“Küresel Politika Gündemi: Türkiye, Irak’taki Trajedi ve Uluslararası Gizemler”

Masaya sürülemeyecek olan tek şey ulus devlet, Türkiye’dir

Salı yazımın başlığı “Yeni bir ülke, yeni bir devlet, yeni bir kuruluş” idi. Bana sorabilirsiniz, böyle bir şeyin gerçekleşeceğine inanıyor musun, yanıtım hayır tabii ki… Yazım ulusal ve uluslararası oyuncuların politika ve tercihlerini anlatıyordu. Herkes hayal kurar, bir de sert kayalar ve gerçekler var… Ama bugünkü konum neden gerçekleşmeyeceğini yazmak değil… Bu belki çok sonraları gündeme gelecektir. Bölgede büyük oyun kurucuların Türkiye’nin ulus devlet yapısından ve karakterinden mutlu olmadıklarını biliyoruz. AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, özellikle 2007’den itibaren başlayan süreçte, Türkiye’nin kuruluş temellerinde var olan “ulus devlet” yapısı ve “Kemalist” harcının yıkılması için Avrupa ve ABD fırsat yakaladı. AKP’yi (ve Fethullahçı yapıyı) sonun kadar desteklediler. Türkiye’nın laik olmasının gerekmediği dile getirildi. Tam bir alçakça saldırı. Buradaki kullanışlı elemanlarının sokağa çıkıp “ya Kemalistler ölecek ya biz” bağırışlarını yeni dinledik. Onlara göre en iyi Türkiye İslamcı Türkiye’dir. Nedir o öyle, tüm İslam ülkeleri şeriatla yönetilirken Türkiye’nin bir ayrıcalığı mı var! Onları lime lime edip istediğimiz gibi parçalıyoruz, yönetiyoruz, sömürüyoruz… TÜRKİYE’YE YEM ATIYORLAR Sen Ortadoğu’nun en güçlü ülkesisin. Ama hak ettiğini alamıyorsun. Suriye’yi Irak’ı yönetmek hakkın. Ama bu çağda onları işgal edip topraklarına katamazsın… Fakat Osmanlı gibi olursan, ümmet mümmet dersin, İslamcılıktan girersin ve bu bölgeyi kontrol edersin… Bu yemi önce Özal ’a yedirmeye çalıştılar, yutmaya hazırdı, ilk Irak savaşında, katıl bize büyük federasyon kur masalıyla, CHP’nin Meclis’te direnmesiyle Türkiye Irak savaşına doğrudan dahil olmadı. Şimdi ortalıkta Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Görevlisi Tom Barrack ’ın bir sözü dolaşıyor, Osmanlı gibi olmalısınız; AA’nın videosunda bu söz resmen yok, İzmir’in Kemeraltı’sında esnafla görüşürken söylemiş. Ama AA muhabirine söyledikleri dolaylı olarak her şeyi anlatıyor. Ah büyük dedem zamanındaki Osmanlı! Türkiye bunu başarabilir! SURİYE’Yİ ELBİRLİĞİYLE DAĞITTIK Cumhurbaşkanı cumartesi günü Türk- Kürt -Arap ittifakı iddiasını şüphesiz ki Barrack’a yanıt olarak vermemiştir. Zaten politika olarak bunu baştan beri sürdürmektedir. Suriye’nin yıkılıp bugün ABD, İsrail ve HTŞ’nin oyuncağına dönüşmesinde büyük payı vardır Ankara’nın. Emevi Camisi’nde namaza kendisi durmamıştır ama oğlu ve MİT başkanı durmuştur. Biz ülkemizdeki Kürt siyasal hareketiyle şüphesiz anlaşabiliriz, anlaşmamız gerek. Demokratik laik bir Cumhuriyet geleceğimizin garantisidir… Bu tamam da cumhurbaşkanının tüm Kürt ve Araplarla ittifak diyerek ülke sınırlarının ötesine taşmasına Barrack şüphesiz sevinmiştir. Aynı düşüncede olduklarını zaten biliyorlardır. Osmanlılık hayali, Avrupa ve Amerikalıların Türkiye’nin ulus devlet yapısının yıkılması düşüncesine kapı mı açmaktadır? Böyle bir önerinin Türkiye sınırları dışında bir geleceğinin olmadığını Saray mutlaka biliyordur. PEKİ AMAÇ NE? Ülkemizdeki 5 milyon Suriyeliye söylenmemiştir bu sözler. Bence tek amaç seçimi kazanacak yeni bir ortam yaratmaktır. “Türkiye Ortadoğu’nun büyük genişlemiş diğer milletleri de yöneten büyük bir devlete dönüşme hayalini” seçmene satmak istemektedir. Belki de İmralı ve Kandil’e verilecek büyük tavizin “büyük Osmanlı” kılıfı ile örtülmesi ve DEM’i de bunun içine çekmek istemesidir. Öyle midir bilemem. Ben millet ne diyor ona bakarım… Ve tabii ki Kürtler… Yahu dün CHP’ye PKK sevicisi diyordunuz, şimdi ne oldu, ne aldatıcı planlar kuruyorsunuz yine de İmralı ve Kandil sevici kılığına girdiniz… Hedef seçim, kazanmak için her şey mübah… Ama tek gerçek var: Ulus devletini kaybedersen Türkiye’yi, her şeyi kaybedersin… Masaya sürülmeyecek olan tek şey ulus devlet ve yapısıdır. Tabii ki laiklikle birlikte… Sürülemeyecektir de…

