James’in oynadığı Son’da Joshua Oppenheimer insanlığın geleceğini, hayatta kalmayı, neoliberalizmi sorgular. Doğruları söylemeden sevdiklerimizi nasıl koruyabiliriz, toplum ve insan ilişkileri yozlaştı, dünyayı, doğayı korumalı, torunlarımıza yaşanabilir bir gezegen bırakmalıyız, der.

Source: Aslı Selçuk


Tahıl ambarı ranta kurban edilecek

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Suna, tüm tepkilere karşın iktidarın yıllardır ısrar ettiği Kanal İstanbul projesinin ‘talan, rant’ projesi olduğunu vurguladı ve “Bu su yolu projesinin sağına ve soluna binaların inşa edildiğini görüyoruz. Bu topraklar, su havzaları. Burası Trakya Bölgesi’nin en verimli alanı, tahıl ambarı. Burayı rant uğruna talana açarsanız kıtlık çekeriz” dedi.

Suna, projenin tekrar tekrar gündeme getirilmesinin ise “Su yolunun her iki tarafı da satıldı mı” sorusunu akıllara getirdiğini vurguladı. Suna, “Baraj havzasını imara açarsanız bu kente suyu nereden getireceksiniz? Bu kenti nasıl besleyeceğiz” diye sordu.

‘PARÇA PARÇA İZİN Mİ VERİYOR?’

“Bu bölge ayçiçeği, tahıl deposu. İstanbul’u, Marmara’yı besleyen bir tarım bölgesi” açıklamasını yapan Suna, şöyle devam etti: “Burayı rant uğruna talana açarsanız kıtlık çekeriz. Elimizdeki tarım arazilerine, rant için bunlar yapılıyor. Arka planda neler olduğunu bilemiyoruz. Bu su yolunun her iki tarafı satıldı mı? Satın alanların baskısı mı bu? Akıllara bu sorular geliyor. Bunu canlandırmak için iktidar parça parça izin mi veriyor?”

Source: Haber Merkezi


Çevre Bakanı Murat Kurum umutlu konuştu: ‘İstanbul’u birkaç yılda toparlarız’

Herkes inanmak istediğine inanıyor.Depremden kaçamayacağımıza göre, aslında bundan sonra İstanbul’u depreme nasıl hazırlamamız gerektiğini konuşmalıyız.Çünkü deprem artık bir beka sorunu haline geldi.Bugün Kabine toplantısının öncelikli gündeminde deprem konusu yer alıyor.ALTERNATİFLİ ÇALIŞMA YAPTIKKabine toplantısı öncesinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la konuştum. “Alternatifli çalışma yaptık. İstanbul depremini konuşacağız. Kentsel dönüşümle ilgili yapılacakları ele alacağız. Yarısı Bizden kampanyasında sağladığımız imkânlarda güncelleme yapmayı planlıyoruz. Bunları Sayın Cumhurbaşkanımız bir paket olarak açıklayacak” dedi.Yarısı Bizden kampanyası çerçevesinde devlet 100 bin lira taşınma, 700 bin lira hibe, 700 bin lira ise 2 yıl geri ödemesiz kredi olmak üzere toplam 1.5 milyon lira destek sağlıyor. Ancak inşaat maliyetlerinin yükselmesini dikkate alarak bu oranlar güncelleniyor.Çevre Bakanı Kurum’a, “İstanbul kurtulamayacak bir şehir mi? İstanbul depreme hazırlıklı hale getirilemez mi?” diye sordum. Murat Kurum çok net konuştu.“İstanbul toparlanamayacak bir şehir değil. Hep beraber hareket edersek, bir seferberlik ruhuyla çalışırsak, İstanbul’daki riski en aza indirir, İstanbul’u birkaç yıl içinde toparlarız. Biz bu işin üstesinden geliriz” dedi.Benim aradığım da bu.Biz bunu başarabiliriz.6 Şubat’ta asrın felaketini yaşadık. 11 şehrimiz yıkıldı. “10 Türkiye bir araya gelse bunun altından kalkamaz” deniliyordu. Ne oldu? Başarıyoruz. Yeter ki kendimize inanalım. Yeter ki kendimize güvenelim. Yeter ki, seferberlik ruhuyla bu işe başlayalım.Sizi rakamlara boğmak istemiyorum. Ama bazı şeyler rakam vermeden anlatılamıyor. Murat Kurum bu konuda dünyanın sayılı başarılı isimlerinden biri. Deprem bölgesini ayağa kaldırdı.Murat Kurum’a, “İstanbul nasıl ayağa kaldırılır, depreme dayanıklı hale getirilir” diye sordum.