“Kültürel Olaylar: Eğlence, Politika ve Toplumsal Dönüşüm”

Bir kültür meselesi – Banu Özyurt

Geçtiğimiz günlerde Marmaris’ten sosyal medyaya düşen görüntüler, turizmin göbeğinde bir “eğlence” sahnesi olarak değil, daha çok kültürel bir çöküş sinyali olarak yayıldı. Hatta belki sinyalden de ötesi. Çalışanların kontrolden çıkmış halleri, yalnızca estetikten değil, saygıdan ve bağlamdan da yoksundu. Çoğu kişi bu sahneleri “bu ülkeye yakışmadı” diyerek eleştirdi fakat asıl konu, bu görüntülerin “neden bu kadar olağanlaştığı” sorusunda gizli. Yalnızca birkaç kişinin davranışıyla sınırlı değil konu, bunu meşrulaştıran işletmeler ve yetkililer de bu tabloya dahil. Marmaris’te yaşananlar, yalnızca bir turizm eğlencesi/hizmeti tercihi değil, aynı zamanda bir kültürel belleğin yitirilişi. BOŞLUĞU CEHALET DOLDURUYOR “Işıklar, müzik, kalabalık… Demek ki işler yolunda” düşüncesi, yüzeyde bakıldığında cezbedici olabilir. Ancak kültürel anlamdan yoksun, bağlamı olmayan bir gösterinin ne amacı olabilir? İzlediklerimiz aslında çok daha büyük bir sistemin sonucu. Türkiye’de kültürel üretim desteklenmediği, sanat eğitimi yaygınlaştırılmadığı ve yerel değerler görünmez hale getirildiği sürece, bunun sonucunda doğan dev boşlukları yalnızca cehalet doldurur. Marmaris’teki görüntüler işte o boşluğun ta kendisidir. ULUSAL KİMLİĞİMİZ YİTİYOR Geçtiğimiz günlerde okuma fırsatı bulduğum İKSV’nin “Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Projesi” kapsamında Doç. Dr. Ulaş Bayraktar tarafından hazırlanan “Türkiye’de Yerel Kültür Ekosistemi” başlıklı rapor, bu durumun rakamsal ve yapısal arka planını sunuyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de kültürsanat etkinliklerine düzenli katılım oranı son derece düşük. STK’lerin ve yerel kültürel üreticilerin finansal anlamda zorlandığı, altyapının yetersiz ve zayıf kaldığı bir tabloda, kamusal kültür alanı daralmış durumda. Daha çarpıcı olan ise bu boşlukların sistematik biçimde “anlamsız eğlence formlarıyla” doldurulması. Kültür yerini yalnızca “seyirlik olan”a bıraktığında estetik de değer de eğitim de kaybolur. Eğer neyi destekleyip neyi sorgulayacağımıza ilişkin bir ortak zemin oluşturamazsak “eğlence” adı altında kültürel ve ulusal kimliğimizi yitirmeye devam edeceğiz. KÜLTÜR LÜKS DEĞİL, ZORUNLULUK Bu olaylar Türkiye’nin kültüre verdiği değeri, eğitiminin içeriğini, yerel yönetimlerin önceliklerini ve kamu politikalarının niteliğini doğrudan ilgilendiriyor. Kültür ve sanat, yalnızca “güzel” olduğu için değil, bir toplumu eğiten, birleştiren ve dönüştüren unsur olduğu için önemlidir. Kültürel alanın giderek daraldığı, estetik ve düşünsel üretimin yerine yüzeyselliğin ikame edildiği her durum oldukça düşündürücüdür. Yerel yönetimlerden merkezi politikalara uzanan bu dönüşüm, yalnızca eğlence biçimlerini değil, toplumsal belleğimizi, kamusal estetik anlayışımızı ve kültürel çeşitliliği de etkiledi. Bugün “eğlence” adı altında yaşanan ve sokağa yansıyan bu görüntüler, aslında kültürel bir eksikliğin somut bir göstergesi. Ve bu yaz, hepimize şu soruyu yeniden sormak için bir fırsat: Biz neyi alkışlıyoruz? Ve neyin yok oluşuna göz yumuyoruz? BANU ÖZYURT YAZAR

