Tarihî mirasımız depremde yara almadı! Beklenen kötü tablo ortaya çıkmadı
MURAT ÖZTEKİN”İN HABERİ – İstanbul ’da meydana gelen 6,2 şiddetindeki depremden sonra gözler, risk altında olduğu düşünülen kültür varlıklarına ve tarihî yapılara çevrildi. Yaklaşık 35 bin taşınmaz kültür varlığına ev sahipliği yapan İstanbul’da, uzmanlar başta Ayasofya Camii olmak üzere çeşitli yapılara dair endişelerini dile getiriyordu. Ancak beklenenin aksine altı şiddetinin üzerine çıkan depremde, tarihî yapılarda büyük bir sıkıntı meydana gelmedi. Hâlihazırda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın detaylı incelemeleri devam ederken İstanbul’daki tarihî kara surları bu sevindirici tablonun dışında kaldı. #r-1111031# AYASOFYA ZARAR GÖRMEDİ Geçtiğimiz haftalarda kubbesinde restorasyona başlanacağı duyurulan Ayasofya Camii’nin ise son depremlerde zarar görmediği öğrenildi. Türkiye gazetesinin sorularını cevaplayan Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini vurgulayarak “Depremden sonra Bakan’ımız Mehmet Nuri Ersoy’un talimatlarıyla geniş bir ekibimiz İstanbul’daki kültür varlıklarının durumunu değerlendirmek üzere sahaya çıktı. Hâlihazırda tespit çalışmalarımız devam ediyor ama bize gelen ilk verilere göre bakanlığımıza bağlı kültür varlıklarında esaslı onarım gerektirecek ölçüde bir hasar tespit edilmedi. Bazı türbelerimizdeki sıva çatlakları dışında olumsuz bir durumdan söz etmek mümkün değil. İkonik yapılarda da kayda değer bir sıkıntı görünmüyor” diye konuştu. İnceciköz, ciddi bir hasara rastlanmayan Ayasofya Camii’nde ise hâlihazırda geniş çaplı bir restorasyon yapıldığını kaydederek “Süreç devam ediyor ve biz bir risk görmüyoruz” ifadesini kullandı. ACİL DURUMDA MÜZELERE HANGAR SİSTEMİ! Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak tabii afetlere karşı bir eylem planı hazırladıklarını ve şimdi müzeler ve eski eserlerin risk analizlerini eylem planına döktüklerini kaydeden Birol İnceciköz şunları söyledi: İki yıldır bütün Türkiye’deki müze ve eski eserlerimizin risk analizini eylem planına döküyoruz. Özellikle ‘Ulaşımın kapanması durumunda ne yaparız?’ sorunu cevaplamak için bir hazırlık içerisindeyiz. Muhtemel bir depremde İstanbul’daki müzelerde bulunan eserlerin de çevre illerdeki en kolay ulaşılabilir müzeye taşınmasına dair bir planımız var. Ancak Allah korusun, depremde ulaşımın tamamen kesilmesi durumunda ne yapacağımız üzerinde de çalışıyoruz. Böyle bir durumda müzenin bahçesinde veya en yakınındaki millet bahçesinde bir hangar sistemi kurulmasını planlıyoruz. Çünkü acil bir durumda müzede teşhir edilen eserlerin zarar görmeden koruma altına alınması gerekiyor. “YIKILAN SUR İÇİN İBB”YE RESTORASYON İZNİ VERİLMİŞTİ” ■ Deprem esnasında zarar gören, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Fatih ilçesindeki tarihî surun İBB’nin uhdesinde olduğunu söyleyen Birol İnceciköz “Biz sur hususunda İBB’nin yapacağı restorasyon projelerinin onay makamıyız. Zaten 2020’den itibaren buraların restorasyon projesini etap etap onaylamışız. İş, sorumluluk sahibi kurumun bunu uygulamasına kalıyor” diye konuştu. PROF. AHUNBAY: KARA SURLARI VE KÜLLİYELERE DİKKAT! Bazı akademisyenler İstanbul’daki deprem riskinin devam ettiğini düşünüyor. Durumu tarihî yapılar açısından Türkiye gazetesine değerlendiren Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, 1999 depremi sonrasında şehirdeki birçok yapıda restorasyon yapıldığını kaydederek “Fakat hepsine yetişmek ekonomik olarak mümkün olmadı. Bir de kültür varlıkları sürekli bakım gerektiriyor” şeklinde konuştu. İstanbul’da bazı eserlerin harap hâlde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zeynep Ahunbay “Bunların başında kara surları geliyor. UNESCO listesindeki kara surları ve deniz surlarında birçok harap yer var. Bunun dışında külliyeler içinde bazı harap yapılar mevcut. Mesela Süleymaniye Külliyesindeki restorasyon çalışmaları henüz bitmedi. Öte yandan hiç dokunulmamış medreseler var” ifadelerini kullanıyor. Bütün eserlerin incelenmesi gerektiğini savunan Ahunbay “Zayıflamış olan binaların beklenen yüksek seviyedeki depreme dayanması güç. Bütün eserlerimizin tek tek elden geçirilmesi, 1999 depreminden sonra ele alınmamış olanların da acil işlerinin yapılması gerekir. İnşallah hiçbir tarihî eserimizi kaybetmeyiz” ifadelerini kullandı.
Source: Cüneyt Akçatepe
Şehir planı değil rant planı: “Toplanma alanları vahşice özelleştirildi”
İstanbul, son dönemlerin en büyük depremlerinden birisini yaşarken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün 1 ayı aşkın süredir Silivri’deki Marmara Cezaevinde tutuklu. 2019 seçimleri sonrası Beş yıl İBB İmar Daire İşleri Başkanlığı yapan ve son olarak o dairenin de bağlı bulunduğu Genel Sekreter Yardımcılığı pozisyonunda bulunan Akgün Cumhuriyet’e konuştu. Depremin İstanbul’un birincil önceliği olduğunu anımsatan Akgün, bu konuyu siyasi rekabete malzeme etmeden, bilim ve tekniğin gösterdiği çerçevede bir seferberlik ruhuyla adımlarımızı hızlandırmak gerektiğinin altını çizdi. “2019 SEÇİMLERİ DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ”Kanal İstanbul projesi ve Şişlideki rezerv alan uygulamasıyla İBBye yönelik operasyonlar arasında bağlantı olup olmadığı sorusuna “Elbette var” yanıtını veren Akgün, Kanal İstanbul ve Yenişehir diye adlandırdıkları projenin imar planları, 2013 yılı sonrasında İBBde hazırlandı. 2019 yılı öncesinde İBBnin neredeyse tek bir imar planına karşı açtığı dava dahi bulunmuyordu. Her şey tıkır tıkır iktidar lehine giderken 2019 yılındaki seçim tüm dengeleri değiştirdi dedi. ‘HAMASETTEN BAŞKA BİR ŞEY DUYMADIK’Kanal İstanbul ve çevresinde inşa edilecek Yenişehir ile İstanbulun suyunun, tarım alanlarının, ormanlarının yok olacağını anlattıklarını söyleyen Akgün, İlave 2 milyon nüfusun bu bölgeye yerleşmesi ile İstanbulun trafiğinin bir kaosa dönüşeceğini, 70 milyon dolarlık böyle bir yatırım yerine kaynakların, İstanbulun gerçek sorunu olan depreme hazırlık ve kentsel dönüşüm için harcanması gerektiğini söyledik. Ve bunları sadece biz değil, bu ülkenin bugüne kadar yetiştirmiş olduğu tüm bilim insanları, bilimsel gerekçelerle ortaya koydular. Karşımızda ise hamasetten başka bir şey duymadık ifadelerini kullandı.“BAKANLIK YETKİ KULLANDI”Yine Şişli’nin orta yerine 70 katlı bir gökdelen daha dikilmesin diye, İBB olarak, Şişli Belediyesi, Meslek Odaları ve Şişli halkı ile birlikte mücadele içerisinde olduklarını söyleyen Akgün, “Şimdi açıkça soruyorum, Afet Yasası’na dayandırarak o parselde birilerine özel, ayrıcalıklı imar hakkı vermenin şehircilikle, hakla, hukukla bağdaşır tarafı neresidir?” dedi. Bir dönem mahkeme kararı gereğince Şişli’deki bu parselde Rezerv Alan kararının iptal edildiğini anımsatan Akgün, “Biz de İBB olarak bölge alanı içerisinde burayı, yüzde 40ı kamusal donatı/yeşil alan, geri kalanı da çevresiyle uyumlu 6-7 kat olacak biçimde planlamıştık. Ama buna karşın, Bakanlık yeniden yetkileri eline alıp burayı Rezerv Alanı ilan etti ve yaklaşık 200 bin m2lik inşaat hakkı izni verdi” ifadelerini kullandı. “BİR AVUÇ İNSAN ZENGİN OLDU”Şişli’deki rant odaklı yaklaşımın bu proje ile de sınırlı olmadığını belirten Akgün, “500 metre içerisinde Şişli’den birkaç örnek vereyim. Eski Ali Sami Yen Stadı, Likör Fabrikası, Şişli Endüstri Meslek Lisesi, karşısındaki otopark alanı ve biraz daha ilerisindeki Yıldız Teknik Üniversitesi arazisi. Birbirine çok yakın parseller. Buraların hepsi kamuya hizmet veren fonksiyonlara ayrılmıştı. Kentin içerisinde nüfusu da çekmeyen, büyük ölçüde de afet toplanma alanlarıydı. Peki ne oldu? Hepsi vahşice özelleştirildi. Bakanlık-TOKİ işbirliğiyle, çevresinin kat ve kat fazlası inşaat alanı sağlanarak, konut-ofis-ticaret fonksiyonlu imar hakları verildi. Yani bir avuç insan zengin oldu. Maliyeti ise hepimize düştü” tespitinde bulundu. “DEPREME BÖYLE Mİ HAZIRLANIYORSUNUZ?”Bu plansız yatırımlar yüzünden İstanbul’da insanların saatlerini trafikte harcadığını belirten Akgün, “Eğer Şişli’deki diğer projeler de İBB ve Şişli’ye yönelik operasyonlar neticesinde ilerleyip tamamlanırsa Mecidiyeköy’den gelip geçmek herhalde imkansız hale gelecek. Ya da şu soruyu soralım! Şişli’de, o bölgenin çevresinde, Kuştepede, Paşada, Gülbağ’da kentsel dönüşüm sorunu varken elinizdeki kamu arazilerini böyle heba edip, şehrin bütün dengesini iyice bozduktan sonra İstanbul nasıl depreme hazırlıklı hale gelecek?” ifadelerini kullandı. “KAMUCU, HALKÇI, EŞİTLİKÇİ…”İktidarın bir avuç kişiyi zengin etme odaklı yaklaşımına karşın kendilerinin planlamalarından da bahseden Akgün, şunları söyledi:Peki biz ne yaptık? Aynı 500 metre içerisinden bahsedeyim. Mecidiyeköy meydanının hemen arkasında üniversite öğrencileri için yurt inşaatına başladık. Metro ile birlikte güzel bir meydan oldu orası. Mecidiyeköy’e sanat galerisi ve kitapçısıyla bir meydan kazandırdık. Çölde adeta vaha. Çağlayanda halkın katılımı ve onayı ile kentsel dönüşüm projeleri hazırladık, ruhsat aşamasına geldik. Daha genele bakarsak Şişli’nin bölgesel imar planlarını hazırlayıp Meclis’ten geçirdik. Hem bu imar planları ile hem de dar gelirli ve emeklilere mali destek paketi ile Şişli’de Kentsel dönüşümü hızlandırdık. Yani bazı parsellere özel değil, halkımızın gerçek ihtiyaçlarına yönelik çalıştık. Kamucu, halkçı, eşitlikçi… İşte işin özü budur.”