“Bakın 6 Şubat depreminden sonra 2.5 yıl içinde 600 bine yakın inşaat fiilen başlamış durumda. 11 ilde 452 bin konutu yıl sonuna kadar teslim edeceğiz. Biz bunu yapabiliyoruz. Bunu yapacak kapasiteye sahibiz. Seferberlik ruhuyla birkaç yılda İstanbul’daki riski de minimize edebiliriz” dedi.İSTANBUL’U KURTARALIMDepremden önce yapmak ile depremde yıkıldıktan sonra yapmak arasında dağlar kadar fark var. Yitip giden canlar ise hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Murat Kurum da ona dikkat çekti. “Depremden sonra hemen toparlanabilmek ne kadar önemliyse depreme hazırlıklı olmak çok daha önemli. Bu noktada hep birlikte hareket etmemiz lazım. Biz üzerimize düşeni yapacağız. Amaları, fakatları, polemikleri, mazeretleri bir yana bırakarak İstanbul’u depreme hazırlamamız lazım. Deprem olmadan önlem almamız lazım. Onun için diyoruz ki, gelin hep birlikte el ele verip İstanbul’u kurtaralım” diye konuştu.Murat Kurum’un bu değerlendirmesine itiraz etmek mümkün değil. Çünkü başka İstanbul yok. TESPİTLER Çevre Bakanı Kurum’a 23 Nisan’daki 6.2’lik depremden sonra yaptıkları tespitleri sordum.“Arkadaşlarımız hasar ihbarı yapılan binaları yerinde bire bir incelediler, tespitlerini yaptılar. 15 bin 13 binayı inceledik. 12 bin 398 binanın hasarsız, 1025 binanın az hasarlı olduğunu tespit ettik. Az hasarlı binaları da Yarısı Bizden kampanyasına dahil ettik. Arkadaşlarımız az hasarlı dediğimiz binalara gidip Yarısı Bizden kampanyasına katılmaları için ikna etmeye çalışacaklar. Ayrıca 2000 yılından önce yapılan binalara da gideceğiz. Onları da Yarısı Bizden kampanyası ile yapalım diye ikna etmeye çalışacağız. Ayrıca belediyelere de siz de deprem bütçesi ayırın, hep birlikte hareket edelim diyeceğiz. Belediyelere eğer Bakanlık’ta bekleyen bir işleminiz varsa hemen yardımcı olalım diyeceğiz. Bakanlık, belediyeler ve halkımızla birlikte hareket edersek İstanbul’daki riski en aza indirir, birkaç yıl içinde bu işin üstesinden gelir, İstanbul’u depreme hazırlıklı bir şehir haline getiririz” dedi. YAPI STOKU Peki İstanbul’un yapı stoku ne durumda yani bu iş altından kalkılacak durumda mı? Bakan Kurum umutsuz bir tablo çizmedi.“2025 yılı itibarıyla İstanbul’umuzda 8 milyon 70 bin bağımsız bölüm var. Bunun 3 milyon 393 bini 2000 yılı ve öncesi. Bu şu demek; yüzde 60’ı yeni yönetmeliklere göre yapılmış. 2000 yılındaki bina stokuna baktığınızda İstanbul’un tamamı riskliyken bugün İstanbul’un yüzde 60’ı güvenli hale gelmiş. Bu binaların 1.5 milyonunun riskli olduğunu görüyoruz. Acilen dönüşmesi gereken 600 bin konut. 2025 yılında tüm gücümüzle İstanbul’da olacağız. Seferberlik ruhuyla çalışıp birkaç yılda İstanbul’u toparlayacağız” diye konuştu. UMUTSUZ VAKA Dikkat ederseniz burada Ekrem İmamoğlu’nun depremle ilgili çalışmalarına değinmedim. Çünkü bu konuda umutsuz vaka. Konser bütçesi, deprem bütçesinden daha fazla olan bir zihniyet ne yapabilir ki? Ekrem İmamoğlu 5 yılda bu sorunu çözerim demişti, 6 yılda 7 bin 39 konut yapmış. İmamoğlu’na bırakılırsa İstanbul’un birkaç asır beklemesi gerekir.