Source: Olaylar Ve Görüşler


Hepinize yürekten teşekkürler

RİSK ALDINIZ İRADE KOYDUNUZTA en başından beri bu sürecin dimdik arkasında durdunuz.Sürecin zehirlenmemesi için çabaladınız.Şehit ailelerinin incinmemesi için titizlendiniz.Risk aldınız, irade koydunuz.Yarım asırlık terör belasından kurtulmamızın en büyük mimarı oldunuz.Siz arkasında durmasaydınız, siz en küçük bir tereddüt gösterseydiniz, siz inanmasaydınız… Silahların yakılması asla mümkün olmazdı.ÇOK TEŞEKKÜRLER.TEŞEKKÜRLER BAHÇELİSİZ OLMASANIZ OLMAZDIÖcalan’a ilk çağrıyı yaptığınızda işin bu noktalara varabileceğine kimse ihtimal vermiyordu.Ama siz inandınız.Ama siz kendinizi adadınız.Yadırgayanlara, inanamayanlara, yakıştıramayanlara inat bu yolda dimdik yürüdünüz.Çok incelikli bir diplomasi yürüttünüz.Sürecin sekteye uğramaması için çırpındınız.Gerçek milliyetçiliğin ve vatanseverliğin, bu milleti terör belasından kurtarmak olduğunu tüm Türkiye’ye gösterdiniz.Hakkınız ödenmez.ÇOK TEŞEKKÜRLERTEŞEKKÜRLER İBRAHİM KALINSİZİN EMEĞİNİZ ÇOK BÜYÜKDikkatinizle, titizliliğinizle, yapıcı yaklaşımlarınızla süreci, silah bırakma gibi tarihi bir noktaya kadar taşıdınız.Hep yapıcı oldunuz.Hiçbir boşluk bırakmadınız.Entelektüel derinliğinizden kaynaklanan teorik birikiminizi, en çetrefilli sorunun çözüm pratiğine aktarmasını başardınız.Olası kriz alanlarına anında müdahale ettiniz.İtimat telkin eden kişiliğiniz, sürecin kazasız belasız bu noktaya gelmesinde büyük pay sahibi.ÇOK TEŞEKKÜRLERTEŞEKKÜRLER PERVİN BULDANZERRE KADAR YALPALAMADINIZSürecin en samimi destekçisi oldunuz.Silahların bırakılabileceğine inandınız.Bu inançla zerre kadar yalpalamadan köprü oldunuz.Bu sürecin iki ana sütunu vardı: Siz ve Sırrı Süreyya.Sırrı Süreyya vefat edince… Onun yerini de doldurdunuz.Emeğiniz büyük.Gayretiniz çok.ÇOK TEŞEKKÜRLER. ÖCALAN’LA İLGİLİ DOĞRU SANILAN YANLIŞLAR – Sanılıyordu ki… Pek bir etkisi yok.- Sanılıyordu ki… PKK, kendisini takmaz.- Sanılıyordu ki… Silah bıraktıramaz.- Sanılıyordu ki… Örgüte hükmedemez.- Sanılıyordu ki… Bu işin sonunu getiremez.*Dün itibariyle anlaşıldı ki:- Etkisi hâlâ sürüyormuş.- PKK, kendisini dikkate alıyormuş.- Silah bıraktırma gücü varmış.- Örgüte hükmediyormuş.- Bu işin sonunu getirebilirmiş. DEMİRTAŞ’A DA BRAVO Selahattin Demirtaş, hapisteki bir siyasetçi.Buna rağmen sürecin ta en başında en güçlü destek ondan geldi.*- Hiç mırın kırın etmeden.- Kişisel durumunu hiç hesaba katmadan.- Hapiste olduğunu hatırlatmaya bile tenezzül etmeden.Dimdik durdu bu sürecin yanında.*Etkileyebildiği kitlenin bu sürece inanmasında onun rolü büyüktür. BİR KEZ DAHA SÖYLÜYORUM: ÖZGÜR ÖZEL TARİHİN DOĞRU YERİNDE DURMASINI BİLDİ CHP Lideri Özgür Özel, bu süreçte tarihin doğru yerinde durdu.*- Hiçbir zaman ucuz popülizme kaçmadı.- En öfkeli olduğu zamanlarda bile sürece destek verdi.- Sürece toplumsal desteğin artmasına eşsiz bir katkı sundu.- Sürece inandı, sürece güvendi.*İktidarla arasında büyük bir mücadele olmasına rağmen…İktidarın bu projesine tam destek olmaktan asla kaçınmadı.*Bu nedenle teşekkürü ve övülmeyi hak ediyor. DAĞLARINA BAHAR GELDİ MEMLEKETİMİN Çok güzel bir güne uyandık dün.Kanın akmayacağı, silahların susacağı, terörün prangasının kırılacağı bir güne uyandık.Dağlarına bahar geldi memleketimin.*Emperyalist amaçların parçalandığı bir güne uyandık dün.Daha huzurlu bir ülkeye, daha huzurlu bir bölgeye uyandık.Dağlarına bahar geldi memleketimin.*Annelerin güldüğü bir güne uyandık dün.Diyarbakır anneleri ile cumartesi annelerinin yarıştırılmadığı, bütün annelerin yüreklerinin aynı attığı bir güne uyandık.Dağlarına bahar geldi memleketimin.*Hıncın, öfkenin, düşmanlığın olmadığı bir güne uyandık dün.Barış türküleri söyleyeceğimiz, el ele halaylara duracağımız bir güne uyandık.Dağlarına bahar geldi memleketimin.DURMAK YOK, PEDAL ÇEVİRMEYE DEVAM Jonathan Powell.İngiliz diplomat.Yazdığı kitabın adı şöyle:“Teröristlerle Konuşmak – Silahlı Çatışmalar Nasıl Sona Erdirilir?”*Kitapta “bisiklet teorisi”nden söz ediyor Powell.Diyor ki:- Bisiklet, pedalları çevrildikçe ileri gider. Pedalları çevirmeyi bıraktığınız anda devrilir, düşersiniz.- Görüşmeler ne kadar zor olursa olsun duraklamasına izin vermemelisiniz.- Bir müzakere süreci başladığında işin anahtarı onu sürekli kılabilmektir.- “Bisiklet teorisi”, bir çözüm sürecini ayakta tutmak konusunda hayati önem taşır.*MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın “bisiklet teorisi”ni çok iyi bildiğini ve uyguladığını düşünüyorum.*Silahların yakılmasıyla çok önemli bir dönemeç geçilmiş oldu.Bundan sonrası için söylenebilecek tek şey şu:Durmak yok, pedal çevirmeye devam.

Source: Ahmet Hakan


En politik (!) Superman

Boravia’nın diktatör başkanı Vasil Ghurkos’un komşu ülke Jarhanpur’a saldırmasıyla başlayan krizde Superman, ezilen tarafın yanında meseleye müdahil olmuştur. Onun uluslararası politik arenada boy göstermesi ABD Hükümeti’ni rahatsız eder. Ezeli rakibi Lex Luthor’un provokasyonlarıyla Kriptonlu kahramana karşı tavır alınır. Öte yandan Clark Kent kimliğiyle çalıştığı The Daily Planet’tan mesai arkadaşı ve sevgilisi Lois Lane, Superman olarak onunla söyleşi yapmayı dener. Kendi gezegeninden Dünya’ya gelirken ailesi Superman’le birlikte bir mesaj yollamıştır. O güne kadar yarısı anlaşılabilen bu mesajın Luthor Holding hacker’ları (!) tarafından deşifre edilen ikinci kısmındaki kötü niyetli ifadeler Superman’in halk nezdindeki imajını yerle bir eder. Bu çok özel karakter hem Lex Luthor’un kötücül hedeflerini önlemek hem de eski saygın konumuna ulaşmak durumundadır…Filmde Superman’in sevgilisi Lois Lane’i Rachel Brosnahan canlandırıyor.Popüler kültür açısından süper kahraman terminolojisinin en eski halkası olan ‘Superman’, sinemadaki uzun soluklu serüveninde yeni bir sayfa açıyor. Çizgi roman âleminin en bilinen iki cephesinden biri olan DC Comics’in (diğeri de Marvel Evreni) kökleri 1933’e dayanan bu portresi zamanında Jerry Siegel’la Joe Shuster adlı iki genç tarafından yaratılmıştır. Hikâye kaos ortamındaki gezegeninden Lara Lor-Van ve Jor-El çiftinin oğulları olarak Dünya’ya kapsül içinde yollanan Kal-El adlı bir bebeğin Kansas’a bağlı Smallville kasabanın yakınına düşmesi ve onu bulan Kent ailesi tarafından yetiştirilmesi üzerine inşa edilmiştir. Zamanla ‘süper’ güçlere sahip olduğunu anlayarak yeni evi gibi hissettiği Dünya’yı ve üyelerini kurtarmak üzere harekete geçer.Bu popüler çizgi roman daha sonra sinemaya taşındı ve kimi filmlerin yanı sıra TV dizileriyle seyirci karşısına çıktı. Modern zamanlardaki ilk işaret fişeğini 1978’de Richard Donner’ın yönettiği ‘Superman’ filmi yaktı. Başrolünde Christopher Reeve’i izlediğimiz bu yapımı aynı aktörün başrolünde olduğu, sonuncusu 1987’de çekilen üç film takip etti. Efsane 2006’da yeniden ortaya çıktı. Brandon Routh’un canlandırdığı ‘Superman Dönüyor’un (‘Superman Returns’/Yön: Bryan Singer) ardından Zack Snyder imzalı üç adım daha izledik, bu hamlelerde de ana karaktere Henry Cavill hayat verdi.Eski çerçevesine dönüyorGirişte konusunu özetlediğim ve ismi sadece ‘Superman’ olan son randevuyu ‘Galaksinin Koruyucuları’ (Guardians of the Galaxy) serisinden hatırladığımız James Gunn yazıp yönetmiş. Bu Marvel’a ait üçlemede ilk iki adımdan sonra ‘The Suicide Squad’la DC Comics cephesine de iş yapan Gunn, böylelikle iki cihanda da boy gösteren bir isim olma vasfını sürdürüyor. 2025 model ‘Superman’de karakter eski çerçevesine dönüyor sanki. Yani saf, temiz, iyi niyetli, The Daily Planet’ın çalışkan elemanı, Lois Lane’in romantik sevgilisi vs.Gunn’ın kahramanı 70’lerle 80’ler boyu karşımıza çıkan profile denk bir kişilik sunuyor. Adalet ve gerçek peşinde koşarken ‘Amerikan ruhu’nu da yansıtıyor. Ama dünya artık o eski dünya değil. Lex Luthor mesela hırsı ve kıskançlığıyla ön planda, narsist bir kişiliğe sahip. Zamanımızın doymak bilmeyen, açgözlü girişimcilerini ve dijital dünyanın patronlarını andırıyor (kimi yabancı eleştirmenler “Bu karakterde Elon Musk göndermesi var” demiş). Gunn, Kriptonlunun geçmişine ve gelişimine ilişkin öykü için “Zaten biliniyor” diyerek belli kabullerden yola çıkmış ama öte yandan yeni anlattıklarının çerçevesi de bence zayıf. En basitinden Superman hayranlarının ona ilişkin ilk falsoda, biyolojik ailesinin mesajındaki ifadeler sonucu hemen karşısına geçmesi çok yüzeyseldi mesela. Ama yönetmen stile yüklenmiş. Richard Donner’ın 1978 tarihli filmine görsel açıdan göndermeler yapmaya çalışmış (o ünlü jeneriği ve yazı karakterini hatırlatan Antarktika’daki giriş bölümü örneğin) ve en önemlisi Zack Snyder’ın, bir nevi Christopher Nolan’ın ‘Batman’de (özellikle Joker üzerinden) yaptığı gibi karanlık bir atmosfere boğduğu ‘Superman’ mitolojisini yeniden aydınlık atmosfere taşımış.Süper köpek çok şenlikliOyunculuklara gelince; David Corenswet’in Superman’de sırıtmadığını söyleyebilirim ama genel çizgide Christopher Reeve tabii ki zirvede (Kendisi hakkındaki ‘Super/Man: The Christopher Reeve Story’ adlı belgeseli izleyin derim). Henry Cavill bence Corenswet’ten daha etkileyici bir profil çiziyordu. Rachel Brosnahan, Lois Lane’de çok iyiydi. Nicholas Hoult da Lex Luthor’da fena değildi ama geçmişin Luthor’u Gene Hackman’la boy ölçüşemez. Öyküye farklı bir tat katan Adalet Çetesi üyeleri Green Lantern (Nathan Fillion), Hawkgirl (Isabela Merced) ve Mister Terrific (Edi Gathegi) üçlüsünden Mister Terrific filmin en çarpıcı karakteriydi. Öte yandan bilgisayar sayesinde yaratılmış bir karakter olan süper köpek Krypto filmin en şenlikli karakteriydi (‘Galaksinin Koruyucuları’ndaki hırçın rakun Rocket kadar olmasa da).James Gunn’ın yapıtı için kimi eleştirilerde ‘en politik Superman’ yorumu yapılmış. Aslında bu yoruma kapı aralayan yönetmenin kendisiydi. Bir söyleşide Superman’in temelde bir göçmen olduğunu, bu yüzden Amerika’nın ruhunu temsil ettiğini belirtmişti. Eleştiri yazılarında Boravia’nın Jarhanpur’u işgal etmesini İsrail ve Filistin çatışmasına benzeten de olmuş, “Acaba Rusya-Ukrayna savaşına gönderme mi, ama Jarhanpur pek Ukrayna’ya benzemiyor” diyen de… Superman’in göçmenliği biraz abartı tabii. O tartışma çok gerilerde kaldı. Eldeki dinamiklerle filmin politikliği bana zorlama gibi geldi.Toparlarsak ‘Galaksinin Koruyucula- rı’ndaki ışıltı bu son James Gunn filminde pek yok diyebilirim. Kimi yanları ilgi çekici ama ben hikâyesi ve göndermeleri daha güçlü bir yapıt bekliyordum. ‘Superman’ benim gibi artık yaşı 60’lara gelmiş bir kuşağın ilk göz ağrısıdır. Dolayısıyla kim ne çekerse çeksin 1978’deki (bizde 1979’da vizyona girmişti) filmin eline su dökemez.Gerçek Ötesi◊ Yönetmen: Alkan Avcıoğlu Türkiye yapımı‘Zamanımızın kahramanları’na dair…Eleştirmenlikten kamera arkasına geçme hamlesi, Fransız Yeni Dalgası’na ait yönetmenlerin araladığı önemli bir eşikti. Alkan Avcıoğlu da uzun yıllar sinema yazarlığı yapmış ve film dağıtımcılığı işinde çalışmış bir arkadaşımız. Şimdi yönetmen kimliğiyle karşımızda. İlk çalışması ‘Gerçek Ötesi’ (Post Truth) yapay zekâyla üretilen ilk uzun metrajlı belgesel tanımıyla sadece bizim için değil dünya sineması için bir ilk. Senaryosunu Gizem Avcıoğlu’yla (namı diğer Vikki Bardot) yazdığı bu adımında Alkan bizi sadece görsel bir yolculuğa çıkarmıyor; uzun bir tarihsel dönemi tararken insanlığın bugün geldiği noktayı, dijital evrenin olgularıyla tanımlıyor. Film sosyolojik, felsefi, tarihi ve psikolojik okumalar eşliğinde sözde şüpheci ve eleştirel olması beklenen post-modernist insanın sadece kendine inanan biri olma evrimine de ışık tutuyor.Asla BırakmaVe diğer seçenekler◊ Anneleri tarafından yıllardır kendilerine kötü bir ruhun musallat olduğu iddiasıyla büyütülen iki çocuktan biri bu meseleyi sorgulamaya koyulur. Alexandre Aja’nın yönettiği ‘Asla Bırakma’da (Never Let Go) anneyi Halle Berry canlandırıyor. Kadroda Christin Park, Matthew Kevin Anderson ve Anthony B. Jenkins de var.◊ Haftanın menüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Düğün Evi’ (Yön: Kamil Çetin), ‘En Değerli Hediye’ (La Plus Précieuse des Marchandises-The Most Precious of Cargoes/Yön: Michel Hazanavicius), ‘Kaptan Sabertooth: Kayıp Hazinenin Peşinde’ (Kaptein Sabeltann og Grevinnen av Gral/Yön: Are Austnes, Yaprak Morali, Rasmus A. Sivertsen).