Source: Orhan Bursalı


Komşuda AVM”de facia: 50 kişi hayatını kaybetti

Irak”ın doğusundaki Kut kentinde bir AVM”de yangın çıktı. İlk belirlemelere göre çıkan yangında alışveriş merkezindeki en az 50 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.Bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.Vasit Valisi Muhammed el-Miyahi, yangın sonucu yaralananların hastanelere sevk edildiği bilgisini paylaştı.

Source: Www.star.com.tr


Irak”ta AVM”de yangın: 50 kişi hayatını kaybetti

Irak”ın doğusundaki Kut kentinde bir AVM”de yangın çıktı. İlk belirlemelere göre çıkan yangında alışveriş merkezindeki en az 50 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.

Bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Source: Haber Merkezi


Faik Tanrıkulu yazdı: Terörsüz Türkiye mümkün mü?

Türkiye”nin son 47 yılına damga vuran en temel güvenlik sorunu şüphesiz terör. 1984″te ilk silahlı saldırısını gerçekleştiren PKK, yıllar içinde sadece bir güvenlik tehdidi olmakla kalmadı; aynı zamanda toplumsal barışa, ekonomik kalkınmaya ve siyasal bütünlüğe zarar veren bir kriz haline dönüştüGüneydoğu Anadolu”da OHAL uygulamaları, kırsalda yoğun çatışmalar ve büyük göç dalgaları, toplumsal hafızada derin izler bıraktı. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt meselesine farklı yaklaşabilen nadir devlet adamlarından biriydi. Kürt kimliğini tanımak, bazı yasakları kaldırmak ve siyasal çözüm yolları üretmek istiyordu. 1993″te PKK, tek taraflı ateşkes ilan etti. Ancak Özal”ın ani vefatıyla süreç başlamadan bitmişti.AK Parti, 2009″da “Kürt Açılımı” adıyla yeni bir sayfa açtı. TRT Kürdi kuruldu, bazı yasaklar kaldırıldı, kültürel haklar genişletildi. Özellikle 2013″te başlatılan Çözüm Süreci, Türkiye”nin tarihinde ilk defa terörsüz bir gelecek tahayyülü ümidi yeşermişti. İmralı ile doğrudan görüşmeler yürütüldü. Ancak 2015″te başlayan hendek terörü, çözüm sürecini yerle bir etti. PKK”nın şehirlerdeki silahlı yapılanması, kamu düzenine ağır bir darbe vurdu. Güvenlik-devlet refleksi yeniden ön plana çıktı.Günümüzdeki çözüm süreci konjektürel olarak çok farklılar içeriyor. Öncelikle günümüzde Türkiye hem içeride hem dışarıda terörle mücadelede çok daha farklı bir konumda. Özellikle 2016 sonrası geliştirilen yeni güvenlik konseptiyle terör tehdidi sınır ötesine taşındı. Irak ve Suriye”nin kuzeyine yönelik “Pençe” serisi operasyonlar sayesinde örgütün Türkiye içindeki hareket kabiliyeti ciddi biçimde daraltıldı. MİT, TSK ve Jandarma arasındaki operasyonel entegrasyon, insansız hava araçlarıyla geliştirilen takip sistemleri ve dijital istihbarat kapasitesi ile ciddi bir dönüşüm yaşandı. Ayrıca, 15 