Suyun izindeki yaşamlar
Güneşin kavurucu bakışları altında; suyun varlığı bir mucize, yokluğu ise birlanettir. Bu yoklukla varlık arasındaki uçurumda, suya dair her fısıltı birefsanenin yankısı gibidir. Belki de buyüzden Augrabies Şelaleleri’nin türbülanslı sularında kıvrılan dev bir yılanın hikâyesi kulaktan kulağa dolaşır.Orange Nehri’nin kıyısında yer alanAugrabies, doğanın hem görkemli hemde ürkütücü yüzünü aynı anda sergiler. Khoi halkı, bu yere “büyük gürültünün yeri” anlamına gelen “Aukoerebis” adını vermiş. Suyun kayalıklardan aşağıya öfkeyle savrulduğu, yankının günlerce zihinde kaldığı şelalenin köpüren gövdesinin altında, ışıldayan pullarıyla devasa bir su yılanının (waterslang) yaşadığına inanılır.Başında elmas gibi parlayan bir taştaşır; gözleri hipnotik bir girdap gibi bakar derinliklerden. Onu gören,ya sonsuz bir servete ulaşır ya da suların altına çekilip sonsuzluğa karışır. Kimi anlatılarda bir koruyucu, kimisinde ise cezalandırıcı bir ruhtur.Orange ve Sak nehirleri boyuncaanlatılan bu hikâyeler, sadece korkutmak için uydurulmuş masallar değildir. Khoi ve San halkları, suyun yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir varlık olduğuna inanır. Waterslang; bu inancınşekil bulmuş halidir; doğanın dengesini bozanları cezalandıran, ona saygıduyanlara ise rehberlik eden bir güç.Yağmurun uzun süre yağmadığı dönemlerde insanlar Waterslang’in kızgın olduğuna inanır. Onun affını kazanmak için eski ritüeller uygulanır,kurbanlar sunulur, hediyeler verilir.Çünkü eğer o isterse susuzluk sonsuza dek sürebilir ya da tufanlar bir anda her şeyi yutabilir. Efsaneler her nekadar gerçek dışı da görünse Karoo veKalahari’nin insanları, suyun peşindedoğar, suyun izinde ölür.EFSANELERDEN GÜNÜMÜZEYerli kabile üyelerinin yaptığı gibiKaroo’nun toprak yolunda yalın ayakyürümeye karar verdim. Bu coğrafyada, yağmur çekirgeleri ötmeye başladığında, kırlangıçlar alçaktan uçtuğunda, kaplumbağalar yüksek yerlere yöneldiğinde, karıncalar olağan dışı hareketlendiğinde, hasat termitleri toprağınüzerinde vızıldadığındave kertenkeleler kuzeyedönüp kayaların üzerine tırmandığında; yağmurun geleceği bilinirdi.Zihnimdeki tüm bilgileriyoklayarak ufku dikkatlice inceledim ancak yağmurun yağacağına dair en ufak bir belirti bile göremedim. Güneş tenime alev parçasıgibi yapıştı; cildimi ısıttı, kemiklerimeişleyen bir kuruluk bıraktı.Hafif rüzgâr yüzümü okşarken taşıdığı kuru tozlu hava dudaklarımıçatlattı. Ayaklarımın altındaki yol,yıllar boyunca güneşin altında sertleşmiş, incecik toz haline gelmiş toprağın üzerinde uzanıyordu. O tozunarasına gizlenmiş taş parçaları, ayağıma batıyordu. Ufalanıp savrulmakiçin Karoo rüzgârlarını bekleyen küçücük taşlardı bunlar. Bu batma, canyakan bir acıdan çok bir dürtü gibiydi. Beni her adımda tabiatla sessiz birdiyalog kurmaya iten.Uzakta, bir Halladay rüzgar pompası Karoo’nun ortasında dönerek kuru otların hışırtısına karışan bir şarkısöylemeye başladı. Gıcırdayan kanatları, rüzgârın temposuna ayak uydurup, zaman zaman ince bir inilti gibiyükselip sonra susuyordu. Suyun yukarı çekildiği her turda, toprak suyadoyarken; kuru otlar hareketlendi,köklü bitkiler sessizce şükretti. Havaya karışan toprağın kokusu, çalıların arasına gizlenmiş yabani kekikle birleşti; Karoo’nun kurak ama direnen ruhunu içime taşıdı.SUYU YERDEN ÇEKMEKKaroo’ya ulaştığındazaten yaşlıydı Halladaypompası. Ama hâlâ işeyarıyordu ve asırlarca yarayacaktı da… 19. yüzyılda Amerika’da doğmuştu; kaderi rüzgârlaanlaşmak, suyu yerdençekmekti.Rüzgârın gücünü kullanarak yeraltı sularını yeryüzüne taşıyan bu sistem, Karoo’da tarımın ve hayvancılığın gelişmesine büyük katkıda bulundu. Rüzgârla pazarlık yapmayı öğrenen insanlar, bu coğrafyada kaderlerini Waterslang’ın merhametine bırakmadan hayatta kalabileceklerini öğrendi.Pompanın gövdesi paslıydı, yer yereğilmişti ama inadından bir şey yitirmemişti. Tıpkı bu topraklarda tutunan insanlar gibi. Burada yaşamak,başka her şeyden önce sabır gerektirirdi ve bu pompa sabrın kendisiydi.Küçücük yalağı dolduran su, sadeceçiftlik hayvanlarının değil, doğanında buluşma noktası olmuştu. Etleriiçin yetiştirilenlerle özgürce