Source: Uğur Vardan


Japonya'dan Düzce'ye gelin geldi! 13 bin kilometrelik aşk

Yıllar önce Japonya”ya aşçı olarak çalışmaya giden İsa Bozak, orada tanıştığı Hiroe Ohashi ile Düzce”de dünya evine girdi. 2018 yılında iş arayışlarını sürdüren İsa Bozak, Japonya”da Türk şirketinin aşçı aradığını fark edince işe başvurdu. Japonya”ya giderek çalışmaya başlayan Bozak, Yeni Zellanda”dan Japonya”ya eğitime gelen Hiroe Ohashi ile tanıştı. Birlikte zaman geçirmeye başlayan Ohashi ve Bozak Korona virüs zamanında da birbirlerine destek olup çift olmaya karar verince 2023 yılında Japonya”da dünya evine girip evlendi. Türkiye”de de düğün yapmak isteyen çift ise 13 bin kilometre uzaklıkta ki Düzce”ye gelerek düğün hazırlıklarına başladı. TÜRK-JAPON BAYRAKLARI ASILDI Hazırlıkları tamamlayan çiftin düğünü Beyköy yolu üzerinde bulunan bir kır bahçesinde gerçekleştirildi. Japonya ve Türkiye bayraklarının asıldığı düğünde Japonya”dan Türkiye”ye gelen Hiroe Ohashi”nin ailesi düğün salonunda oyunlar oynarken adaptasyon sürecini atlatırken, gelin Hiroe Ohashi”ye de katılımcılar ilgi gösterdi. “JAPONYA”DA TANIŞTIK” Japonya”ya çalışmaya gittiğini ve Hiroe ile tanışıp evlendiklerini belirten Damat İsa Bozak (41), “Ben yaklaşık 8 yıldır Japonya”da yaşıyorum. Orada Türk şirketi vardı. İnternetten üzerinden beni gördüler. Aşçılar sitesinde üyeliğim vardı. Oradan beni görüp Japonya”da işe aldılar. Tüm evraklarımı hazırdı ve aşçı olarak oraya gittim. Japonya”yı çok seviyorum. Orada eşimi tanıdım. Bize eğitim vermek için Yeni Zelanda”dan geldi. Resmi olarak biz 2 yıldır evliyiz. Türkiye”ye düğün yapmak için geldik. Eşim Türkiye”ye gelmeden ülkeyi çok sevdi. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerini çok seviyor. İlerleyen yıllarda burada kendi işimizi kurup Ege”de yaşamak istiyoruz. Çünkü Ege çok daha güzel bir bölge” ifadelerini kullandı. “AŞKA İNANAN BİRİ DEĞİLDİM” Aşka inanan birisi olmadığını belirten Bozak, “Aslında çok klişe olacak ama aşka çok inanan birisi değildim. Gerçek aşk Allah”a olan aşktır. Ama ben eşim için çok dua ettim. Onun için niyet ettim ve çok istedim. Eşimle beni tanıştıran arkadaşımın sayesinde 2 ay sadece telefonla görüştük. Sonra eşim Yeni Zelanda”dan geldi. Sonra 20 gün içerisinde nikah masasına oturduk. Bizim için hızlı nir şey oldu. Bir kızım var 10 aylık ve adını Evren koyduk. Şu anda çok mutluyuz. Hayatı dolu dolu yaşıyoruz ve karamsarlığı sevmiyoruz. İkimizin enerjisi de çok yüksek. Yüzde 90 uyumluluğumuz var. Bu yüzden Japonya”yı çok seviyorum. Hem orada hem de burada yaşamak istiyorum. Benim kızım yarı Türk yarı Japon olacağı için Türk kültürünü de görmesini istiyorum. Hem orada hem burada bir iş kurup gidip gelmeli şekilde hayatımızı devam ettirmek istiyorum” dedi. “MÜSLÜMANLIĞI ARAŞTIRIYOR” Eşinin müslümanlığı araştırdığını belirten Bozak, “Ailem muhafazakardır ama açık görüşlüdür. Yani yabancılara karşı öyleler. Benim eşim Japon ve şu anda kendisi hristiyan. Müslümanlığı şu anda kapsamlı bir şekilde araştırıyor. Dinimizi biliyorsunuz zorlama yok. Bu yüzden eşimde göreceğim ve bakacağım sonra geçiş yapacağım diyor. Bizim dinimizde zaten zorlama yok. Ona tamamen senin özgür iraden dedim” şeklinde konuştu. “ONU TANIMAYA ÇALIŞTIM” Yeni Zelanda”da bir şirkette çalıştığını ve Japonya”ya eğitim vermeye gidince eşi ile tanıştığını belirten 37 yaşımdaki Hiroe Ohashi, “Yeni Zelanda”dan Japonya”ya çekirdek kliniğine geldim. Yurt dışında yönetim eğitimleri veriyordum. Japonya”da bir arkadaşım beni İsa ile tanıştırdı. Önce iletişim kurdum. Onu tanımaya çalıştım. Korona virüs geldi. Ben o zaman Covid-19 oldum. O zaman birbirimize daha çok değer verdik. O zamanlar harikaydı bana destek verdi. Onun gerçekten iyi bir insan olduğunu düşündüm. Yeni Zelanda”da iş yapmayı düşünüyordum. ya oraya gidecektim yada Japonya”da kalacaktım. Japonya”da kalma konusunda biraz endişeliydim. Ama onun sayesinde Japonya”da kaldım. Ona aşık oldum ve onunla evlendim” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE ÇOK GELİŞMİŞ BİR ÜLKE” Türkiye”nin gelişmiş bir ülke olduğunu belirten Ohashi, “Burası düşündüğümden daha fazla güzel. Burası çok gelişmiş bir ülke. Bence burası çok çeşitli insanların olduğu bir yer. Çünkü çok farklı bir ülke. Kafam çok karıştı. İnsanları çok sıcak. Nazik ve çok yardım severler. Tam bir aile gibi yaklaşıyorlar. Bana çok yardım ettiler. Burada yaşamak istiyorum. Japonya”da Tokyo”da kocamın bir işi var. O işi gelecekte Türkiye”de yapabilirsek iyi olacak. Burada birlikte bir işe başlamak güzel olur diye düşünüyorum” dedi. ERİK DALIVE HORON OYNADI Japonya”dan gelinin annesi Hiromasa ve babası İkuko Ohashi ile arkadaşlarının da katıldığı düğünde erik dalı oynamak için diğer oynayanları gözlemledikten sonra oyunlara katılmaları dikkat çekti. Gelin Hiroe Ohashi Bozak”da Karadeniz kültüründen gelen horonu eşi ile birlikte oynadı.