Source: Abdulkadir Selvi̇


Kentsel dönüşüm sigortasında tüm merak edilenler

İstanbul’da, biran önce dönüştürülmesi gereken 1.5 milyon bina ve acilen yıkılması gereken 600 bin konut bulunuyor. 600 bin konutun da 150 bininin hemen dönüştürülmesi gerekiyor. Nitekim 6.2’lik depremin hemen ardından da tüm kesimler kentsel dönüşümün aciliyetine dikkat çekiyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, dönüşüm yapılmaz ve binalar sağlam hale getirilmezse İstanbul’un geleceğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek, “Hep birlikte seferberlik vaktidir” diyor.KONUTUNU DÖNÜŞTÜRMEK İSTEYEN NE YAPACAK?Lafı evirip çevirmeyelim, biz bu kentsel dönüşümü işini beceremiyoruz. Bunu da iki nedeni var. Birincisi, malum neden; konutunu dönüştürecek olanların 80 metrekare değil de 100 metrekare, hatta mümkünse daha fazla olsun hırsı. Farkında değiller, yarın öbür gün büyük bir depremde oturacak evleri bile olmayacak. Bir diğer neden ise güvensizlik. Vatandaş binasını dönüştürmek istiyor ama hem müteahhit bulamıyor, hem bulsa bu sefer projeyi bitirir mi bitiremez mi, bizi ortada mı bırakır diye güvenmiyor. Yani ‘müteahhit binayı bitiremeyip, ortadan kaybolursa, bu sefer elimizdeki evden de olacağız’ korkusu yaşanıyor. Haksız da sayılmazlar, hem birçok örnek var hem de memlekette 473 bin müteahhit var.Aslında vatandaşın bu güvensizlik sorunu çözüldü ama evini dönüştürecek olanların bundan haberi yok. Geçen yılın ortalarında Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), önemli bir düzenlemeye imza atarak, kentsel dönüşümün önünü açacak, vatandaştaki güvensizlik sorununu ortadan kaldıracak ‘bina tamamlama sigortası’ bir başka adıyla da ‘kentsel dönüşüm sigortasını’ uygulamaya koydu.Nedir, kentsel dönüşüm sigortası? Binasını dönüştürmek isteyen vatandaş, müteahhit ile anlaşırken, müteahhitten kentsel dönüşüm sigortası yaptırmasını isteyecek. Müteahhit kendi de sigortayı yaptırıp, hak sahipleri ile yapacağı anlaşmaya sigorta poliçesini ekleyebilir. Sigorta şirketi, müteahhidin inşaatı yapabilecek mali güçte olup olmadığını, teminatlarını inceleyecek ve müteahhidin güvenilir olduğuna karar verirse sigortayı yapacak. Sigorta şirketi müteahhidi ya da projeyi uygun görmez, sigorta yapmazsa; bilin ki, o evler bitmez, teslim edilmez. Sigorta yapılırsa da inşaat süresince sigorta şirketinin denetimi devam edecek. Oldu ya müteahhit vefat etti veya bir başka nedenden dolayı proje tamamlanamadı; bu durumda sigorta devreye girecek, sigorta şirketi ya konut sahiplerine o tarihe kadar ödedikleri tüm bedelleri faiziyle birlikte ödeyecek ya da başka bir müteahhit ile anlaşıp, inşaatın tamamlanmasını, hak sahiplerine konutlarının teslim edilmesini sağlayacak.10 BİN KONUT SİGORTALI DÖNÜŞTÜ Bina tamamlama sigortasının bir iki özelliği daha var. Birincisi, müteahhit projeyi bitiremeyip de sigorta şirketi inşaatı devraldığı tarihten konutların teslim tarihine kadar geçen sürede sigorta şirketi hak sahiplerine kira ödemesi de yapacak. İkincisi, ise konutunu kentsel dönüşüm sigortası ile dönüştürecek olanlara sigorta şirketi, müteahhit buluyor veya öneriyor. Yeri gelmişken belirteyim, sigortanın uygulamaya girdiği bir yıllık sürede 10 bin konut kentsel dönüşüm sigortası yaptırdı ve halen inşaatlar devam ediyor.TEMİNAT MEKTUBU YETERLİ DEĞİLŞimdi eminim birileri, ‘sigortaya ne gerek var müteahhit bankadan teminat mektubu alsa da aynı işi görüyor’ diyecektir. Doğru, belediyeler, müteahhitlerden teminat mektubu istiyor ama o, projenin yüzde 6’sı ile sınırlı bir teminat mektubu oluyor ki, bu oran yüzde 10’du, yeni yapılan düzenleme ile yüzde 6’ya düşürüldü. Düşünün, projenin bedeli, misal, 40 milyon TL, müteahhidin teminat mektubu zorunluluğu 2 milyon 400 bin TL. Müteahhit iflas etti veya işi bırakıp gitti; 2.4 milyonluk teminatla 40 milyon TL’lik proje biter mi, mümkün mü? O para çevre düzenlemesine bile yetmez. Kentsel dönüşüm sigortasında ise kanun gereği sınırlama falan yok, projenin bedeli ne kadarsa yüzde 100’ü üzerinden sigortalanmak zorunda. Bu şartlarda çıkın sokağa sorun vatandaşa, ‘müteahhitten teminat mektubu mu istersin yoksa sigorta mı istersin?’ diye, ne cevap verecek size?İstanbul’daki 6.2’lik deprem sonrası şu günlerde başta sigorta şirketleri ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere tüm kesimlerin Murat Kurum’un dile getirdiği kentsel dönüşüm seferberliği ile birlikte kentsel dönüşüm sigortasını vatandaşa anlatmalı.