dolaşanlar, susuzluk karşısında yan yana gelmişti. Bu yalak, Karoo’nun ortasındageçici bir barış yeriydi; susuzluk karşısında herkes eşitti.Cape Town’a dönerken yol boyunca karşıma çıkan yerleşim tabelalarına dikkat kesildim. Karoo’daki birçokkasaba ve çiftlik, suyun doğasını veyayokluğunu anlatan isimler taşıyordu:Soetfontein (Tatlı Pınar), Brakfontein(Tuzlu Pınar), Putsonderwater (SusuzKuyu), Verneuk Pan (Aldatan Göl)…Her biri bir hikâye fısıldıyor, biri susuzluğun, biri umudun izini taşıyordu.SU YILANI…Susuzluk sadece Karoo’nun kurumuştopraklarında değil; Konya Ovası’ndayeraltı sularının çekilmesiyle oluşandev obruklarda, Cape Town’da muslukların kapanmasına gün sayılan “DayZero” sabahlarında, Sahra’da göç yollarını belirleyen kurumuş kuyularda,Hindistan sokaklarında tanker beklentisiyle sıralanmış plastik bidonların arasında, bir çiftçinin çatlak ellerini göğe açarken içine gömdüğü çaresizlikte karşımıza çıkıyor.İnsanlık, suya binlerce yıl boyunca ruh yükledi. Onu Waterslang gibi mitolojik varlıklarla korudu, kutsadı. Çünkü bilirdi ki su yalnızca hayat vermez; medeniyet kurar ve yıkar,düzen verir ve bozar, bağ kurar ve koparır, hafıza yaratır ya da unutturur.Bugünse onu musluktan akan biralışkanlığa indirgedik. Unuttukça kirlettik, tükettikçe değersizleştirdik. Oysa “su”, artık her zamankinden dahakutsal. Çünkü yokluğu artık yalnızcaefsanelerde değil, gerçeğin tam ortasında kendini gösteriyor.
Source: Elif Günsel
Sırrı Süreyya Önder’in vasiyeti ortaya çıktı! Cenaze töreninde açıklamış
TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, tedavisinin 18. gününde çoklu organ yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Sırrı Süreyya Önder”in vasiyeti ortaya çıktı.Yazar Tarık Tufan, Önder”in katıldıkları bir cenaze töreninde kendi tabutunun arkasından Şeyh Galip”in Peygamber Efendimiz için kaleme aldığı “Naat-ı Nebevi”nin okunmasını vasiyet ettiğini açıkladı.Tufan, yakın zamanda hastanede ziyaret ettiği Önder’in “film çekelim” teklifine “el hükm-ü lillah” yanıtını verdiğini de aktardı.Tufan, rahatsızlığı sırasında hastanede ziyaret ettiği Önder”e, “Yoruldun Sırrı abi, gel film yapalım.” dediğini ve bunun karşılığında “El hükm-ü Lillah” dediğini de aktardı.
Source: Mehmet Küçükkahveci
Tarihi eserlere cerrahi operasyon! Depremde hasar gördü, Erzurum”da tedavi ediliyor
Kahramanmaraş merkezli iki depremde, resmi verilere göre 53 binden fazla kişi hayatını kaybetti. 11 ilde ağır yıkıma neden olan depremler, 13 milyon kişinin hayatını doğrudan etkiledi. Binalar yıkıldı, evler dağıldı, mahallelere yok oldu. Bütün bunların yanında; tarihi değerleri olan, geçmiş ile gelecek arasında bağ kuran, Anadolu coğrafyasında yaşanmış olan medeniyetlerin şahitliğini yapan eserlerde darmadağın oldu. Bunlardan birisi Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Hellenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminden pek çok önemli eser ev sahipliği yapan Hatay Müzesi oldu. Deprem sonrasında ilk olarak Hatay Arkeoloji Müzesi”ndeki eserlerin, oluşan tahribatın durumuyla ilgili bir tespit yapıldı. Özellikle cam ve pişmiş eserlerde tahribatlar olduğu görüldü. Bunlar hassasiyetle toplandı ve tasnif edildi. Daha sonra ülke genelinde bulunan bir çok Restorasyon ve Konvervasyon Bölge Laboratuvarına gönderildi. Bu eserlerin ayağa kalkması ve yeniden sergilenmesi için yapılan çalışmalar çerçevesinde 205 esere ait parçalar Erzurum Restorasyon ve Konvervasyon Bölge Laboratuvarı”nda uzman ellere teslim edildi. Bugünlerde Rabia Genç, Muhammed Kırmaç, Erol Usman, Mete Efe Candar ve Örüm İmamoğlu oluşan ekip sabırla, adeta yapboz tekniği ile yüzyıllık eserleri bir kez daha hayata döndürüyor. Erzurum Restorasyon ve Konvervasyon Bölge Laboratuvarı Sanat Tarihçi ve Restoratör Rabia Genç, Hatay Müzesi”nden kendilerine gelen cam ve pişmiş eserleri titiz bir çalışma ile ayağa kaldırmaya çalıştıklarını ifade ederek, Bunlar tarihe dair önemli izleri taşıyan eserler. Deprem sonrası meydana gelen tahribatları gidermeye ve yeniden Hatay Müzesi”nde sergilenmeleri için yoğun bir emek harcıyoruz. Seramik ve cam eserlerin tek tek parçalarını bulmaya çalışıyoruz şeklinde konuştu.
