“Cultural Kaleidoscope – Celebrating Turkish Heritage & Contemporary Arts”

İlhan Selçuk’un ‘Pencere’ köşesini anarken

Gazete ve dergi yazarlığım 50 yıla ulaştı. ​​Özgür basın dergisinde başlayıp çeşitli başka dergilerde ve ayrıca 45 yıl Cumhuriyet’te süren bu uğraşa -30 yıldır gazeteme iki haftada bir “Sahneden” köşesini yazmak da eklenmiş. Kolay iş değil. Köşe yazılarının uzunluk sınırı var. Sözü çok uzatıp sınırı aşarsanız, hiç acımaz kesiverirler. “Biz İlhan Selçuk’un yazısını bile keseriz” diyenlerin gazetesinde yazıyorsanız… İlhan Selçuk’un “Pencere” köşesindeki yazıları hiç kesilmiş midir? Bilmiyorum… İlhan Selçuk’u 21 Haziran 2010’da yitirdik. 15 yıldır gazetemiz “Pencere” köşesi olmadan çıkıyor. Sevgili Doğan Hızlan benim tanıdığım en insafsız “yazı kesici”ydi. Çok erken yitirdiğimiz Aydın Emeç ise “kesme sanatı”nı incelikle uyguladığı kanısındaydı. Bir gün telefon açıp kahkahalı bir sesle, “Yazınızı öyle güzel kısalttım ki kestiğim yerleri siz bile fark edemeyeceksiniz” dediğini anımsarım. Celal Üster’in kestiği bir yazı yüzünden Cumhuriyet’e küsüp uzun bir süre yazmamıştım da kimse “etme eyleme” dememişti. İzmir’den gelip kültür-sanat sayfasını yönetmeye başlayan Handan Şenköken olmasaydı belki de gazetemden kopacaktım. Daha sonraki yıllarda ise yazıları yazarın kendisine kısalttırma uygulaması başladı. (Zorlu bir “son dakika” işidir bu). Böylece bugüne ulaştık. YAZI KESME İŞİ ÖĞRETİCİ OLABİLİR Mİ? Doğrusunu söylemek gerekirse köşe yazısı yazmayı -yıllarımı alsa da- işte bu “kesme biçme” işlemleri yoluyla öğrenme yoluna girdim. “Öğrendim” demiyorum ama doğru yolda olduğumu sanıyorum. En iyisi, kendi yazılarım için aldığım notları sizlerle paylaşıvereyim. “Başlık”tan başlamalı. Yazının, okur ilgisini çekmek için biraz renklendirilmiş, pek uzun olmayan bir başlıkla sunulması gerekiyor. Renksiz bir başlık yazıyı daha okunmadan öldürebilir. İlk paragraf da çok önemlidir. Yazının amacını ve odak noktasını netlikle belirlemeli, belki de yazının anahtar sözcüklerini içermelidir. Konunun geliştirildiği paragrafların her biri ilk paragrafta vurgulanan düşünceyle ilişkili olmalıdır. Yazar, “hazır yeri gelmişken” diye tartışma konusunun kıyısında köşesinde dolaşmaya başlarsa okurun dikkati dağılacak, yazının bütünlüğünün bozulma tehlikesi oluşacaktır. “Sonuç” paragrafında ise yazının içerdiği tartışmayı toparlayıp, okurun aklında tutabileceği ve başkalarına aktarılabileceği, bütünleyici bir yaklaşım benimsenmelidir. Köşe yazısının dili de özenle biçimlendirilmelidir. Aynı sözcüğün ya da cümle yapısının rasgele yinelenmesi ya da algılaması zor uzunluktaki cümlelerin birbirini izlemesi doğal ki tartışılan düşüncenin okunma tadına olumsuz etki yapacaktır. Anlatımda mizah kullanımı, romantik dokunuşlar ya da hüzünlü bir bakış, dozunda değerlendirdiğinde yazının niteliğini yükseltebilecektir. KÖŞE YAZISININ EZGİ VE UYUMU OLMALI İş bu kadarla da bitmiyor. Sıra yazının kıymıklarını ayıklamaya gelmiştir. Birbirini izlerken, anlamı kaydıran ya da yersizce kullanılmış sıfatlar, fiiller ve cümle yapıları, hele hele ilk bakışta doğru gibi görünen dilsel yanlışlar titizlikle temizlenmeli. (Yazma işinin uzmanları yanlışsız bir yazı kotarmanın yolunun, metni on 13 okumak olduğunu söyleyegelmiştir.) Bu arada tartışmayı zora sokan cümleler kesilip çıkartılmalı, (gerekirse içerdiği düşünceye de kıyılmalı) ve yazı, yüksek sesle okunduğunda, bir şiir ya da şarkı gibi akıveren bir “melodi” (ezgi) ve “ahenk” (uyum) kazanmalıdır. Burhan Felek’ten Çetin Altan’a, Uğur Mumcu’dan Bekir Coşkun’a, birbirinden farklı yaklaşımlar sergileyen birçok değerli yazardan binlerce köşe yazısı okumuş, yüzlercesini de yazmış biriyim. Aklıma ve yüreğime en çok yerleşenler İlhan Selçuk’un “Pencere” köşesinde yer alanlar olmuştur. İlhan Selçuk yukarıda sıraladığım ilkelere göre mi yazardı? Sanmıyorum. Melih Cevdet Anday, nitelikli bir metnin “akıl ve sezgi”nin yüksek düzeyde buluşabildiği noktada gerçekleştiğini söylemiştir. İlhan Selçuk, işte o ender yakalanabilen düzeylere ulaşmış yazı ustalarındandır: Onlar kurallara uyan değil, yazdıklarıyla kuralları belirleyenlerdir. “Pencere” yazılarını çok özlüyoruz…