Temmuz sonrası FETÖ terör örgütüne yönelik kararlı mücadele, devlet kurumları içerisindeki örgüt mensuplarının temizlenmesini sağladı. Bu süreç sayesinde siyasi irade ve sahadaki uygulamalar arasında tutarlı ve etkin bir uyum yakalandı. Önceki dönemlerde FETÖ mensuplarının farklı çıkar ve gündemlerle siyasi kararları sabote etmesi artık mümkün değil; böylece Türkiye”nin terörle mücadele stratejisi sahaya daha net ve kararlı bir biçimde yansıdı. Türkiye”nin kırk yıla yaklaşan terörle mücadelesinde en karmaşık denklem, hiç şüphesiz Suriye olmuştur. Çünkü Türkiye”nin mücadele ettiği terör örgütü PKK, yalnızca kırsalda barınan bir yapı değil; dış destekle şekillenen, jeopolitik konjonktürle varlık kazanan bir aktördü. Bu denklemde Suriye rejimi hem geçmişte hem bugün örgüte doğrudan ya da dolaylı olarak hayat alanı sunmuştu. 1980″li ve 90″lı yıllarda Hafız Esed, PKK”yı Türkiye”ye karşı doğrudan bir koz olarak kullandı. Terörist başı Öcalan yıllarca Suriye”de barındırıldı; Bekaa Vadisi, örgütün eğitim ve lojistik üssü haline gelmişti.Ancak 2011″de başlayan Suriye İç Savaşı ile bu tablo tersine döndü. Esed, doğrudan PKK”nın Suriye kolu YPG/PYD ile sahayı paylaştı. Rejim güçleri kuzeyden çekildi, boşluk YPG tarafından dolduruldu. ABD”nin YPG”yi “DAEŞ”e karşı kara gücü” olarak kabul etmesi, bu yapıya hem askeri hem siyasi alan açmıştı. Türkiye”nin 40 yılı aşkın süredir PKK/YPG terörüyle mücadelesinde kritik dönemeçlerden biri, yakın dönemde Suriye”de yaşanan rejim değişimiyle birlikte gerçekleşti. Esed döneminin sona ermesi ve yerine Şara liderliğinde yeni yönetimin gelmesi, Türkiye”nin “Terörsüz Türkiye” hedefine ulaşması açısından önemli bir fırsat oluşturdu.Türkiye, ilk çözüm sürecinden farklı olarak, bu süreç geniş bir parlamenter uzlaşıyla ve tüm siyasi partilerin aktif katılımıyla yürütülmeye başlandı. Parlamento çatısı altında tüm siyasi aktörlerin ortak mutabakatıyla ilerleyen bu süreç, toplumsal barışın kalıcılığı açısından kritik önem taşıyor. Önceki süreçlerin aksine, siyasi partilerin dışlandığı ya da sınırlı katılımının olduğu dönemlerin tersine, bugünkü süreçte farklı siyasi görüşlere sahip partilerin de desteği alınarak ulusal bir konsensüs sağlandı. Ayrıca bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde özel bir komisyon kurulması, sürecin şeffaflığı, hesap verebilirliği ve kamuoyu nezdinde meşruiyetinin güçlendirilmesi bakımından çok kıymetli.Türkiye”nin terörsüz bir geleceğe ulaşması için atılan bu adımların sürdürülebilirliği kritik önemdedir. Askeri başarıların diplomatik ve siyasi çözümlerle desteklenmesi, kalıcı barış ve toplumsal bütünlüğün sağlanması için vazgeçilmez.