Source: Haberler


Yönetmenler Nazif Tunç ve Mesut Uçakan 15 Temmuz”u anlattı

Yönetmenler Nazif Tunç ile Mesut Uçakan, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nin kültürel ve sanatsal anlamdaki etkilerini AA muhabirine anlattı.TÜRK MİLLETİNİN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİYönetmen Nazif Tunç, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nin Türkiye’ye verdiği zarara değinerek, “Geçen zaman bize gösterdi ki Türkiye bir kıyametten kurtuldu. Bu ülkeyi neredeyse yüz yıl geri döndürecek bir darbenin savuşturulması söz konusu oldu. Allah’tan başka hiçbir kuvvetin, gücün, istilacının önünde diz çökmeyen Türk milleti, birtakım zorbalar ve darbecilerin taarruzunu engelledi. Bu çok kıymetli. Allah’tan başka hiçbir gücün önünde diz çökmeyen bu millet, istiklal sevdasını da bir kez daha göstermiş oldu.” dedi.15 Temmuz’da milletin ortaya koyduğu mücadeleyi İstiklal Savaşı’nda Anadolu Müslümanlarının ortaya koyduğu dirilişe benzeten Tunç, şunları kaydetti:“Türk milleti başına geleni önceden gördü ve darbeye izin vermedi. Türk milleti böylesine bir coşku içindeyken, bağımsızlıkla ilgili bir yemin içindeyken ne yazık ki sanat çevresi Türk milletinin gösterdiği bu kararlılığı ve kahramanlığı gösteremedi. Biz de bu sanat çevresinin içinde olan insanları gördük ki bunlar sanki mandacı zihniyet ve işbirlikçi zihniyet içerisinde. Türk milletinin yine dizlerinin kırılmasıyla ilgili bir işbirliği içinde imişler gibi geldi bana. Bu unutulmayacak bir ibret ve derstir.”SANAT DÜNYASININ EKSİKLİĞİUsta yönetmen, 15 Temmuz hain darbe girişimini “tiyatro” şeklinde nitelendirmeyi Türk milletine düşmanlık olarak değerlendirerek, “Sanat çevremizde 15 Temmuz darbe ve istila günlerinde sanatçıların yutkunması ve kekeme olması gibi kendi üretimlerinde de ne yazık ki 15 Temmuz’u değerlendirmekle ilgili bir çabaları söz konusu değil. Türk milleti adına ne olumluysa ne yazık ki uzak duruyorlar, ne zararlıysa hemen ona sarılıyorlar.” şeklinde konuştu.Nazif Tunç, darbe girişimine ilişkin layıkıyla bir filmin yapılmadığının altını çizerek, bu konuda Cumhurbaşkanlığı, TRT ve İletişim Başkanlığı dışında adım atanın olmadığını vurguladı.Türkiye’nin 200 yıldır darbelerle yönetilen bir ülke olduğunun altını çizen Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:“Ben 15 Temmuz’u neredeyse ikinci İstiklal Savaşı’nın kazanılması olarak görüyorum. Bu bilinç ve şuur 10 yıldan bu yana yepyeni birtakım ufuklara, özlenen şafaklara doğru Türk milletini yürütüyor. Bu yürüyüş hevesi kursağında kalmayacak, saldıranın saldırısını bertaraf edecek, hücum edeni geri çevirecek, kınayanın kınamasına aldırmayacak, hainin ihanetine kılıç, silah çekecek, yumruk atacak bir vaziyette devam edecek. Eğer 15 Temmuz’da bu duygular sindirilmiş olsaydı, Türk milletinin bir daha kıyamete kadar dünyaya nizam verecek ruhu canlanmazdı.”15 TEMMUZ RUHUNUN TARİHİ ÖNEMİYönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan, 15 Temmuz hain darbe girişimine ilişkin, “Bir halkın, ülkeyi alenen işgal eden bir iktidara karşı ayaklanmasını tarihte yer yer görebiliriz ama bir 15 Temmuz ruhunu görmek pek mümkün değil sanıyorum.” dedi.Dış güçlerin emrinde hareket eden din istismarcısı bir grubun 15 Temmuz 2016’da darbe yapmaya kalkıştığını ancak umduğunu bulamadığını aktaran Uçakan, şunları kaydetti:“O güne kadar 10 yılda bir darbelerle bastırılıp, susturulan halk, bu sefer Allah Allah diyerek şahlandı ve şehitler vererek o alçak kalkışmayı geri püskürttü. ‘15 Temmuz ruhu’ işte bu şahlanmadaki ruhtur. Temelinde asırların oluşturduğu bir medeniyet birikimi bulunan, bir anlamda Anadolu, Osmanlı ve şehitlik ruhu. O gün Sayın Cumhurbaşkanımız şahsında fışkıran tam bir milli kahramanlık ruhu… Bu basit bir vaka değil. Tarihin en büyük, en çarpıcı vakalarından biri. Gelecek nesilleri bile etkileyecek bir destan.”SİNEMADA YETERSİZ TEMSİLAradan 9 yıl geçmesine rağmen böylesine büyük bir hadisenin yeteri kadar sinemaya yansımadığına dikkati çeken usta yönetmen, “Belgeselleri saymazsak bir iki film çekildi, o kadar. Onların da yaşanan olayları nakletmek dışında, 15 Temmuz ruhunu ne kadar yansıttığı tartışılır.” değerlendirmesinde bulundu.Uçakan, TRT’nin belgesel ve dizilerle bu boşluğu doldurmaya çalıştığını vurgulayarak, “Meselenin, sektörün ileri gelenleri yani ana akım sinemacıları tarafından yeteri kadar anlaşılmadığı, içselleştirilmediği, belki de kabullenilmediği ortada. Önce bu sorunu çözmek gerekiyor.” şeklinde konuştu.GENÇ NESİLLER VE KÜLTÜREL SEFERBERLİKBugünün gençlerinin de 15 Temmuz ruhunu yeterince anlayamadığını kaydeden usta yönetmen, “Hepimiz için büyük vebal bu. Maalesef bunu anlatacak güçte olanlar, henüz sinemanın gücünü görebilmiş değil. Halkımız sağ olsun, onlar da çoğunlukla böyle olağanüstü bir olayı önemsemeyecek kadar sekülerleşti, parçalandı, ahlaki bir çöküşe sürüklendi. Anlaşılan o ki genç neslin 15 Temmuz ruhunu doğru anlaması için şimdilik TRT’den gözlerini ayırmamaları gerekiyor. 15 Temmuz’u ulusal, hele ki uluslararası planda yeteri kadar anlatabilmek için pek çok içerik oluşturulabilir, bir kültürel seferberlik başlatılabilir ama bana göre öncelikli olarak sinema filmleri üretmekten daha etkileyici kalıcı bir eylem bulunamaz. Elbette bunu uluslararası standartlarda bir ekip, ekipman ve uluslararası starları da işin içine katarak yapmak şartıyla. Ne var ki bu o kadar kolay değil.” dedi.KÜRESEL DİRENÇ VE SİNEMANIN ROLÜMesut Uçakan, sözlerini şöyle tamamladı:“15 Temmuz darbe girişimine karşı halkın Allah Allah diyerek yaptığı, her şeyden önce arka planda küresel sermayeye, daha derininde Siyonizme karşı bir başkaldırı hareketidir. Siyonizm ise malum bugün hegemonik yapısıyla dünyanın büyük baş ağrısı. O gücün, dünya sinemasındaki ağırlığını ve dağıtım gücünü hepimiz biliyoruz. Bu umutsuz olmayı gerektirmiyor tabii ama İslam aleminin hali de ortada. Bütün bunlara rağmen ben, bu lanetli gücün çok geçmeden yok olacağına inanıyorum. Bu lanetli kavmin, Gazze’de, Filistin’de karşılaştığı direnç, dökülen onca gözyaşı ve insanlığın gösterdiği muhteşem tepki, eminim sinemada da karşılığını bulacaktır ve ölü kalpler dirilecek, putlar tek tek yıkılacaktır. Hele ki kararlı adımlar atılmaya görsün.”

Source: Ramazan Yıldız


Srebrenitsa Soykırımının 30. yılı TRT ekranlarında anılıyor

TRT”den yapılan açıklamaya göre, Srebrenitsa soykırımının 30. yılına özel hazırlanan yayınlarla, Avrupa”da 2. Dünya Savaşı”ndan sonra yaşanan en büyük sivil katliamlardan biri olan insanlık dramı izleyicilere aktarılacak.TRT 1 VE TRT 2’DE ÖZEL YAYINLARBosna Savaşı sırasında Birleşmiş Milletlerde tercümanlık yapan Aida”nın gözünden Srebrenitsa katliamını anlatan “Nereye Gidiyorsun, Aida?”, yarın saat 23.30″da TRT 1″de yayımlanacak.TRT 2″de saat 08.30″da “Evliya Çelebi-Saraybosna” programının özel bölümü, 21.30″da ise “Nereye Gidiyorsun, Aida?” ekranda olacak.TRT BELGESEL’DE DUYGUSAL HİKAYELERTRT Belgesel”de “Olanlar” belgeseli saat 19.35″te, “Srebrenitsa Anneleri Kayıplarını Arıyor” belgeseli ise 20.30″da ekranlarda yer bulacak.Televizyonda ilk kez yayımlanacak “Oradaydım” belgeseli de yarın saat 22.00″de TRT Belgesel”de ekrana gelecek.TRT AVAZ’DA GÜN BOYU ANMATRT Avaz”da “İzler-Srebrenitsa Soykırımı” programı gün boyunca ekranda olacak, 13.00″te de “Türkistan Gündemi-Srebrenitsa Özel Yayını” izleyiciyle buluşacak.TRT TÜRK’TE MAVİ KELEBEĞİN İZİNDETRT Türk”te soykırımın anılacağı “Mavi Kelebeğin İzinde” programı, saat 10.30″da ekranda olacak. Ardından “Saraybosna Kur”an”la Korunan Şehir” programı 10.45″te yayımlanacak.”Haberdar-Srebrenitsa Özel” programı 11.30″da canlı yayımlanırken, “Şahit Ol Srebrenitsa” belgeseli 15.00″te, “Srebrenitsa Anneleri Kayıplarını Arıyor” belgeseli ise 16.00″da ekranlara gelecek.Saraybosna”daki Umut Tüneli ve Srebrenitsa”da yaşanan acıları ele alan “Balkan Saati-Umut Tüneli” programı 16.30″da TRT Türk”te izleyiciyle buluşacak.TRT EBA’DA ANNELERİN HİKAYESİGençlik yıllarında savaşı yaşamış annelerin, deneyimlerini kızları ve torunlarıyla paylaştığı “Annemin Savaşı” belgeseli saat 23.10″da TRT EBA ekranlarında olacak.TRT ARABİ VE TRT WORLD’DE KÜRESEL BAKIŞTRT Arabi”de, Birleşmiş Milletler Barış Gücü”nde görev yapan Hollandalı askerlerin Srebrenitsa soykırımındaki rolü ve soykırıma tanıklık eden isimlerle yapılan röportajların yer aldığı “Srebrenitsa”nın Hikayesi” belgeseli 10.30 ve 16.30″da yayımlanacak.Ayrıca Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç”in vefatının 21. yılı anısına hazırlanan “Filozof Ruhlu Lider: Aliya İzzetbegoviç” belgeseli saat 02.00″de izleyiciyle buluşacak.TRT World”de “Across The Balkans (Balkanlara Doğru)” programı 16.30″da ekranda olacak. 14.30″da ise “Focal Point: Remembering Srebrenica (Odak Noktası: Srebrenitsa”yı Hatırlamak)” programı ekranlarda yer alacak.

Source: Ramazan Yıldız