Source: Ayşegül Yüksel


Manisa’nın Ferdi’si…

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ’i, talihsiz biçimde kaybettiğimiz günlerde yurtdışındaydık. Çok uzaklarda olsak da sevgili başkanın acısını yüreğimizin derinliklerinde duyumsadık. Oralardan konuyla ilgili gelişmeleri üzüntüyle izlemeye çalıştık. O yörenin insanı olduğumuz ve Ferdi başkanı da çok sevdiğimiz için, cenazesine katılıp son görevimizi yapamamak üzüntümüzü daha da artırdı. Halkın büyük bir sevgiyle sahiplendiği Ferdi başkanın cenazesinde bulunamasak da katılan dostlarımızdan ve basına yansıyan haberlerden halkın ilgisinin ve sevgisinin yüceliğini gördük. Biz de bu yazımızla, değerli dostumuza son görevimizi yapmak istiyoruz. Bu yazıyı, sevgili başkanın anısına bir saygı duruşu olarak kabul edin. HALKÇI BAŞKAN ZEYREK Ferdi başkan, üç kuşaktır Manisa’da yaşayan bir ailenin çocuğuydu. Babası Manisa çarşısında berberlik yapan ve “Tıraşçı Ahmet” olarak anılan bir esnaftı. Dolayısıyla başkan Zeyrek, Manisa çarşısında büyümüş ve yetişmişti. Hemen herkesin evladı, kardeşi, ağabeyi, yakını, komşusuydu. Kentiyle bütünleşen ve özdeşleşen bir yöneticiydi. Onun bu halkçı yönü, her davranışına, söylemine ve eylemine yansıyordu. 31 Mart 2024 yerel seçiminde başkanlığı kazandıktan sonra, söz verdiği gibi herkesin başkanı oldu. Bu tutumunu da ayrım yapmadan tüm Manisa’yı ve Manisalıları kucaklayarak gösterdi. EGE’NİN EFESİ, ZEYBEĞİ Aslında birçok Manisalıda ve Egelide olduğu gibi Ferdi başkanda da güçlü bir efe ve zeybek ruhu vardı. Haksızlıkların, adaletsizliklerin üstüne korkusuzca yürüyordu. Çocukluk ve gençlik yıllarından beri hep halkın içinde olmuş, onlarla adeta bütünleşmişti. Sosyal yönleri çok güçlüydü. Bu halkçı ve mücadeleci yanını Mimarlar Odası Manisa Şube başkanlığı görevinde de sürdürmüş ve geliştirmişti. Yerel ve merkezi yönetimin yanlışlarına, kent suçlarına karşı aktif mücadele vermişti. Başkan adaylığı öncesinde CHP’nin il başkanlığını başarıyla yapmıştı. İşte bütün bu süreçlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile çok yakından çalışmış ve adeta siyasal yazgılarını bütünleştirmişlerdi. ÖRNEK BİR YÖNETİCİ-SİYASETÇİ Manisa aslında sol ve sosyal demokrat siyaset açısından zor ve zorlu bir yerdi. Bu kent yıllarca merkez sağ, muhafazakâr ve milliyetçi olarak tanımlanan siyasetçilerce yönetiliyordu. Öyle ki çok partili hayata geçildiğinden beri Manisa merkezinde CHP belediye başkanlığını