Source: Faik Tanrıkulu


Hindistan”da mağarada bulunan Rus anne ve iki kızının gizemi

Hindistan polisi, iki küçük kızıyla birlikte ülkenin güneydeki Karnataka eyaletinde bir mağarada yaşarken bulunan Rus kadının gizemini çözmeye çalışıyor. Nina Kutina isimli kadın 9 Temmuz “da ülkenin turizm cenneti Goa yakınındaki bir ormanlık alanda şans eseri bulundu. Devriye gezen polis Gokarna ormanındaki bir tepelik alanda izlerine rastladı. 40 yaşındaki kadın ile birlikte beş ve altı yaşlarındaki iki kızı da kurtarıldı. Polis anne ve kızların Hindistan”da kalmaya devam edecek vizeleri olmadığını duyurdu. Karnataka eyaletinin başkenti Bengaluru yakınında bir gözaltı merkezine yerleştirilen anne ve kızları sınır dışı edilecek. Hint haber ajansı ANI “ye konuşan Nina Kutina ise yaşam tarzını savundu. Kendisinin ve çocuklarının mağarada yaşamaktan mutlu olduklarını ve doğanın sağlık kaynağı olduğunu söyledi. Ancak üzerinden geçen bir haftada, bulundukları yere nasıl ulaştıkları halen gizemini koruyor. Bölgenin yılan ve vahşi hayvanlarla dolu olduğu kaydediliyor. KÜÇÜK SARIŞIN BİR KIZ MAĞARADAN KOŞARAK ÇIKTI Öte yandan, anne ve kızlarının ne kadar süredir orada olduğu ve gerçekte kim oldukları konusunda da çok az bilgi var. BBC”ye konuşan bölgenin polis müdürü M Narayana, Bölge turistler, özellikle de yabancılar arasında popüler. Ancak çok sayıda yılan var ve özellikle yağmur mevsiminde toprak kaymalarına meyilli diyerek bölgenin tehlikelerine dikkat çekti. Narayana, turistlerin güvenliğini sağlamak için geçen yıl ormanlarda devriye gezmeye başladıklarını da söyledi. Kadını bulan ekipte yer alan diğer bir polis, önce kurumak için dışarıya asılmış parlak giysileri fark ettiklerini anlattı. Aynı mağaraya yaklaştıklarında, girişin parlak renkli sarilerle (yerel giysi) kapatıldığını gördüler. İsmini vermeyen bu polis, küçük sarışın bir kızın koşarak mağaradan dışarı çıkması ile şoke olduklarını da söyledi. Polis mağarada çok az eşya buldu. İçeriden hazır erişte paketleri ve az sayıda market malzemesi çıktı. BBC”ye izletilen mağara içi görüntülerinde, rengarenk Hint kıyafetleri giymiş iki çocuğun kameraya gülümsedikleri görülüyor. Polis müdürü Narayana, kadın ve çocukların oldukça rahat olduklarını söyledi ve Onu orada yaşamanın tehlikeli olduğuna ikna etmemiz biraz zaman aldı dedi. Nina Kutina”ya bölgenin tehlikeli olduğunu söylediklerinde, Hayvanlar ve yılanlar bizim dostlarımız. İnsanlar tehlikelidir yanıtı aldılar. Kutina ve kızlarına yapılan kontrolde sağlık durumlarının iyi olduğu anlaşıldı. BÜYÜK OĞLU GOA”DA ÖLMÜŞ BBC”ye konuşan yabancılar şubesinden bir yetkili, kadının Rus olduğunu ve ülkesine geri gönderileceğini söyledi. Hindistan”ın ANI ve PTI haber ajanslarıyla yaptığı video röportajlarda Kutina, Rusya”da doğduğunu ancak 15 yıldır orada yaşamadığını ve Kosta Rika, Malezya, Bali, Tayland, Nepal, Ukrayna gibi pek çok ülkeye seyahat ettiğini söyledi. Kutina her iki ajansla yaptığı röportajlarda yaşları 20 ile 5 arasında değişen dört çocuğu olduğunu da anlattı. Büyük oğlunun 2024″te