Source: Noyan Doğan


Boğaz’da enerji zirvesi

Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu”nun enerji kaynaklarının Avrupa”ya sevkiyatında kilit rol üstlenen, dünyanın dört bir tarafında aramalarıyla küresel bir oyuncu olmayı planlayan Türkiye, yeni işbirliklerinin temelini İstanbul”da atacak. 2 Mayıs”ta İstanbul”da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın katılımıyla Turkuvaz Medya Grubu “İstanbul Natural Resources Summit”e (İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi-INRES 2025) ev sahipliği yapacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı himayesinde gerçekleştirilecek zirveye 12 ülkenin bakanları katılacak. INRES 2025, politika yapıcıları, sanayi şirketlerini, finansörleri bir araya getirecek. Enerji ve kaynak güvenliğinde gelişen küresel ve bölgesel dinamikler, enerji dönüşümü kapsamında kritik mineraller ve hidrokarbonlar, dönüşüm çağında finansman modelleri ve yatırım stratejileri zirvede masaya yatırılacak. BAŞKAN ERDOĞAN KONUŞACAK Lütfü Kırdar Kongre Sarayı”nda yapılacak zirve sabah 08:00″de başlayacak. Öğleden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın konuşma yapacağı zirvede 4 oturum olacak. İlk oturumda dünyada tarife savaşlarıyla yeniden gündeme oturan kritik madenler konuşulacak. Sabah 09:40″da başlayacak “Enerji Dönüşümü için Kritik Mineraller” başlıklı oturuma EPİAŞ CEO”su Taha Meli Arvas moderatörlük yapacak. Etimine CEO”su Yalçın Aydın, Maden Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz, TÜMAD Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel, Norveç Enerji Teknolojisi Enstitüsü Grup Lideri ve Araştırmacısı Duygu Yılmaz kritik minerallerin talep ve arz tahminleri ile yeni teknolojileri masaya yatıracak. BAKANLAR OTURUMU YAPILACAK Öğleden önce yapılacak ikinci oturumunda konuk bakanlar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar”ın moderatörlüğünde “Enerji Dönüşümünde Madencilik”i tartışacak. Oturuma Libya Sanayi ve Maden Bakanı Ahmed Abu-Heisa, Nijer Maden Bakanı Ousmane Abarchi, Somali Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Dahir Shire Mohamed, Tacikistan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sherali Kabir, Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakan Yardımcısı Boglarka Illes, Slovakya Ekonomi Bakanlığı Devlet Sekreteri Szabolcs Hodosy katılacak. ARZ GÜVENLİĞİNİ MASAYA YATIRACAKLAR Bakanların ikinci oturumunda ise “Arz Güvenliği Fırsatları ve Zorlukları” başlığı masaya yatırılacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar moderatörlüğündeki oturuma Irak Başbakan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Hayan Abdul Ghani Alsawad, Azerbaycan Enerji Bakanı Parviz Shahbazov, Bulgaristan Enerji Bakanı Zhecho Stankov, Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Karim Badawi, Libya Petrol ve Gaz Bakanı Khalifa Abdulsadeek, Moldova Enerji Bakanı Dorin Junghietu, Romanya Enerji Bakanı Sebastian-Ioan Burduja katılacak. HİDROKARBONDA YENİ STRATEJİLER Zirvenin son oturumunda ise “Hidrokarbonlar: Yeni Stratejiler” ele alınacak. OME Hidrokarbonlar ve Enerji Bölümü Direktörü Sohbet Karbuz”un moderasyonunda yapılacak olan oturumda TPAO CEO”su Ahmet Türkoğlu, BOTAŞ Başkan Yardımcısı Mithat Aydın, açık deniz mühendislik ve hizmetleri oyuncusu Subsea 7″nin CEO”su John Evans, Alman enerji firması Uniper”ın Başkan Yardımcısı Michael Hilmer görüşlerini paylaşacak. 12 ÜLKEDEN BAKANLAR GELİYOR Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov Bulgaristan Enerji Bakanı Zhecho Stankov Irak Başbakan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Hayan Abdul Ghani Alsawad Libya Petrol ve Gaz Bakanı Khalifa Abdulsadek Libya Sanayi ve Madenler Bakanı Ahmed Abu- Heisa Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakan Yardımcısı Boglarka Illes Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Karim Badawi Moldova Enerji Bakanı Dorin Junghietu Nijer Maden Bakanı Ousmane Abarchi Romanya Enerji Bakanı Sebastian-Ioan Burduja Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakan Yardımcısı Szabolcs Hodosy Somali Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Dahir Shire Mohamed Tacikistan Sanayi ve Teknolojiler Bakanı Sherali Kabirov

Source: Di̇lek Güngör


Son Dakika Deprem… AFAD açıkladı: Kütahya”da deprem!

AFAD, Kütahyanın Simav ilçesinde 3.9 büyüklüğünde bir deprem olduğunu duyurdu.Saat 07.21de gerçekleşen depremin yerin 6.13 km derinliğinde olduğu belirtildi.#DEPREMBüyüklük:3.9 (Mw)Yer:Simav (Kütahya)Tarih:2025-04-28Saat:07:21:09 TSİEnlem:39.21528 NBoylam:28.99167 EDerinlik:6.13 kmDetay:https://t.co/YkWOAUJP52@afadbaskanlik @trthaber @anadoluajansi— AFAD Deprem (@DepremDairesi) April 28, 2025

Source: Haber Merkezi


Megakentte hangi şehirden, kaç kişi var? İşte İstanbul’un en çok ve en az göç aldığı 10 il!

TÜRKİYE GAZETESİ/Ömer Faruk Bingöl- Geçen hafta Marmara Denizi’nde yaşanan 6,2 şiddetindeki deprem in artçıları devam ederken, sarsıntılardan en çok etkilenen İstanbul ile ilgili tartışmalar da yeniden gündeme geldi. Bu süreçte mega kentteki yoğunluğun Anadolu’ya kaydırılması görüşü de tekrar yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. İSTANBUL’UN TAŞIDIĞI RİSK! Son verilere göre İstanbul”un nüfusu 2024’te 45 bin 678 kişi artarak 15 milyon 701 bin 602 kişi oldu. Türkiye nüfusunun yaklaşık %18,3″ü İstanbul”da ikamet ediyor. 2023 yılında İstanbul, 8 trilyon 60 milyar TL ile toplam GSYH”den de %30,4 pay aldı. Uzmanlar “Bu rakamlar, aslında İstanbul’un ne kadar büyük bir riski taşıdığını da gösteriyor” uyarısında bulundu. EN ÇOK HANGİ İLDEN GELDİLER? Bu arada dikkatler İstanbul’un en çok göç aldığı şehirlere çevrildi. 2024 verilerine göre “Nüfusa Kayıtlı Olunan İl” istatistikleri dikkate alındığında, İstanbul’un demografik yapısında en fazla nüfusa sahip ilk 10 il şöyle sıralandı: 1-Sivas: 759 bin 363 kişi 2-Kastamonu: 546 bin 718 3-Ordu: 519 bin 889 4-Giresun: 485 bin 500 5-Tokat: 475 bin 471 6-Erzurum: 456 bin 192 7-Malatya: 422 bin 078 8-Samsun: 415 bin 372 9-Trabzon: 413 bin 924 10-Sinop: 366 bin 728 EN AZ HANGİ İLDEN GELDİLER? Yine 2024 verilerine göre İstanbul’un demografik yapısında en az nüfusa sahip ilk 10 il ise şunlar oldu : 1-Burdur: 10 bin 456 2-Muğla: 16 bin 156 3-Hakkâri: 20 bin 136 4-Yalova: 20 bin 664 5-Uşak: 21 bin 476 6-Karaman: 27 bin 572 7-Aydın: 31 bin 642 8-Denizli: 33 bin 973 9-Kütahya: 34 bin 489 10-Osmaniye: 35 bin 366 RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR? -İstanbul’un yıllar içinde ağırlıklı olarak Karadeniz Bölgesi illerinden ve Sivas’tan göç aldığı görülüyor. -Buna karşılık özellikle Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesinin, Türkiye’de son yıllarda meydana gelen büyük depremlerden daha en az etkilenen bölgeler arasında bulunması da dikkat çekiyor. -İstanbul’a en az iç göç veren illerin ise Ege, Akdeniz ve Orta Anadolu’da yer aldığı görülüyor.

