55 milyon kişi Öcalan’ı yaşlı ‘terörişka’ biliyor

55 milyon kişi Öcalan’ı yaşlı ‘terörişka’ biliyor

Yılmaz Özdil, yarın SÖZCÜ’deki köşesine dönüyor. Yakında SÖZCÜ Televizyonu’nda da bir programı başlayacak olan Özdil ile dün başladığımız söyleşimizi bugün sürdürüyoruz. Özdil, Türkiye’nin içinden geçtiği ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini de değerlendirdi.

– Adı konmayan bir süreç yaşanıyor. Çözüm süreci döneminden bir travmamız da var. Süreci birileri çok destekliyor, birileri ciddi olarak karşı. Ortada büyük soru işaretleri var. Siz böyle durumlarda Türkiye adına endişelenir misiniz?

Aslında düşüncem çok net. Türkiye’yi bölmek istiyorlar. Türkiye’nin bölünmesine Türkiye izin vermez. Kesin düşüncem bu. Yapılan nedir dersen, bence şu: Çözüm süreci denilen Apo Mapo meselelerini anlayabilmen için Kıbrıs’taki ‘Yes be annem’ referandumuna bakman lazım. Kıbrıs’ta korkunç bir EOKA zulmü, terörü yaşandı. Sonra Kıbrıs Barış Harekatı oldu. ‘Yes Be Annem’ referandumu geldiğindeyse gördük ki, o zulmü yaşayan insanlar ‘hayır’ derken, o zulmü yaşamamış olan, nüfusun kalan kısmı ‘evet’ dedi.

TERÖR NE BİLMİYORLAR

Bugün bu çözüm süreci denilen meseleyi de 10 yılda bir getirmelerinin temel sebebi şu: Türkiye’nin ortanca yaşı 34. Eğer 86 milyonsak, 43 milyon kişi 34 yaş ve altında. Çocukluk yaşlarını falan katarsak, ilkokul çağındaki insanların henüz vaziyete hâkim olamadığını da düşünürsek Türkiye’de yaklaşık 55 milyon kişi PKK terörünün ne olduğunu bilmiyor, yaşamadı.

Abdullah Öcalan’ı yaşlı bir terörişka olarak tanıyor. Bu adamın insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük terör örgütünü kurup yöneten, insanlık tarihinin en vahşi terör eylemlerini gerçekleştirdiğini Türkiye’nin 55 milyonu yaşamadı, bilmiyor.

60 YAŞ ÜSTÜNÜN CANI ACIR

Dolayısıyla sen sömürge solcularıyla, siyasal dincilerle, Avrupa Birliği fonlarından beslenen satılık kalemlerle bu işin doğru olduğunu anlatırsan o 55 milyon kişi inanır.

Mesela 10 sene önce yapılan açılımda bu işe 40 milyon kişi karşıysa, 10 sene sonraki açılımda 30 milyona düşmüştür. Zaman hadiseyi çözüyor. Sorunun ne olduğunu bilmeyen nüfus sayısı artıyor. Mesela siz bugün yaşı 60 ve üzeri olan vatandaşlarımıza Abdullah Öcalan’ı sokağa salıyorlar dediğinde ruhunda bıçaklanmış kadar acı hissediyor.

18 yaşında çocuğa “Bunu sokağa bıraksınlar mı” dediğinde, “Bıraksınlar abi, yaşlı başlı herif” diyor. İkisi arasındaki duygu boşluğu yaşla ilgili, nüfusla ilgili. Bu sene olamazsa bir 10 sene sonraki açılımda bu işi başaracaklar. Türkiye’yi mermi sıkmadan bölmeye götürüyorlar. Aslında açılım denilen bu.

Türkiye’nin temel sorunu ikiyüzlülük

– Sizce bugün Türkiye’nin en büyük sorunu ne?

İkiyüzlülük. Omurgalı duramadığımız için yaşıyoruz bütün sorunları. Dış ilişkilerde de öyle, içeride de öyle. İşte görüyoruz, mesela adam bir partiye küfür ediyor, ertesi gün o partinin rozetini takıyor. Bir de üstüne alkışlıyorlar. Bundan daha ikiyüzlü bir davranış olabilir mi? Bu kadar ikiyüzlü bir insan kitlesinin Türkiye’de herhangi bir sorunu çözebilmesi mümkün mü? Spordan diplomasiye, eğitimden sağlığa aklımıza gelen her konudaki temel sorunumuz ikiyüzlülük.

DÜRÜSTÜZ DİYEN ARKADAŞLARIN ASLINDA KORKAK OLDUĞUNU GAZETECİLER BİLİYOR

Kahraman gazeteci diye bir şey yok

– Gazetecilere son yıllarda ‘kahramanlık’ atfedilmeye başlandı diye düşünüyorum, katılır mısınız?

Evet, burada iki teknik hata yapıldı bence. AKP kırmızı ışıkta geçiyor diye bizim de geçmememiz gerekiyor. Bu, aslında AKP’yi bile hızlı şekilde kirleten bir sürece dönüştü. Ve işte “Onlar partiden para alıyorsa biz de alabiliriz” diyen bir cenah oluştu. Bu bağımsız gazetecilikte bir liyakatsizliğe sebep oldu, kahraman gazetecilik kavramı ortaya çıktı. Kahraman gazetecilerin tamamının sahtekâr olduğunu, “Cesuruz, dürüstüz” diyen arkadaşların aslında korkak olduklarını, partilerden, belediyelerden para alarak gazetecilik yaptığını en çok gazeteciler biliyor. Dolayısıyla kahraman gazetecilik diye bir şey yoktur. Bir tane kahraman var, o da vatandaş.

Egoları binaya girmez

Bugün Türkiye’de gazeteci olmayan insanlar televizyona yorumcu olarak çıkıyor, gazeteye köşe yazarı olarak giriyor, bunların altına arabalar veriliyor, çok büyük paralar veriliyor, bunların egoları binalara girmez, o kadar büyütüldü. Biz bugün evine belediye otobüsüyle, metrobüsle gitmeye çalışan, kirasını ödeyemeyen gazeteci arkadaşları ekrana çıkardığımız gün Türkiye AKP’den ve tek adam sisteminden kurtulacak. CHP de gerçek CHP olacak. Medyadaki çürümeyi, yozlaşmayı özellikle yapıyorlar. Özellikle gazetecileri meslekten uzaklaştırıyorlar ki kullanılabilir aparatlar ekranda gazeteci olarak kalsın. ‘Kahraman gazeteciyiz’ diye ekranlarda boy gösterenler Türkiye’nin en önemli aparatlarıdır.

Din devleti riski söz konusu değil, her metrekareye cami yapıyorlar, ikindide git kimse yok

Ablacım Sinan Akçıl’ın olduğu bir partide şeriat olur mu ya?

– Türkiye’de şeriatla yönetilme, laikliğin elden gideceği korkusu var ya, böyle bir risk görüyor musunuz?

Ben samimiyetle böyle bir risk, böyle bir tehlike görmüyorum. Bunun için elimde birkaç argüman var. Her metrekareye cami yapıyorlar, ikindi namazında git kimse yok. Veya istediğin kadar dindar, muhafazakâr, bir lokma, bir hırka edebiyatı yap, dinden imandan kitaptan söz et,

parmağına kuru soğan büyüklüğünde pırlanta takıyorsan Türkiye’de herhangi bir şeriat tehlikesi yok demektir.

HERMESLERE BÜRÜNDÜLER

Bugün Türkiye’de biz muhafazakârız, alnımız secdeye değiyor diyen insanlara baktığımızda ellerine geçen ilk parada ya eşlerini boşadılar ya işte Hermes çantalara büründüler, uçaklar vesaire cabası. Yani dünyevi zevkler içinde oldukları çok görülüyor. Öyle ki dünyevi zevkler peşinde koşma hırsları seküler kesimden bile yüksek. Bu anlamda Türkiye’de şeriat, din devleti gibi bir risk, bir tehdit, bir tehlike asla söz konusu değil.

Güzel ablacım Sinan Akçıl’ın olduğu bir partide şeriat olur mu ya? Mesut Özil’in olduğu bir partide şeriat olur mu? Demet Akalın’ın Bülent Ersoy’un iftar yaptığı partide şeriat olur mu? Mustafa Ceceli’nin ezan okuduğu iftardan şeriat çıkar mı? Tam tersine şunu bile söyleyebiliriz. Haçlı seferleri bile İslamiyet’e bu kadar zarar vermedi.

Source: İpek Özbey