Gözyaşları dualara karıştı! Hacı adayları Cennetü’l-Muallâ’da
ABDÜLHAKİM ARVAS MEKKE – Hac farizası için mübarek beldelerde bulunan hacı adayları , Arafat Vakfesi öncesi Kâbe’ye 2 kilometre uzakta bulunan Cennetü’l-Muallâ Kabristanı’nı ziyaret ediyorlar. Cahiliye döneminden bugüne kadar Mekke-i mükerremenin en büyük mezarlığı olan kabristanda, çok sayıda sahabeyi kiram efendilerimiz ve Peygamber Efendimizin yakın akrabaları medfun bulunuyor. Her gün ikindi namazından sonra ziyarete açık olan Mescid-i Cin yakınındaki kabristana özellikle Türkiye, Pakistan, Hindistan, Afganistan, Endonezya ve Malezya’dan gelen hacı adayları ziyarette bulunuyor. Burada müminlerin annesi, Peygamber Efendimizi hanımı Haticetü’l-Kübra ile sahabe-i kiram, tabiin ve salihinden birçok kimse medfun bulunuyor . Abdullah İbn-i Zübeyr, Ebubekir Sıddık’in büyük kızları Esmâ, oğlu Abdurrahman, Abdullah İbn-i Ömer, Osman bin Talhâ hazretleri gibi eshabın büyüklerinden birçok kişinin de kabirleri burada. Ayrıca Peygamber Efendimizin oğulları Abdullah ve Kāsım, dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip’in de kabirleri burada yer alıyor. MEZAR TAŞLARI MÜZEDE Osmanlı sultanlarından Kānûnî Sultan Süleyman Han hicri 950 (1543-1544) yılında Hatice Validemizin kabrinin üstüne yüksek kubbeli bir türbe yaptırmış ve bir de türbedâr görevlendirmiştir. Evliya Çelebi, Cennetü’l-Muallâ’da 75 türbeli mezar olduğunu, Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalib ile amcası Ebû Tâlib’in kabirlerinde de kubbeli türbeler bulunduğunu kaydediyor. 1926’da Cennetü’l-Muallâ’daki bütün türbeler yıktırılarak mezar taşları kaldırıldı. Bugün de Mekke’nin Mezarlığı olan Cennetü’l-Muallâ’da hiçbir türbe ve mezar taşı bulunmamaktadır. Buradan alınan mezar taşları Riyad’a götürülerek müzeye konuldu . 2004 yılında Talim ve Terbiye Bakanlığının çıkarmış olduğu bir kitapta 591 mezar taşı metin ve resimleriyle beraber yer aldı. Türk ziyaretçiler, hac vazifesi sebebiyle geldikleri mübarek beldede, ikindi vaktinden sonra özellikle perşembe, cuma ve cumartesi günleri kabristanı ziyaret ediyorlar. Bazı Türk hacı adaylarının akrabalarının da bu kabristanda bulunması dikkat çekiyor.