Source: Çağdaş Bayraktar
İklim Kanunu teklifine tepki: Gerçek bir İklim Yasası istiyoruz
CHP PM üyesi Baran Bozoğlu teklifin geri çekilmesinin bir iptal değil, daha güçlü ve kapsayıcı bir yasa hazırlığı için fırsat olduğunu söylerken avukat Arif Ali Cangı teklifin hazırlanma sürecindeki şeffaflık eksikliğine dikkat çekti. TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir İl Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel ise teklifin madencilik, fosil yakıt kullanımı ve sanayinin yarattığı ekolojik tahribata ilişkin yeni hiçbir düzenleme içermediğini söyledi. Teklifin gündeme gelmesiyle CHP’nin hızla çalışma başlattığını belirten Bozoğlu, görüşlerini sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerle paylaştıklarını aktardı. Teklifin geçmişte yapılan çalışmalarla bağının zayıf olduğunu belirten Bozoğlu, CHP olarak bu eksiklikleri erken tespit ettiklerini dile getirerek iktidarla yürütülen yapıcı müzakere sürecinin siyasi gelişmeler nedeniyle kesintiye uğradığını söyledi.BOZOĞLU: BU YASA HEPİMİZİN OLMALIBozoğlu, AKP’nin süreci sağlıklı yürütemediğini, katılımcı bir zeminin oluşturulmadığını ifade ederek “Doğayı, üretimi ve yaşamı savunan herkesin bu yasayı sahiplenebileceği bir yapı kurulmalı, bu yasa hepimizin” dedi. Teklifte yer alan Emisyon Ticaret Sistemi’ne (ETS) de değinen Bozoğlu, “Bu sistem Avrupa Birliği ile ticari ilişkiler açısından stratejik. Ancak yasa teklifinde ETS yeterince net ve şeffaf tanımlanmıyor” dedi. CANGI: HAZIRLIK SÜRECİ BİLE NİYETİ GÖSTERİYOR Avukat Arif Ali Cangı ise teklifin hazırlanma sürecindeki şeffaflık eksikliğine dikkat çekti. Cangı, teklifin “iklim değişikliğiyle mücadele” iddiasının yeşil büyüme vizyonuna endekslendiğini ve esas amacın karbon salımını azaltmak değil, karbon ticareti gibi piyasa mekanizmaları kurmak olduğunu savunarak “Kömür teşvikleri sürerken bu hedefler gerçekçi değil” dedi. Cangı, 100’ü aşkın çevre ve iklim hareketinin “Doğayı ve yaşamımızı koruyan gerçek bir iklim kanunu istiyoruz!” başlıklı açıklamasını hatırlatarak yeni teklifin bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarının katkısıyla, katılımcı bir süreçle hazırlanması gerektiğini söyledi. YÜKSEL: BİLİMSEL VE KAMUSAL YARAR GÖZ ARDI EDİLİYOR’TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir İl Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel de kanun teklifinin, uluslararası ve yerli sermaye gruplarının önceliklerine göre şekillendirildiğini belirterek “Bu teklifin bilimsel verilerden uzak, kamu yararını gözetmeyen bir anlayışla hazırlandığını düşünüyoruz” dedi. Yüksel, teklifin iklim değişikliğiyle mücadeleden ziyade, ticari bir yapı oluşturmayı amaçladığını savunarak “İklim değişikliği gibi ciddi bir konuda doğal süreçlerin korunması esas alınmalıdır. Bu teklif, doğal varlıkların finansallaştırılmasını ve karbon ticaretini esas alarak ekosistemi tehdit eden bir yaklaşım sunuyor. Verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, dere yataklarının göz ardı edilmesi ve meteorolojik verilerin planlamalarda dikkate alınmaması, doğal olayların afete dönüşme riskini artırmaktadır. Net sıfır hedefi, fosil yakıtların doğrudan azaltılması yerine, karbon kredileriyle emisyonların finansal pazarlarda denkleştirilmesini öngörüyor. Bu sistem, atmosferi adeta bir ticaret alanına dönüştürüyor” diye konuştu.