Source: Ömer Faruk Bingöl


Şimşek: Türkiye küresel sorunlardan muaf değil

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, zamanla yatırımcıların yeniden güçlü makro ekonomik temelleri ve hikayesi olan ülkelere odaklanacaklarını belirterek, “Türkiye bu noktada pozitif olarak ayrışacak ülkelerin başında geliyor.” dedi.

Şimşek, Erzurum”da bir otelde düzenlenen Palandöken Ekonomi Forumu”na videolu mesaj gönderdi.

Forumun ticaret savaşlarının tetiklediği yüksek belirsizlik ortamında gerçekleştiğini söyleyen Şimşek, küresel ekonominin uzun vadeli yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Şimşek, dünyanın korumacılığın yanında yaşlanan nüfus, yapay zeka ve iklim krizi gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu bildirerek, bu gelişmelerin küresel büyümenin görünümde aşağı yönlü bir risk oluşturduğunu vurguladı.

Bu konjonktürde Türkiye ekonomisine dair iyimserliği besleyen güçlü nedenler olduğunu ifade eden Şimşek, “Mayıs 2023″ten bu yana uyguladığımız istikrar ve reform programı sayesinde dış kırılganlıklarımızı azalttık, şoklara karşı direncimizi artırdık, makro finansal istikrarı güçlendirdik. Sürdürülebilir yüksek büyüme için daha sağlam bir zemin oluşturuyoruz. Programın getirdiği kazanımlara ek olarak küresel yapısal sorunlara karşı da önemli avantajlarımız var.” değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, korumacılığın küresel ticaretin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri olduğunu ve 2008 küresel finans krizinden bu yana korumacılığın yükselişte olduğunu kaydetti.

Ticaret kısıtlarının kriz öncesine kıyasla 11 kat arttığına dikkati çeken Şimşek, korumacı politikaların arkasında büyük ölçüde ABD ve Çin arasındaki rekabetin yer aldığını belirtti.

Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye artan korumacı politikalara karşı bize benzer ülkelere kıyasla daha dayanıklı bir konuma sahip. Bunun iki temel sebebi var. Birincisi ihracata olan bağımlılığımız nispeten düşük yani ekonomimizin ana motoru iç talep. Mal ihracatının milli gelir içerisindeki payı yaklaşık yüzde 20 civarında. Burada belirleyici olan yatırımlar ve özel tüketim harcamalarıyla kamu harcamaları. İkinci olarak dış ticaretimizin büyük bir kısmını dost ve yakın ülkelerle gerçekleştiriyoruz. Avrupa Birliği dahil 54 ülkeyle serbest ticaret anlaşmamız var. Toplam ihracatımızın yüzde 62″si ticaretteki parçalanmalardan yani korumacılıktan etkilenmiyor. 30 trilyon dolarlık geniş bir coğrafyaya entegreyiz. Serbest ticaret anlaşmalarının olmadığı bazı Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika ülkeleriyle de çok yakın ilişkilere sahibiz. Bu yapı bizi küresel düzeyde yaşanan ticaretteki parçalanmalara karşı daha dirençli hale getiriyor. Biz bu dönemi bölgesel entegrasyonları derinleştirmek için aynı zamanda bir fırsat olarak görüyoruz.”

TÜRKİYE BÖLGENİN LİDER ÜLKESİ

Türkiye”nin hizmet ihracatında güçlü bir konumda olduğunu belirten Şimşek, turizm, yurt dışı müteahhitlik ve eğitim gibi alanlarda bölgesinin lider ülkelerinden biri olduğunu söyledi.

Şimşek, Türkiye”nin imalat sanayisinde de bölgenin ana üretim üssü konumunda bulunduğunu vurgulayarak, “Bu avantajları büyük ölçekli altyapı ve lojistik projeleriyle daha da güçlendiriyoruz. Bu çerçevede Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projeleri kilit öneme sahip. Türkiye, Çin”i Avrupa”ya bağlayan Orta Koridor”un ana omurgasında yer alıyor. Ayrıca bölgesel entegrasyona katkıda bulunacak Kalkınma Yolu Projesi”ni hayata geçirmek için de çalışmalarımıza başladık.” dedi.

Artan borçluluğun bir diğer yapısal risk olduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye”nin toplam borçluluğunun milli gelirinin sadece yüzde 93″ü olduğunu, benzer gelişmekte olan ülkelerde ise bu oranın yüzde 245 seviyelerinde olduğunu söyledi.

Şimşek, Türkiye”nin büyümesinin önünde borç kaynaklı bir engel bulunmadığını ifade ederek, “Borç stokumuz düşük olduğu için piyasalardaki dalgalanmalar sona erdiğinde Türkiye”nin güçlü temelleri yatırımcıların dikkatini tekrar çekecektir.” ifadesini kullandı.