Source: Cüneyt Akçatepe
Lozan ve Kürtler
“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.” (Bazı Kürt aşiretlerinin TBMM’de okunan telgrafı, 17 Mart 1921) PKK terör örgütünün “fesih kararını” açıklarken 1923 Lozan Antlaşması’nı hedef alması üzerine “Lozan’da, Türkiye’deki Kürtlerin isteklerinin dikkate alınmadığı, dışlandıkları, hukuki olarak eşit kabul edilmedikleri…” şeklinde değerlendirmeler yapılarak Lozan’ın eleştirildiğini görüyoruz. Peki ama Lozan’da Kürtler ne istedi? Lozan’da reddedilen neydi? Lozan’da Kürtler dışlandı mı? SEVR KÜRDİSTAN”I Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ayrılıkçı Kürtçüler, Kürdistan Teali Cemiyeti ’ni kurmuş; Seyit Abdülkadir ve Kürt Şerif Paşa gibi bazı Kürtçüler , İngilizlere başvurarak Güneydoğu Anadolu’da “bağımsız” veya İngiliz mandasında bir “Kürdistan” kurulmasını istemişlerdi. (Sinan Meydan, Lozan: Onurlu Barış, İstanbul, 2024, s. 213) Uzun görüşmelerin sonunda 1920 Sevr Antlaşması’nda , Doğu Anadolu’da bir “Ermenistan” , onun hemen güneyinde de bir “Kürdistan” kurulmasına karar verilmişti. (Sevr Antlaşması, madde 62,63,64) Ayrıca Sevr Antlaşması’nın 145-148.maddelerinde “ırk ve dil azınlıkları” kavramı kabul edilerek gayrimüslimlerin yanında Kürtlerin de “azınlık haklarına sahip olmaları” amaçlanmıştı. Türkiye, Lozan Antlaşması’nda , Anadolu’nun toprak bütünlüğünün parçalanması ve TürklerleKürtlerin bölünmesi anlamına gelen “Kürdistan” projesinin gündeme getirilmesine izin vermedi. Atatürk’ün Nutuk’taki ifadesiyle bu konu Lozan’da “elbette söz konusu ettirilmemiştir.” Ayrıca Lozan’da, “Müslüman azınlık” ile “ırk ve dil azınlıkları” kavramları da kabul edilmemiş, sadece Müslüman olmayanlar “azınlık” kabul edilmişti. Böylece Türkiye’deki Kürtlerin “azınlık” olarak adlandırılması söz konusu edilmemişti. Türkiye Lozan’da, Kürtlerin “azınlık” değil, “yurttaş” olduklarını belirtmişti. O günlerde Türklerle birlikte Kurtuluş Savaşı’na katılmış, TBMM’de temsil edilmiş, kaderini Türklerle birleştirmiş Kürtler değil; emperyalizmle işbirliği halinde Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmış, Kürdistan Teali Cemiyeti ’ni kurmuş, 1921 yılı başlarındaki “Koçgiri İsyanı” nı örgütlemiş ayrılıkçı Kürtçüler “Bağımsız Kürdistan” istemişti. Dönemin “ayrılıkçı Kürtçülerinin” bu isteğini, tüm Kürtlerin isteğiymiş gibi yansıtmak, tarihi gerçeği çarpıtmaktır. TÜRK-KÜRT BİRLİKTELİĞİNİ GÜÇLENDİRMEK Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya çıkıp ulusal direnişi örgütlerken, Kürdistan Teali Cemiyeti gibi ayrılıkçı gruplara ve Koçgiri İsyanı gibi ayrılıkçı hareketlere karşı Anadolu’daki Türk-Kürt dayanışmasına ve Türk-Kürt birlikteliğine büyük önem vermişti. Bu bağlamda Kürt aşiretleriyle diyalog kurmuş, aşiret liderlerine mektuplar yazarak ve heyetler göndererek vatanının işgaline karşı birlikte hareket etmek gerektiğini belirtmişti. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk-Kürt dayanışmasını güçlendirmeye çalışırken, son derece akılcı biçimde, ortak tarihsel hafızayı hatırlatmış, emperyalist işgali ve Ermeni tehlikesini gerekçe göstererek “anasır-ı İslam” (Müslüman unsurlar) vurgusu yapmıştı. Birinci TBMM’de Kürtlerin de temsil edilmesi, Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Kürt dayanışması ve birlikteliğinin sağlanması bakımından çok önemliydi. 1921 yılı başlarındaki Koçgiri İsyanı’nın Nurettin Paşa tarafından aşırı güç kullanılarak bastırması Mecliste tartışma konusu olmuş, bunun üzerine TBMM’de “Koçgiri hadisesinin amilleri hakkında 176 sayılı karar” alınmış; “Tekâlifi Milliye Ambarlarındaki zahirenin halka dağıtılması” hakkında hükümet kararnamesi yayınlanmış ve TBMM, isyanı incelemek için bölge illerine bir heyet göndermişti. Ayrıca 28 Şubat 1922 tarihli, “Koçgiri hadisesinde duçarı sefalet olanlara verilecek tohumluk ve yemeklik hakkında 196 sayılı kanun” çıkarılmıştı. (Rıdvan Akın, “Birinci Mecliste Kürtlerin Temsili Meselesi, (1920-1923) https://12punto.com.tr/ 2 Şubat 2025) Bu kararlar, o günlerde TBMM’nin, Türk-Kürt birlikteliğinin bozulmaması için çok çaba harcadığını göstermektedir. KÜRT AŞİRETLERİNİN TBMM”YE BAĞLILIK TELGRAFLARI 23 Şubat-12 Mart 1921 tarihleri arasında Londra Konferansı toplandı. Bu konferansta, İngiliz Lord Curzon, Kürtlerin yoğun olduğu illerin özerkliğini savundu. Lord Curzon’un, “Türkiye’de Kürtlere siyasi özerklik verilip verilmeyeceğini” sorması üzerine Bekir Sami Bey, “Kürtlerin istedikleri şey, asırlardan beri olduğu gibi Türklerle kardeş gibi yaşamaktan başka bir şey değildir” demişti. Evet, Kürtler Türklerden ayrılmak istemiyordu. Londra Konferansı sürecinde 1, 19, 24 Mart 1921 tarihlerinde TBMM’de yapılan gizli ve açık oturumlarda, Meclis Başkanı, Kürt aşiretlerinden gelen telgrafları okutmuştu. Bu telgraflarda, “Kürdistan meselesi olmadığı” , Kürtlerin TBMM’den başka kurtarıcı beklemedikleri ve Türk birliğinden ayrılmak istemedikleri belirtilmişti. TBMM Zabıt Ceridesi, C.9, 17 Mart 1337 (1921) s.132-133 Örneğin, Kürt aşiretleri, 17 Mart 1921’de TBMM’de okunan bir telgrafta şöyle demişlerdi: “Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla tevemdir. Biz Kürtler TBMM Hükümetinden başka halaskar beklemediğimiz gibi Düveli İtilafiyeden merhamet dilenmeye tenezzül etmiyoruz. Misakı Milli dâhilinde sulh akdedilmesini teminen bütün varlığımızla hükümetimize müzaheret edeceğimizi TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz (…) ederiz.” (TBMM Zabıt Ceridesi, C.9, 17 Mart 1337 (1921), s.132- 133) LOZAN KONFERANSI ÖNCESİ TÜRK-KÜRT BİRLİKTELİĞİ Lozan Konferansı önc esind e İngiliz emperyalizmi ve bazı ayrılıkçı Kürtçüler, Türklerle Kürtleri ayırma girişimlerini sürdürürken, TBMM’de, aralarında Kürt kökenlilerin de olduğu çok sayıda milletvekili, Türklerle Kürtleri ayırma çabalarına açıkça karşı çıktılar. Örneğin, Erzurum Milletvekili Süleyman Necati (Güneri) Bey, kendisini seçenlerin büyük bölümünün Kürt olduğunu belirterek “vatan kardeşi” olduklarını belirtti; Türklerin ve Kürtlerin tarih boyunca bir olduklarını, Türkiye’de “ırk azınlıkları” olmadığını söyledi. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey ise şunları söyledi: “Avrupalılar diyorlar ki, ‘Türkiye’de yaşayan azınlıkların en büyüğü, en yoğunu Kürtlerdir.’ Bendeniz Kürdoğlu Kürt’üm. Binaenaleyh bir Kürt mebus olmak suretiyle sizleri temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Yalnız büyük ağabeyleri olan Türklerin saadet ve selametlerini istiyorlar. (Alkışlar) Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki Elcezire cephesinde çarpıştık, nasıl ki Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz. (…) Delege heyetimizden rica ederim ki (Lozan’da) azınlıklar söz konusu edildiği zaman Kürtlerin hiçbir talebi olmadığını ve Kürtlerin kanaatine tercüman olarak burada söylediklerimi (Lozan’da) söylesinler…” Dersim Miletvekili Diyab Ağa da şunları söyledi: “Efendiler kusura bakmayınız, ben ihtiyarım. Hepimiz biliyoruz ve söylüyoruz ki, dinimiz, diyanetimiz, aslımız, neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrılık yoktur; ismimiz de dinimiz de Allah’ımız da birdir. (…) Hepimiz biriz. Ne Türklük ne Kürtlük davası vardır. Hep biriz, kardeşiz. (…) Ama düşmanlar bizi birbirimize sardırmak için tuzaklar kuruyorlar…” (Alkışlar, bravo sesleri) TBMM’de daha birçok milletvekili benzer şeyler söyleyerek, Türk-Kürt birlikteliğine, kardeşliğine vurgu yaptılar. (Bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, C.23, 3 Kasım 1921) LOZAN”DA LORD CURZON”A TEPKİ Lozan’da İsmet (İnönü ) , bir taraftan Türklerle Kürtlerin kardeş olduklarını, birbirinden ayrılmayacaklarını savunarak Musul’u isterken, diğer taraftan özellikle Türkiye’deki Kürtleri “azınlık” yapmak amacıyla ileri sürülen “Müslüman azınlık” ile “Irk (soy) ve dil azınlıkları” kavramını reddetti. İsmet (İnönü) , Türklerle Kürtlerin soy, din ve kültür bakımından bir olduklarını, TBMM Hükümetinin, Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de hükümeti olduğunu, TBMM’de birçok Kürt milletvekili bulunduğunu ve Kürtlerin Türkiye’de yurttaşlık haklarından yararlandıklarını söyleyerek, Kürtlerin Türklerden ayrılmak istemediklerini belirtti. İsmet (İnönü) , Musul’daki Kürtlerin de Türkiye’ye bağlanmak istediklerini belirtip Musul’da halk oylaması yapılmasını istedi. Lord Curzon ise bu iddialara karşı çıkarak Kürtlerin soy, dil ve kültür bakımından Türklerden farklı olduklarını söyledi; “Kürtler seçim yapmayı bilmezler” diyerek Musul da halk oylamasına da karşı çıktı. “Güney Kürdistan” dediği Musul vilayetinde Kürtler için bir “mahalli özerklik sistemi kurmak istediklerini” belirtip “Bu mahalli özerklik sisteminin kendi yönetimi ve yazılı bir Kürt dilini öğretmeye çalışacak kendi okulları olacaktır…” dedi. (23 Ocak 1923) İşte o günlerde, 16 Ocak 1923’te, Mustafa Kemal Paşa İzmit Basın Toplantısında, kendisine sorulan bir soru üzerine “Kürtlük” konusuna değinerek, “Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır. (…) Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” diyerek doğal olarak “Kürtlerin de bulundukları vilayetlerde kendilerini yöneteceklerini” söyledi. Mustafa Kemal Paşa, bu sözleriyle 1921 Anayasası’nda bazı konularda illere tanınan yerel yetkileri kastediyordu. Mustafa Kemal Paşa bu sözleriyle -genelde iddia edildiği gibi- Kürtlere “siyasi özerklik” vaat etmemiş, 1921 Anayasası’ndaki güçlü yerel yönetimlere vurgu yaparak İngiltere’nin “Özerk Kürdistan” tezini zayıflatmak istemişti. Lozan’da Lord Curzon’un Türklerle-Kürtleri bölme çabasına, sadece Lozan’daki Türk heyeti değil, TBMM’deki Kürt kökenli milletvekilleri ve bazı Kürt aşiretleri de karşı çıktı. TBMM’de 25 Ocak 1923 tarihli oturumda söz alan Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, “Lord Cuzon’un iğrenç isteklerine kulaklarımızı tıkıyoruz” diyerek şunları söyledi: “Arkadaşlar Kürtler, bütün kanaatlerini bir ilkede topladılar. O gaye Türklerle kader birliğidir. Çünkü mevcudiyet, çünkü varlık, çünkü esaretten kurtulmak bu ilkeye bağlıdır.” Yusuf Ziya Bey’in ardından Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, Kırşehir Milletvekili Müfid Efendi, Hakkâri Milletvekili Mazhar Müfid Bey, Muş Milletvekili Hacı Sami Efendi de Lord Curzon’u kınayan konuşmalar yaptılar. Dersim, Muş, Mardin, Urfa ve Kars milletvekillerinin Lord Curzon’u kınayan önergesi TBMM’de kabul edildi. Türklerle Kürtleri ayırmaya çalışan Lord Curzon’un bu girişimini kınayan Rişvan, Zorkun, Merdis, Kazru, İzoli aşiret reislerinin telgrafları da TBMM Genel Kurulunda okutuldu. (5 Şubat 1923) *** Sonuç olarak Türkiye Lozan’da, Türk-Kürt özkardeşliğini, birliğini, bütünlüğünü savundu; Kürtlerin “azınlık” değil, “eşit haklara sahip yurttaş” olduklarını bildirdi. Lord Curzon, Kürtleri Türkiye’den ayırmak isterken TBMM’deki Kürt kökenli milletvekilleri ve birçok Kürt aşireti de Lord Curzon’a tepki göstererek Kürtlerin Türkiye’den ayrılmak istemediklerini belirttiler. Lozan Antlaşması ’nın 39. maddesinde “ Türkiye’nin tüm halkı, din ayırt edilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır” denildi. Lozan’da Türkiye’deki Kürt varlığı değil, Türklerle Kürtleri bölen, Türkiye’yi parçalayan Sevr reddedildi.
Source: Sinan Meydan
PKK’lı Öcalan ve ABD Büyükelçisi Barrack’ın Sykes-Picot açıklaması Ortadoğu’da yeni bölme hazırlığı mı
Aynı heyette bulunan Avukat Faik Özgür Erol da nisan ayında İtalya’daki bir toplantıda, Öcalan’ın, Suriye’nin çözülmesi üzerinden yaptığı değerlendirmede “Öcalan Ortadoğu’da daha önce kurulan statünün ortadan kalktığını düşünüyor. Sykes-Picot statüsünün çözüldüğünü söylüyor” diyerek Önder’in açıklamasını teyit etti. Bölücü PKK’lılar açısından Sykes-Picot anlaşmasının ne anlama geldiğini ise PKK/HDP’li Selahattin Demirtaş, 2024 yılı ocak ayında mahkeme savunmasında şöyle tarif etmişti: “Kürdistan coğrafyası 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması ile dörde bölünür. Kürdistan’ın bölünmesi emperyalistlerin bize armağanıdır ki daha sonra kendi hatalarımızla bu sorunu büyüttük.”ÖCALAN’DAN 4 AY SONRA BARRACK PKK elebaşı Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve terör örgütünün silahlı mücadeleye son verdiklerini açıklamasından sonra bölücülük peşinde olanlar, aynı amaç için diploması ve siyaset yöntemini kullanacağa benziyor. İşte tam bu aşamada ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, kendilerinin taraf olmadığı, gerçekte de uygulanmamış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı sonrası, hakimiyeti altındaki Ortadoğu topraklarının İngiliz, Fransız ve Ruslar arasında paylaşılmasını öngören 1916 tarihli Sykes-Picot planı ile ilgili şu ilginç açıklamayı yaptı: “Batı, bir asır önce haritalar, manda yönetimleri, çizilmiş sınırlar ve yabancı yönetimler dayattı. Sykes-Picot Suriye’yi ve daha geniş bir bölgeyi barış için değil emperyal kazanç için böldü. Bu hata nesillere mal oldu. Bunu bir daha yapmayacağız. Batı müdahalesi dönemi sona ermiştir. Gelecek, bölgesel çözümlere, ortaklıklara ve saygıya dayalı bir diplomasiye aittir.Suriye’nin trajedisi bölünmüşlük içinde doğdu. Suriye’nin yeniden doğuşu saygınlık, birlik ve halkına yatırımla gerçekleşmelidir.Türkiye, Körfez ülkeleri ve Avrupa ile beraberiz- bu kez askerler, nutuklar ya da hayali sınırlarla değil, Suriye halkının kendisiyle omuz omuza duruyoruz.”Bu sözler, Türkiye’nin çok hassas olduğu Suriye’nin toprak bütünlüğüne ne kadar hizmet eder emin değilim. Ama şurası kesin; Ortadoğu’da yeni bir bölme planı peşinde olan ABD kendisiyle birlikte bölgede hala emperyal amaçları olan İngiltere, Fransa ve az da olsa Rusya gibi rakiplerine mesaj vermiştir.TÜRKİYE ÜZERİNE BÖLME PLANLARIABD Büyükelçisi Barrack’ın, sadece hazırlık aşamasında kalmış ve asla imza altına alınmamış İngiltere, Fransa ve Rusya’nın bakan, diplomat ve bürokratları arasında yazışmalardan ibaret olan; adını İngiliz diplomat Mark Sykes ve Fransız diplomat François Georges-Picot’tan alan Sykes-Picot anlaşmasına atıf yapması hiç de hayra alamet değil. Zira Rusya’da 1917 yılı ekim ayında Bolşevik devrimi sonrası, uluslararası konjonktür bir anda değişmiş plan uygulanmamıştı. Hatta Avrupa’nın korkulu rüyası haline gelen Bolşevikler, aralarında Çarlık Rusya’sının da olduğu İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’yu paylaşmayı düşündükleri “Sykes-Picot planı” metnini 24 Kasım 1917 tarihli İzvestiya gazetesinde yayınlayarak dünyaya duyurdu.Batılı emperyalistler, Almanya’nın yanında yer alarak 1918’de Birinci Dünya Savaşı’ndan sınırları daralarak yenilgiyle çıkan ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile teslimiyetini ilan eden Osmanlı topraklarını bölüşmek için 1920 yılında İtalya’nın San Remo şehrinde bir araya geldiler. 19 Ocak 1919’da İngiltere, Fransa ve İtalya yanında ABD’nin damga vurduğu Paris Barış Anlaşması’ndan dışlanan mağlup Almanya ile yenilmiş sayılan Osmanlı topraklarının paylaşımı ise 1920 yılına bırakılmıştı.HEDEF: ERMENİSTAN, KÜRDİSTAN İşte Suriye ve Irak ve Arap coğrafyasında bugün tartışılan statü; esas olarak 18-26 Nisan 1920’de, Osmanlı İmparatorluğu topraklarının paylaşılmasının temeli, Sevr Antlaşması’nın da şartlarını hazırlamak için İtalya’nın San Remo şehrinde toplanan uluslararası konferansta atılmıştır. Irak’ı İngiliz, Suriye ve Lübnan’ı Fransız manda yönetimine bırakan San Remo anlaşmasında, Anadolu topraklarını kapsayan bağımsız bir Ermenistan ve özerk bir Kürdistan kurulması kararı alındı. Hatta İzmir ve Trakya Yunanistan’a kalacak, Adana ile Antalya gerisindeki bölgeler de İtalyan ve Fransızların sömürge bölgeleri olacaktı.Nitekim, tüm bu talepler ve daha fazlası 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris’in 9 km batısındaki Sevr semtinde imzalanan anlaşmayla Osmanlı yönetiminin önüne kondu. Anlaşmayla İstanbul ve civarından oluşan küçük bir bölge ile Orta Anadolu’nun küçük bir kısmı Kastamonu kıyılarına kadar Türklere bırakılıyordu. Doğu Anadolu’da ise Kürdistan ve Ermenistan devleti kuruluyordu. Bu devletlerin sınırlarını ABD çizecek ve Ermenistan 20 yıl ABD mandası altında bulunacaktı. Arabistan Osmanlı Devleti’nden ayrılacak ve müttefiklerin isteklerine terk edilecekti.TARİHİN ÇÖP SEPETİNİ KARIŞTIRANLAR Elbette tüm bu emperyalist planlar Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Türk milletinin mücadelesiyle püskürtüldü. 23 Nisan 1920’da açılan TBMM’de Sevr reddedildi. Kurtuluş Savaşı sonrası Sevr’i imzalayan devletler 24 Temmuz 1923 tarihinde bugünkü milli sınırlarımızı da belirleyen Lozan Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Sevr’i imzalayan devletlerin Lozan Anlaşması’na attıkları imza ile Sevr de tarihin çöp sepetine gitti. Anlaşılan birileri çöp sepetini karıştırmak niyetinde. PKK açıklaması sonrası Lozan ve 1924 Anayasası öncesine dönüş tartışmaları bunu gösteriyor. Bu yüzden ABD Büyükelçisi’nin şu son paylaşımı sanki Ortadoğu’da yıllardır destekledikleri PKK’lı teröristlerin de umut bağladığı Irak, Suriye ve sonrasında İran ve Türkiye’ye yönelik yeni bir “diplomatik bölme planını” tarif ediyor gibi geldi bana; “ORTADOĞU BİR ZİYAFET GİBİDİR; YA MİSAFİR LİSTESİNDESİNİZDİR YA DA MENÜDE. MİSAFİR LİSTESİNDEN DÜŞMEK KOLAYDIR, ANCAK MENÜDEN ÇIKMAK ZORDUR.”Umarım kuşkularımda yanılırım…
Source: Nedim Şener
İsrail büyükelçisi neye uğradığını şaşırdı! Öğrenciler üniversiteden kovdu
Büyükelçi Waks, “Uluslararası ilişkiler uygulamaları ve devletler arası anlaşmalar” başlıklı konferansta konuşmak üzere davet edildiği Senegal”in en büyük üniversitesi UCAD”da öğrencilerin tepkisiyle karşılaştı.Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, Waks”ın konuşma yapacağı salon ve etrafında toplanan öğrencilerin, “Özgür Filistin, “Özgür Gazze”, “İsrail savaş suçlusu” sloganları atarak Waks”ı yuhaladığı görüldü.Waks, tepkiler yüzünden konuşmasını yapamadan üniversiteden ayrılmak zorunda kalırken, öğrenciler ellerinde Filistin bayraklarıyla Waks”ın peşinden gitti.Gambiya, Gine, Gine Bissau, Kabo Verde ve Çad”a da akredite olan Waks, güven mektubunu 8 Mayıs”ta Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye”ye sunmuştu.- SENEGAL İLE FİLİSTİN”İN TARİHİ DOSTLUĞUSenegal”in Filistin ile bağları, Fransa”dan bağımsızlığını kazanmasından sonraya, 1960″lı yıllara dayanıyor.Filistin”in bağımsızlığına verdiği destek herkesçe bilinen Senegal”in ilk Cumhurbaşkanı Leopold Sedar Senghor, Nijerya, Kamerun ve o dönem Zaire olarak bilinen Kongo Demokratik Cumhuriyeti”nden mevkidaşlarıyla Afrika Birliği Örgütü (OUA) adına İsrail”de arabuluculuk misyonunda yer almıştı.Senegal, 1975″ten bu yana aralıksız şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Halkının Vazgeçilmez Haklarının Kullanılması Komitesine başkanlık ediyor.Topraklarında 1989″da Filistin”in diplomatik misyon açmasına izin veren ilk Afrika ülkelerinden Senegal, aynı zamanda eski Filistin Devlet Başkanı Yasir Arafat”a diplomatik pasaport veren ilk ülkeler arasında yer alıyor.Senghor döneminde, 1973″teki Arap-İsrail Savaşı sonrasında İsrail ile 1992″ye kadar tüm diplomatik ilişkileri koparan Senegal, Filistin”in Afrika”daki en yakın dostlarından biri olarak tanımlanıyor.
Source: Www.star.com.tr