Goa”da bir trafik kazasında öldüğünü söyledi. Hintli yetkililer, kadının Rusya”da 11 yaşında bir oğlu daha olduğu bilgisini Rus konsolosluk yetkilileriyle paylaştı. BABA DA HİNDİSTAN”DA ÇIKTI Yabancılar şube yetkilileri, kızların babasının Dror Goldstein isimli İsrailli bir iş adamı olduğunu da tespit etti. Hindistan”da olduğu tespit edilen İsrailli baba ile temasa geçildiği ve Kutina ile kızlarının dönüş masraflarını karşılaması için ikna etmeye çalışıldığı aktarıldı. Goldstein Çarşamba günü Hindistan”ın NDTV kanalına yaptığı açıklamada Kutina”nın Goa”dan kendisine haber vermeden ayrıldığını ve orada polise kayıp başvurusunda bulunduğunu söyledi. Goldstein, kızlarının ortak velayetini istediğini, Hint hükümetinin onları Rusya”ya göndermesini engellemek için her şeyi yapacağını söyledi. Kutina ve kızlarının Karnataka”daki ormana nasıl ve ne zaman ulaştıkları konusunda net bir bilgi yok. Polis, kadının kendilerine bir haftadır mağarada yaşadıklarını söylediğini aktardı. Kutina Goa”da da başka bir mağarada yaşadıklarını iddia etti. Hatta kızlarından birinin Goa”da bir mağarada doğduğunu da söyledi. GÖZALTI MERKEZİNİN KOŞULLARINDAN ŞİKAYET ETTİ PTI”ya Çarşamba günü verdiği röportajda, kızlarıyla birlikte kaldığı gözaltı merkezinin hapishane gibi olduğundan şikayet etti. Çok iyi bir yerde yaşıyorduk. Ama şimdi yalnız kalamıyoruz. Dışarı çıkamıyoruz. Burası çok kirli ve yeterli yiyecek yok dedi. Kutina”nın Hindistan”a ne zaman ve nasıl geldiği belli değil. Pasaportu olmadığını söylemesine karşın polis, eşyaları arasında süresi dolmuş eski bir pasaport buldu. Bu belgeye göre Rus kadın, Hindistan”a 18 Ekim 2016 ile 17 Nisan 2017 tarihleri arasında giriş izni almıştı. Kutina ANI”ye toplamda en az 20 ülkeye seyahat ettiğini iddia etti. Bazı haberlerde Şubat 2020″den bu yana Hindistan”da olduğu söylense de, ülkeye son kez ne zaman girdiği net değil. Kutina PTI”ya verdiği demeçte Hindistan”ı gerçekten sevdiği için geri döndüğünü savundu. Kutina vizesinin süresinin birkaç ay önce dolduğunu da itiraf etti. Vizemiz yok, geçerli vizemiz yok, vizemiz bitti diyen Kutina, bu durumun ölen oğlunun yasını tuttuğu, başka bir şey düşünemediği için yaşandığını da iddia etti. ÇOCUKLARIM ÇOK MUTLUYDULAR Öte yandan Mağarada Hint Budizmine ait bazı ikonlar bulundu. Kutina, verdiği röportajlardan birinde ruhani amaçla değil doğa sevgisiyle bölgede olduğunu savundu. Seçtiği mağaranın, bir köye yakın olması sayesinde, yiyecek ve diğer ihtiyaçları satın alabildiklerini söyledi: Biz ölmüyorduk ve ben çocuklarımı, kızlarımı ormanda ölmeleri için getirmedim. Çok mutluydular, şelalede yüzüyorlardı, uyumak için çok iyi bir yerleri vardı, sanat yapmak için bir sürü dersleri vardı, kilden yaptık, resim yaptık, iyi yedik, çok iyi ve lezzetli yemekler pişiriyordum. Kutina ayrıca ormanda yaşamanın çocuklarını tehlikeye maruz bıraktığı yönündeki iddiaları da reddetti. Orada yaşadığımız süre boyunca, evet birkaç yılan gördük diyen Kutina, bu durumun evlerinde yılan bulan insanlardan farkı olmadığını savundu.