Source: Gazetevatan.com
Ünlü İsimlerden Sırrı Süreyya Önder”e veda mesajları
Sırrı Süreyya Önder kalp rahatsızlığı nedeniyle geçirdiği 12 saatlik ameliyatın ardından kaldırıldığı yoğun bakım ünitesinde 18 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Önder çoklu organ yetmezliğinden 62 yaşında hayata gözlerini yumdu. Önder”in vefatı sanat ve siyaset camiasını yasa boğdu. Sırrı Süreyya Önder”in ölüm haberini alan ünlü isimler sosyal medya hesaplarından başsağlığı mesajları paylaştı. İBRAHİM TATLISES “Tertemiz bir adamı kaybettik. Sırrı Süreyya Önder”e Allah”tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.””Mekanın cennet olsun güzel adam, adam gibi adam””Barışı seve seve gittin. Bizleri de sensiz bıraktın” HÜLYA KOÇYİĞİT “Sırrı Süreyya Önder”in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim ne yazık ki… O, Türkiye”de barış, birlik, beraberlik için, terörsüz Türkiye için barış dilini her zaman savunan bir sanatçı, bir siyaset insanıydı. O; İyiliğiyle, zekâsıyla herkesin yüreğine dokunan gerçek bir kültür insanıydı. Hoşça kal Sırrı Süreyya Önder. Kalbimizde, barış için verdiğin çabalarla yaşamaya devam edeceksin. Kendisine Allah”tan rahmet, ailesi başta olmak üzere tüm sevenlerine sabır diliyorum.” YAVUZ BİNGÖL “Üç kuruşluk dünya. Bunu bilerek yaşardı Sırrı. Bırakın insanın insana kıymasını, kimsenin kalbini kırmaz, üzmezdi. Konuştu mu kitabın ortasından konuşurdu. Tüm güzellikleri, iyilikleri kendine toplamıştı. Barışa ömrünü vermişti. Sırrı”ya kalsa bütün gözyaşlarını kirpiklerden toplamak, bütün silahları bir meydanda yakmak, bütün acıları aşka çevirmek isterdi… Güzel adamdı, iyi adamdı, iyi bir dost, ahde vefası yüksek. Kısacası insandı. Çok üzgünüm. Onu çok ama çok özleyeceğim. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin… Can dostum. Beni kim arayacak gece yarıları, kime türkü söyleyeceğim?” SELÇUK YÖNTEM “Sevgiyle sanatın ve siyasetin yaşamda olabileceğini keskin mizahıyla vurgulayan bir değeri kaybettik. Huzur içinde uyu. Seni çok özleyeceğiz…” ATA DEMİRER “Seni çok özleyeceğiz.” MAHSUN KIRMIZIGÜL “Seni hep o gülümseyen yüzünle hatırlayacağım… O samimi, içten tavırlarınla, insana güven veren duruşunla… Vicdanınla, merhametinle, insana olan inancınla… Yolsuzluğa hiç bulaşmadan, tertemiz kalabilmiş bir adam olarak… Barış için hayatını ortaya koyan biri olarak… Türk olduğun halde Kürt halkına sahip çıkan, onların acısını kendi yüreğinde hisseden biri olarak… Yazdığın senaryolarla, yönettiğin filmlerle, söylediğin her sözle bize insan kalmanın ne kadar kıymetli, ne kadar erdemli bir şey olduğunu gösterdin. En son annem vefat ettiğinde beni aramıştın… “Üzülme kardaşım… Hepimiz bir gün gideceğiz Mahsunum,” demiştin ısrarla. Ama ne yazık ki Sırrı ağabey… Sen çok erken gittin. Sırrı Süreyya Önder… Bize çok şey kattın. Sana minnettarız. Ailene ve tüm sevenlerine sabır; hepimize baş sağlığı diliyorum.” YILMAZ ERDOĞAN “Seni çok özleyeceğiz.” DEMET EVGAR “Çok üzgünüm, çok.” TOLGA SAĞ “Genç iken ölene ölüm zor iş. Siyasetin ve sanatın ne güzel bir rengiydin sen. Devrin daim olsun Sırrı Abi.” ONUR AKIN “Yolun ışıklı aydınlık olsun Sırrı abi. Güle güle git. Bu ülkede yüzü gülen her insanın gülüşünde hakkın var. Hakkını helal et güzel abim, mekanın cennet olsun. Gönüllerdesin. Yüreğimdesin.” DEMET SAĞIROĞLU “Yine güzel bir insanı yitirdik. Ailesine ve sevenlerine sabır dilerim. Nur içinde uyusun.” SÜHA UYGUR “Sevgili arkadaşım, gittiğin yerde huzuru bulmanı diliyorum.” CELİL NALÇAKAN “Kederim tarifsiz. Ailesine ve biz sevenlerine sabır diliyorum.” SAADET IŞIL AKSOY “Başımız sağ olsun. Güzel insanlardan biriydi.” NAZAN ÖNCEL “Her şey bi” yana “Hayat bir türkü kadar kısa.” cümlesiyle hatırlayacağız onu. Güle güle Sırrı Süreyya Önder devrin daim olsun.” AYLİN ASLIM “Biz senden razıyız güzel insan. Nur ol. Başımız sağ olsun. Çok üzgünüm.” AYNUR DOĞAN “Henüz değildi… Bu kadar acele etmemeliydin. Böyle sahipsiz kalmamalıydı tüm sevenlerin. Yine kimsesizliğin ortasında, tuhaf bir boşlukta kaldık. Çok üzgünüm.” REDD “Düşündürdün, güldürdün, okuttun, izlettin, birleştirdin. Sırrı Süreyya Önder uğurlar olsun.” HAZAL KAYA “Üzüntümü tarif edemiyorum. Biz artık daha yalnızız, dünya daha karanlık bir yer. Seni çok seviyoruz Sırrı ağabey, hoşça kal.” SERTAB ERENER “İyiler hep erken gidiyor. Çok üzgünüm.” TAMER KARADAĞLI “Sırrı Süreyya Önder”i kaybetmişiz. Gerçekten çok üzgünüm. Çok beyefendi bir adamdı. Sevenlerine ve ailesine sabır diliyorum. Mekânın cennet olsun dostum.” DEMET AKBAĞ “Zeki, komik, naif ve güzel yürekli adam, muzip gülümsemen hiç silinmeyecek hafızamdan.” ŞENAY GÜRLER “Ah be… Çok üzüldüm.” NİHAT DOĞAN “Mekânın cennet olsun. Barışa ömrünü adayan adam…” MERT FIRAT “Sırrı Süreyya Önder”i kaybettik. Çok üzgünüm. Yalnızca bir siyasetçi değil, bir anlatıcı, bir insanlık vicdanı, bir hafıza taşıyıcısıydı… Barışı, adaleti, insanlık onurunu savundu. Meydanlardan sinema perdesine, kalpten kalbe dokunan bir iz bıraktı. Hakkı ödenmez. Ruhu şad olsun. Mekânı cennet olsun.” SEDA BAKAN “Çok üzgünüm. Tüm sevenlerine ve ailesine başsağlığı diliyorum.” GUPSE ÖZAY “Ne güzel ağabeyimizdin sen Sırrı ağabey.” RIZA KOCAOĞLU “Ah, benim güzel ağabeyim, ruhun şâd olsun.” İCLAL AYDIN “Çok uzun yazmak istedim. İyileşmeni bekliyordum. Olmadı. Vakti gelince görüşmek üzere. Hoşça kal Sırrı…” ERSİN KORKUT “Mekânın cennet olsun Sırrı ağabey…” SEDA SAYAN “Mekânın cennet olsun.” ESER YENENLER “Seni tanımak büyük bir şans. Yattığın yer incitmesin, Sırrı ağabey.” MELİSA SÖZEN “Güle güle Sırrı ağabey. Ömrünü adadığın doğruların, bir arada yaşamaya olan inancın ve tüm zorluklara muzipçe gülümseyişinle iyi ki var oldun. Başımız sağ olsun, huzur içinde uyu.” AJDA PEKKAN “Sırrı Süreyya Önder”in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim. Sanata, edebiyata ve düşün dünyasına kattıklarıyla hatırlanacak. Ailesine, sevenlerine ve tüm dostlarına başsağlığı diliyorum.” AHMET GÜNEŞTEKİN “Değerli bir dostu, Sırrı Süreyya Önder”i kaybettik. Çok üzgünüm. Son yılların büyük bilgelerinden, yeniçağ dervişi, bir söz ustası idi. O hak, hukuk ve adaleti, insanlık onurunu savundu. Sanatla yoğrulmuş usta bir sanatçıydı. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.” YILDIZ TİLBE “Sırrı Süreyya Önder Allah”ın Rahmeti üzerine olsun. Ailesine sabır dilerim. Sevenlerinin başı sağ olsun. Allah yerini yurdunu Cennet eylesin.” DEFNE SAMYELİ “Sırrı Süreyya Önder tedavi gördüğü hastanede hayatını yitirmiş. Kendisine Allah”tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Demokrasi ve barışın inşası adına içtenliğine inandığım, entelektüelliği, hoş sohbeti ve çok siyasetçide olmayan yapıcı iletişim diliyle daha güzel günlere katkı olacağını umut ettiğim az kişiden biriydi. Mekânı cennet olsun.” ERCAN KESAL “Sırrı”nın bu dünyayla kurduğu ilişki bundan sonra da örnek alınmalı, sürdürülmeli, bıraktığı yerden devam ettirilmelidir. Bu Sırrı”ya dair haklarımızın helalini vermenin bir zorunluluğudur. ” DOĞA RUTKAY KAMAL “Ne güzel abimizdin sen SIRRI abi…” HASİBE EREN “Çok erken.” ESRA EROL “Siyaset ve sanat dünyamızın gülen yüzü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder”in ölümüne çok üzüldüm. Ülkemizin barış ve kardeşliği için çalışan merhum Önder”e Allah”tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.” HAZAR ERGÜÇLÜ “Sen hep bizimlesin ağabey.”
Source: Çağla Taşçı
SSCB döneminde Kazakistan”a sürgün edilen halkların torunları, atalarının yaşadıklarını unutmadı
Kazakistan, Josef Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği’nin “güvenilmez” bulduğu gerekçesiyle sürgün ettiği halklar için önemli bir merkezdi.
Bu dönemde Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerinde zorla yerlerinden olan, başta Alman, Çeçen ve Koreliler olmak üzere 500 bini aşkın etnik grup, vagonlarla Kazak bozkırlarına sürgün edildi.
Çoğu açlık ve soğuk nedeniyle yolda hayatını kaybetti, Kazakistan’a ulaşanlar ise yerel halkın yardımıyla hayatta kalmayı başardı.
Bu süreçle birlikte çok etnikli yapıya dönüşen Kazakistan, dil, din ve mezhep açısından farklılık gösteren 100’den fazla etnik gruba ev sahipliği yaptı.
SSCB döneminde Çeçen-İnguş kökenli ailesi Kazakistan’a sürgün edilen Hanifa Masiyeva, yakınlarının yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Masiyeva, annesi ile babasının 1944’te Kazakistan’a sürgün edildiğini belirterek, “İkinci Dünya Savaşı’nın son yılıydı. 23 Şubat 1944’te “devlete ihanet” gibi asılsız bir suçlamayla Çeçen ve İnguş halkının tamamı sürgün edildi. Sürgün edilenlerin çoğu çocuklar, kadınlar ve yaşlılardı çünkü erkeklerin neredeyse hepsi savaşta, cephedeydi.” diye konuştu.
Kazakistan’a sürgün edildiğinde babasının 16 yaşında olduğunu belirten Masiyeva, her şeyi hatırlayacak yaşta olması nedeniyle ondan çok acı hikayeler dinlediğini söyledi.
Masiyeva, “Sürgün, insanların dayanamayıp yolda ölmesini amaçlıyordu. Halkımız, özellikle çetin kış şartlarına sahip Kazakistan’ın kuzeyine sürgün edildi. Uçsuz bucaksız bozkırda kaderlerine terk edildiler. Babam, o sürgünde insanların birbirine yardım ederek hayatta kaldığını anlatırdı.” dedi.
Sürgün edilen halkların eğitim, çalışma ve özgür yaşam sürme gibi temel haklarının ellerinden alındığını anlatan Masiyeva, “Ancak 1957’de alınan kararla, tüm suçlamalardan aklandıktan sonra sürgün edilen halkların tarihi vatanlarına dönmelerine izin verildi. Bir kısmı döndü, bir kısmı ise Kazakistan’da kaldı.” ifadelerini kullandı.
Ailesinin Kazakistan’da kaldığını kaydeden Masiyeva, “Ben Kazakistan’da doğdum ve burayı vatanım olarak biliyorum. Çocuklarım da burada doğdu. Annem ile babamın mezarları burada.” dedi.
Masiyeva, Astana’da faaliyet gösteren, yöneticisi olduğu “Vaynah” Çeçen-İnguş Geleneksel Topluluğu ile halk oyunlarını, dilini, geleneksel örf ve adetlerini yaşattıklarını sözlerine ekledi.
Astana’daki Korelilerin Etnokültürel Birliği Üyesi Alena Tyan da 1937’deki büyük sürgünde Orta Asya ve Kazakistan’a gönderilenlerin arasında Rusya’nın uzak doğusunda yaşayan Korelilerin de bulunduğunu anlattı.
Tyan, 1937’de dedesinin Kazakistan”a sürgün edildiğini dile getirerek, “Dedem, sürgün sırasında yolda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini çünkü insanların yük ve hayvanların taşındığı vagonlarla uzun bir yolculuğa çıkarıldıklarını anlattı.” diye konuştu.
Korelilerin çalışkanlığı ve Kazak halkının misafirperverliği sayesinde sürgün yıllarında hayatta kalabildiklerini ifade eden Tyan, “Bugün Kazakistan’da yaşayan Koreliler, üçüncü ve dördüncü kuşak temsilcileri. Kazakistan’ı artık ana vatanımız olarak görüyoruz. Ülkenin dört bir yanında Kore kültür merkezleri aktif şekilde çalışıyor.” dedi.
Çok etnikli toplum ideolojisi öne çıkıyor
Halihazırda 124 etnik grubun yaşadığı Kazakistan’da nüfus politikasının temelinde birlik ve uyum içinde yaşamayı esas alan çok etnikli toplum anlayışı yer alıyor.
Kazakistan Milli İstatistik Kurumunun güncel verilerine göre ülke nüfusu 20 milyon 300 bin kişiyi aştı.
Nüfusun 14 milyon 456 bin 709’unu Kazaklardan, 2 milyon 963 bin 938’i Rus, 678 bin 487’si Özbek, 371 bin 807’si Ukraynalı, 305 bin 648’i Uygur, 223 bin 272’si Alman, 218 bin 936’sı Tatar, 155 bin 364’ü Azerbaycan Türkü, 120 bin 686’sı Koreli, 91 bin 732’si Ahıska Türkü, 86 bin 67’si Dungan, 74 bin 389’u Belaruslu, 58 bin 712’si Tacik, 51 bin 171’i Kürt, 40 bin 200’ü ise Kırgız ve diğer etnik kökenli halklardan oluşuyor.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Source:
Dört çocuk annesi Özlem”e “kadın başına olmaz” diyenler bile hayran kaldı!
Sivas”ta yaşayan 4 çocuk annesi Özlem Şimşek, “kadın başına olmaz” diyenlerin sözlerine aldırış etmeden traktör direksiyonunun başına geçerek çiftçilik yapmaya başladı.
Kent merkezine 25 kilometre uzaklıktaki Göydün köyünde yaşayan 4 çocuk annesi Özlem Şimşek çiftçilik yapmaya başladı.
“Kadın tek başına yapamaz” diyenlere meydan okuyarak tarlaya inen Şimşek, 2015 yılından bu yana çiftçilik yaparak hem ailesine hem de çevresine örnek olmaya devam ediyor.
ŞEKER PANCARINI İLK DİKEN OLDU
Köyde şeker pancarını ilk diken çiftçi olan Şimşek, tarımda öncü adımlar atarak bölgedeki üretim çeşitliliğine katkı sağlıyor.
Sarımsak, silajlık mısır, patates ve fasulye gibi farklı ürünleri kendi imkânlarıyla yetiştiren Şimşek, aynı zamanda üretim sürecinin tüm aşamalarında aktif olarak yer alıyor.
Tarlada sabahın erken saatlerinden gün batımına kadar köydeki diğer çiftçilerle çalışan Şimşek, yetiştirdiği ürünleri satarak ekonomik kazanç sağlıyor.
“6 YILDIR FABRİKALARA ŞEKER PANCARI EKİYORUM”
Kadınların tarımda daha çok yer alması gerektiğini belirten Şimşek şunları söyledi:
“2015 yılından beri çiftçilikle uğraşıyorum. Pancar, fasulye, mısır ektim. Sarımsakı köye ekerek ilk deneyen kişiyim. Çiftçilik yapmak isteyene zor değil. Yeterki insan işini yapmayı sevsin. Güç olarak meşaketli bir iş ama severek yapıyorum. Daha fazla kadının yapmasını isterdim. İnsanlar bana bu kadar zor bir işi nasıl yaptığımı soruyorlar. ‘Kadın başına nasıl yetişiyorsun” diye şaşırıp tebrik ediyorlar. Hiç kimseyi umursamadım. Kendi gücümün olduğunu düşünüyorum. Tarlalarda tek başıma çalışabiliyorum. 6 yıldır fabrikalara şeker pancarı ekiyorum. Sivas bölgesinde kuvvetli topraklarımız var. Ekiyoruz ama maliyetimiz çok yüksek. Kadınlar kendi işlerini yapıp gücü ellerine alsınlar.”
Source:
Tuncer Bakırhan”dan Sırrı Süreyya Önder”e “barış” sözü: Biz bu hikayeyi yarım bırakmayacağız
TBMM Başkan Vekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder , tedavisinin 18. gününde çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Önder için AKM”de düzenlenen cenaze töreninde duygu dolu anlar yaşandı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Önder”e son vedasında barış sürecinin devam edeceğinin altını çizdi. SAHNEDE DUYGU DOLU ANLAR… “Sırrı barışın mücadelesini yürütüyordu” diyen Bakırhan”ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: “Sevgili yol arkadaşım. Senin gibi söz ustasının huzurunda konuşmak zor. Dünya zarafetini yitirmişken tepeden tırnağa adanmışlıktın sen. Badireleri çok olanın hikayesi de çok olur senin gibi yoldaşım. Bayılırdın anlatmaya Türkiye”nin tüm renklerini. Kullandığının her kelimede, yaşadığın bütün coğrafyanın izleri vardı. Murathan Mungan”ın da dediği gibi; ağacın, ormanın dildeki karşılığını bilirdin. “SANA SÖZ SIRRI, FIRAT SUYU MARMARA”YA KARIŞACAK” 10 sene öncesiydi, sen yine barış için yollara düşmüştün. Dedik ki bu sefer olacak, artık barış kazanacak. Bir tek insan ne kadar acı çekerse, bütün insanlar o kadar çekiyordur demektir. Sen bir tek insan acı çekmesin diye kendini barışa adadın. sana söz Fırat suyu Marmaray”a karışacak Sırrı. Sen şimdi gözlerini kapattın ama biz senin gözlerinden bakmaya devam edeceğiz. Uğurlar olsun yoldaşım. Sana söz biz bu hikayeyi yarım bırakmayacağız.
Source: Çağla Çağlar
Hep bir ağızdan seslendirdiler
Türk pop müziğinin efsane ismi Nilüfer, 3 Mayıs akşamı Bostancı Kültür Merkezi’nde sevenleriyle buluştu. Müzikseverlerin salonu doldurduğu konserde sanatçı, bir kez daha gönülleri fethetti. Nilüfer’in klasikleşmiş şarkılarından; Ta Uzak Yollardan , Son Arzum , Böyle Ayrılık Olmaz ve Kavak Yelleri ile başlayan konsere seyirci hep bir ağızdan eşlik etti. Sanatçı, son dönemde büyük beğeni toplayan yeni şarkısı Sebebi Sen i de sahnede ilk kez seslendirdi. Sahnede duygu dolu anlar yaşatan Nilüfer, dakikalarca ayakta alkışlandı. Farklı kuşaklardan müzikseverleri bir araya getiren konserde Nilüfer, özel repertuvarı ve etkileyici performansıyla sevenlerine unutulmaz bir akşam yaşattı. Nilüfer’in güçlü yorumu ve sahne enerjisi, seyirciler bir an bile yerinde oturtmadı.
Source: Habertürk
Adım adım DJ kabinine
İstanbul müzik sahnesinin önemli etkinlikleri arasında ilk sıralarda yer alan Sónar İstanbul, bu yıl 9-10 Mayıs’ta Zorlu PSM’de düzenlenecek. Uluslararası pek çok müzisyenin sahne alacağı etkinlikte yerli elektronik müzik sahnesinden dikkat çeken bir isim de yer alıyor: DJ Serenay Alkan. Küçük yaşlarda gelişen müzik tutkusunu zamanla DJ’liğe dönüştüren Alkan, kariyerini ve müziğe yaklaşımını anlattı. Sözü ona bırakalım…– DJ’liğe nasıl başladınız?Ankaralıyım, küçük yaşlarda piyano ve şan eğitimi aldım ancak o dönemlerde müzikte profesyonel bir yön çizemedim. İşletme okudum, uzun yıllar lisanslı voleybol oynadım, ardından spor eğitmenliği yaptım. Ancak müzik hayatımda her zaman güçlü bir yer tuttu. Ankara’da yaşamanın avantajlarından biri, hafta sonları birbirine yakın mekânlarda farklı tarzlarda sanatçılar dinleyebilmek. Benim de çevremde hep müzisyenler vardı ve zamanla müziğe profesyonel olarak yönelmeye karar verdim. En çok beni etkileyen tür ise elektronik müzik oldu.Sonrasında Ankara’nın en köklü underground kulüplerinden biri olan Kite’ın müzik direktörü Uğur Kırbağ ile tanıştım. Onunla çalışmaya başladım ve bazı gecelerde sahne alma şansı yakaladım. İlk kez çaldığım o anı hâlâ unutamıyorum. Zamanla farklı kentlerde de sahne almaya başladım ve kendimi gerçekten bir DJ olarak buldum. Yaklaşık 10 yıldır elektronik müzikle ilgileniyorum. DJ’liğin yanı sıra prodüksiyon tarafında da etkinim. Her gün çalışıyor, öğreniyor ve üretiyorum. Müzik benim için bir yaşam biçimi.– Müziğinizde indie dance, house ve melodic techno gibi türleri harmanlıyorsunuz sanırım. Bu tarzları seçmenizin bir nedeni var mı?House müzik, enerjisi ve ritmiyle sahnede beni en çok besleyen tür. Vokal kullanımı, baslar ve groove yapısı tam anlamıyla dans ettiren bir ortam yaratıyor. Indie dance ise içinde caz, rock ve geleneksel tınıları barındırdığı için beni duygusal olarak çok etkiliyor. Bu türler hem eğlence hem de ifade özgürlüğü sunuyor. Bu yüzden müziğimde onları harmanlamayı seviyorum.– Sound of Ladies topluluğunun bir üyesisiniz. Bu projede yer almak müzikal yaklaşımınızı nasıl etkiledi?Sound of Ladies benim için sadece bir kolektif değil, aynı zamanda çok yakın iki arkadaşımın da (Gözde Gürün, Tuğçe Aslan) içinde olduğu bir dostluk ve üretim alanı. Her ikisi de yıllardır sahnede olan, kendi alanlarında çok yetkin müzisyenler. Onlarla çalışmak bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı.Elektronik müziğin içine saksafon, gitar ve vokal gibi enstrümanları dahil etmek, birlikte doğaçlamalar yapmak müzikal vizyonumu çok geliştirdi. Enstrüman duymak, müziği sadece dinlemek değil, hissetmek anlamına geliyor benim için. Bu deneyim, hem dinlerken hem de üretirken bakış açımı çok açtı.– Radio2019’da her pazar yayın yapıyorsunuz. Bu platformda dinleyicilerle buluşmak sizin için ne ifade ediyor?Benim için çok kıymetli. Türkiye’nin ilk elektronik müzik radyosu olarak çok güzel işler yapmış bir platformda yer almak gurur verici. Her pazar yayına hazırlanmak, müziğimi dinleyicilerle paylaşmak ve onların geri dönüşlerini almak beni çok motive ediyor.– Küresel elektronik müzik sahnesinde kadın DJ’lerin başarısı dikkat çekiyor. Siz bu yükselişi neye bağlıyorsunuz? Örnek aldığınız isimler var mı?Bu yükselişi, sahneye kendi özgün enerjilerini taşımalarına, üretkenliklerine ve kararlılıklarına bağlıyorum. Artık sadece teknik anlamda değil, müzikle kurdukları bağ ve yarattıkları atmosferle de büyük kitlelere ulaşabiliyorlar.Örnek aldığım isimlere gelirsek, uzun zamandır takip edip hayranlıkla dinlediğim birçok sanatçı var. Nina Kraviz, Blancah, Peggy Gou, Frida Darko, Dekel, Liquid Soul, Ricardo Villalobos, Richie Hawtin ve Oliver Koletzki gibi kendi alanlarında fark yaratmış, çok yetenekli ve ilham verici DJ’ler bunların başında geliyor. Sahne duruşları, üretim biçimleri ve müzikle kurdukları ilişki bana her zaman ilham veriyor.DENEYSEL VE BOL RİTİMLİ BİR GECE– Sónar’da dinleyicileri nasıl bir gece bekliyor?İlk kez Sónar İstanbul sahnesinde olacağım için çok heyecanlıyım. Bu fırsatı bana tanıyan Sónar İstanbul ailesine gönülden teşekkür ediyorum. Gece için birkaç farklı set hazırladım ve sahne atmosferine, dinleyici enerjisine göre seçim yapmayı planlıyorum. Biraz deneysel, bol ritimli ve bol danslı bir gece olacak. Hem eğleneceğimiz hem de müziğin farklı duygularını hissedeceğimiz bir performans hazırlıyorum.ELEKTRONİK MÜZİK YÜKSELİŞTE– Türkiye’deki elektronik müzik sahnesini nasıl değerlendiriyorsunuz?Bence Türkiye’de elektronik müzik sahnesi ciddi bir yükseliş içinde. Bu işe gerçekten gönül veren, emek harcayan çok değerli insanlar var ve onların çabalarıyla sahne her geçen gün büyüyor. Elektronik müzik severlere dünya standartlarında festival deneyimleri sunulmaya başlandı, birçok uluslararası DJ’i artık Türkiye’de canlı dinleyebiliyoruz. Bu da dinleyici için hem ilham verici hem de sahne için çok değerli. Sahne kurulumlarından ses sistemlerine kadar birçok ayrıntıda daha özenli ve bilinçli bir yaklaşım var artık.ÇILGIN FESTİVALLER– Bugüne kadar sahne aldığınız etkinlikler arasında sizi en çok etkileyen hangisiydi? Neden?Aslında tek bir sahneye bağlı kalmam mümkün değil çünkü her etkinlikte beni etkileyen ayrı bir an, ayrı bir atmosfer yaşadım. Ama kalabalık ve enerjisiyle en çok aklımda kalanlardan biri ODTÜ’de ve İzmir Arena’da çaldığım festivallerdi.Bunun dışında Ankara’daki Kite festivalleri, Bonjuk Bay, Dream of Utopia, Tree of Life gibi festivallerde çalmak da bana çok şey kattı. Bir de Noh Radio’nun etkinlikleri… Her biri farklı kitleler, farklı doğalar, farklı duygularla örülüydü.
Source: Deniz Ülkütekin