Küresel yatırımcıların şu anda temkinli davrandıkları ve riskten kaçındıkları değerlendirmesinde bulunan Şimşek, gelişmekte olan ülkelerin yatırımcılara nispeten riskli görüldüğünü ifade etti ve sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak biz şuna inanıyoruz, Türkiye için bu geçici bir trend. Zamanla yatırımcılar yeniden güçlü makro ekonomik temelleri ve hikayesi olan ülkelere odaklanacaklar. Türkiye bu noktada pozitif olarak ayrışacak ülkelerin başında geliyor.”

TÜRKİYE”NİN ÖNÜNDEKİ 15-20 SENELİK FIRSAT PENCERESİ

Şimşek, demografik dönüşüm ve yaşlı nüfus oranının küresel düzeyde önemli bir gelişme olduğunu belirterek, Türkiye”nin önünde en az 15-20 yıllık bir fırsat penceresi olduğunu ve çalışma çağındaki nüfusun artmaya devam ettiğini bildirdi.

Kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 36 seviyesinde yani oldukça düşük olduğunu ifade eden Şimşek, burada ciddi bir potansiyel olduğunu ve kadınların işgücüne katılım oranını artırmak için reformları hızlandırdıklarını söyledi.

Şimşek, üretken yapay zeka ve robot teknolojilerindeki gelişmelerin küresel ekonomiyi ciddi bir şekilde etkileyeceğini vurgulayarak, IMF”nin geçen yıl geliştirdiği yapay zekaya hazırlık endeksinde Türkiye”nin gelişmekte olan ülke ortalamalarının üzerinde olduğuna dikkati çekti.

Gelişmiş ülkelerle aradaki farkın kapatılmasına yönelik ise çalışmaların sürdüğünü bildiren Şimşek, “Yapay zeka ve ileri teknolojileri bir öncelik alanı olarak görüyoruz. Özellikle dijitalleşme alanındaki yatırımlarımızı artırıyoruz. En büyük avantajımız ise nitelikli insan kaynağımız.” dedi.

Şimşek, bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek için altyapıyı güçlendirdiklerini kaydederek, “Bunun için önümüzdeki dönemde fiber kapasitemizi genişleteceğiz. 5G sonrasına yatırım yapacağız. Büyük veri merkezleri, ulusal GPS”in oluşturulması ve nükleer enerji gibi alanlarda yatırımlarımızı hızlandıracağız.” değerlendirmesinde de bulundu.

TÜRKİYE KÜRESEL SORUNDAN MUAF DEĞİL

Şimşek, iklim değişikliğinin küresel yapısal sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak, Türkiye”nin de bu tehditten muaf olmadığını belirtti.

Bu tehditlerin giderilmesi için enerjiden sulamaya kadar birçok alanda yatırım yapıldığını söyleyen Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“İçinde bulunduğumuz küresel konjonktürde Türkiye çok önemli avantajlara sahip. Uyguladığınız programla birlikte bu avantajları kalıcı kazanımlara dönüştürmek istiyoruz. Dünyadaki bu türbülansı, bu sorunları Türkiye için bir fırsata dönüştürme çabası içerisindeyiz. Programımızın temel hedefi olan dezenflasyon süreci başarılı bir şekilde devam ediyor, yıllık enflasyon 10 aydır geriliyor. Mart enflasyonu yüzde 38,1 olarak gerçekleşti. Geçen sene mayıstaki zirvesine göre 37 puandan daha fazla azalma söz konusu. Para politikasının gecikmeli etkisi, kamu maliyesinin daha güçlü desteği ve arz yönlü reformlarla enflasyondaki düşüş devam edecek. Maliye politikasındaki disiplinli duruşumuzu sürdüreceğiz. Geçen yıl başlattığımız harcama disiplini ve tasarruf tedbirlerini bu yıl da devam ettireceğiz. Dış dengede güçlü bir iyileşme var, brüt dış finansman ihtiyacımız azalıyor.”

Şimşek, Mayıs 2023″te 55 milyar doların üzerinde olan cari açığın şubat itibarıyla 12,8 milyara gerilediğini vurguladı.

Altın ithalatı hariç bakıldığında Türkiye”nin artık ılımlı büyüme ile cari fazla verdiğini söyleyen Şimşek, bunu kalıcı hale getirmek için yapısal dönüşümü hızlandırdıklarını söyledi.

Şimşek, petrol fiyatlarındaki gerilemenin Türkiye”nin lehine olduğunu ve cari açığın düşmesine katkıda bulunacağını da belirtti.

Makroekonomik istikrar ve reform programı uygulandığı bir dönemde 1 milyona yakın yeni istihdamın büyük bir başarı olduğunu da ifade eden Şimşek, şunları kaydetti:

“Küresel belirsizliklerin, iç ve dış talepteki yavaşlamanın ekonomik aktivite üzerinde geçici etkiler yaratması mümkündür. Ancak biz kısa vadeli dalgalanmalarının ötesine geçen sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme için sağlam temelleri inşa etmeye devam ediyoruz. Dolayısıyla ülkemiz açısından iyimser olmak için güçlü gerekçelerimiz var. Her küresel kriz aynı zamanda fırsatlar barındırır. Biz ülkemizin potansiyeline inanıyoruz, bu potansiyeli gerçekleştirmek için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu dönemi sadece riskleri yönetmek için değil ekonomimizi daha rekabetçi kılacak yapısal dönüşümü hayata geçirmek için de bir fırsat olarak görüyoruz.”

Source:


Bakan Murat Kurum: Seferberlik ruhuyla çalışırsak, İstanbul”u birkaç yılda toparlarız

İstanbul”da 23 Nisan”da meydana gelen 6.2 şiddetindeki deprem herkesi korkuttu. İstanbul”da artçı depremler devam ederken, bugünkü kabine toplantısının ana gündem maddesi deprem konusu olacak. Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile kabine toplantısı öncesi deprem konusunda bir konuşma gerçekleştirdi. Selvi, Murat Kurum ile yaptığı konuşmanın detaylarına köşesinde yer verdi. Selvi Kurum”a “İstanbul kurtulamayacak bir şehir mi? İstanbul depreme hazırlıklı hale getirilemez mi?” sorularını yöneltti. Murat Kurum bu sorulara çok net cevap verdi. Murat Kurum, “İstanbul toparlanamayacak bir şehir değil. Hep beraber hareket edersek, bir seferberlik ruhuyla çalışırsak, İstanbul’daki riski en aza indirir, İstanbul’u birkaç yıl içinde toparlarız. Biz bu işin üstesinden geliriz” dedi. Abdulkadir Selvi”nin yazısının tamamı şöyle: Deprem konusunda da ikiye bölünmeyi başardık. Deprem profesörleri, “karamsarlar” ve “iyimserler” olarak ikiye bölündü. Karamsarlar, büyük İstanbul depremi an meselesi diyor, iyimserler ise büyük İstanbul depremini küçük atlattık havasında konuşuyor. Herkes inanmak istediğine inanıyor. Depremden kaçamayacağımıza göre, aslında bundan sonra İstanbul’u depreme nasıl hazırlamamız gerektiğini konuşmalıyız. Çünkü deprem artık bir beka sorunu haline geldi. Bugün Kabine toplantısının öncelikli gündeminde deprem konusu yer alıyor. Alternatifli çalışma yaptık Kabine toplantısı öncesinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la konuştum. “Alternatifli çalışma yaptık. İstanbul depremini konuşacağız. Kentsel dönüşümle ilgili yapılacakları ele alacağız. Yarısı Bizden kampanyasında sağladığımız imkânlarda güncelleme yapmayı planlıyoruz. Bunları Sayın Cumhurbaşkanımız bir paket olarak açıklayacak” dedi. Çevre Bakanı Kurum’a, “İstanbul kurtulamayacak bir şehir mi? İstanbul depreme hazırlıklı hale getirilemez mi?” diye sordum. Murat Kurum çok net konuştu. “İstanbul toparlanamayacak bir şehir değil. Hep beraber hareket edersek, bir seferberlik ruhuyla çalışırsak, İstanbul’daki riski en aza indirir, İstanbul’u birkaç yıl içinde toparlarız. Biz bu işin üstesinden geliriz” dedi. Benim aradığım da bu. Biz bunu başarabiliriz. 6 Şubat’ta asrın felaketini yaşadık. 11 şehrimiz yıkıldı. “10 Türkiye bir araya gelse bunun altından kalkamaz” deniliyordu. Ne oldu? Başarıyoruz. Yeter ki kendimize inanalım. Yeter ki kendimize güvenelim. Yeter ki, seferberlik ruhuyla bu işe başlayalım. Sizi rakamlara boğmak istemiyorum. Ama bazı şeyler rakam vermeden anlatılamıyor. Murat Kurum bu konuda dünyanın sayılı başarılı isimlerinden biri. Deprem bölgesini ayağa kaldırdı. Murat Kurum’a, “İstanbul nasıl ayağa kaldırılır, depreme dayanıklı hale getirilir” diye sordum. “Bakın 6 Şubat depreminden sonra 2.5 yıl içinde 600 bine yakın inşaat fiilen başlamış durumda. 11 ilde 452 bin konutu yıl sonuna kadar teslim edeceğiz. Biz bunu yapabiliyoruz. Bunu yapacak kapasiteye sahibiz. Seferberlik ruhuyla birkaç yılda İstanbul’daki riski de minimize edebiliriz” dedi. “Amaları, fakatları bırakarak İstanbul”u depreme hazırlamamız lazım” Depremden önce yapmak ile depremde yıkıldıktan sonra yapmak arasında dağlar kadar fark var. Yitip giden canlar ise hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Murat Kurum da ona dikkat çekti. “Depremden sonra hemen toparlanabilmek ne kadar önemliyse depreme hazırlıklı olmak çok daha önemli. Bu noktada hep birlikte hareket etmemiz lazım. Biz üzerimize düşeni yapacağız. Amaları, fakatları, polemikleri, mazeretleri bir yana bırakarak İstanbul’u depreme hazırlamamız lazım. Deprem olmadan önlem almamız lazım. Onun için diyoruz ki, gelin hep birlikte el ele verip İstanbul’u kurtaralım” diye konuştu. Murat Kurum’un bu değerlendirmesine itiraz etmek mümkün değil. Çünkü başka İstanbul yok. Çevre Bakanı Kurum’a 23 Nisan’daki 6.2’lik depremden sonra yaptıkları tespitleri sordum. “Arkadaşlarımız hasar ihbarı yapılan binaları yerinde bire bir incelediler, tespitlerini yaptılar. 15 bin 13 binayı inceledik. 12 bin 398 binanın hasarsız, 1025 binanın az hasarlı olduğunu tespit ettik. Az hasarlı binaları da Yarısı Bizden kampanyasına dahil ettik. Arkadaşlarımız az hasarlı dediğimiz binalara gidip Yarısı Bizden kampanyasına katılmaları için ikna etmeye çalışacaklar. Ayrıca 2000 yılından önce yapılan binalara da gideceğiz. Onları da Yarısı Bizden kampanyası ile yapalım diye ikna etmeye çalışacağız. Ayrıca belediyelere de siz de deprem bütçesi ayırın, hep birlikte hareket edelim diyeceğiz. Belediyelere eğer Bakanlık’ta bekleyen bir işleminiz varsa hemen yardımcı olalım diyeceğiz. Bakanlık, belediyeler ve halkımızla birlikte hareket edersek İstanbul’daki riski en aza indirir, birkaç yıl içinde bu işin üstesinden gelir, İstanbul’u depreme hazırlıklı bir şehir haline getiririz” dedi. Yapı stoku Peki İstanbul’un yapı stoku ne durumda yani bu iş altından kalkılacak durumda mı? Bakan Kurum umutsuz bir tablo çizmedi. “2025 yılı itibarıyla İstanbul’umuzda 8 milyon 70 bin bağımsız bölüm var. Bunun 3 milyon 393 bini 2000 yılı ve öncesi. Bu şu demek; yüzde 60’ı yeni yönetmeliklere göre yapılmış. 2000 yılındaki bina stokuna baktığınızda İstanbul’un tamamı riskliyken bugün İstanbul’un yüzde 60’ı güvenli hale gelmiş. Bu binaların 1.5 milyonunun riskli olduğunu görüyoruz. Acilen dönüşmesi gereken 600 bin konut. 2025 yılında tüm gücümüzle İstanbul’da olacağız. Seferberlik ruhuyla çalışıp birkaç yılda İstanbul’u toparlayacağız” diye konuştu. Umutsuz vaka Dikkat ederseniz burada Ekrem İmamoğlu’nun depremle ilgili çalışmalarına değinmedim. Çünkü bu konuda umutsuz vaka. Konser bütçesi, deprem bütçesinden daha fazla olan bir zihniyet ne yapabilir ki? Ekrem İmamoğlu 5 yılda bu sorunu çözerim demişti, 6 yılda 7 bin 39 konut yapmış. İmamoğlu’na bırakılırsa İstanbul’un birkaç asır beklemesi gerekir.

Source: Internet Haber


Türkiye”nin rüzgâr enerjisi ihracatı 2,2 milyar doları aştı

Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) ve beraberindeki heyet, Kopenhag yakınlarındaki Middelgrunden deniz üstü rüzgâr enerjisi santralini ziyaret etti. 2000 yılında kurulan bu santral, dönemin en büyük deniz üstü rüzgâr çiftliği olarak tarihe geçmişti ve şu anda Kopenhag’ın elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 4″ünü karşılıyor.Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan TÜREB Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi endüstrisinin 2,2 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaştığını, bunun da cirosunun yüzde 70’ini oluşturduğunu belirtti.Yaman, deniz üstü rüzgâr enerjisinin daha yüksek üretim kapasitesine sahip olmasının büyük avantajlar sunduğuna dikkat çekti.Yaman, “Denizüstü rüzgâr sadece enerji üretimi olarak görülmemeli. Bu alana yatırım yaparken tedarik zincirini oluşturma, know-how elde etme ve bu bilgiyi ihracata yönlendirme imkânı bulacağız” dedi.Türkiye’nin karasal rüzgâr endüstrisinin başardığı başarıyı deniz üstü rüzgâr enerjisinde de elde edebileceğini belirten Yaman, “Deniz üstü rüzgâr enerjisine gerekli destek sağlanırsa çok ciddi bir sanayi oluşacak ve Türkiye, Avrupa’nın enerji dönüşümünde önemli bir rol oynayacak” ifadelerini kullandı.Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr enerjisi projeleri için şu anda Marmara Denizi’nde dört alan belirlendi ve bu alanlarda teknik analizlere başlandı.Yaman, “2026 yılının ilk çeyreği sonunda bu alanlara ilişkin teknik fizibilite için yeterli veriyi toplamayı amaçlıyoruz” dedi.Yaman, iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadelede enerji sektörüne büyük sorumluluk düştüğünü, deniz üstü rüzgâr enerjisinin de önemli bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirtti.Türkiye’nin bu alanda yaptığı çalışmaların, ülke ekonomisine katkı sağlamakla kalmayıp, Avrupa’nın enerji dönüşümüne de katkı sunması bekleniyor.

Source: Dünya Gazetesi


4.9″luk deprem paniğe neden oldu! Uzman isim 5 yıl önceki yıkımı hatırlattı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgiye göre, dün akşam saat 21.09″da merkez üssü Sivrice olan 4,9 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Depremin 11,31 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi. Hasan Sözbilir 5 YIL ÖNCEKİ DEPREMİ HATIRLATTI Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Elazığ”ın Sivrice ilçesinde meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depreme ilişkin, “İlk gözlemlerimiz depremin bundan 5 yıl önceki 24 Ocak 2020 Elazığ depreminde kırılmamış, sismik boşluk niteliğindeki bölümünde gelişmiş artçı bir deprem olduğunu göstermektedir. ” dedi. Sözbilir, AA muhabirine, Sivrice”deki depremin Doğu Anadolu Fayı”nın Pütürge segmentine bağlı batı kolunda meydana geldiğini belirtti. “KÜÇÜK ÖLÇEKLİ DEPREMLERİN OLMASI OLAĞANDIR” Panik yapacak bir durumun olmadığını dile getiren Sözbilir, şunları kaydetti: “Ayrıca 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi sonrasında Pütürge ve Çelikhan arasında devam eden stres transferi nedeniyle bu tür küçük ölçekli depremlerin olması olağandır.”

Source: Gözde Nur Bayar