kazanamamıştı. İşte 78 yıl sonra bu başarılıyordu. Üstelik yüzde 60’a yakın oy oranıyla ve 17 ilçenin 14’ünün başkanlığı kazanılarak. Tabii bu büyük başarıda başta CHP lideri Özgür Özel olmak üzere, CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper ile ilçe başkanlarının ve belediye başkanlarının katkıları yadsınamaz. Ama hepsinden önemlisi, ortaya konulan birlik beraberlik ruhu ve hayata geçirilen örnek siyaset anlayışıydı. Manisa ve Manisalılar değişime, yeni isimlere inanmış ve güvenmişlerdi. MANİSA’NIN ÇAĞDAŞ TARZAN’I Bizim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızda, Manisa ünlü Tarzan’ıyla anılır ve bilinirdi. Bizler, doğa dostu ve Manisa tutkunu Tarzan’ın öykülerini dinleyerek yetiştik. O, doğayla iç içe yaşayan ve kentine tutkun örnek bir insandı. Yıllar sonra Manisa yine bir doğa ve çevre aşığı, kent sevdalısıyla Türkiye’nin gündemine geldi. Ferdi Zeyrek’i “Manisa’nın günümüzdeki çağdaş Tarzan’ı” olarak nitelendirmemiz elbette boşuna değil. Biliyor ve inanıyoruz ki yalnızca Manisa değil, Türkiye de onu unutmayacak. Yerel yöneticilikten ve belediye başkanlığından her söz açılışta, akla ilk gelen isimlerden olacak. Ferdi Zeyrek ismi şimdiden toplumsal ve siyasal belleğimize unutulmamacasına kazındı. Onun sosyal belediyecilik anlayışı, ardında bıraktığı projeleri daha etkin bir şekilde hayata geçirilerek anısı ve mücadelesi yaşatılmalıdır. Her daim ışıklar içinde olmasını içtenlikle diliyor; anısını ve mücadelesini yürekten selamlıyoruz. Zeyrek’in yerine büyükşehir meclisinden seçilerek bayrağı devralan yeni başkan Besim Dutlulu ’ya başarılar diliyoruz.

Source: Mehmet Şakir Örs


İran ve İsrail

İran’ın 50 yıldır asimetrik savaş halinde olduğu, açıkça “düşman” ilan ettiği, geçen yıldan bu yana fiilen sıcak çatışma halinde olduğu, yani İran’ın anbean takip etmesi gereken İsrail, tee 1900 kilometre uzaktan 200 savaş uçağıyla geliyor, nükleer tesisleriyle birlikte genelkurmay başkanını, hava ve uzay kuvvetleri komutanını, askeri istihbarat komutanını evlerinde uyurlarken, yatak odalarında vuruyor, 200 düşman savaş uçağı tanker uçaklarla havada ikmal yapa yapa başkent Tahran’ın üstünde vızır vızır dolaşarak, adrese teslim hedeflerini imha ederken, genelkurmay başkanı fosur fosur uyuyor, hava ve uzay kuvvetleri komutanı mışıl mışıl uyuyor, İsrail ordusunda yaprak kımıldasa haberdar olması gereken askeri istihbarat komutanı horul horul horluyor.

Sınırımızı çizen Kasrı Şirin’den bu yana dört asırdır İran’la savaşmıyoruz, insan duygusal olarak ister istemez komşumuz İran’ın yanında yer alıyor, ama… Bu İran’ın, bu İsrail’i yenebilmesi mümkün mü?

Mossad tarafından Tahran’ın göbeğinde drone üretim tesisi kurulmuş kardeşim, hava savunma sistemini felç ettikleri patlayıcı yüklü insansız hava araçlarını, bavullar içinde parça parça İran’a sokmuşlar, aylaaaaar süren yüksek riskli planlamayla, İran istihbaratının gözünün içine baka baka, sıfır hatayla, Tahran’da alenen üç katlı sanayi atölyesi kurup, şıkır şıkır saldırı droneları üretmişler, alt tarafı mutfak robotu ebatlarındaki bu dronelarla hassas radarları vurarak devasa hava savunma sistemini kör etmişler, 200 savaş uçağı bu hayalet atölye sayesinde tatbikat yapar gibi operasyonu tamamlayıp, sıfır kayıpla İsrail’e geri dönebilmiş, bu sırada İran genelkurmay başkanıyla, uzay komutanı filan pijamaları giyip yatmışlar uyuyorlar, Sayeret Matkal tabir edilen ve elit askerlerden oluşan İsrail özel kuvvetleri, omuzdan atılan güdümlü füzelerle İran’a sızmış, bazıları nükleer programı yürüten fizikçileri avlarken, bazıları F35’lerin nokta atışı vurabilmesi için lazerle işaretleme yapmış, bazıları da hava savunma füze rampalarını yok etmiş, bu sırada İran’ın askeri istihbarat komutanı horlarken öldü… Hamaseti bir kenara bırakırsak, bu İran’ın bu İsrail’i yenebilmesi mümkün mü?

Hayata Ankara penceresinden bakarak, altını çizerek okuyun lütfen… Yarın mesela, İstanbul’da, kadın voleybol milli takımımızın Milletler Ligi’nde maçı var. Milletler Ligi’nin ilk ayağı önceki hafta Çin’deydi, ikinci ayağı bu hafta Türkiye’de, üçüncü ayağı önümüzdeki ay Hollanda’da oynanacak. Varlığıyla onur duyduğumuz kızlarımız Fransa’yı Tayland’ı Polonya’yı ve Çin’i yendiler, şimdi İstanbul’da Dominik Cumhuriyeti, Kanada, Güney Kore ve Brezilya’yla oynayacaklar, sonra da Hollanda, Çekya, İtalya ve Sırbistan’la karşılaşacaklar. Şu anda kadın voleybolunda dünyanın en önemli ülkesiyiz… Fikri hür vicdanı hür, özgür kızlarımızla, Türkiye Cumhuriyeti olarak gurur duyuyoruz.

İran’da, kadınların böyle -çağdaş dünyadaki bütün kadınlar gibi- spor şortu giyerek, voleybol oynamasını filan boşverin, vitrin mankenlerinin bile çarşafsız-türbansız olması yasak… Evet, vitrinlerdeki cansız maket mankenler bile tesettürlü olmak zorunda… Ahlak polisi var, sokaktaki kadınlara karışıyorlar, Tahran’ın bazı semtleri nispeten esnek ama, öbür şehirlerde saçının teli görünse, müdahale ediyorlar, makyaja bile müdahale ediyorlar. Flörtten vazgeçtik, evli çiftlerin bile el ele gezmesine müdahale ediyorlar. Kadının boşanma hakkı yok İran’da, boşanma davasını kadın açamaz. Boşanma hakları olmadığı gibi, babalarının izni olmadan evlenebilmeleri de yasak, illa babasının onay vermesi gerekiyor, kocasının izni olmadan yurt dışına çıkamıyorlar, kadın eğer 18 yaşını doldurduğu halde evli değilse, anca babasının izniyle pasaport alabiliyor, babası imzalı izin belgesi veriyor, o belgeyle pasaport alabiliyor. Belediye otobüslerine kadınlarla erkekler aynı kapıdan bile binemiyor, kadınlar ön kapıdan, erkekler arka kapıdan biniyor, kadın erkek bir arada oturmaları yasak… Molla rejimi altında inim inim inliyor İran halkı, özellikle kadınlar, son 45 yıldır dünyanın en talihsiz kadınlarıdır İran kadınları… İran’da internet güya var ama, kaplumbağa hızında, niye, yabancı filmler izlenmesin, veya yabancı müzik indirip dinlemesinler diye… Facebook, Twitter, yeni adıyla X, YouTube, Instagram komple yasak, sosyal medya yasak, zaten aslında sosyalleşmen yasak… Spotify yasak… Netflix, Amazon Prime, HBO filan, yok, yasak… Alkol yasak, anca evlerde gizli gizli içki üretiliyor, gece hayatı yasadışı, eğlence mekanı yok, evlerde gizli gizli müzikli, içkili partiler veriliyor, her şey kapalı kapılar arkasında yapılıyor. Çünkü aslında, İran rejimi matem rejimidir, İran fiilen matem ülkesidir, eğlenmek resmi olarak yasaktır, erkekler bile -herkesin içinde- kamuya açık mekanlarda kahkaha atamaz, neşeli olabilmen resmi olarak yasaktır. Erkekler de tıpkı kadınlar gibi giyimine kuşamına dikkat etmek zorundadır, erkekler sokakta kafasına göre şort giyemez, spor atletle filan dolaşamaz, kadınlarla tokalaşamaz. Erkekler dikkat çekici şekilde saç traşı bile olamaz, saç kesimin bile, saç modelin bile herkese benzemek durumundadır, dikkatle bakın lütfen, bütün İranlı erkeklerin saç modelleri birbirine benzer, çünkü İran kültür bakanlığının yayınladığı erkek saç modelleri var, saçını kestirirken o modellerden birini yaptırmak zorundasın, dövme yaptıramazsın, küpe takamazsın, yahu takım elbise giyip, kravat bile takamazsın, kravat bile yasak, kıyafet kurallarını ihlal eden erkekler, eğitim adı altında din dersi verilen tecrite alınıyorlar, ikinci defa kuralı ihlal edersen, hapse atıyorlar. Eşcinsellik yasak, eşcinselleri direkt asıyorlar, kadın eşcinselleri asmıyorlar, çünkü bu kafaya göre kadınların farklı cinsel tercihlerinin olabilme ihtimali bile yok, lezbiyenliğe dair bir yasak düşünmemişler. Bir yandan gülümsüyoruz, bir yandan asansör kabininde sıkışmış gibi klostrofobi hissediyoruz değil mi? İran işte bu… Sanatın sınırlarını molla rejimi belirliyor, rejimin izin vermediği müziği de yapamazsın, resmi de yapamazsın, heykel zaten yapamazsın. Sinema ve tiyatro güya serbest ama, kadın ve erkek sanatçıların yan yana gelebilseler bile temas etmeleri yasak, ayrıca, siyaset ve din konularını işlemeleri kesinlikle yasak… İran’da iskambil kağıdı yasak. Tavla yasak. Halbuki, rivayete göre, Hint imparatoru satranç’ı Pers imparatoruna hediye etmiş ve bir not iliştirmiş, “kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır, hayat budur” demiş, Pers imparatoru da bu hediyeye karşılık Hint imparatoruna tavla’yı hediye etmiş, bir de not iliştirmiş, “kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görür, ve kim daha şanslıysa, o kazanır, hayat işte budur” demiş… Tavlanın karşılıklı 6’şar hanesi, yılın 12 ay’ını, 15 beyaz 15 siyah pulu, geceleri gündüzleri, toplamda 30 günü, karşılıklı 12 hanesi de 24 saati sembolize eder, sayısız hamlesi vardır ama, zar gelmezse kıymeti yoktur. Tavla, İran icadıdır… Hayat, tavladır… Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler, yek, dü, se, cihar, penç, şeş, Farsçadır. Ve işte bugün, molla kafasına göre, kuralları bile Farsça yazılan tavla, yasaktır!

Paramiliter teşkilat var, Besic… Humeyni tarafından kuruldu. Molla rejimini korumak için “iktidar muhafızlığı” yapıyorlar. Mescitleri “karargah” olarak kullanıyorlar. Silahlı eğitim alıyorlar. Hepsi sivil ama, generaller tarafından yönetiliyorlar, kitlesel eylemlerde rütbesiz askeri üniforma giyiyorlar. Besic’e katılırsan, maaş almıyorsun ama zorunlu askerlikten muaf tutuluyorsun, üniversiteye kolay giriyorsun, devlette işe sokuluyorsun, devletin sosyal yardımlarından daha fazla faydalanıyorsun, bu toplumsal rüşvet yöntemiyle eleman topluyorlar. Besic üyesi olmak için yedi yaşından büyük olmak yeterli, ilkokullarda bile örgütleniyorlar, yaz kampları düzenleyip, piknikler düzenleyip, çocukların fikri altyapısını şekillendiriyorlar, molla düzeni için ölmeye hazır hale getiriyorlar. 11 yaşından itibaren silahlı eğitim veriyorlar. Hüseyin Fehmideh mesela, henüz 13 yaşındaydı, İran-Irak savaşında vücuduna el bombalarını sardı, kendini bir Irak tankının altına attı, kahraman ilan edildi, Hüseyin’in hayatını kaybettiği 30 Ekim günü “Öğrenci Besic Günü” olarak anılıyor, ilköğretim çocukları arasında “ölüm” temalı resim yarışması falan yapıyorlar. Polis gibi müdahale yetkileri var, molla rejiminin ahlak kurallarını bunlar denetliyor, kadınların saçını başını bunlar kontrol ediyor. En son 2022 yılında yaşanan Mahsa Amini olaylarında olduğu gibi, ülkede gerilim yükseldiğinde, özellikle kadınlar özgürlük için sokağa döküldüğünde, Devrim Muhafızları’ndan önce bunlar devreye giriyor, sopalarıyla, silahlarıyla sokağa iniyorlar, üniversitelerde rejimi protesto olayları çıktığında motosikletlerle, kamyonetlerle öğrencilerin arasına dalıyorlar, insan öldürüyorlar, yargılanmıyorlar, yasal kalkanları var.

İran dünya cenneti bir coğrafya, ormanları, dağları, vadileri, nehirleri, gezilesi görülesi, harika bir coğrafya, aynı zamanda dünyanın en muhteşem mutfaklarından biri, ama… Turist olarak İran’a gider misin? Eğer gitmeye kalkarsan, İran’a girerken, daha sınır kapısında size resmen tebliğ ediyorlar, “İran İslam Cumhuriyeti’nin kurallarına uymayı kabul ettiniz” diyorlar, istersen o kurala uyma, ya kendini hapiste buluyorsun, ya da casus suçlamasıyla boynuna yağlı urganı geçirip, vinçte asıyorlar.

İran’ın nüfusu 90 milyon kişi ama, İran’da en fazla 80 milyon kişi var, çünkü, 10 milyon İranlı molla rejimi yüzünden yurt dışında yaşıyor, rakamları söylemek dile kolay, İsrail nüfusunun toplamından daha fazla sayıda İranlı İran dışında yaşıyor, normal insanlar gibi hayat sürebilmek için rejimden kaçtılar, bugün Türkiye’de neredeyse bir milyon İranlı var, normal insanlar gibi yaşayabilmek için ülkelerinden kaçmak zorunda kaldılar.

Guguş mesela… İran müziğinin divası, İran’ın en sevilen kadın şarkıcısıydı, 500’den fazla filmde rol aldı. Babası, Sovyet rejiminin baskısı nedeniyle Azerbaycan’dan ayrılıp İran’a göç etmek zorunda kalmıştı, benzer kaderi kızı da yaşadı, molla rejiminin baskısı nedeniyle -hapse atıldı, şarkı söylemesi yasaklandı- İran’dan kaçarak göç etmek zorunda kaldı, özgürce şakıyabilmek için, özgürce kanat çırpabilmek için uçtu, gurbete kondu, ABD’ye yerleşti. Sıla hasretiyle “Ayrılık”ı ağlaya ağlaya söyler, Türkçe, yüreğin yırtılır. 2010 yılında İstanbul’da konser verdi, Türkiye’de yaşayan İranlıları o konserde görseydiniz, Ayrılık’ın ne anlama geldiğini inanın hiç olmadığı kadar derin hissederdiniz.

İran halkı, 45 yıldır insani özgürlükleri mengeneye alan molla rejimi yüzünden, demir parmaklıkların arkasında olmasalar bile, zihinsel olarak hapis hayatı yaşıyor.

Özellikle kadınlar, üniversiteli gençler, inim inim inliyor.

Dünyanın üçüncü en büyük petrol rezervine sahip olmalarına rağmen, dünyanın ikinci en büyük doğalgaz rezervine sahip olmalarına rağmen, tıpkı Norveç halkı gibi, tıpkı Danimarka halkı gibi zengin bir hayat sürmeleri gerekirken, tıpkı Almanya gibi, tıpkı Fransa gibi, tıpkı İtalya gibi, sanayiden eğitime, sanattan spora, hem finansal refah, hem sosyal refah içinde yaşamaları gerekirken, ağır cehalet atmosferi ve yolsuzluk kokuşmuşluğu yüzünden, dramatik bir yoksulluk ve yoksunluk yaşıyorlar.

Humeyni rejimi iktidara geldiğinde, İran’da kişi başına düşen milli gelir 2 bin 400 dolardı, aynı yıl İsrail’de kişi başına düşen milli gelir İran’ın iki katıydı. Bugün, İsrail’de kişi başına düşen milli gelir, İran’ın sekiz katı… İsrail 45 yılda 45 bin dolara yükselirken, dünyanın en büyük dördüncü petrol üreticisi, dünyanın en büyük üçüncü doğalgaz üreticisi İran, kendi topraklarını adeta inek gibi sağmasına rağmen, topraklarından dolar fışkırmasına rağmen, 45 yıl boyunca ortalama her yıl 50 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz geliri elde etmesine rağmen, iki trilyon dolardan fazla gelir elde etmesine rağmen, kişi başına anca 5 bin 300 dolara gelebildi.

Netanyahu yönetimi ırkçı seviyesinde cinayet makinesidir ama, “İsrail’de demokrasi yok” denemez, İsrail’de son seçime 40 siyasi parti katıldı, seçmenlerin yüzde 71’i sandık başına gidip oy kullandı. İran’da ise son seçim geçen yıl yapıldı, seçmenlerin yüzde 65’i oy kullanmaya gitmedi, tarihin gelmiş geçmiş en düşük katılımı oldu, Devrim Muhafızları korkusuyla sandık başına gidenlerin yüzde 5’i de geçersiz oy kullandı, yani İran’da her 100 kişiden 70’i devlet tarafından fişlenmeyi göze alarak, hapis cezasını göze alarak, seçimi boykot etti, artık bu zorbalık altında yaşamak istemediğini açıkça ortaya koydu.

Savaş ne kadar devam eder bilemem ama, bu rejimin ayakta durabilmesi mümkün mü?