Source: Bbc Türkçe


AB kurumları İsrail”e karşı eylemsizliği nedeniyle Avrupa Adalet Divanına şikayet edildi

İsrail”in Gazze’yi işgali sürerken, bu devletin başta işgal altındaki Filistin topraklarında olmak üzere Filistinlilere yönelik hak ihlallerinin cezalandırılması için uluslararası baskılar arttı.

İnsan hakları ve uluslararası hukukun savunucusu olduğunu iddia eden Avrupa Birliği”nin (AB) de İsrail”e karşı somut adımlar atması yönünde çağrılar artarken bu kapsamda AB”nin İsrail”e ticari imtiyazlar tanıyan Ortaklık Anlaşması”nı askıya alınması gündeme geldi.

Ancak 15 Temmuz”da Brüksel”de toplanan AB Dışişleri Bakanları, İspanya, İrlanda ve Slovenya gibi ülkelerin bu yöndeki çağrısına rağmen İsrail ile Ortaklık Anlaşması”nın askıya alınması konusunda uzlaşamazken, özellikle Almanya ve Avusturya gibi ülkelerin itirazı nedeniyle İsrail”e yönelik herhangi bir yaptırım kararı da alamadı.

Toplantıdan çıkan sonuç uluslararası kamuoyunda Birliğin insan hakları savunuculuğu ile bağdaştırdığı kimliğini zedelerken AB kurumlarının İsrail’in işlediği suçlara karşı adım atmamasına tepkiler büyüdü.

Bu bağlamda merkezi Fransa”da bulunan Uluslararası Hukuka Saygı için Hukukçular Derneği (JURDI), Gazze”de acil adımlar atılması gerektiği halde uzun süredir bölgedeki durumla ilgili eylemsizliğini sürdüren AB kurumlarından şikayetçi oldu.

JURDI, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin işlediği suçlara karşı harekete geçmeyen AB kurumlarını, Birliğin en üst yargı organı olan Lüksemburg merkezli Avrupa Adalet Divanına şikayet etti.

Aralarında akademisyenler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi”nde görev yapmış hukukçuların da bulunduğu JURDI, Gazze”deki soykırımı engelleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen AB Komisyonu ve AB Konseyi”ne karşı 90 sayfalık bir dava dosyası sundu.

“AB uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini ihlal ediyor”

JURDI Genel Sekreteri Benjamin Fiorini dava sürecine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesine taraf devletlerin bu sözleşme ile soykırımı önlemeyi taahhüt ettiklerini ve sözleşmenin AB için de bağlayıcı olduğunu belirtti.

Fiorini, Uluslararası Adalet Divanı”nın (UAD) Gazze”ye ilişkin 30 Nisan 2024 tarihli kararında da soykırım işlenme riskinden haberdar olan devletlerin bu suçu engellemek için elindeki imkanları kullanmaları gerektiğinin vurguladığını hatırlattı.

Bu hukuki zeminde AB kuruluşlarına açılan davanın esasını oluşturacak iki sorunun öne çıktığını belirten Fiorini, “Bir, AB (Gazze”de) soykırım işlenmesi riskinden haberdar mıydı? İki, AB bu riski ortadan kaldırmak için ne yaptı?” diye sordu.

Fiorini, uluslararası yargı organlarının, Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarının ve çok sayıda uzman raporunun Gazze”de soykırım riski bulunduğunu ortaya koyduğunun ve AB”nin bu riskten “açıkça” haberdar olduğunun altını çizdi.

Buna karşılık AB”nin Gazze”de soykırım riskini önlemek UAD”nin talep ettiği şekilde elindeki imkanları kullanmadığını kaydeden Fiorini, “Avrupa Birliği, bir başka yükümlülüğe daha tabidir; her koşulda uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmesini sağlama yükümlülüğü. Oysa, Gazze”de uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmediği açıkça ortadadır. İsrail”in açlığı bir savaş silahı olarak kullandığı, Gazze halkına ulaştırılan insani yardımın son derece yetersiz kaldığı bilinmektedir. Bu suçları önlemek için İsrail üzerinde hiçbir baskı mekanizması uygulamayan AB, bu yönüyle de yükümlülüklerini açıkça ihlal etmektedir.” diye konuştu.

Fiorini, JURDI olarak AB”nin İsrail”e karşı “bu kadar açık ve kabul edilemez” eylemsizliğine kayıtsız kalmalarının mümkün olmadığını söyledi.

