“Doğa Takvimi: Haftanıza Yeşil Bir Nefes Katın!”

1 haftanı bir de böyle planlamaya ne dersin?

Yoğun şehir hayatında doğayla bağ kurmak giderek zorlaşıyor. Ancak her gün küçük ama etkili adımlarla doğayı gündelik yaşamın bir parçası hâline getirmek mümkün. Haftanın her günü için özel olarak hazırlanan bu doğa takvimi, hem zihinsel hem de fiziksel bir yenilenme sunuyor! PAZARTESİ: GÜNE YEŞİLLE BAŞLA Haftanın en zor günü olarak bilinen Pazartesi, stres hormonlarının en yüksek olduğu zaman dilimlerinden biridir. Güne bir fincan kahve veya bitki çayı eşliğinde en yakın parkta 10 dakikalık bir yürüyüşle başlamak, hem zihinsel hem de bedensel olarak rahatlama sağlar. Bu kısa yürüyüş sırasında doğanın seslerine odaklanmak, kuşların cıvıltısı ya da rüzgarın ağaçlarda çıkardığı hafif uğultu gibi detaylar, sinir sistemini sakinleştirir. Unutma, doğaya açılan her adım, yeni bir başlangıçtır. SALI: YAŞAM ALANINA YEŞİL BİR DOKUNUŞ EKLE Salı günü, rutinlerin oturmaya başladığı, haftaya alışma dönemidir. Bu günü evine ya da iş yerine küçük bir saksı bitkisi alarak değerlendirebilirsin. Bitkinin toprağını değiştirmek, yapraklarını temizlemek veya gün içinde birkaç dakika onunla ilgilenmek bile doğayla mikroskobik bir bağ kurmanı sağlar. Bitkiler sadece yaşam alanlarını güzelleştirmez, aynı zamanda bulunduğu ortamın havasını temizleyerek zihinsel berraklık sağlar. ÇARŞAMBA: GÖKYÜZÜNE BİR DAKİKA AYIR Haftanın ortası geldiğinde yoğunluk ve yorgunluk kendini göstermeye başlar. İşte bu yüzden çarşamba günleri sadece iki dakikanı gökyüzünü izlemeye ayırmak büyük fark yaratabilir. İster öğle arasında ister akşam eve dönerken, başını göğe kaldır. Bulutların şekilleri, gökyüzünün tonu ve rüzgarın sesi; tüm bu unsurlar zihnini toparlamana yardımcı olur. Bu minik mola, gün içinde ruhsal bir denge yaratabilir. PERŞEMBE: ELLERİNİ TOPRAĞA BULAMA ZAMANI Haftanın sonuna yaklaşırken enerjimiz düşmeye başlayabilir. Perşembe günü, toprağa temas etmenin tam zamanıdır. Balkonunda bir saksıyı elden geçirmek, küçük bir fide dikmek ya da sadece toprakla oynayarak vakit geçirmek bile serotonin seviyeni doğal yollardan yükseltebilir. Araştırmalar, ellerini toprağa sokmanın mutluluk hormonlarını artırdığını gösteriyor. CUMA: DOĞAL SESLERLE ZİHNİNİ TEMİZLE Haftanın yorgunluğu ve stresini atmak için cuma akşamı kendine sessiz bir zaman yarat. Doğal seslerden oluşan bir meditasyon kaydı açabilir ya da bir doğa belgeseli izleyerek hem bilgi edinip hem de zihinsel bir kaçış yapabilirsin. Yağmurun sesi, yaprakların hışırtısı veya kuşların melodisiyle dolu birkaç dakikalık bir dinlenme, uyku kaliteni dahi etkileyebilir. CUMARTESİ: DOĞAYI KEŞFETME GÜNÜ Şehirde yaşıyor olsan bile çevrende keşfedilmeyi bekleyen doğal alanlar mutlaka vardır. Cumartesi gününü bir orman yürüyüşüne, bir gölet kenarında sessiz zaman geçirmeye ya da sahil boyunca uzanan bir yürüyüş yoluna ayırabilirsin. Yeni bir park, koruluk ya da botanik bahçe… Şehrin içinde saklı kalmış doğa köşeleri seni bekliyor olabilir. Telefonunu sessize al ve sadece doğanın ritmine kulak ver. PAZAR: DOĞAL MALZEMELERLE YARATICI OL Pazar, yeni haftaya hazırlanmak için ideal bir gündür. Bu günü daha keyifli ve verimli hale getirmek için kurutulmuş çiçeklerle süs eşyaları yapabilir, doğal taşlarla basit dekoratif objeler üretebilir ya da mevsim sebzeleriyle sağlıklı bir yemek hazırlayabilirsin. Doğadan ilham alarak ortaya çıkardığın her ürün, seni doğaya bir adım daha yaklaştırır. Üstelik bu tür yaratıcı aktiviteler, zihinsel dinlenme ve kendini ifade etme açısından da oldukça faydalıdır.

Source: Habertürk


İstanbul için korkutan deprem senaryosu… Prof. Dr. Cenk Yaltırak en riskli ilçeleri sıraladı: 6.2″lik deprem, büyük depremi tetikledi mi?

Marmara Aktif Fay Tehlike ve Risk Uygulama ve Araştırma Merkezi (MATAM) Grubunda yer alan Prof. Dr. Cenk Yaltırak, İstanbulda 23 Nisanda meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depreme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.FELAKET TELLALLIĞI DEĞİL, BİLİMSEL TAHMİNT24ten Cansu Çamlıbele konuşan Prof. Dr. Cenk Yaltırak, 6.2lik depremin büyük depremi etkileyip etkilemediğini anlamak için önce artçıların bitmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Depremin hemen ertesinde bu konuda bir şey söylerseniz bilime dayanmayan yorumdur dedi. Beklenen büyük depremin maksimum 7.8 büyüklüğünde olacağını dile getiren Prof. Dr. Yaltırak, Bu bilimsel bir tahmin, felaket tellallığı değil. Daha büyüğü olmaz. Çok daha küçük de olmaz dedi.İstanbulda deprem riski en çok ve en az olan ilçeleri de paylaşan Prof. Dr. Yaltırak, Deprem her yeri aynı ivmeyle vuracak ya da yıkacak gibi anlatmak yanlış. Örneğin Maslaktaki evler yıkılacaksa İstanbul’da kimsenin hayatta kalma şansı yok. Böyle bir depremi oluşturabilecek fay yok dedi.BEKLENEN DEPREM MAKSİMUM 7.8 BÜYÜKLÜĞÜNDE OLACAKİstanbulda beklenen depremin büyüklüğünün maksimum 7.8’e kadar çıkabileceğini dile getiren Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Bu bilimsel bir tahmin, felaket tellallığı değil. Daha büyüğü olmaz. Çok daha küçük de olmaz. Deprem tarihini okuduğumuzda periyodik varsayım bize büyük depremin bir yerleri yıkma şartı olduğunu söylüyor. Bu 6,2’likte hiçbir yer yıkılmadı. Mesela 1766dan önce yapılmış tarihi binalar var, onların hiçbiri yıkılmadı. Demek ki bu o büyük deprem değil. 23 Nisan’daki orta büyüklükte bir depremdir. İstanbul’daki tarihi binaların ne kadar yıkıldığı ne zaman yıkıldığı hakkında makaleler ve doktora tezleri var. Mesela Deniz Mazlum’un çok güzel bir kitabı var 1766 onarımları hakkında. Bu fay mesela krip ediyorsa o zaman etmeyi unuttu da kitli mi kaldı? Marmara’da tarihsel veriler büyük depremlerden önce yeri belli olmayan orta büyüklükte depremlerin yaklaşık 10 yıl önce başladığını, sayılarının 2 ila 8 arasında değiştiğine dair kayıtlar var. Ama bunlar karmaşık bir düzende. Her segmentte karakteristik değil dedi.6.2LİK DEPREM, BÜYÜK DEPREMİ ETKİLEDİ Mİ?6.2’lik depremin beklenen büyük depremi etkileyip etkilemediğine ilişkin şöyle konuştu:Bizim asıl depremi beklediğimiz ana faylara açılı bir sürü fay var. İşte bu faylardan birinde bu 6,2’lik Orta Marmara Sırtı Depremi oldu. Şimdi ona yakın bazı faylar var. O faylardaki hareketler de yine ana fayı etkiliyor. Ama beklediğimiz büyük depremin genel büyüklüğü etkiliyor mu? Hayır, etkilemiyor. Bu açıdan baktığımız zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki bu faydaki stres boşalmış değil. Ben bunu hep bir kapı benzetmesiyle anlatıyorum. Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara segmentleri kapılardan oluşuyor, o kapılara yaslandıkça kapıların menteşeleri gıcırdıyor, çatlıyor, patlıyor. Ama o kapının bir de kilidi var. Kilit dediğimiz fayın kırılmasını beklediğimiz yer. Menteşelerde deprem olunca o kilide de bir yüklenme oldu. Ama bu durum için “Beklenen bir depremi öne aldı ya da erteledi” diyemeyiz. Bunu söylemek mümkün değil. Çünkü büyüklük diye bir şey var. Yani siz 20 litrelik bir kova suyun içinden bir çay kaşığı su eksilttiğiniz zaman hacimden çok büyük bir şey gitmiş olmuyor.DEPREME ETKİSİNİ ANLAMAK İÇİN ARTÇILARIN BİTMESİ LAZIMÇay kaşığı sadece benzetme. Eğer bunun matematik karşılığını hesaplarsanız ana fayın bütününde olsa Mw 0.03 kadar moment düşer. 7,4 yerine 7,37’lik deprem olsa sismik kayıtlarda bu fark görülemez dahi. Bu depremin yıkıcı bir depreme negatif veya pozitif katkı yaptığını anlayabilmek için önce bu artçı depremlerin bitmesi lazım. Hangi alana yayıldığını görmek lazım. Onların toplam enerjisine bakmak lazım. Ve bu toplam enerjinin çevreyi nasıl değiştirdiğini görmek lazım. Yani depremin ertesi günü bunu söyleyecek hiçbir veri yok aslında teknik olarak. Bunu söylerseniz bilime dayanmayan bir yorum yapmış oluyorsunuz.HANGİ İLÇELERİN ZEMİNİ SAĞLAM?Yaltırak; Beykoz, Sarıyer, Beşiktaş, Şişli gibi ilçelerin zemininin sağlam olduğunu ve7.8 büyüklüğünde deprem meydana gelmesi durumunda büyük bir yıkım olmayacağını dile getirdi. Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Fatihe, Zeytinburnuna, Haliçin kıyılarına, İstanbulun vadilerine, Kağıthaneye, Kasımpaşaya, Büyükçekmece’ye ve Küçükçekmece’nin daha çok etkileneceğini belirterek, bu ilçelerdeki binalara öncelik verilmesi gerektiğini söyledi.Prof. Dr. Yaltırak, Benim evim Maslak civarında. Zaten benim bulunduğum yerdeki evler yıkılacaksa İstanbul’da kimsenin hayatta kalma şansı yok. Böyle bir depremi oluşturabilecek fay veya bunu yaratacak birikim veya etki yok. Deprem her yeri aynı ivmeyle vuracak ya da yıkacak gibi anlatmak yanlış. En kötü senaryo olan 7,8’de bile İstanbul’un sağlam zeminlerinde 23 Nisan’da kıyıda hissedilen 0.2g ivmeyi ancak görüyoruz. Gidiliyor sağlam yerlerdeki binalar dönüştürülüyor ve böylece milli servet israf edilmiş oluyor. Çünkü o binaların çökme ihtimali yok. Belki hafif hasarla atlatacaklar. Belki güçlendirmeyle kurtarılacaklar. Ama ne yapıyorsunuz? İşte geliyorsunuz Beykozu, Sarıyeri, Beşiktaşı, Şişliyi baştan aşağı yeni binalarla donatıyorsunuz. Hem fiyatları arttırıyorsunuz hem kiraları arttırıyorsunuz. Şehir yaşanmaz hale geliyor. Aradaki uçurum artıyor dedi.

Source: Haber Merkezi


Ünlü oyuncudan, Kur”an-ı Kerim açıklaması

You dizisinde Joe Goldberg karakterini canlandıran Penn Badgley, USA Today e röportaj verdi. ABD li oyuncu, iç dünyasının derin düşünce ve düzenli manevi pratiklerle şekillendiğini anlattı. 37 yaşındaki Penn Badgley, Kur an-ı Kerim i gece masasının üzerinde tuttuğunu ve yoğun sahnelerin ardından sakinleşmek için sık sık ayetler üzerinde düşündüğünü açıkladı. Kur’an-ı Kerim, her zaman başucumdadır diyen Penn Badgley; Geceleri bir Kur’an-ı Kerim ayeti üzerinde meditasyon yaparım, bu beni dengeliyor dedi. Güne, Bahâilik inancının temel ibadetlerinden biri olan uzun zorunlu dua ile başladığını belirten oyuncu; Bu ibadeti asla atlamam ifadelerini kullandı.

Source: Habertürk


Sürekli yağlanan saçlardan bıkanlara kesin çözüm: Saç yağlanmasına karşı evde uygulanabilecek 6 etkili yöntem

Saçlarınızı sabah yıkamanıza rağmen gün sonuna doğru ağırlaşıp sönüyorsa, bu sorunun altında yatan gizli neden ler olabilir. Hızlı yağlanan saçlar hem estetik açıdan rahatsız edici olabilir hem de özgüveninizi olumsuz etkileyebilir. Peki, saç yağlanması neden olur, saç derisi nasıl dengelenir? İşte, saç yağlanmasına karşı evde uygulanabilecek 6 etkili yöntem…SAÇLARIN HIZLA YAĞLANMASININ BAŞLICA NEDENLERİ NELERDİR?Saçların hızlı yağlanması, saç derisinin fazla sebum (yağ) üretmesinden kaynaklanır. Bunun arkasında pek çok fizyolojik ve çevresel faktör olabilir:1. Hormonal dengesizliklerErgenlik, adet dönemi, hamilelik ya da tiroit problemleri saç derisinde yağ üretimini artırabilir.2. Yanlış şampuan seçimiSülfat oranı yüksek veya saç tipinize uygun olmayan şampuanlar saç derisini kurutarak yağ üretimini tetikleyebilir.3. Saçların sık yıkanmasıHer gün saç yıkamak, saç derisinin doğal yağ dengesini bozabilir ve daha fazla yağ üretmesine neden olabilir.4. Elleri sürekli saçlara götürmekSaçlarla sık sık oynamak, ellerdeki yağı saçlara taşır ve yağlanmayı hızlandırır.5. Dengesiz beslenmeAşırı yağlı, şekerli ya da işlenmiş gıdaların tüketilmesi, vücutta olduğu gibi saç derisinde de sebum üretimini artırabilir.SAÇ YAĞLANMASINA KARŞI EVDE UYGULANABİLECEK 6 ETKİLİ YÖNTEMSaç derinizin dengesini doğal yollarla sağlamak mümkündür. İşte evde kolayca uygulayabileceğiniz bazı yöntemler:1. Elma sirkesi durulama1 yemek kaşığı elma sirkesini 1 bardak suyla karıştırarak saçınızı durulayın. Bu yöntem saç derisinin pH dengesini düzenler ve fazla yağı azaltır.2. Çay ağacı yağı kullanımıŞampuanınıza birkaç damla çay ağacı yağı damlatarak antiseptik etkiden faydalanabilir, yağ üretimini dengeleyebilirsiniz.3. Karbonat maskesiKarbonat, fazla yağı emer. Haftada 1 kez 1 yemek kaşığı karbonatı biraz su ile karıştırıp saç derinize uygulayın. 5-10 dakika bekletip durulayın.4. Yeşil çay durulamasıSoğutulmuş yeşil çay ile saçınızı durulamak, saç köklerindeki yağlanmayı azaltır ve ferahlık sağlar.5. Yulaf unu maskesiYulaf unu, fazla yağı emen ve aynı zamanda cildi besleyen doğal bir içeriktir. Saç derinize hafif nemli yulaf unu uygulayıp 15 dakika bekleyin.6. Lavanta ve biberiye çayı spreyiHer iki bitki de sebum dengeleyici özelliğe sahiptir. Demleyip sprey şişeye alın, saç derinize düzenli olarak püskürtün.SAÇ BAKIMINDA NELERE DİKKAT EDİLMELİ?Saç tipinize uygun şampuan kullanın (yağlanmaya karşı formüller).Ilık suyla yıkayın; sıcak su yağ üretimini artırabilir.Saç kremini sadece uçlara uygulayın.Saç diplerine kuru şampuan kullanımıyla yağın emilimini destekleyin.

Source: Haber Merkezi


Kızılırmak Deltası”ndaki Galeriç Ormanları su papatyalarıyla mayısta ziyaretçilerini bekliyor

19 Mayıs ilçesine bağlı Yörükler beldesindeki Galeriç Subasar Ormanları, zehirli oldukları için “zehirli güzellik” olarak da bilinen su düğün çiçekleri ya da yöredeki adıyla su papatyalarının nisanda açmasıyla masalsı bir güzelliğe büründü.

Mayıs ayı boyunca Galeriç Ormanları”nı ziyaret edenler orman tabanındaki suyun içinde açan çiçeklerin oluşturduğu güzelliği görme fırsatı bulabilecek.

Samsun Büyükşehir Belediyesi Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti Sorumlusu Kadir Yılmaz, AA muhabirine, Galeriç Subasar Ormanları”nın 90 farklı ötücü kuş türüne de ev sahipliği yaptığını söyledi.

Bu türlerin 40″ının ormanda kuluçkaya yattığını belirlediklerini aktaran Yılmaz, “Toprakla buluşan eriyen kar sularının ve bahar yağmurlarının Karadeniz”e ulaşmadan önce oluşturduğu o muhteşem manzara, doğa fotoğrafçıları ve ziyaretçiler için adeta bir görsel şölen sunuyor. Bu özgün ekosistemde baskın ağaç türümüz olan dişbudaklar, yılın büyük bir bölümünü sular altında geçirerek onlara “yüzen ağaçlar” yakıştırmasını yapmamıza neden oluyor. Baharın canlılığıyla birlikte suların yüzeyini süsleyen su papatyaları ise alana bambaşka bir estetik katıyor. ” dedi.

Yılmaz, deltayı ziyaret edenlere Samsun Büyükşehir Belediyesinin otobüs, akülü araç ve bisikletlerle hizmet verdiğini sözlerine ekledi.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

Source:


Havaların ısınmasıyla talebi artan güneş kremlerinde sahteciliğe karşı dikkatli olunması önem taşıyor

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, yaz aylarının yaklaşmasıyla güneş kremi başta olmak üzere çeşitli kozmetik ürünlerin satışları arttı.

Artan taleple beraber piyasada sahte ve taklit ürünlerin yaygınlaşma riski de bulunuyor.

Tüketicilerin, söz konusu kozmetikleri satın alırken hem sahtecilik hem de ürün içerikleri ve son kullanma tarihi gibi unsurlara karşı dikkatli olması gerekiyor.

“Ürün takip sisteminde kayıtlı olup olmadığı sorgulanmalıdır”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayi Meclisi Başkanı Ahmet Pura, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, özellikle güneş kremi gibi tüketimi yüksek ürünlerin taklitlerinin arttığını, bu nedenle tüketicilerin bu ürünleri alırken daha dikkatli olmasının önem taşıdığını söyledi.

Söz konusu ürünleri orijinallerinden ayırt etmenin ve bazı özelliklerine dikkat etmenin halk sağlığının korunması açısından önemli olduğunu belirten Pura, “Satın alınan kozmetiğin Ürün Takip Sistemi”nde kayıtlı olup olmadığı sorgulanmalıdır.” dedi.

Pura, ülkede Tarım ve Orman ya da Sağlık bakanlıklarınca onaylanan ürünlerin güvenilir kabul edildiğini vurgulayarak, “Ürün ambalajında “TSE” veya “CE” gibi sertifikaların olup olmadığı kontrol edilmeli. Ayrıca, ürünün Sağlık Bakanlığından onaylı olup olmadığı, barkod numarası veya üretici bilgileri kullanılarak kontrol edilebilir. Sahte ürünlerde bu tür sertifikaların eksik veya yanıltıcı olması yaygındır.” diye konuştu.

“Etiketlerin basılma düzenine ve simetrisine dikkat edilmelidir”

Güneş kremlerinin iç ve dış olarak farklı ambalajlarının olabildiğini belirten Pura, “Sahte ve taklit ürünlerin iç ambalaj etiketlerinde sıklıkla düzensiz basımlara rastlanıyor, bu nedenle ürün iç ambalajındaki etiketlerin basılma düzenine ve simetrisine dikkat edilmelidir. Orijinal ürün etiket ve ambalajlarında firmaya özel fontlar kullanılmakta olup satın alınan ürünlerde bu yazı stil ve fontlarının yer alıp almadığına bakılmalı. Etiketin üzerinde yer alan ürün bilgileri, üretim ve son kullanma tarihi gibi detayların da düzgün ve net şekilde yazılıp yazılmadığı kontrol edilmelidir.” diye konuştu.

Pura, satın alma kararı verirken son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin alınmaması tavsiyesinde de bulundu.

Renksiz olarak üretilen orijinal ürünlerin sahte ve taklitlerinin sıklıkla renklendirilmiş olarak piyasaya sunulduğuna dikkati çeken Pura, bu nedenle ürünlerin renklerinin de kontrol edilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Pura, sahte güneş kremlerinin kötü kokuya sahip olabildiğini aktararak, “Gerçek güneş kremleri, çoğunlukla hafif kokusu olan, doğal bileşenlere sahip ürünlerdir. Orijinal ürünlerin sahte ve taklitlerinden ayırt edilebilmesi için paketin içine bilye konuyor, satın alınmak istenilen ürün iyice çalkalanarak bilye sesi duyulduğuna dikkat edilmeli.” ifadesini kullandı.

Güneş kreminin fiziksel, kimyasal ve hibrit olmak üzere üç farklı çeşidinin olduğunu bildiren Pura, “Yağlı ciltler için yağsız formüller, kuru ciltler için ise nemlendirici özelliği olan güneş kremleri tercih edilmelidir. Hassas ciltler için mineral bazlı ürünler, kimyasal içeriklere karşı daha az reaksiyon gösterir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Krem güneşe çıkmadan en az 15 dakika kadar önce cilde sürülmelidir”

Pura, koruyucu kremlerin güneşe çıkmadan en az 15 dakika önce sürülmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Eğer sonrasında hep güneşli ortamda bulunulacaksa, iki saatte bir krem tekrar sürülmelidir. Tatilde deniz ya da havuza girip çıktıktan sonra güneş koruyucusu tekrar sürülmelidir. Eğer su ile temas olursa ürünlerin etkisi yüzde 50 azalmaktadır. Eğer havluyla kurulanırsa etkisi tamamen geçmektedir. Terlemeyle de koruyucunun etkisi azalmaktadır.”

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

Source:


Antalya”da “kuzugöbeği” sezonu başladı: Kilosu bin 250 TL

Toros Dağlarında yetişen ve diğer türlerine göre nadir bulunan, bölgedekiler için son yıllarda iyi bir gelir kaynağı haline gelen kuzugöbeği mantarının tazesinin kilogramı bin ila bin 250 lira arasında değişen fiyatlarla alıcı buluyor.İlçede ormanlık alanlarda yüksek kesimlerde doğal olarak yetişen mantar çeşitleri bulunurken, kuzugöbeği mantarı yörede yetişen en kıymetli mantar türü olarak öne çıkıyor.Aksekide kuzugöbeği mantarı toplama işi nisan ayı ortasında başlıyor ve mayıs sonlarına kadar sürüyor. Kuzugöbeği mantarı sezonunun başlamasıyla yurttaşlar mantarın toplanabileceği muhtemel alanlara akın ediyor.AĞAÇLARIN DİBİNİ BİR BİR ARIYORUZAksekide çocukluğundan bu yana nisan ve mayıs aylarında Toros Dağlarına kuzugöbeği mantarı aramaya giden Mehmet Kara, Sabah erken saatlerde Toros Dağlarına kuzugöbeği mantarı aramak için çıkıyoruz. Sedir, ardıç ve ladin ağaçlarının diplerini tek tek arıyoruz. Yağışlı olursa kuzugöbeği çok çıkar. Her ağacın dibine gidiyoruz. Yağışlı olması durumunda bundan sonra daha da güzel olacak. Allah bereket versin. Geçimimize az çok katkısı oluyor. Havalar yağmurlu giderse mayıs sonuna kadar kuzugöbeği toplamaya devam ederiz. Yağmur yağmazsa olmaz. Yağmur yağarsa ağaçların diplerinde çıkmaya devam eder. Aksekide bu, insanların geçim kaynağıdır diye konuştu.BİR HEVESLE GİDİYORUZAksekili Hasan Sağlam, kuzugöbeği mantarını zor şartlarda topladıklarını söyledi. Mantarın nisan ve mayıs aylarında toplandığını belirten Sağlam, Biz arkadaşlar ile beraber sabahın erken saatlerinde Toros Dağlarında kuzugöbeği mantarı toplamaya çıkıyoruz. Kuzugöbeğini toplamak oldukça zahmetli bir iştir. Sabahtan akşama kadar ağaçların dibini gezerek kuzugöbeği arıyoruz. Bazen bir kilo, bazen 2-3 kilo bulabiliyoruz. Hevesle Toros Dağlarının tepelerine çıkıp kuzugöbeğini toplamaya gidiyoruz dedi.KUZUGÖBEĞI ÇOK DEĞERLİBölgede yıllardır kuzugöbeği mantarı topladığını belirten Hüseyin Çatlı, Kuzugöbeği mantarı çok değerli olmasının yanı sıra toplaması da oldukça zor bir mantar. Ormanlık alanlarda nisan ve mayıs aylarında yetişmekte ve bahar yağmurlarının yağması ile başlayıp hava sıcaklığının yükselmesiyle sezonu bitmektedir dedi.TOPLAMASININ ZEVKİ BIR BAŞKAKuzugöbeği mantarı toplamanın zevkinin bir başka olduğunu anlatan Çatlı, Kuzugöbeğini bulunca insan aşırı mutlu oluyor. İnsan dağda gezerken başka bir şey düşünmüyor. Sadece kuzugöbeğine adapte oluyorsun. Kuzugöbeği mantarı aşırı lezzetli olması sebebiyle çok değerli bir mantardır diye konuştu.ZOR ŞARTLARDA TOPLUYORUZKuzugöbeği mantarını zor şartlarda topladıklarını ifade eden Çatlı, Toros Dağlarında nisan yağmurlarının başlamasıyla birlikte kuzugöbeği mantarı çıkmaya başladı. Kuzugöbeği mantarı her yerde çıkmaz. Güneş gören, nemli, sedir ve ladin ağacı olan bölgelerde çıkar. Kuzugöbeğini toplamak oldukça zahmetli bir iştir. Sabah erken saatlerde Toros Dağlarının yüksek kesimlerine çıkar, akşama kadar ağaçların dibini geziyoruz. Günlük ortalama bir-iki kilogram mantar topluyoruz. Bu yıl kış ayında kar yağışı fazla olmadı ve toprak kabarmadı. Ayrıca bahar yağmurları çok az yağdı. Kuzugöbeği mantarı sezonu bu sene önceki yıllara göre az olacak gibi görünüyor dedi.BİZ YEMEK İÇİN TOPLUYORUZKuzugöbeği mantarını satmak amacıyla değil, yemek amacıyla topladığını da ifade eden Çatlı, Kuzugöbeği ilk çıktığında bin 500 liraya satılıyordu. Şu anda ise kilogramı bin ila bin 250 liradan satıyor. Biz kuzugöbeğini satmak için toplamıyoruz. Kendimiz yemek için topluyoruz. Havalar yağmurlu giderse mayıs sonuna kadar kuzugöbeği toplamaya devam ederiz. Yağmur yağmazsa olmaz. Yağmur yağarsa ağaçların ve otların diplerinde çıkmaya devam eder. Aksekide bu, insanların geçim kaynağıdır diye konuştu.DOĞAL VE ORGANİKAksekide esnaflık yapan Bayram Erdoğan ise Aksekide Toros Dağlarında yetişen kuzugöbeği mantarının lezzetinin ve kalorisinin oldukça yüksek olduğunu söyledi. Aksekide kuzugöbeğinin sedir ve ladin ağaçlarının diplerinde çokça çıktığını dikkat çeken Erdoğan, Buranın kuzugöbeği lezzetli ve kalorisi yüksek bir mantar türüdür. Beyaz ve siyahı aynıdır. Halk sedir ve ladin ağaçlarının göbeklerini tercih ediyorlar. Buranın halkı kuzugöbeğini genellikle kendisi tüketiyor. Herkes topladıkları kuzugöbeğini satmaz. Doğal organik olduğu için kurutup kışın kendileri tüketiyor. Eskiden satan çoktu ama şimdi eskisi gibi satan yok. Dağa gitmeyenler ise gelip benden alıyorlar diye konuştu.

Source: Haber Merkezi