Source: Ece İçmez
İktidar Kanal İstanbul hayali kuruyor, İstanbul depremle sarsılıyor
İktidar, deprem konusunda adım atabilecek, önemli faaliyetler yapabilecek isimleri içeride tutarken İstanbul’a çok büyük zararlar verebilecek olan Kanal İstanbul projesi kapsamında çalışmalarını hareketlendirdi. Öyle ki, Arap kanallarında Kanal İstanbul’un reklamları bile yayınlanmaya başladı. İktidarın isteği Kanal İstanbul projesiyken, doğa gerçekliği acı bir şekilde anımsattı. İstanbul önceki gün, 6,2 şiddetinde bir depremle sarsıldı. CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, “Bugün, ülkenin kaynaklarını Kanal İstanbul gibi doğaya, tarihe ve akla aykırı ‘ihanet projelerine’ seferber etmek isteyenler, asıl tehdit karşısında görmezden gelinen ihmalkârlığın da mimarlarıdır. İstanbul’un önceliği Kanal değil, can güvenliğidir” dedi. Milyonlarca yurttaşın oylarıyla seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, haksız ve hukuksuzca dipolmasının iptal edilmesinin ardından gözaltına alındı. Sonrasında hakkında ‘gizli tanıklarla’ tutuklama kararı çıkartılan İmamoğlu, 37 gündür tutsak durumda. İmamoğlu’nun yanı sıra, deprem dairesinin bağlı olduğu Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, Deprem Daire Başkanı Dr. Tayfun Kahraman, depreme karşı acil eylem planları hazırlayan İPA Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökçe, depremin en ağır etkileyeceği bölgelerden biri olan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, ve Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in tutukluluk hali sürüyor. İktidar, deprem konusunda adım atabilecek, önemli faaliyetler yapabilecek isimleri içeride tutarken İstanbul’a çok büyük zararlar verebilecek olan Kanal İstanbul projesi kapsamında çalışmalarını hareketlendirdi. Öyle ki, Arap kanallarında Kanal İstanbul’un reklamları bile yayınlanmaya başladı. İktidarın isteği Kanal İstanbul projesiyken, doğa gerçekliği acı bir şekilde anımsattı. İstanbul önceki gün, 6,2 şiddetinde bir depremle sarsıldı. ‘TEMENNİLER, BİLİM VE VİCDANIN ÖNÜNE GEÇEMEZ’Konuya ilişkin Cumhuriyet’e konuşan CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, “Temenniler, bilimin ve vicdanın önüne geçemez. Yıllardır bilim insanlarının uyarılarını görmezden gelen, kaynakları İstanbulu depreme dirençli hale getirmek yerine rant projelerine harcayan siyasi anlayış nedeniyle hâlâ aynı korkularla uyanıyoruz. Bugün, ülkenin kaynaklarını Kanal İstanbul gibi doğaya, tarihe ve akla aykırı ‘ihanet projelerine’ seferber etmek isteyenler, asıl tehdit karşısında görmezden gelinen ihmalkârlığın da mimarlarıdır. İstanbul’un önceliği Kanal değil, can güvenliğidir” dedi. ‘İSTANBUL, RANTA DEĞİL, YAŞAMA ODAKLI BİR PLANLAMAYI HAK EDİYOR’Zeybek, Kanal İstanbul için AKP tarafından gösterilen çabaya dikkat çekerek “Kanal İstanbul projesi için yapılan planlama, ayrılan bütçeler, yürütülen fizibiliteler; aynı ciddiyetle, aynı hızla İstanbul’daki riskli yapı stokunun dönüşümüne, altyapı güçlendirmeye, afet toplanma alanlarının hazırlığına ve kamu binalarının dayanıklılığına yönlendirilmiş olsaydı, bugün bu korkuları bir nebze olsun geride bırakmış olurduk” ifadelerini kullandı. İmamoğlu ve Kahraman’ın tutuklu olduğunu anımsatan Zeybek, “İstanbul, ranta değil, yaşama odaklı bir planlamayı hak ediyor. Siyasetin asli görevi, halkın canını ve malını korumaktır. Ama bugün İstanbul için mücadele eden bilim insanları, şehir plancıları, meslek odaları ve yerel yöneticiler, siyasi hırs uğruna ya susturulmakta ya da cezalandırılmaktadır. İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman’ın tutuklanması, bu çarpık zihniyetin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu ülkede bilim cezalandırılıyor, rant ödüllendiriliyor. Oysa biz depremin ne zaman geleceğini bilmiyoruz ama nereleri yıkacağını çok iyi biliyoruz” diye konuştu. ‘BAHANELER DEĞİL, EYLEM ZAMANI GELMİŞTİR’Türkiye’nin sorunların çözümü için ‘siyasi irade’ dışında her şeye sahip olduğuna vurgu yapan Zeybek, “Artık bahaneler değil, eylem zamanı gelmiştir. İstanbul’u bekleyen büyük depreme karşı, merkezi ve yerel yönetimler el birliğiyle, hiçbir siyasi kaygı gütmeden birlikte hareket etmeli; bütüncül bir afet yönetim politikası ivedilikle hayata geçirilmelidir. Riskli yapıların dönüştürülmesi bir tercih değil, zorunluluktur. Afetlere karşı dirençli bir şehir yaratmak için yapı denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, imar affı gibi uygulamalar Anayasa’yla yasaklanmalı, halkımız uygun krediler ve hibe destekleriyle yalnız bırakılmamalıdır” dedi.
Source: Emirhan Çoban
Deprem
Her depremden sonra aynı şey olur. Deprem profesörlerimiz aniden kıymete biner, ekran ekran dolaştırırlar, ellerine birer çubuk verip, fay hattı şurdan geçiyor, tsunami burdan gelecek filan, harita önünde anlattırırlar, reyting oranlarını biraz daha harlamak için, deprem profesörlerini birbirleriyle kavga ettirirler. Aradan bir hafta geçer… Televizyon kanallarına yağmur gibi telefon gelmeye başlar, “artık bunları ekrana çıkarmayın, çoluk çocuk deprem korkusundan uyuyamıyoruz” diye şikayet edilir. Aradan üç gün daha geçer… Bu defa iş dünyasından telefonlar gelmeye başlar, “deprem endişesiyle alışveriş kesildi, insanların psikolojisi bozulunca ekonomi de bozuluyor, depremden bahsetmeyin artık” derler. Aslına bakarsanız, haberciler hadisenin ciddiyetini bizzat yaşadıkları için deprem konusunu ekrana getirmekte ısrar ederler ama, dedim ya, reyting diye bir kavram var, izlenme oranlarını gösterir, depremin ilk günlerinde deprem profesörlerinin izlenme oranı çoook yüksekken, aradan bir hafta filan geçince, izlenme oranı adeta çakılır, hızlı şekilde düşer, yukarda özetlediğim şekilde, insanlar deprem konuşmak, deprem görmek, deprem duymak istemezler, başka kanala zaplarlar, e bu durumda haberciler de ne yapsın, izlenme oranları düştüğü için mecburen deprem konusundan uzaklaşırlar, işporta siyasetin laga lugalarına geri dönerler.
Böylece, deprem unutulur.
Sonra, bir deprem daha olur… Hadi bakalım, korkular hortlar, yukarda anlattığım döngü silbaştan tekrar yaşanır.
Çünkü… İki tip doktor vardır.
Biri, lafı hiç eğip bükmez, başınıza neler geldiğini gözlerinizin içine baka baka gayet açık şekilde anlatır, teşhisi ciddiye almazsan kesinlikle ölürsün der, uyarılarıma kulak vermezsen, kendin ölmekle kalmazsın, aileni de hem maddi hem manevi açıdan perişan edersin der, şimdi lütfen sakin sakin söylediklerimi dinle ve dediklerimi mutlaka yap, bana güven, söylediklerimi harfiyen uygula, söylediklerimi harfiyen uygulayacağın konusunda ben de sana güvenebileyim, birlikte mücadele edeceğiz, birlikte aşacağız der… Kendinizi duygusal açıdan kötü hissedersiniz ama, muhtemelen sağlığınıza kavuşursunuz, kefeni yırtarsınız, yaşarsınız.
Öbürü ise güya size moral verir, daha muayene bile etmeden, daha tetkik bile yapmadan, sırtınızı sıvazlayarak maşallah turp gibisin yahu der, senin yaşında bu tür ufak tefek rahatsızlıkların olması gayet normal der, annemde de aynı hastalık var der, benden fazla yaşarsın merak etme falan diye espri bile yapar, bir reçete yazar, kolonya serper, gönderir… Kendinizi ruhen gayet iyi hissedersiniz ama, muhtemelen değil, kesinlikle ölürsünüz.
Teşhis ve tedavi için hangi tip doktoru tercih edersiniz?
Anlata anlata dilinde tüy biten deprem profesörleri, aslında işte budur. Adalet herkese lazım diye anlata anlata dilinde tüy biten hukuk profesörleri de budur. Faiz sebep enflasyon sonuç değildir diyerek, yapısal sorunları anlata anlata dilinde tüy biten ekonomi profesörleri de budur. Söylediklerimi ciddiye almazsan ölürsün diyen tıp profesörleri de budur.
Afetlerden adalete, enflasyondan sağlığımıza kadar, toplumsal ve kişisel, tüüüm sorunlarımızda, tedaviden daha çok, teşhis önemlidir.
Tercih, her şeydir.
Devlet dediğin, insan bünyesidir.
Devlet kurumları, organlarımızdır.
Teşhis, hayatidir.
Teşhis doğru olmazsa, tedavi hikayedir.
(Bakın habire İstanbul konuşuluyor ama, ben size depreme dair bir başka adresi anlatayım, Maraş mesela, kahraman şehrimiz, Kahramanmaraş… Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Herodot’un anlatımına göre, Hitit generali Maraj’ın adını taşır. Hititler yaşadı orada, Asurlular yaşadı, Medler, Persler yaşadı, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler yaşadı, Selçuklular yaşadı, Osmanlı yaşadı orada, 3500 yıl… Bu 3500 yıl boyunca, Maraş’ı şehir olarak kullanan bütün medeniyetler kale’nin çevresinde yaşadı, arşivleri inceleyen herkes görüyor ki, bütün yapılaşma kale’nin oturduğu tepenin civarındaydı. Kurtuluş Savaşı sırasında nüfusu 35 bin kişi kadardı, uzak köyler hariç, bu 35 bin kişinin tamamı kale’nin çevresinde yaşıyordu.
Elbette tesadüf değildi.
Elbette jeoloji, jeofizik, statik gibi kavramları henüz bilmiyorlardı ama, 3500 yılın imbiğinden süzülen tecrübe, o yaşadıkları kale çevresinin sağlam olduğunu onlara öğretmişti, sağlam zeminde yaşamaları gerektiğini öğretmişti.
Maraş sulak ve bereketli topraklara sahip olduğu için, 3500 yıl boyunca gelirinin neredeyse tamamı tarım ürünlerinden oluşuyordu. 3500 yıl boyunca tarım şehriydi. 3500 yıl boyunca tarlalar sadece tarla olarak kullanıldı. 3500 yıl boyunca hiç kimse “gideyim de tarlanın ortasına binalar dikeyim, tarım alanlarını şehir merkezi yapayım” diye düşünmedi.
Son 20 yıl hariç!
Son 20 yılda akılalmaz bir hızla tarlalarda inşaat başladı. Maraş ovası betonlaştı. Nehir yataklarına ilçeler kuruldu. Şehir genişledi, genişledi, genişledi. 2013 yılında matah payeymiş gibi “büyükşehir” yapıldı.
2000 yılında Maraş’ın şehir merkezi sadece 25 kilometrekareydi, 2020 yılında 115 kilometrekare haline geldi, binalaşma neredeyse beş kat genişledi.
2000 yılında Maraş’ın tarım alanları 225 kilometrekareydi, 2020 yılında küçüle küçüle 160 kilometrekareye düştü.