“AB Ukrayna ve Gazze’ye yaklaşımında çifte standart uyguluyor”

Gazze”de işlediği suçlara rağmen Birliğin İsrail ile arasındaki diplomatik, askeri (silah ve mühimmat temini, ordular arası işbirliği), ekonomik, ticari, finansal, teknolojik, bilimsel, akademik ve insani ilişkilerde bugüne kadar hiç bir değişikliğe gitmemesine tepki gösteren Fiorini, AB”ye “çifte standart” eleştirisi yöneltti.

Fiorini, Birliğin uluslararası insancıl hukukun işletilmesi konusunda Ukrayna ve Gazze”ye olan yaklaşımının “çarpıcı şekilde birbirinden farklı” olduğuna dikkati çekti.

Ukrayna”daki ihlalleri nedeniyle AB”nin Rusya”ya karşı hızla harekete geçtiğini ve yakın zamanda 18″inci yaptırım paketini yürürlüğe koyduğunu hatırlatan Fiorini, Birliğin güvenilirliğini korumak adına Gazze için de elindeki tüm baskı araçlarını kullanması gerektiğini söyledi.

“AB savunduğunu iddia ettiği değerlere uygun hareket etmeli”

Fiorini, bu dava ile İsrail ile Ortaklık Anlaşması dahil tüm işbirliği anlaşmalarının askıya alınmasını ve soykırım suçu işleyen siyasi ve askeri sorumlulara yaptırımlar uygulanmasını hedeflediklerini dile getirdi.

AB”nin böylesi ciddi suçlara “sessizlikle veya yarım önlemlerle” karşılık veremeyeceğini kaydeden Fiorini, “(AB) Başından beri oynaması gereken rolü üstlenmeli ve savunduğunu iddia ettiği değerlere uygun hareket etmelidir.” dedi.

Fiorini, “Bugün Gazze”de yaşananlar, hukukun ortadan kalktığı ve yalnızca gücün hüküm sürdüğü bir dünyanın nasıl olacağını gözler önüne seriyor. Bu da bize, soykırımı önleme gibi uluslararası hukukta yer alan emredici kuralların, insan olarak taşıdığımız sorumlulukların parçası olduğunu hatırlatmalıdır. Dolayısıyla uluslararası hukuku ve Filistin halkının devredilemez haklarını savunmak, aynı zamanda kendi insanlığımızı savunmaktır.” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Ortaklık Anlaşması”nın askıya alınmamasına tepki

AB, kamuoyundan yükselen çağrıların ardından Hollanda”nın teklifi üzerine, 20 Mayıs”ta İsrail ile Ortaklık Anlaşması”nı “insan haklarına ve uluslararası hukuka uyma” şartı kapsamında incelemeye almıştı.

AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları 15 Temmuz”da işgal altındaki Filistin topraklarında insan haklarını ihlal ettiği tespit edilen İsrail”e karşı muhtemel yaptırımları tartışmak üzere, Belçika”nın başkenti Brüksel”de toplanmıştı.

Toplantıdan Ortaklık Anlaşması”nın askıya alınması ya da İsrail”e yaptırım uygulanması yönünde bir karar çıkmazken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas toplantı sonrası yaptığı açıklamada İsrail”in Gazze”de insani durumu iyileştirme konusunda kabul ettiği adımlara uyup uymadığını “yakından izleyeceklerini” ve Tel Aviv”in taahhütlerini yerine getirmemesi halinde “harekete geçmek için hazır olacaklarını” belirtmişti.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard ise AB”nin İsrail ile Ortaklık Anlaşması”nı askıya almamasının Birliğin kendi kurallarına ve Filistinlilerin insan haklarına karşı “acımasız ve hukuksuz bir ihanet” olduğunu vurgulamıştı.

Oy birliği gerektirdiği için anlaşmanın tamamen askıya alınması beklenmese de serbest ticaret, araştırma, teknoloji, kültür ve siyasi diyalog gibi ayrı başlıkları içeren anlaşmanın nitelikli çoğunluk gerektiren hükümlerinin askıya alınabileceği belirtiliyor.

İspanya, İrlanda ve Slovenya, Ortaklık Anlaşması”nın askıya alınmasını desteklerken Almanya, Avusturya, Çekya ve Macaristan”ın da aralarında bulunduğu bazı ülkelerin buna karşı çıktığı biliniyor.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

Source: