“Hastalık ve Durumlar Gündemi: Tedavi Yöntemleri ve Sağlık Uyarıları”

Testosteron tedavisi: İğne mi, risk mi?

İğne tedavileri ne zaman önerilir?

Testosteron eksikliği, yalnızca libido değil, genel yaşam kalitesini de etkiler. Halsizlik, kas gücü kaybı, unutkanlık, depresif ruh hali gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak bu belirtilerin hormon düşüklüğüne bağlı olduğu, sadece sabah saatlerinde yapılan en az iki ayrı kan testiyle doğrulanmalıdır.Toplam testosteron düzeyi 300 ng/dL’nin altındaysa, doktorlar hormon takviyesini gündeme alabilir. (Kaynak: Mayo Clinic – Testosterone therapy: Potential benefits and risks) Ancak tedaviye başlamadan önce şu risk faktörleri mutlaka değerlendirilmelidir:- PSA (prostat) testi- Hematokrit düzeyi- Kalp hastalığı öyküsü- Uyku apnesi- Prostat büyümesi

Doğal yollar yetmezse hangi seçenekler var?

En sık uygulanan yöntem kas içine enjekte edilen testosteron enantat veya sipionat iğneleridir. Haftada bir ya da iki haftada bir uygulanırlar. Jel formülasyonlar ise cilde sürülerek emilir ve günlük olarak kullanılır.Daha az yaygın olan yöntemler arasında:- Cilt altı “pellet” implantlar- Burun içi jel formlar. Her yöntemin kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır. Jel kullananlarda ev halkına bulaş riski olabilirken, iğne kullananlarda hormon düzeyinde ani iniş-çıkışlar görülebilir. (Kaynak: Cleveland Clinic – Testosterone replacement therapy)

Karar vermeden önce bilinmesi gerekenler

– Testosteron tedavisi genellikle ömür boyudur. İlaç bırakılırsa hormon seviyesi yeniden düşer.- Testislerin kendi üretimi baskılanabilir, bu da özellikle genç bireylerde sperm üretimini durdurur.- Tedavi süresince akne, saç dökülmesi, sinirlilik, göğüslerde büyüme gibi yan etkiler gözlenebilir.- Bazı kişilerde SHBG (seks hormon bağlayıcı globulin) proteini artar, bu da aktif testosteronun azalmasına neden olur.- Vücut zamanla hormona direnç geliştirebilir veya etkisi azalabilir.

Sonuç olarak:Hormon replasmanı, basit bir “gençleşme” yöntemi değil, klinik kararla verilen ciddi bir tedavidir. Her hasta için risk-fayda oranı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. (Kaynak: Harvard Health – Testosterone replacement pros and cons)

Hormon replasmanının riskleri ve takibi

Testosteron tedavisi basit bir destek değil, vücutta çoklu sistemleri etkileyen bir müdahaledir. Özellikle kalp-damar sistemi, prostat sağlığı ve kanın pıhtılaşma düzeni üzerindeki etkileri nedeniyle yakın izlemek gerekir. Tedavi öncesi ve sonrası mutlaka şu testler yapılmalı:- Total ve serbest testosteron- PSA (prostat spesifik antijen)- Hematokrit ve hemoglobin- LH ve FSH hormonları- Karaciğer fonksiyon testleriTedavi başladıktan sonra…- İlk 3 ayda- Ardından her 6 ayda bir tekrar test yapılması gerekir.Hematokrit seviyesi % 54’ü aşarsa veya PSA değeri ani artış gösterirse tedavi sonlandırılabilir. (Kaynak: Endocrine Society – Clinical practice guideline on testosterone therapy)

Testosteron tedavisinde sık yapılan hatalar

– Vücut geliştirme amacıyla reçetesiz kullanım- PSA kontrolü yapılmadan başlanması- Şikâyet olmadan sadece “yaşlanmayı yavaşlatmak” için uygulanması- Dozların kişiye özel ayarlanmaması- Tedaviyi “kas yapmak için doping” sanmak(Kaynak: European Urology Journal, 2021)

Testosteron tedavisiyle sperm azalır mı?

Hormon tedavisi, beyindeki LH ve FSH sinyalini baskılayarak testislerin sperm üretimini azaltabilir.Uzun süreli kullanımda kısırlık riski % 70’in üzerindedir.Genç bireylerde tedavi düşünülüyorsa bu risk mutlaka anlatılmalı ve gerekirse sperm dondurma seçeneği değerlendirilmelidir. (Kaynak: Fertility and Sterility, 2022)

Tedavi sırasında beslenme desteği gerekir mi?

Testosteron metabolizması çinko, D vitamini, Omega-3 ve magnezyum gibi mikrobesinlere duyarlıdır.