6 Şubat Kahramanmaraş depreminde, tarım alanlarına bina yapmanın faturası çooook ağır bedelle ödendi.)
(Peki ya İstanbul? 1999 depreminde İstanbul nüfusu ne kadardı biliyor musunuz? 10 milyondu. Evet, 10 milyondu.
25 yıldır habire İstanbul depremi konuşuluyor, yıkıldı yıkılacak deniyor ama, İstanbul’un nüfusu ne oldu, 16 milyon oldu!
Çünkü… İstanbul’da güya habire deprem korkusu konuşuluyor ama, habire tarım alanlarına bina yapılıyor, habire dere yataklarına ilçeler kuruluyor, İstanbul son 25 yılda tarım arazilerinin yüzde 35’ini, ormanlarının yüzde 20’sini kentleşme yüzünden kaybetti, binalaşma iki kat genişledi.)
(Türkiye yılda 20 milyon ton buğday üretiyor, aynı Türkiye yılda 80 milyon ton çimento üretiyor!
Türkiye yılda 55 milyon ton sebze ve meyve üretiyor, sırf İstanbul’da yılda 60 milyon ton hafriyat çıkıyor!
Sırf İstanbul’daki moloz, bütün Türkiye’nin bir yıl boyunca ürettiği sebze meyvenin toplamından daha fazla!
Tarlalara, bağlara, zeytinliklere tohum yerine, beton dikiyoruz.
Yiyecek buğdayımız bile kalmadığı için askıda ekmek kuyruğunda bekleşip, hava karardıktan sonra pazarda çıkma sebze toplayıp, ev diye üç oda bir tabut satın almaya devam ediyoruz!)
Sorunlarımızı çözmek için, bize bilimsel gerçekleri anlatan bilim insanlarını dinlersek, uyarılarına kulak verip, hoşumuza gitmese bile ciddiye alıp, söylediklerini yaparsak, muhtemelen yaşarız.
Yok eğer, bilimin yerine siyaseti koyarsak, bilim insanlarının teşhisleri yerine, rantçı talancı yağmacı yalancı politikacıların tedavilerini uygularsak, kendimizi gayet mutlu ve güvende hissederiz ama, cenazemize kolonya serperler!
Source: Yılmaz Özdil
İşte deprem gerçeği… Meclis’teki önergeler ve raporlar açılsın, acılar yaşanmasın
İyi ki İstanbul’da daha büyük acılar yaşamadık. CHP Milletvekili Ayhan Barut’un dediği gibi böyle bir acının yaşanmaması için daha fazla zaman yitirmeden depreme karşı acil seferberlik başlatılması gerekiyor.Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna vurgu yaparak on milyonlarca insanın fay hatlarından kaynaklı risk altında olduğunu ifade eden Barut, “Deprem dirençli kentler, deprem gerçeğine uygun yapı stokları yaratmak zorundayız. Son 6 Şubat depremlerinde yaşanan acılardan ders çıkartıp önlenebilir acılar yaşanmaması için acil adım atılmalıdır” dedi. Doğru söylüyor sayın vekil.İstanbul’da yaşanan depremlerden etkilenen herkese ‘Geçmiş olsun’ dememiz gerekiyor.Bu arada konu değiştiriyoruz.ERZİNCAN-MARMARA DEPREMİ ARASINDA 60 YIL GEÇTİAyhan Barut, diyor ki:“Ülkemizde bildiğimiz kadarıyla 18 ilimiz ve 80 ilçemiz fay hatlarının doğrudan üstünde yer alıyor. Bu sayının daha fazla olduğu da ifade ediliyor. Bu da gösteriyor ki, deprem gerçeği açısından milyonlarca insanımızın yaşamı hala çok büyük risk altında. 1939 Erzincan depreminden 1999 Marmara depremine kadar geçen sürede 100 binden fazla insanımızı kaybettik. 6 Şubat depremlerinde çok daha büyük acılar yaşadık. Bu acılardan hala ders çıkarılmaması ve gerekenlerin yapılmaması içimizi karartıyor, geleceğimizi ve yaşamı riske atıyor.”‘SEFERBERLİK BAŞLATILMALI’Depremin değil ihmalin ölüm getirdiğini yineleyen Barut, merkezi hükümetten yerel yönetimlere kadar her kurum ve kuruluşun bu süreçte rol alması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:“Herkes biliyor ki, depreme karşı gereken önlemler alınsa, deprem dirençli kentler için harekete geçilse, acil eylem planları hazırlanıp yaşam alanları için dönüşüm başlatılsa bu acılar tekrar tekrar yaşanmazdı. Biz önlenebilir acıların bir daha yaşanmaması için depreme karşı etkin önlem alınmasını, daha fazla vakit kaybetmeden acil eylem planı hazırlanarak harekete geçilmesini, deprem dirençli kentler, yapı stoklarının deprem dirençli hale getirilmesi, yaşam için yasal düzenlemeler, eğitim atağı gibi her konuda seferberlik başlatılmasını istiyoruz.” DEPREMCİLER AYRIŞIYOR * SİLİVRİ açıklarında meydana gelen depremlerle ilgili değerlendirmelerde bulunan yer bilimcilerin ‘Büyük deprem geliyor” sözlerine karşılık Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, “Marmara’da büyük deprem olmayacak” diyor.Küçük depremin bu fayda stresi artırdığı ve kırılmayı tetiklediği de söyleniyor. Peki, deprem bilimcileri neden ayrıştı diye soruluyor.Boydan boya giden bir fayda bu söz konusu olur mu?Sayın depremcileri bekleyeceğiz ve söylediklerini daha iyi anlayacağız. MÜJGÂN HANIM DİYOR Kİ “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.” “Cumhuriyet; sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Mustafa Kemal AtatürkFikri, irfanı, vicdanı hür olmak bilgiye bağlı olduğu için, Cumhuriyet bizden, sağlam bilgiye dayanmamızı ister.Atatürk gibi bir deha, insanı muhatap alan, insana seslenen Kur’an’ın meal ve tefsirini, hadis tercümesini boşuna yaptırmış olabilir mi? Kesinlikle olamaz! Müjgân DOĞANRUSLARIN MEDİKAL SERGİSİ * İSTANBUL TÜYAP’ta dün kapılarını açan 32. Uluslararası Medikal Ekipmanları Fuarı-Expomed Eurasia 2025, sağlık sektörünün küresel devlerini bir araya getirdi. Bu yıl fuarda dikkat çeken katılımcılardan biri ‘Made in Russia’ ulusal standı ile yer alan 15 Rus şirketi oldu. Moskova, Nijniy Novgorod, Tula, Rostov, Novosibirsk, İvanovo bölgeleri ile Başkortostan Cumhuriyeti’nden gelen firmalar; röntgen teknolojisi, hasta izleme sistemleri tıbbi simülasyon, işitme cihazları, çeşitli reaktifler ve besin takviyeleri gibi birçok alandaki son teknolojilerini sergiliyor.Üç gün sürecek fuar boyunca Rus ihracatçılar ile sektörün kilit oyuncuları arasında yaklaşık 100 iş görüşmesinin gerçekleşmesi bekleniyor.* SİLİVRİ Cezaevi’nde bir süredir yatan gazeteci Mustafa Dolu cezasını tamamlayıp tahliye oldu.HAVALİMANI/TRAFİK CURCUNASI ARASINDA SABİHA’DAN ANTALYA’YA NASIL GİDİLDİÖNCEKİ günkü depremde Manavgat-Side Girit Şenliği için Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Antalya’ya gideceklerin paniğini, herkesi perişan etmiş; trafikten, havalimanındaki panikten, rötarda yaşananlara kadar bir tabloyu yansıtmak istiyoruz.Gerçekten olacak bir durum değil aslında.Mesajlardaki bazı cümleler tabloyu gösteriyor:“Ben Sabiha’da kapıdayım…”/ “Şu an İstanbul’da yeniden deprem oldu, çok fena sallandık”/, “Yunan şefler vardı Antalya’da, kimsenin karşılamadıklarını söylüyorlar.”/ “Ben geldim, otele yerleştim.”/ “Yasemin Arslan ‘Hoş geldiniz, şimdilik istirahat edin, Maria sizinle iletişime geçer.”/ İstanbul’dan sallanarak Sabiha Gökçek’e geldik.”, “Çok geçmiş olsun.”/”Arkadaşlar trafik felç, köprü kapalı uçağı kaçıracağız.16.25 uçağı, ne yapmak gerekli acaba”/ “Metrodayız, Tavşantepe” / Y.Aslan “Uçak rötarlı mı soralım”/, “İstanbul’dan gelen, gelecek olan herkese çok geçmiş olsun.”, “Uçakta 25 dakika gecikme var” “Ben buradayım (Ayfer Lavi)/ “16.25’de rötar gözükmüyor ama kapıda daha güncel bilgi olur”, “Gecikme net değil arkadaşlar”, 208 B’den 206 A’ya değişti.”/İstanbul’umuza geçmiş olsun, panik olmamak lazım.”/Gerçekten herkese geçmiş olsun”, “Geçmiş olsun, İstanbul’da herkes sokakta trafik kilit”, “İnşallah yetişirsiniz”, “Kaç dakika gösteriyor, havalimanına gelmeniz?”, “Pegasus, olarak misafirlerimizin seyahat deneyimlerini en üst düzeyde tutmayı önemsiyoruz.”Side’ye varanlara ev sahipleri “Gelenler hoş gelmiş, özel bir program yok, istirahat günü bugün” deniyor.Bu yazışmalardan küçük bir bölümdü. Eğer ciddi bir depremle karşılaşırsak, İstanbul’un ne olacağını düşünmek bile istemiyoruz, şu tablo karşısında.Allah hepimize acısın…
Source: Yalçın Bayer
Her depremde aynı komplo teorileri… ABD savaş gemisi HAARP ile tetikledi
İDDİALARIN TEMELİNDE BİLGİSİZLİK VARABD savaş gemisi USS Nitze, 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremde İstanbul Boğazı’ndaydı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Flake de gemiyi ziyaret etmişti. Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, aynı gemiyi depremden birkaç gün önce Dolmabahçe’de gördüğünü iddia etti, “Depremle bunun arasında bir alaka var mı? İstanbul Boğazı’na niye gelmiş?” diye sordu.Paniğin fitilini ateşleyen de bu oldu. Onlarca kişi, X hesaplarından, ABD’ye ait geminin, HAARP teknolojisi ile donatıldığını ve bu teknoloji ile ABD’nin istediği yerde, istediği büyüklükte deprem yaratabileceğini ve gemi ne zaman Türk sularına girse bir deprem olduğunu iddia etti.ALASKA’DA BİR PLATFORMAncak HAARP iddia edilenin aksine, taşınabilir bir yapı değil, bir platform. ABD’nin Alaska eyaletinde bir bina ve toplamda maksimum 3.5 megavat iletim gücüne sahip, 180 adet antenden (IRI) oluşan bir yapı. Biliminsanları bu kadar küçük bir güçle, cisimlerin sıcaklıkları veya fiziksel özellikleri üzerinde değişim yaratmanın imkânsız olduğu görüşünde.GÜCÜ ÇOK YETERSİZ2016’da Çağrı Mert Bakırcı tarafından hazırlanan ve HAARP iddialarını ele alan “doğruluk” incelemesinde de Koç Üniversitesi eski rektörü, jeofizik ile düşük frekanslı radyo dalgaları üzerine araştırmalar yapan Ordinaryüs Profesör Ümran Savaş İnan’ın şu sözleri var: “HAARP’ın yaydığı dalgaların gücü ne kadar yüksek olursa olsun, atmosferik doğa olaylarının yarattığı enerjilerin yanında, önemsenmeyecek kadar küçüktür. HAARP ile doğa olaylarına etki edebileceğimizi iddia edenler, tamamen bilgisizdir.”ABD ORDUSU 2014’TE ÇEKİLDİPeki nereden çıktı bu iddialar? Elbette Amerika’dan. Amerikalı komplo teorisyenlerinin, bu sistemle insanların beyinlerinin kontrol edilebileceği, izinsiz dinlemeler yapılabileceği, bu sistemin tarımsal kuraklığa bile sebep olabileceği iddiası ile hazırladığı binlerce yayın var. Elbette o yayınlar, tıpkı aşılar konusunda üretilen komplo teorileri gibi; Türkiye’ye de ulaşmış durumda. Aslında ABD ordusu komplo teorilerini sonlandırmak için 2014’te bir adım atmış ve HAARP araştırmalarına olan desteğini durdurmuş. Proje, 2015’te Alaska Üniversitesine devredilmiş ve 2016’da da üniversite bu iddiaları bireysel olarak test etmek isteyen herkese kapılarını açmış. Ama bilin bakalım ne olmuş? Söz konusu iddiaları henüz kanıtlayan olmamış. Derler ya; “Biri, kuyuya bir taş atmış…”ASILSIZ KOMPLO TEORİLERİNE İTİBAR ETMEYİNABD savaş gemisi USS Nitze’nin 23 Nisan depreminden bir gün önce İstanbul, 23 Nisan’da ise Silivri açıklarında olduğu iddiası, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi tarafından yalanlandı. İddiaya konu fotoğrafların, 2023 yılına ait olduğu, bahse konu geminin ise yakın zamanda denizlerimizde bir faaliyet icra etmediği açıklandı. Türkçe açılımı, Yüksek Frekanslı Etkin Kutup Işıkları Araştırma Programı olan HAARP sisteminin, iyonosferi incelemek amacıyla kurulan bir araştırma programı olduğuna da değinilen açıklamada, “Mevcut bilimsel veriler ve bilim dünyasının genel görüşü, bir gemi veya HAARP sisteminin depremlere neden olacak kadar büyük bir enerji üretmesinin mümkün olmadığı yönünde. Dayanağı bulunmayan asılsız komplo teorilerine itibar etmeyiniz” denildi.MADEM BÖYLE GÜÇTE BİR GEMİ VAR HEDEFİ NEDEN SADECE TÜRKİYEEmekli Tümamiral Cem Gürdeniz’i de aradım. Diyor ki: “Deprem yaratacak kadar büyük bir güçte saldırı yapabilecek yeteneğe sahip bir savaş gemisi üretilmedi henüz. Kimse kusura bakmasın ama bunlara iddia bile denmez, ‘palavra.’ Hadi diyelim tezlerinde iddialılar. O zaman ben de bir hipotezle geliyorum. O zaman bunu cevaplasınlar: ‘ABD’nin elinde, 9 bin tonluk, Arleigh Burke sınıfı, deprem yaratacak kadar büyük bir güçte savaş gemisi varsa, o zaman böyle bir yeteneği neden; Basra Körfezi’nde İran’a, Baltık Denizi’nde Rusya’ya, Güney Çin Denizi’nde Çin’e karşı, kullanmıyorlar? ABD’nin tek düşmanı ya da baş düşmanı Türkiye mi sizce?’ Bu arada 23 Nisan, daha doğrusu her bayram, İstanbul Boğazı’na, Dolmabahçe Sarayı önüne TCG İstanbul firkateyni gelir. ‘Gördüm’ diyenlerin gördükleri odur muhtemelen.”HER OLAYI BİRBİRİYLE İLİŞKİLENDİRMEYİ SEVİYORUZPeki deprem sonrası gökyüzünde oluşan kızıllık, ‘olası’ bir depremin habercisi mi? “Deprem sonrası ve öncesinde gökyüzünde yaşanan olaylar üzerine devam eden araştırmalar var. Hatta biri, Yuji Enomoto imzasıyla, geçen yıl bilim dergisi Atmosfer’de de yayımlandı” diyor, İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros ve şu yorumu yapıyor: “Ancak dün gökyüzünde görülen bu kızıllığın, yeni bir deprem yaratabileceğine dair bilimsel bir kanıt yok. Bunlar, daha ziyade doğal optik olaylar. Maalesef Türkiye’de insanlarımız her olayı birbiri ile ilişkilendirmeyi seviyor.”
Source: Fulya Soybaş
Kendi yolsuzluğu üzerinden deprem konut hesabı yapan utanmazlık
23 Nisan 2025 günü ise kadim İstanbul şehri, üzerinde yaşayanlara 6.2’lik deprem ile neler yaşanabileceğine dair adeta uyarıda bulundu.Kısa süren ve can kaybı olmayan, maddi hasar gerçekleşmeyen bu sarsıntı hepimize bir “deprem tatbikatı” yaşattı, depreme karşı hazırlığımızın ne olduğunu, eksiklerimizi ortaya koydu.Ulaşımın kilitlendiği, haberleşme sistemlerinin çöktüğü bu “deprem tatbikatı” karşısında İstanbulluların ne kadar hazır olduğunu ya da hazır olmadığını da gösterdi. Hala yenilenmeyi bekleyen konutlar yanında deprem sırasında ailesiyle sokaklara fırlayan İstanbulluların böyle bir felakete hazırlıksız olduğunu da gördük. Bu durumdan gerek hükümet gerek belediyeler gerekse halk olarak çıkarmamız gereken dersler var.SİYASETE ALET ETTİLERİstanbul’a ve Türkiye’ye geçmiş olsun ama iç siyasi çekişmelere girişmeden deprem konusunda alınması gereken tedbirlerin hayata geçirilmesi çok önemli. Her ne kadar siyasi çekişmelere alet edilmemesi gerektiğini söylesek de rüşvet ve yolsuzluktan tutuklanan Ekrem İmamoğlu ile ona bağlı kişiler, sosyal medya trol ordusu, CHP’li bazı isimler depremi bile kendileri için fırsata çevirmeye çalıştılar; “İstanbul’da 6.2 büyüklüğünde deprem oldu, belediye başkanı tutuklu” mesajlarıyla sosyal medyada kampanyaya giriştiler.İstanbulluların 6.2’lik depremle travmasının tetiklendiği böyle bir günde konuyu siyasete değinmeden yazmak isterdim ama İmamoğlu ve yandaşlarının yüzsüzlüğü buna imkân vermiyor.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda tutuklanan ve 2019’dan itibaren aklı fikri kendi deyimiyle sadece “6 yıldır yürüttüğü Cumhurbaşkanı adaylığı kampanyasında” olan, depreme karşı önlem için kılını kıpırdatmayan İmamoğlu, dün sosyal medyasından, normal bir insanı utancından yerin dibine sokacak şu kan dondurucu mesajı paylaşmış;“19 Mart sabahı millet iradesine yapılan darbenin ekonomiye trilyonlarca lira maliyeti oldu. Bu kadar büyük bir bütçe ile yaklaşık 1 milyon yapıyı yenileyebilir ya da en az aynı miktarda güvenli konut üretebilirdik.”Bu utanmazca yazılmış cümlesinin neresinden tutayım; çok şey gördüm ama kendi yolsuzluğu üzerinden deprem konut hesabı yapan utanmazı ilk kez görüyorum.Önce “5 yılda çözerim” demişti sonra “100 yıl lazım” dedi.2019 için İBB Başkan adayıyken, 2018 yılındaki kampanyasında “İstanbul›un en çok korktuğu bu deprem sorunu siz göreve geldiğiniz takdirde ne kadar sürede çözülür?” sorusuna, “5 yılda. Hayalci kimse olamaz ama 5 yıl çok hızlı hareket edilip çözülebilecek düzeyde” yanıtını vermişti. Her yıl 20 bin, 5 yılda 100 bin konut sözü veren “İstanbul’u 5 yıl içinde depreme hazırlarım” diyen İmamoğlu verdiği sözü tutmayınca, 2024 yılındaki kampanyasında ise “Ben ne yapabilirim, İstanbul’da deprem olursa dua edeceğiz, 1 yılda ne yapacağım ya da 3 yılda ne yapabilirim, 5 yılda ne yapabilirim. İstanbul’un deprem sorunun çözmek için bize 100 yıl lazım” diyerek kendini savunmuştu. Her fırsatta Kentsel Dönüşüme karşı olduğunu söyleyen, halkın Kentsel Dönüşüm adını bile duymak istemediğini ifade eden hatta ilçe belediyelerinin 43 Kentsel Dönüşüm projesinin iptali için dava açan İmamoğlu’nun 2025 yılı bütçesinden depreme ayırdığının üç katı fazla kaynağı reklam harcamalarına ayırmıştı. Bunlar bile İmamoğlu’nun İstanbul’un depreme hazırlık konusuna bakış açısını yansıtıyor, depremden çok reklama önem verdiğini gösteriyordu.650 BİN KONUT OLMASI GEREKEN PROJEYMİŞÖte yandan 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde İBB Başkan adayı olan Murat Kurum’un olası büyük İstanbul depremine karşı vaadine, rakibi İmamoğlu’nun buna tepkisi hala kulaklarımızda. Murat Kurum, İstanbul’un 39 ilçesinde 7,5 milyon ev ile işyeri olduğunu, 1,5 milyon konutun sağlıksız durumda ve 600 bin konutun acilen dönüşmesi gerektiğini söylemişti. Ardından da İstanbul’da 5 yılda 650 bin konut inşa edileceğini, bu konutların 300 bininin KİPTAŞ eliyle inşa edileceğini ve ödemenin yarısının İBB tarafından karşılanacağı vaadinde bulunmuştu. Ekrem İmamoğlu bu projeye karşı şu cevabı verdi: “650 bin konut vesaire gibi asla yapılamayacak, asla olamayacak ve olmaması gereken yaptığı açıklamalarla yani Ekrem İmamoğlu ve ekibinin ortaya koyduğu başarılı süreci nasıl geride bırakırım diyerek tarihe en kötü vaatler dizilişi olarak çıkacak süreçleri tarifliyor. Tabii benim için kötü bir şey değil bu yaptıkları ama yine de üzülüyorum.”İlk döneminde olduğu gibi 2024’te başlayan ikinci döneminde de tek işi cumhurbaşkanlığı adaylığı için kampanya yürütmek ve CHP’deki gücünü arttırmak olan İmamoğlu’nun, depreme karşı önlemler alacağına, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kurduğu yolsuzluk ve rüşvet çarkını İBB’ye taşımaktan başka bir iş yapmadığı ortaya çıktı. Tutuklandı ve cezaevinden hala kampanyasını sürdürüyor.ÖZELEŞTİRİ YERİNE ALGI OPERASYONU YAPIYOR6.2’lik deprem sonrası ise sosyal medya hesabından yazımın girişinde yer verdiğim şu mesajı paylaşıyor: “19 Mart sabahı millet iradesine yapılan darbenin ekonomiye trilyonlarca lira maliyeti oldu. Bu kadar büyük bir bütçe ile yaklaşık 1 milyon yapıyı yenileyebilir ya da en az aynı miktarda güvenli konut üretebilirdik.”6 yıldır deprem konusunda “seferberlik ilanı” konulu mesajlar atıp, toplantı ve etkinlikten başka bir şey yapmayan İmamoğlu’nun bu mesajı için söylenebilecek tek söz; İnsanın kanını donduran bir utanmazlık…
Source: Nedim Şener
İletişim Başkanlığı infial yaratan deprem iddiasını yalanladı
İstanbul’da meydana gelen depremin bir sondaj gemisiyle ilişkilendirilmesi üzerine kamuoyunda tartışmalar yaşanırken, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden (DMM) net bir yalanlama geldi. GPS SATURN gemisinin depreme neden olduğu yönündeki iddiaların bilimsel temelden yoksun olduğunu belirten DMM, paylaşılan görüntülerin de yıllar öncesine ait başka bir platforma ait olduğunu açıkladı.
“GÖRÜNTÜLER 2018 YILINA AİT”
DMM”nin açıklamasında, sosyal medyada dolaşıma sokulan görüntülerin GPS SATURN gemisine ait olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtildi. Görüntülerin aslında, 2018 yılında İstanbul Boğazı’ndan geçen Rönesans Endüstri Tesisleri’ne ait bir Jack-Up Sondaj Platformu’na ait olduğu ifade edildi.
“MARMARA”DA FAALİYETİ YOK”
Açıklamada ayrıca, GPS SATURN adlı geminin 2025 yılı itibarıyla Marmara Denizi’nde herhangi bir sondaj faaliyeti yürütmediği açıklandı. Geminin şu anda Karadeniz’de, Bulgaristan açıklarında bulunduğu ve yaklaşık 340 gündür sabit bir konumda demirli olduğu bildirildi. Bu nedenle, İstanbul depreminin bu gemiyle ilişkilendirilmesinin gerçek dışı olduğu vurgulandı.
“PANİK YARATMAYIN”
DMM, bu tür asılsız ve bilimsel dayanağı bulunmayan iddiaların toplumda korku ve panik ortamı yaratabileceğine dikkat çekti. Vatandaşlara sadece resmi kaynaklardan edinilen bilgilere itibar edilmesi çağrısında bulunuldu.
Source: Haber Merkezi
Şener Üşümezsoy, Celal Şengör”e patladı: Hoca falan değil, depremler sustu
İstanbul Silivri”de çarşamba günü yaşanan 6.2 şiddetindeki depremi 20 gün öncesinden bilen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, “Büyük İstanbul depremi geliyor” diyen Celal Şengör”e “Şengör topluma söylediklerinin öz eleştirisini yaptı mı? Celal, hoca değil” sözleri ile tepki gösterdi. “EN MANTIKLI ADIM ŞEHRİ TERK ETMEK” Şengör, “beklenen büyük İstanbul depremi” uyarısı yapmıştı. Yıllardır alınan önlemlerin yetersiz olduğunu belirten Celal Şengör, 23 Nisan”da meydana gelen depremlerin ardından yaptığı açıklamada “İstanbul topun ağzında. Yıllardır alınmayan tedbirler yüzünden vakit daraldı. Artık en mantıklı adım, şehri terk etmek” demişti. “BÜYÜK DEPREM YOLDA” DİYENLERE ATEŞ PÜSKÜRDÜ TGRT Haber ekranlarında yayınlanan Taksim Meydanı programına katılan Üşümezsoy, “Marmara Denizi”nde beklenen depremin meydana geldiğini ve artık büyük deprem olmayacağını” vurgulayarak, “büyük İstanbul depremi yolda” iddiasında bulunan isimlere sert tepki gösterdi. “BUNDAN SONRA ARTIK DEPREMLER SUSTU” Silivri”deki 6.2 şiddetindeki depremin son büyük sarsıntı olduğunun altını çizen Şener Üşümezsoy “Bundan sonra artık depremler sustu. Marmara Denizi”ni avucumun içi gibi bilirim. Kuzey Anadolu fayı yanal hareket eden bir sistem” dedi. Üşümezsoy “Celal Şengör topluma söylediklerinin öz eleştirisini yaptı mı? Celal, hoca değil” ifadelerini kullandı.
Source: Erdem Aksoy
Büyük İstanbul depremi yaklaştı mı? Kırılan fay sonrası depremin nerede olacağını söyledi
Marmara Denizi’nde, Silivri açıklarında önceki gün yaşanan ve 13 saniye süren 6.2’lik depremin ardından artçı sarsıntılar devam ediyor. Faylar yalnız artçı sarsıntılar değil, yeni sorular da üretiyor. Bu soruların başında da beklenen “büyük İstanbul depremi” geliyor. Milliyet’e konuşan bazı deprem uzmanları kesin bir tarih verilemese de beklenen depremin hem fiziksel hem de zamansal olarak İstanbul’a yaklaştığını belirtiyor. Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Dr. Süleyman Pampal, beklenen büyük depremi üretecek, Orta Marmara’da yer alan Kumburgaz fayındaki kırılmanın, depremi İstanbul’a hem fiziksel hem de zaman olarak daha fazla yaklaştırdığını söyledi: “Bu fay 1766 yılında iki yıkıcı deprem üretti. Burada 250 yıldır enerji birikiyordu. Depremlerin yaklaşık 250 yılda bir tekrarlandığı tespitleri var. Buna göre 2025 yılında ilk kırılma gerçekleştiğine göre, 250 yıl baremini dokuz yıl geçtikten sonra oldu demektir. Şimdi ikinci kırılmayı bekliyoruz, elbette kesin bir tarih vermek olası değil ancak daha fazla yaklaştığını söylemizde de bir sakınca yok. İkinci kırılmayı bu fayın doğuya olan kısmında bekliyoruz. Bu da beklenen depremin merkeze daha fazla yaklaştığı anlamına geliyor. Kesin olarak ifade edemem ama bu kırılmanını 7’nin üzerinde olacağını öngörmüyorum. Beklenen deprem İstanbul’un Avrupa Yakası’nda, Haliç’ten başlayarak Silivri’ye kadar olan bölgede, Çekmece, Avcılar çevresini risk altına alacak. Bu bölgenin zemini nedeniyle heyelan üretme ihtimali çok yüksek. Bu durum hasarın artmasına neden olabilecektir.” Yer Bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise İstanbul’da büyük bir deprem beklemediğini tekrarlayarak şunları kaydetti: “İkinci bir kırılma olacak ama bunun da büyüklüğü yine 6.2 büyüklüğünde olabilir. Enerji boşalttıkça doğuya doğru bir stres yüklemesine neden olabilir. Bu durumda daha yakın bir zamanda gerçekleşebilir. 23 Nisan’da yaşanan deprem kuzey-güney yönlüydü, ikinci depremin doğu-batı yönlü olmasını bekliyorum. Bu da özellikle sahil şeridindeki mevcut zemin nedeniyle heyelan ihtimalini artırır ve bu nedenle hasarın bu depremden daha büyük olmasına neden olabilir. Büyük İstanbul depremi diye bir deprem yok. Bu depremle stres boşaldı. Bir kırılma daha olacak ama düşünüldüğü kadar büyük bir yıkım oluşturabilecek bir deprem olmasını beklemiyorum.” Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ise beklenen depremi “İstanbul depremi” olarak ifade etmenin büyük bir hata olduğunu ifade ederek “Beklenen büyük deprem Kuzey Marmara depremidir. 2045-2065 yıllarında biri Küçükçekmece’de 6.4, diğeri Silivri’de 7-7.2 büyüklüğünde, 7 kilometre derinlikle gerçekleşecek” dedi. Ercan, “6..2 büyüklüğündeki deprem beklenen depremi ne öne çekti ne de geciktirdi. Ancak beklenen depremin 22’de 1’i kadar enerji boşalttı. Yine eski kurgu değişmeden aynen sürüyor. Ancak bu konuda bilim adamları ikiye bölündü. Sadece Türk değil yabancı bilim adamları da ikiye bölündü. Kimisi ‘6.2 bitti diyor’ ki ben ben bu görüşteyim. Bu deprem oldu ve bitti. ‘Bu depremden sonra sürüklenme şeklinde büyük deprem eli kulağında’ diyenler var ki hiçbir kanıt yok. Tabii üçüncü bir görüş olarak da ‘İstanbul depremi bitmiştir’ diyen de var. Deprem pozitif bir bilim dalı değil, 13 km derinde bir şeyler oluyor ve bizler fikir yürütüyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, artçı depremler konusunda da şunları söyledi: “İstanbul’a doğru kayıyor. Büyükçekmece’nin önüne kadar geldi. Sürünme gibi bir olaya dönüştü. Bu sürünme yaklaşık 20-25 kilometrelik bir yol aldı. Ya bunun altı kırıldı ya da sürükleniyor. Büyükçekmece-Çatalca kırığının olduğu yerde durdu. Bunun Büyükçekmece Gölü’ne atlayıp da İstanbul önüne doğru ilerleyeceğini düşünmüyorum. Burada kalır, gerginlik düşer beklentisi içerisindeyim. Beni şaşırtan olaylardan bir tanesi deprem odağından sarsıntı yayılmaya başladığı zaman hem doğuya hem batıya kırması gerekirdi ama Şarköy’e doğru, batı yönüne kırmadı. Orada sızıntı çok az. Genellikle doğuya doğru, İstanbul’a doğru kırdı. Bu biraz şaşırtıcı olay. Tek yönlü kırılmayla karşılaştık. Benzer olayı 6 Şubat’ta da görmüştük.” İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Ziyadin Çakır, “Kırılması gereken beklenen fayın bir kısmı kırıldı. 10-15 kilometrelik kısmı kırıldı. Geri kalan 50 kilometre duruyor. Kırılma yeri değişmedi. Yeni kritik nokta Kumburgaz açıklarından İstanbul Boğaz açıklarına kadar olan kesim. Oradan Adalar’a da ulaşabilir” dedi. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), Silivri açıklarında meydana gelen 6,2’lik depremin etkilerini ilçe ve mahallelere göre analiz etti. Depremin en şiddetli şekilde Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde hissedildiği belirtildi. Çorlu’nun Esentepe ve Kazımiye mahallelerinde MMI (hissedilen sarsıntı) 8.1 olarak ölçüldü. Mahalle sakinleri ise depremi normal hissettiklerini söyledi. Esentepe Muhtarı Nigar İlgün, “8.1 gibi hissetmedik. Kimseye bir şey olmadı” derken, Kazımiye Muhtarı Yıldız Çelik de “Mahallede çok eski binalarda bile hasar yok” diye konuştu. USGS verilerine göre İstanbul’da depremin en çok hissedildiği ilçe 6.1 ile Beylikdüzü. Beylikdüzü’nü 6 şiddeti ile Esenyurt ve Büyükçekmece takip ediyor.
Source: Gazetevatan.com
Kütahya”da 4,5 büyüklüğünde deprem
İSTANBUL 19°C / 11°C
Parçalı bulutlu, güneşli
25 Nisan 2025 Cuma / 27 Sevval 1446
Gündüz modu
İSTANBUL00:00
Afyonkarahisar
Kahramanmaraş
BİLİM-TEKNOLOJİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
CANLI YAYIN
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
SOSYAL GÜVENLİK
KÜLTÜR SANAT
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
İLETİŞİM VE KÜNYE
Bizi Takip Edin
Kütahya”da 4,5 büyüklüğünde deprem
Kütahya”da 4,5 büyüklüğünde deprem
Kütahya Simav”da 4,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
25 Nisan 2025 Cuma 07:32 – Güncelleme: 25 Nisan 2025 Cuma 07:32
Kütahya Simav”da 4,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Popüler Haberler
Sözde “güvenli bölge”de İsrail katliamı! Çok sayıda Filistinli şehit oldu
MSB kaynaklarından GKRY Başpiskoposu”na tepki: Türkiye yetkilerini kullanmaktan çekinmeyecek
Uzmanlar ikiye bölündü! Büyük İstanbul depremi atlatıldı mı?
Soykırımcı İsrail Gazze”de katliamlarına devam ediyor: Çok sayıda şehit var
Etkin pişmanlıktan faydalandı, her şeyi anlattı
Namaz Vakitleri
Hava Durumu
Güncel Haberler
Bilim – Teknoloji
Şirket – Kobi
KÜLTÜR SANAT
Necip Fazıl Ödülleri
FETÖ darbe girişimi
MYS Ve LGS Sınavı
E-Devlet Giriş
E-Okul Giriş
SGK sorgulama
Milli Piyango Bilet Sorgulama
Cumartesi Eki
© 2025 Star.com.tr
İletişim Ve Künye
Bilgi Toplum Hizmetleri
Çerez Politikası
Gizlilik Politikası
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Source: Www.star.com.tr
İstanbul”un deprem risk analizi yapıldı! İşte en sağlam ve riskli ilçeler
İstanbul’da deprem riski mahallenin zemin yapısına göre bile değişiklik gösteriyor. İstanbul’daki zemin yapısı, güvenli diye düşünülen bölgelerde bile ciddi riskler barındırabiliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü, İstanbul’un ilçelerini 2019 yılında mercek altına almıştı. Müdürlüğün, “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi” çerçevesinde, İstanbul’un 39 ilçesinde kapsamlı deprem risk analizleri gerçekleştirildi. Projede, 7,5 büyüklüğünde bir deprem senaryosuna dayanarak, her ilçenin üstyapı ve altyapı hasarlarını, can kaybı, yaralı sayısı, yol kapanma durumu ve geçici barınma ihtiyaçlarını belirlendi. Ancak, bu veriler ilçeden ilçeye farklılık gösterdiği gibi, mahalle bazında da önemli değişiklikler gösteriyor. Mahalledeki zemin durumu, depreme karşı alınan önlemleri belirlemede kritik bir rol oynuyor. İstanbul’un çeşitli ilçelerinden yerleşim alanlarının büyük bir kısmının risk altında olduğunu söyleyen Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Milliyet’e konuştu. Alan, özellikle Fatih, Beşiktaş, Kadıköy ve Bakırköy gibi merkezi ilçelerdeki zemin yapılarını ve yapılaşma düzeyini göz önünde bulundurarak, bu bölgelerdeki riskin yüksek olduğunu ifade etti. Alan, deprem tehlikesi açısından fay zonuna yakın bölgelerin daha yüksek risk taşıdığını vurguladı. Alan, özellikle Anadolu Yakası’nda Kadıköy’ün hemen yanı başında bulunan Maltepe ve Kartal ilçelerinin, Avrupa Yakası’nda ise Marmara Denizi kıyısındaki Fatih, Beyoğlu, Zeytinburnu, Bakırköy, Küçükçekmece, Büyükçekmece ve Silivri gibi ilçelerin daha dikkatli bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtti. Bu ilçelerin deniz kenarlarında yer almasının, deprem riskinin artmasında etkili olduğunu ifade eden Alan, bu bölgelerdeki zemin ve yapıların deprem riski taşımasının daha yüksek olduğunu belirtti. Doğru zemin araştırmalarının yapılmaması durumunda, bu riski artırabileceğine de dikkat çeken Alan, dere yatakları ve henüz taşlaşmamış, yeni birikintilerle oluşmuş zeminlerin, daha büyük tehlikeler barındırdığını belirtti. Alan, özellikle Bakırköy’ün bazı bölgeleri, Ataşehir’deki harboğazı kesimi, Küçükçekmece ve Büyükçekmece çevresindeki göçüntü alanları ile Silivri’deki genç birikintiler üzerine inşa edilen bölgelerin hem zemin hem de deprem dalgalarını büyütme açısından daha riskli olduğunu belirtti.
Source: Gazetevatan.com
25 Nisan son depremler listesi
Son depremler listesi AFAD ve Kandilli Rasathanesi verileri günlük olarak inceleniyor. Türkiye nin dört bir yanında meydana gelen irili ufaklı tüm sarsıntılar anlık olarak listede yerini alıyor. Son olarak Marmara Denizi nde İstanbul Silivri açıklarında yaşanan 6.2 büyüklüğündeki deprem vatandaşları endişeye sevk etti. Artçı sarsıntılar devam ederken gelişmeler Bugün deprem mi oldu, nerede, kaç büyüklüğünde? soruları ile takip ediliyor. Öte yandan diri fay hattının bulunduğu illerde son dakika deprem haberleri mercek altına alınıyor. İşte, 25 Nisan 2025 Türkiye son depremler listesi sorgulama ekranı…KÜTAHYA DA DEPREM Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından paylaşılan verilere göre, saat 07.23 te Kütahya nın Simav ilçesinde deprem meydana geldi. 4,5 büyüklüğündeki deprem, yerin 8,81 kilometre derinliğinde kaydedildi. Saat 07.29 da bir deprem daha meydana geldi. 3,9 büyüklüğündeki sarsıntı, yerin 11,61 kilometre derinliğinde kaydedildi.25 NİSAN 2025 AFAD VE KANDİLLİ RASATHANESİ SON DEPREMLER LİSTESİ VERİLERİ 2.5 ve üzeri büyüklükteki en son depremler listesi ve tüm detaylar şöyle; 2025-04-25 07:29:22 39.24361 28.98194 11.61 MW 3.9 Simav (Kütahya) 2025-04-25 07:23:44 39.22139 28.97306 8.81 MW 4.5 Simav (Kütahya) 2025-04-25 07:00:34 40.81944 28.15278 8.2 ML 2.7 Marmara Denizi – [23.11 km] Marmaraereğlisi (Tekirdağ) 2025-04-25 04:00:15 40.84028 28.26139 6.94 ML 2.5 Marmara Denizi – [25.20 km] Silivri (İstanbul) 2025-04-25 02:58:35 40.82167 28.32583 6.99 ML 2.7 Marmara Denizi – [25.32 km] Büyükçekmece (İstanbul) 2025-04-25 02:55:55 40.84917 28.39306 6.25 ML 2.5 Marmara Denizi – [19.90 km] Büyükçekmece (İstanbul) 2025-04-25 00:57:11 37.13333 28.37222 8.17 ML 2.5 Menteşe (Muğla)AZ ÖNCE DEPREM Mİ OLDU, NEREDE, KAÇ BÜYÜKLÜĞÜNDE? Kandilli Rasathanesi ve AFAD son dakika deprem haberleri tüm Türkiye tarafından yakından takip ediliyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme Ve Değerlendirme Merkezi tarafından http://www.koeri.boun.edu.tr/ adresi üzerinden paylaşılan son veriler ile büyüklü küçüklü yaşanan sarsıntıların merkez üssü, şiddeti ve derinliği kamuoyu ile paylaşılıyor: KANDİLLİ SON DEPREMLER İÇİN TIKLAYINIZ Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından da https://deprem.afad.gov.tr/last-earthquakes.html adresi üzerinden paylaşılan listede son 100 deprem listeleniyor. Liste üzerinde artçılar başta olmak üzere Türkiye de meydana gelen tüm sarsıntılar yer alıyor. AFAD SON DEPREMLER İÇİN TIKLAYINIZ
Source: Habertürk
Ahmet Ercan”dan İstanbul depremiyle ilgili çarpıcı tespit: İlginç gelişmeler var
Marmara Denizi”nde Silivri açıklarında dün 6.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 13 saniye süren depremin ardından en büyüğü 5.9 olan 266 artçı sarsıntı yaşandı. Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan yaptığı sosyal medya paylaşımı üzerinden artçı depremlerin seyrine dair bilgi verdi.Deprem sonrası yaşanan artçılar ve birikim alanlarına dair bir harita paylaşan ve bu harita üzerinden bir değerlendirmede bulunan Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan dikkat çeken ifadeler kullandı. “GERGİNLİK DOĞUYA TAŞINDI” Ercan “Kuzey Marmara”da ilginç gelişmeler var. Dün odak Silivri”den Büyükçekmece”ye doğru göç eden depremcikler, bugün batı kolda Marmara Ereğlisi”ne doğru dizilmeye başladı. Beklenen durum da buydu. Şu açık ki gerginlik aktarımının çoğu Doğuya B. Çekmeceye doğru taşındı.” dedi. “ARTÇILAR GERGİNLİĞİ BÜYÜK ORANDA ATTI” Öte yandan Prof. Dr. Ercan, daha önceki açıklamasında “Büyük deprem gelmeden önce bu tür depremleri göreceğiz. Artçıların iki hafta sürmesini beklerken öğleden önce ve öğleden sonra meydana gelen artçı depremlerle üstündeki gerginliği büyük oranda attı.” dedi. “ARKASINDAN BÜYÜK BİR DEPREM GELMEZ” “Deprem yaklaşık 25 kilometre ya sürüklendi ya da yeri kırdı.” diyen Ercan, “Gidişi normalde doğuya ve batıya olması gerekirken sadece İstanbul”a doğru yöneldi. Şu anda İstanbul”a doğru kayıyor. Trakya Eskişehir kırığından başlayan bu deprem Büyükçekmece Çatalca kırığına kadar vardı. Bundan sonra İstanbul”a doğru sürmesini beklemiyorum. Büyük bir dinginliğe erişiyor. Bunun arkasından büyük bir deprem beklentisi içinde değilim.” ifadelerini kullandı. “BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ 2045″TEN ÖNCE OLMAZ” Beklenen büyük İstanbul depremine ilişkin tarih veren Prof. Dr. Ercan, “Bu beklediğimiz büyük İstanbul depremi değil. Ona daha zamanımız var. Onun için de 2045 ve 2065″ten önce olacağını düşünmüyorum.” diye konuştu.
Source: Abdullah Karlıdağ
Kütahya sallandı! Prof. Dr. Hasan Sözbilir Kütahya depremini değerlendirdi
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, AA muhabirine merkez üssü Simav ilçesi olan 4,5 büyüklüğündeki depremi değerlendirdi. Depremin Karakoca ile Madenköy arasında meydana geldiğini belirten Sözbilir, şunları kaydetti: “AFAD ve uluslararası sismoloji istasyonları tarafından yapılan odak mekanizma çözümlerine göre, depreme neden olan fay baskın eğim atımlı normal fay niteliğindedir. Bu deprem 2011-2012 yıllarında Naşa-Simav civarında 5,7 büyüklüğüne kadar meydana gelen depremler sonrasında, Naşa kuzeyindeki kesimlerde biriken stresin boşalması ile oluşan bir deprem olarak değerlendirilebilir. Bu bölgede, 2011-2012 yılları arasında küçük ölçekli depremlerin ana şoktan sonra yoğun bir şekilde tekrarlayan deprem fırtınaları şeklinde yaşandığı bilindiğinden, benzer bir aktivitenin tekrar etme olasılığı yüksek olarak değerlendirilmektedir.” “Panik oluşturacak bir durum yok” Sözbilir, bölgede ana fayın kuzeye eğimli Simav Fayı olduğuna değinerek, “Bu depremlerin Simav Fayı”nın tavan bloğundaki küçük ölçekli sintetik faylanmalarla ilişkili olduğu kabul edilebilir. Bu kapsamda, küçük ölçekli artçı depremlerin belirli bir süre daha devam edeceği öngörülebilir. Panik oluşturacak bir durum yok.” diye konuştu.
Source: Internet Haber