Tedavi sürecinde bu takviyelerin dengeli şekilde alınması, kas gücü ve ruh hali üzerindeki etkiyi artırabilir. Ancak yüksek doz takviyeler yerine kan testine dayalı öneriler tercih edilmelidir. (Kaynak: Journal of Endocrinology and Metabolism, 2020)

Yarın: Tansiyon

– Tansiyonunuz normal çıksa da felç riski taşıyor olabilirsiniz.- İlaçsız tedavi isteyenlerin en çok yaptığı 3 büyük hata.- Hibiskus mu işe yarıyor, potasyum mu? Bilim ne diyor?- En sık kullanılan 5 tansiyon ilacı, en sık yapılan 5 yanılgı.- Sabah baş ağrısının arkasında gizli tansiyon olabilir.- Tansiyon krizini anlamanın tek yolu rakamlar değil.

Source: Haber Merkezi


48 bin kanser hastasının ilaca ulaşımı kolaylaştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın 5 akıllı kanser ilacının daha geri ödeme kapsamına alınması müjdesi, 48 bin kayıtlı kanser hastasının amansız hastalıkla mücadelesinde umut oldu. Sosyal devlet hassasiyeti kapsamında 2000″li yıllarda 3 bin 986 olan geri ödeme kapsamındaki ilaç sayısı bugün itibariyle 8 bin 524″e ulaştı. Geri ödeme kapsamındaki bu ilaçlardan 780″i yurt içi, 92″si yurt dışı olmak üzere 872″si kanser hastalarına yönelik. 2 adet SMA, 51 adet Hemofili A, 187 adet diyabet ilacı geri ödeme listesinde yer alıyor. Peki ilaçta geri ödeme nasıl yapılır? Hastalar ne kadar katılım payı öder? SGK yurtdışından ilaç getirebiliyor mu? Getirilen ilaçlar hastalara nasıl ulaştırılıyor? Geri ödemeye ilişkin tüm detaylar İŞ”İN DOĞRUSU”nda… İLAÇ GERİ ÖDEMESİ NEDİR? Sosyal Güvenlik kapsamındaki sigortalılara mevzuat kapsamında sunulan sağlık hizmetlerinin ödeme kural ve kriterlerinin belirlenerek finansmanının sağlandığı sisteme deniyor. Şahsi tedavi için yurt dışından temin edilerek bedeli ödenecek ilaçlar Sağlık Uygulama Tebliği eki “Yurtdışı İlaç Fiyat Listesi”nde yer almakta. Bir ilacın söz konusu listeye girmesi için; üçüncü basamak resmi sağlık kurumunda düzenlenmiş sağlık kurulu raporu ile reçetenin ve Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş ilaç kullanım ve ithalat izin belgesinin SGK”ya iletilmesi gerekiyor. SGK”nın sağlık hizmeti bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu (SHFK) yetkili. SHFK”nin nihai kararı öncesinde alt komisyonlar aracılığıyla uzman akademisyen hekimlerden görüş alınıyor. Yapılan başvurular bilimsel, akademik ve farma-ekonomik yönden değerlendirilerek karara bağlanmakta. İlaç Geri Ödeme Komisyonu yılda üç defa olağan ve gerektiğinde olağanüstü toplanarak, geri ödemesi yapılacak ilaçların değerlendirme süreleri kısaltılarak vatandaşın ilaca erişiminin daha hızlı olması sağlanıyor. Karar Resmi Gazete”de yayınlanınca ödemeler derhal başlıyor. KATILIM PAYI NE KADAR? SGK”nın bedelini karşılığı ilaçlar için Kurumdan gelir ve aylık alan emekliler ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerden yüzde 10, çalışan kişilerden yüzde 20 oranında katılım payı alınıyor. Ayrıca her bir reçete için; 3 kutuya kadar (üç kutu dâhil) temin edilen ilaçlar için 3 (üç) TL, 3 kutuya ilave temin edilen her bir kutu ilaç için 1 (bir) TL olmak üzere katılım payı alınır. Raporlu hastalardan kronik hastalıklarda kullanılan ilaçları için katılım payı alınmaz. Bu kapsamda Türkiye”de 2024 yılında yaklaşık 240 milyon kişiden katılım payı alınmadı. ÖDEME NASIL YAPILIYOR? Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) eki “Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi”nde yer alan ilaçların bir kısmı doğrudan SGK tarafından bir kısmı ise SGK ile protokolü bulunan Türk Eczacıları Birliği (TEB) kanalıyla temin edilmekte. Hangi ilaçların SGK, hangi ilaçların TEB kanalıyla temin edildiği bilgisi Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi”nde yer alıyor. HASTALAR NASIL ULAŞIYOR? SGK”da yurt dışından şahsi tedavi için ilaç temin etmeye yetkili kılındı. Yurt dışından ilaç temini ve hastalara ulaştırılması konusunda Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü İbni Sina Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi hizmet vermekte. SGK tarafından yurt dışından temin edilen ilaçlar, hastaların bildirdiği adreslere uygun saklama ve taşıma koşullarına uyularak ulaştırılıyor. SGK”DAN KANSER BAŞTA OLMAK ÜZERE İLAÇ PARASINI ALMAK İÇİN NE YAPILIR? Öncelikle SGK”ya resmi dilekçeyle başvurup ilacın karşılanmasını talep edilir. SGK ödeme yapmazsa, yargı yoluna başvurulur. Mahkeme lehinize karar verirse, cebinizden ödediğiniz ilaç bedeli faturalar doğrultusunda SGK tarafından karşılanır. İdare veya iş mahkemelerinde açılan davalar bir kaç aydan 2 yıla kadar sürebiliyor. Acil durumlarda ihtiyati tedbir kararı ile hasta için ilaç temin edilebilir. BUGÜNE KADAR KAÇ İLAÇ GERİ ÖDEME KAPSAMINA ALINDI? 2000″li yıllarda bedeli ödenen yurt içi ilaç sayısı 3.986 iken günümüzde bu sayı 8.524″e ulaştı. Geri ödeme listesine; 2023 yılında 194 adet, 2024 yılında 433 adet ve Temmuz 2025 itibarıyla 242 adet ilaç ilave edildi. TEMMUZ 2025 İTİBARIYLA KAÇ KANSER İLACI GERİ ÖDEME KAPSAMINDA? 4 Temmuz 2025 itibariyla 780 adet yurt içi, 92 adet yurt dışı olmak üzere 872 adet kanser ilacı geri ödeme kapsamında. SMA İLE DİYABET İÇİN GERİ ÖDEME KAPSAMINA ALINAN İLAÇLARDA DURUM NEDİR? 4 Temmuz 2025 itibarıyla 2 adet SMA , 51 adet Hemofili A, 187 adet diyabet ilacı geri ödeme listesinde yer almakta.

Source: Önder Yilmaz


Karın ağrısı şikayetiyle hastaneye giden adamın karnından canlı yılan balığı çıktı

Çin”in Hunan eyaletinde akılalmaz bir olay yaşandı. Huaihua”da şiddetli karın ağrısı şikayetiyle hastaneye giden 30 yaşındaki bir adamın karnından canlı yılan balığı çıktı. MİDEYİ DELİP KARIN BOŞLUĞUNA SIZMIŞ NTV”de yer alan habere göre, Hunan Tıp Üniversitesi Birinci Bağlı Hastanesi”nde çekilen BT taramasında, adamın karnında yabancı bir cismin mideyi delerek karın boşluğuna sızdığı tespit edildi. Doktorlar, ölüm riski nedeniyle adamı acil ameliyata aldı. ORGANLAR ARASINDA YÜZERKEN BULUNDU Operasyon sırasında doktorlar, adamın bağırsak duvarını delip karın boşluğuna geçmiş canlı bir yılan balığı buldu. Balığın, organlar arasında adeta yüzdüğü belirtildi. KARIN BOŞLUĞU TUZLU SUYLA TEMİZLENDİ Cerrahlar, balığı yakalayarak çıkardı, ardından kalın bağırsağın zarar gören kısmı dikildi ve enfeksiyon riskini en aza indirmek için karın boşluğu tuzlu suyla temizlendi. Ameliyatın ardından hasta hızla iyileşerek taburcu edildi. Ancak yılan balığının akıbetine dair bir bilgi paylaşılmadı.

Source: Erdem Aksoy


Türk markalı baharatta tespit edildi: Az miktarda bile tüketilmemeli, acilen toplatılıyor

Almanya’da satılan bazı Türk markalı zencefil tozu ürünlerinde insan sağlığına zararlı aflatoksin maddesi tespit edilmesi üzerine, ürünlerin acil olarak piyasadan geri çekilmesine karar verildi.

Gıda güvenliği konusunda endişe yaratan bu durum, Ezogelin Gewürze GmbH firmasının yaptığı laboratuvar analizleriyle gün yüzüne çıktı. Testlerde, sıcak ve nemli ortamlarda gelişen Aspergillus türü küf mantarlarının ürettiği aflatoksin adlı toksinlerin ürünlerde bulunduğu belirlendi. Bu maddeler, özellikle uzun vadede kansere yol açabilecek düzeyde risk taşıyor.

HANGİ ÜRÜNLER RİSK TAŞIYOR?

Geri çağırma kararı, SUNTAT, YAREN ve Ezogelin markaları altında satılan zencefil tozu ürünlerini kapsıyor. Hepsi aynı üretim partisine ait olan bu ürünler, sarı renkli ambalajlarda 60 gram ve 120 gramlık paketler halinde satışa sunulmuştu. Geri çekilen ürünlerin parti numarası 254403 olup, son kullanma tarihi 30.10.2027 olarak belirtiliyor.

SAĞLIK AÇISINDAN TEHLİKE NE DÜZEYDE?

Yetkililer, bu ürünü bir kez tüketenlerin endişelenmesine gerek olmadığını, ancak düzenli ve uzun süreli kullanımda aflatoksin birikiminin ciddi sağlık riski oluşturabileceğini vurguluyor. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireylerde etkiler daha ağır olabilir. Belirti gösteren veya şüphe duyan tüketicilerin mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurması tavsiye ediliyor.

TÜKETİCİLERE UYARI: AZ MİKTARDA BİLE TÜKETİLMEMELİ

Alman makamları ve üretici firma, ürünlerin kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini açıkladı. Az miktarda tüketimin dahi sağlık riski taşıyabileceği belirtilerek, tüketicilerin dikkatli olması istendi.

Ellerinde bu üründen bulunan tüketiciler, ambalaj üzerindeki son kullanma tarihi ve parti numarasını kontrol ederek, ürünü fiş ibrazı gerekmeden satın aldıkları marketlere iade edebilir. Market imkanı bulunmayan durumlarda ise ürün evsel atık olarak çöpe atılmalı ancak organik atık kutusuna kesinlikle konulmamalıdır.

Source: Haber Merkezi


Evde bakım maaşı ne zaman yatacak?

Türkiye İstatistik Kurumu nun (TÜİK) bugün açıkladığı haziran ayı verileriyle netleşti. Zam oranlarının belli olmasıyla birlikte, evde bakım maaşı alanlar zamlı evde bakım maaşlarının yatacağı tarihi araştırmaya başladı. Peki Zamlı evde bakım maaşı ne zaman yatacak? 2025 Evde bakım maaşı ne kadar oldu, kaç TL? EVDE BAKIM MAAŞI NE KADAR OLACAK? EVDE BAKIM MAAŞI 11.702,11 TL Evde bakım maaşı alabilmek için sağlık kurulu raporunda ağır engelli olduğunun belirtilmesi, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olması gerekir. Evde bakım maaşı bağlatılabilmesi için her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelirin net asgari ücretin 3 te 2 sinden az olması gerekiyor. 2025 yılı itibarıyla evde bakım maaşı bağlatılabilmesi için hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelirin 14.736,45 TL nin altında olması şartı aranıyor. Hane içinde birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması halinde, ikinci engelli birey, iki kişi sayılıyor. Örneğin bir anne ve iki engelli çocuğunun yaşadığı ailenin kişi başına geliri hesaplanırken toplam gelirler 3 e değil, 4 e bölünerek kişi başına gelir hesaplanıyor. Bu yıl ocak-haziran döneminde 10.125,56 TL olan engellilerin evde bakım maaşı temmuz ayından itibaren 11.702,11 TL ye yükselecek. Bakıma muhtaç engellilerin özel bakım merkezlerinde bakımı için ödenen tutar da 20.251 TL den 23.404 TL ye çıkacak. EVDE BAKIM MAAŞI NE ZAMAN YATACAK? Evde bakım maaşı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından engelli ve bakıma muhtaç bireylerin ailelerine sağlanan bir sosyal yardım programıdır. Ödemeler, genellikle her ayın 15 i ile 31 i arasında illere göre farklı tarihlerde hesaplara yatırılıyor. EVDE BAKIM MAAŞI SORGULAMA Evde bakım maaşı e-Devlet in Engelli Evde Bakım Ödeme Bilgileri Sorgulama sayfası üzerinden şifre ve T.C kimlik numaralarıyla sorgulanabiliyor. Evde bakım parası ayrıca SMS ile de öğrenilebiliyor. Bunun için BAKIYE yazıp, 4747 e SMS atarak sorgulama yapılabiliyor. EVDE BAKIM MAAŞI SORGULAMA EKRANI

Source: Habertürk


İstanbul”da botoks skandalı: İşlemlerin adından genç kadının kalbi durdu

Estetik facialarına bir yenisi daha eklendi. İstanbul”da bir güzellik merkezinde yaşanan skandal, 19 Haziran 2025 tarihinde saat 12.00 sularında Şişli Polis Merkezi Amirliği”ne yapılan ihbar üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmayla ortaya çıktı.42 yaşındaki Nazıra Shatenova”nın, 18 Haziran günü Kadıköy”de bulunan bir güzellik merkezine gittiği ve burada yüzüne botoks ile dudak dolgusu yaptırdığı belirlendi.KALBİ DURDU, HASTANEYE KALDIRILDIİşlemin ardından kısa bir süre içinde kalbi duran Shatenova, Kadıköy Hasanpaşa”daki bir hastaneye kaldırıldı.Olayla ilgili ifadesi alınan kızı Saida Salamatovna Duishembekova, annesinin daha önce tansiyon hastalığı dışında herhangi bir rahatsızlığı olmadığını ve son günlerde sağlık durumunun iyi oluğunu belirtti.Ünlü doktor kaçak ilaç satmakla suçlanıyorADLİ TIP RAPORU: TRAVMATİK BELİRTİLER TESPİT EDİLDİ19 Haziran”da hastanede hayatını kaybeden Shatenova”nın cesedi, Adli Tıp Kurumu”na gönderildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı”nda yapılan ilk muayenede, Shatenova”nın vücudunda çeşitli ekimozlar ve cilt altı kanamaları tespit edildi. Yüz, boyun ve sırtta yapılan dış muayenede klasik otopsi yapılmasına karar verildi.SAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTIİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, ihmal ya da kusur şüphesiyle ilgili incelemeler devam ediyor.Güzellik merkezi hakkında yasal süreç başlatılırken olay kamuoyunda estetik işlemlerin güvenliği konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.Bakanlıktan karar çıktı! Gramı 10 bin dolar kazandırırken, cezası ocak yıkıyor

Source: Şule Altınel


İnternette satılan zayıflama ilaçlarında tespit edildi: Ölüme kadar götürüyor

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Eczacılık Fakültesi öğrencileri, TÜBİTAK desteğiyle ‘İnternette Satılan Zayıflama İlaçlarının Sağlığa Etkileri’ başlıklı bir araştırma yürüttü. Araştırmaya göre internetten satın alınan zayıflama ilaçlarında yapılan incelemede 11 farklı ürünün 3’ünde kalp hastalıklarına yol açabildiği için birçok ülkede yasaklanan ‘sibutramin’ etken maddesi tespit edildi.

Araştırmanın sonuçlarını Prof. Dr. Ahmet Aydın açıkladı. Zayıflama ürünleri konusundaki bilgi kirliliği nedeniyle bu ürünleri araştırdıklarını belirten Prof. Dr. Aydın, “Çok sayıda insanın bu ürünler nedeniyle sağlığını kaybettiğini gerek tıbbi yayınlardan gerek haberlerden biliyoruz. İncelediğimiz ürünleri seçerken kriterimiz internetten temin edilmiş olmasıydı. Çünkü buradaki en büyük potansiyel risk, internetten alınan ürünlerde. Bu ürünlerin güvenilirliği her zaman sorgulanabilir durumda” ifadelerini kullandı.

‘TÜBİTAK TARAFINDAN DESTEKLENDİ’

Analiz sürecinde yüksek performanslı ince tabaka kromatografisi (HP-TLC) yöntemini kullandıklarını belirten Prof. Dr. Aydın, çalışmayı şöyle anlattı:

“Ürünlerin içinde sibutramin olup olmadığına baktık. Çünkü bu madde, zayıflama ilaçlarında en sık rastlanan yasaklı içeriklerden biri. Öncelikle aldığımız ürünlerde bir analiz süreci süreci başlattık. Yabancı maddeler ekstraksiyon yöntemiyle ayrıldı, ardından bu örnekler çeşitli analiz teknikleriyle laboratuvarda incelendi. Bu analizlerde yüksek performanslı ince tabaka kromatografisi (HP-TLC) yönteminden yararlandık. Sonuçta, incelediğimiz 11 ürünün 3’ünde sibutramin etken maddesini tespit ettik. Bu ürünler, internet ortamında tamamen bitkisel ya da katkı maddesi içermeyen ürünler olarak tanıtılıyor. Ancak analizler, bu ürünlerin bazılarında sibutramin bulunduğunu ortaya koydu.”

‘SİBUTRAMİN, BİRÇOK ÜLKEDE YASAK’

Sibutramin’in 2011 yılından bu yana Türkiye’de de yasaklı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aydın, şu bilgileri verdi:

“Bu madde geçmişte zayıflama ilaçlarında yaygın şekilde kullanılıyordu. Ancak kullanımına bağlı olarak kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı belirlendiği için önce Avrupa’da, ardından ABD ve birçok ülkede yasaklandı. Buna rağmen merdiven altı ya da yasa dışı üreticiler, bu tür maddeleri ürünlerine gizlice ekliyor. Üstelik içinde yasaklı madde bulunduğunu belirtmeden, tamamen doğal ve bitkisel içerikli gibi göstererek pazarlıyorlar.”

‘VATANDAŞLAR, ÜRÜNLERİN DOĞAL OLDUĞUNU DÜŞÜNEREK ALIYOR’

İnternetten temin edilen zayıflama ürünlerine karşı vatandaşların dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydın, şunları söyledi:

“Biz laboratuvarlarımızda bu ürünleri analiz ettiğimiz için yasaklı maddeyi tespit edebildik. Ancak vatandaşların böyle bir imkânı yok. Ürünü ‘doğaldır’ düşüncesiyle kullanıyorlar ama bu durum, ölümle sonuçlanabilecek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu, göze alınacak bir risk değil. Bu nedenle insanların bu tür ürünleri internetten değil, resmi dağıtım kanallarından temin etmesi gerekiyor. Eczaneler bu konuda en güvenilir adreslerdir.”

‘ZAYIFLAMADA MUCİZE FORMÜL YOK’

“Halkımız şunu bilmeli hiçbir mucize formül, on günde ya da bir ayda insanların sağlıklı bir şekilde zayıflamasını sağlayamaz” diyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

“Eğer bir ürün bu tür vaatlerle satılıyorsa, büyük olasılıkla sağlığa zararlı ve yasaklı maddeler içeriyordur. Bu nedenle, kişi eğer kilo vermeyle ilgili bir sorun yaşıyorsa öncelikle bir sağlık kuruluşuna başvurmalı, bir hekime danışmalıdır. Hangi ilacın ya da yöntemin uygun olacağına ise hekim ve sağlık ekibi birlikte karar vermelidir. Bu şekilde hareket etmek, sağlığın korunması açısından en doğru yaklaşım olacaktır.”

Source:


Sağlığı tehdit ediyor: Havuza girmeden önce bir daha düşünün!

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Op. Dr. Sibel Zorlu Öztürk, havuzlardan bulaşan göz hastalıkları hakkında açıklamalarda bulundu.

Yaz aylarında artan havuz kullanımının, özellikle hijyen koşullarının yeterince sağlanamadığı durumlarda bazı enfeksiyon risklerini de beraberinde getirdiğini söyleyen Op. Dr. Öztürk, “Havuz suyunun temizliği hakkında görsel ve çevresel bulgular fikir verebilir. Suyun berrak olmaması, havuz kenarları ve merdivenlerin kaygan, yosunlu, sararmış olması, yoğun klor kokusu kirli suyla etkileşime giren artık maddelerden kaynaklanır. Bu gibi işaretler hijyenin yetersiz olduğunu gösterir” diye konuştu.

“KONJONKTİVİT EN SIK GÖRÜLEN ENFEKSİYON TÜRÜDÜR”

Göz sağlığı açısından en sık karşılaşılan sorunlardan birinin de konjonktivit olduğunu vurgulayan Op. Dr. Öztürk, “Konjonktivit gözün beyaz kısmını ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten zar olan konjonktivanın iltihaplanmasıdır. Havuzlardan bulaşan konjonktivit vakalarının büyük çoğunluğu adenovirüs kaynaklıdır ve bu nedenle viral konjonktivit en sık görülen formudur. Adenoviral konjonktivit oldukça bulaşıcıdır.

Havuz suyuyla temas, enfekte yüzeyler ve ortak kullanılan havlular aracılığıyla kolayca yayılabilir. Gözlerde kızarıklık, sulanma, yanma, batma hissi ve bazen çapaklanma ile kendini gösterir. Diğer bir konjonktivit ise alerjik konjonktivittir, klor ve kimyasal tahriş kaynaklıdır. Havuzlarda kullanılan klorlu suyun göz yüzeyinde tahriş, alerjik reaksiyonlar, kornea hasarı riski, enfeksiyonlara zemin hazırlama gibi göze zararları olabilir” dedi.

“KONTAK LENSLE HAVUZA GİRMEK CİDDİ RİSK TAŞIYOR”

Kontakt lensle havuza girmenin ciddi ve görme kaybına yol açabilecek enfeksiyonlara zemin hazırladığını belirten Op. Dr. Öztürk, “Akanthamoeba keratiti (korneanın enfeksiyonu) gözde kontakt lens varken havuza giren kontakt lens kullanıcılarında görülebilir. Oldukça ağrılıdır, tedavisi uzun ve kalıcı görme kaybına yol açabilir. Kontakt lensle havuza girilmemelidir” açıklamasında bulundu.

“YÜZME GÖZLÜĞÜ ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTABİLİR”

Yüzme gözlüğünün havuzdaki enfeksiyon riskini azaltabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Öztürk, “Yüzme gözlüğü kullanımı, gözlerin havuz suyuyla doğrudan temasını engelleyerek enfeksiyon riskini ve klorlu suyun yan etkilerini önemli ölçüde azaltır. Ancak gözlüklerin kişisel kullanımı ve düzenli temizliği de en az kullanımı kadar önemlidir.

Ortak kullanılan veya hijyeni sağlanmamış yüzme gözlükleri enfeksiyon kaynağı olabilir. Silikon contalı ve su geçirmez özellikli yüzme gözlükleri yüzle iyi temas kurarak su sızıntısını engeller, gözle klorun temasını keser. Burun köprüsü ve kayış ayarı yapılabilir gözlükler yüz yapısına uygunluğu artırır, uzun süreli kullanımda rahatsızlık yaratmaz” dedi.

“BELİRTİLER GEÇMEZSE GÖZ HEKİMİNE BAŞVURULMALI”

Havuz sonrası gelişen hafif göz kızarıklığının ve kısa süreli batma hissinin normal olabileceğini belirten Op. Dr. Öztürk, şunları söyledi:

“Gözleri temiz su ile yıkamak, gözleri ovalamaktan kaçınmak, el hijyenine dikkat etmek önemlidir. Ancak belirtiler belirginleştiğinde veya 24-48 saati geçtiğinde mutlaka bir göz hekimine başvurmak gerekir. Gözde yoğun kızarıklık, sulanma, batma, yanma, ışık hassasiyeti, çapaklanma, sabah göz kapaklarının yapışması, görmede bulanıklık, tek veya çift taraflı şiddetli ağrı, gözde şişlik, kaşıntı, yabancı cisim hissi gibi şikayetlerin 1-2 günden uzun sürmesi, giderek artması halinde göz doktoruna başvurmak gereklidir.”

“ANTİBİYOTİKLİ DAMLALAR BİLİNÇSİZCE KULLANILMAMALI”

Havuz sonrası gelişen göz enfeksiyonlarında reçetesiz antibiyotikli damla kullanımının da sakıncalı bir durum olduğunu dile getiren Op. Dr. Öztürk, “En sık havuzdan bulaşan konjonktivit türü viral kaynaklıdır ve bu tür enfeksiyonlarda antibiyotikler etkisizdir. Gereksiz antibiyotik kullanımı göz yüzeyinin doğal florasını bozar, ilaç alerjisi ve toksik etkilere yol açabilir” dedi.

“ENFEKSİYON GEÇMEDEN HAVUZA GİRİLMEMELİ”

Göz enfeksiyonu geçiren birinin tekrar ne zaman havuza dönmesi gerektiğinden bahseden Op. Dr. Öztürk, “Tüm semptomlardan tamamen geçmeden havuza girilmemelidir. En güvenli yaklaşım göz doktorunun onayı olmadan havuza geri dönmemektir” diye konuştu.

“ERKEN TANI ENFEKSİYONLARIN YAYILMASINI ENGELLER”

Erken müdahalenin önemi değinen Op. Dr. Öztürk, “Erken dönemde konulan doğru tanı ve tedaviyle çoğu enfeksiyon komplikasyon gelişmeden kontrol altına alınabilir. Gecikmiş ya da yanlış ilaç kullanımı enfeksiyonun ilerlemesine, daha derin dokuların etkilenmesine neden olur. Bulaşıcı türlerde çevreye yayılımın önlenmesi açısından erken tanı ve izolasyon önemlidir” ifadelerini kullandı.

Source:


Mağarada neler yaşandı? 8 askerimiz böyle şehit düşmüş…

Irak”ın kuzeyinde bir mağarada yapılan arama tarama faaliyeti sırasında yaşanan acı olay Türkiye”nin yüreğini yaktı. Metan gazından etkilenen 19 askerden 8″i tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

Acı haberle birlikte Türkiye”nin dört bir yanına şehit ateşi düşerken; yaşanan olayın perde arkasını Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, anlattı.

AĞAR: “MAĞARANIN İÇİNDE BUNLAR YAŞANDI”

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Ağar, “Üzülerek söylemek zorundayım. Kavrayabildiğim kadarıyla büyük olasılıkla mağaranın içinde bunlar yaşandı.” diyerek acı olayın detaylarını aktardı.

Metan gazının sinsi, renksiz, kokusuz ve emaresiz olduğunu söyleyen Ağar, “Anladığım kadarıyla olay şöyle gelişti” diyerek paylaştı;

“İSTİHBARAT ALINDI”

“Şehit Üsteğmenimizin kayıp naaşı, şehit olduğundan beri aranıyordu. Naaşın o meşhur Hastane Mağarasında gizlendiği/gömüldüğüne dair bir duyum/istihbarat alındı.

“MAĞARANIN YAPISI BOZULMUŞ, MÜHÜRLENMİŞTİ”

Zap’ın doğusu, Avaşin bölgesindeki 852 rakımlı tepeye teröristlerce inşa edilmiş Hastane Mağarası daha önce hikayesiyle birlikte mühürlenmişti. Yani hem içeriden, hem dışarıdan müdahalelerle/patlatmalarla girişleri ve mazgalları kapatılmış, böylece teröristler tarafından bir daha kullanılmasını engellenecek şekilde “yapısı bozulmuş” ve mühürlenmişti.

Doğal olarak içinde kalanlarla birlikte. Bildiğiniz gibi, teröristler bir mağaraya birkaç yıllık gıda, su, akaryakıt, ilaç, barınma, ısınma malzemesi, silah ve mühimmat stokluyor. Mehmetçik silah ve mühimmatı alıyor. Geriye kalanı yerinde imha ediyor. Şimdi siz bu imhaya hayvansal artıkları da dahil edin.

METAN GAZI NASIL OLUŞTU?

Metan mağarada işte böyle oluşuyor:
Oksijensiz (anaerobik) ortamlarda (mühürlenmiş mağaralarda örneğin) yaşayan metanojenik bakteriler, organik maddeleri parçalayarak metan gazı üretiyor. Bu süreç temelde yeraltındaki bataklık alanlarda, mağaralarda ya da kömür yataklarında gerçekleşiyor. Özellikle çürüyen bitki ve hayvan kalıntılarının bulunduğu nemli, havasız mağaralarda metan oluşuyor. Hastane Mağarasında biriken metanın hikayesi bu.

“ŞEHİT DÜŞEN İSTİHBARAT ÜSTEĞMENİMİZ BAŞTAYDI…”

Bizim sonu acı dolu görevimizde, işte, ilk defa karşılaşacağımız bu metanik ortamda başlıyor. Şehit düşen istihbarat üsteğmenimiz başta, görevli müfreze (ağırlıklı istihkamcılar) mağarayı açarak, mağaranın derinliklerinde çalışmaya başlıyor.
Ama metan sinsi, renksiz, kokusuz, emaresiz.

NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ?

Metan gazı mağarada neden tehlikelidir?
Kapalı alan: Havalandırma yok.
Metan, özellikle Hastane Mağarası gibi derin mağaralarda birikir.
Oksijen azalır → hipoksi gelişir → bilinç kaybı ve ölüm olabilir.

“ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM. İÇERİDE BUNLAR YAŞANDI”

Metan’ın belirtileri şunlar:
1.Baş dönmesi
2.Sersemleşme
3.Bilinç kaybı
4.Nefes darlığı
5.Ve boğulma
6.Ve şehadet.

Üzülerek söylemek zorundayım. Kavrayabildiğim kadarıyla büyük olasılıkla mağaranın içinde bunlar yaşandı.

“KAHRAMANLIK, FEDAKARLIK, ACI VE ÖLÜM İÇ İÇE…”

Ve sonrası ölümcül bir kurtarma çabası.
Yine ölümü göze alarak, bir bilinmezin ve karanlığın içinde, çaresizce acı içinde.
Kahramanlık, fedakarlık, acı ve ölüm iç içe…

ETKİLENEN SAYISI NEDEN FAZLA?

Hangi ülkenin askeri sonunu düşünmeden, içerde ne olduğuna, ölümün sinsi tehlikesine bakmadan tekrar içeri girer? İçerde silah arkadaşları fenalaşan dışarıdaki Türk askeri, nasıl şehit üsteğmenimizin naaşını geride bırakmayacak ise Hastane Mağarasında felanalaşan, havasız kalan silah arkadaşlarını orada, yalnız bırakmadı ve etkilenen asker sayısında artış oldu…

Tamamlayıcı bilgi:
Bugün televizyonlar olayı hep metan zehirlenmesi olarak anlattılar.
Tamamen yanlıştı.
Metan zehirlemez. Metan doğrudan toksik (zehirleyici) ya da kimyasal (silah) kapsamında değildir.
Metan boğucu gazdır. Yüksek konsantrasyonda oksijenin yerini alarak boğulmaya neden olur.
Ama patlarsa da yakar, yanmanın kimyasal etkileri ortaya çıkar.
%5–15 arası metan–hava karışımı patlayıcıdır.
Patlama olursa insanlar yanabilir, göçük olabilir, ölümcül sonuç doğurur. Olayın vuku bulduğu Hastane Mağarasında ise patlama verisi yok. Yani bu olasılık ortadan kalkıyor.
Geriye de; “Metan’ın Nefessiz Bırakma” özelliği kalıyor.

Bugün bütün gün yaptığım çalışmalardan ve yapmaya çalıştığım empatiden (eksiğiyle-fazlasıyla) çıkardığım sonuçlar bunlardır.

Tekrar başımız sağ, Mehmetçiklerimiz ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Aradığım cevaplardan biri de şudur:
Bize ne demek istiyor Allah?”

Source: Devrim Karada


Ünlüler Ayşe Barım için mahkemeye akın etti

Gezi Parkı olaylarının planlayıcılarından olduğu gerekçesiyle hakkında başlatılan soruşturma kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçundan tutuklanan menajer Ayşe Barım, ilk kez hakim karşısına çıkıyor.

Barım’ın “Gezi sürecinde sanatçıları organize ettiği, medya yoluyla kamuoyunu yönlendirdiği ve eylemlerin organizasyonuna katkı sunduğu” öne sürülüyor.

ÜNLÜLER AKIN ETTİ

Birce Atalay, Hakan Kurtaş, Bergüzar Korel, Halit Ergenç, İbrahim Selim, Serenay Sarıkaya, Ezgi Mola, Zerrin Tekindor Metin Akdülger, Birkan Sokullu, Miray Daner, Dolunay Soysert ve Merve Dizdar başta olmak üzere bir çok isim Barım”a destek olmak için adliyeye geldi.

HAYATİ RİSK TAŞIYAN SAĞLIK SORUNLARI VAR

Kalbinde ve beyninde toplam 9 farklı ciddi hastalığı bulunan Ayşe Barım, cezaevinde hayati risk taşıyan sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. 6 ay içinde sağlık sorunları yüzünden cezaevinde defalarca bayıldı.

Avukatları mahkemeden Barım’ın tahliyesini talep etti ancak 20 Mayıs ve 30 Mayıs tarihli tahliye talepleri kabul edilmedi. 5 Haziran tarihinde Barım hücresinde tekrar bayıldı. Bunun üzerine avukatları 11 Haziran’da mahkemeye başvurarak “ani ölüm riski” nedeniyle Barım’ın tahliyesini talep etti. Ancak mahkeme bu talebi de reddetti.

Mahkeme Barım’ı gerekli tetkiklerin yapılması için Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesine sevk etti. 9 kişilik uzman hekim kurulu tarafından 2 Temmuz tarihli sağlık raporu hazırlandı. Rapor, Barım’ın cezaevinde kalmasının yaşamını doğrudan tehdit ettiğini ortaya koydu. Raporda kalıcı kalp pili takılmadığı takdirde ani ölüm riski bulunduğu belirtildi. Ayrıca beyninde daha önce takılmış iki stente rağmen yeni bir anevrizma oluştuğu ve bu baloncuğun patlaması durumunda beyin kanaması, felç ya da ölüm olabileceği, şu an konum nedeniyle müdahale edilemediği kaydedildi.

Barım”ın avukatları sağlık kurulu raporuyla birlikte yeniden tahliye başvurusu yaptı ve Adli Tıp Kurumu raporu beklenmeden tahliye kararı verilmesi gerektiği, aksi takdirde yaşanabilecek hayati sonuçlardan cezaevi yönetiminin ve mahkemenin sorumlu olacağını vurguladı.

Source: Haber Merkezi