Source: Yılmaz Özdil


Çocukluk aşkımsın

Transfer çalışmalarına hızlı bir başlangıç yapan ve Leroy Sane gibi dünyaca ünlü bir yıldızı kadrosuna katan Galatasaray”da hareketli günler yaşanıyor. Sarı-kırmızılı takımın gündeminde yer alan İlkay Gündoğan ve Hakan Çalhanoğlu, Türkiye”de ve Avrupa”da yakından takip ediliyor. İngiltere ve İtalya”da çıkan haberlerde hem İlkay”ın hem de Hakan”ın sarı-kırmızılıların gündeminde olduğuna dikkat çekiliyor. Galatasaray taraftarlarının da yakından izlediği süreçte önemli bir detay göze çarpıyor. GALATASARAY HAYALİ Dünyaca ünlü iki orta saha oyuncusunun çocukluktan bu yana sarı-kırmızılı renklere gönül vermesi tüm camiada büyük heyecan oluşturuyor. İlkay Gündoğan”ın da Hakan Çalhanoğlu”nun da Galatasaray taraftarı olması transfer konusunda olumlu işaretler veriyor. Ayrıca her iki futbolcunun da kariyerlerini bitirmeden Galatasaray forması giymeyi istemeleri de bütün kamuoyu tarafından biliniyor. Hem İlkay hem de Hakan sıklıkla bir gün mutlaka Galatasaray”da oynama hedefleri olduğunu vurguluyor. OKAN BURUK ÇOK BEĞENİYOR Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, İlkay Gündoğan ve Hakan Çalhanoğlu isimlerini çok beğeniyor. Başarılı teknik adam, hem A Milli Takım hem de U17 Milli Takımı”nda yardımcı antrenör iken Hakan Çalhanoğlu ile çalışmıştı. Okan Buruk”un Temmuz 2024″te La Gazzetta dello Sport”a verdiği röpotajda Hakan Çalhanoğlu ile yorumu da akıllarda duruyor. Buruk, milli yıldız için, “İtalya”dan şüphesiz; Hakan Çalhanoğlu”nu transfer etmek isterim. Onunla o daha küçükken, Türkiye U17 takımıyla çalıştığım günlerde tanışmıştım. Türk ailelerden doğan Alman çocukların nasıl oynadığını öğrenmek için Almanya”da bir hazırlık maçı düzenlemiştik. Hakan bizi şaşırttı, Türkiye”yi seçti ve benimle birlikte tüm altyapı akademisinden geçti” ŞAMPİYONLAR LİGİ HEDEFİ Süper Lig”de üst üste 3 şampiyonluk kazanan ve beşinci yıldızı armasına takan Galatasaray artık Avrupa”da başarı hedefliyor. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi”nde mücadele edecek sarı-kırmızılılar, kadrosuna güçlü isimleri katmayı planlıyor. Leroy Sane ile başlayan transfer çalışmalarının büyük bir titizlikle yürütüldüğü dile getiriliyor. FORMALI POZLAR A Milli Takım ve Inter”in başarılı orta sahası Hakan Çalhanoğlu”nun çocukluk döneminde Galatasaray taraftarı olması gözlerden kaçmıyor. Hatta çocukluk albümünde Galatasaray formalı fotoğrafı da yer alan yıldız orta saha, bir gün sarı- kırmızılı takımda oynamak istediğini saklamıyor. Benzer şekilde Galatasaraylı olduğu bilinen İlkay Gündoğan”ın da geçmiş dönemlerde sarı-kırmızılı formayla verdiği pozlar dikkat çekiyor. 2014″TE STADYUM HATIRASI İlkay Gündoğan”ın 2014-2015 sezonunda Borussia Dortmund forması giyerken Galatasaray”a rakip olduğu maçtaki fotoğrafı da hafızalarda duruyor. Şampiyonlar Ligi”nde grup aşamasında İstanbul”da oynanan maçta sonra saha içerisinden bir hatıra fotoğrafı çektiren ünlü yıldız, Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak “Görüşmek üzere Galatasaray” mesajını paylaşmıştı. AILE FAKTÖRÜ Sarı kırmızılı taraftarları heyecanlandıran İlkay Gündoğan ve Hakan Çalhanoğlu”nun ailelerinin de Galatasaraylı olması önemli bir detay olarak dikkat çekiyor. Her iki yıldızın da ailelerinin İstanbul ve Türkiye sevgileri de ayrıca biliniyor. Hakan Çalhanoğlu”nun babasının “İnşallah bir gün Galatasaray”a gelirsin” yazılı paylaşımı da büyük heyecan uyandırdı.

Source: Fotomaç


Z kuşağının hobileri değişti

Z kuşağı, 1997 ile 2012 yılları arasında doğan, telefon bağımlısı, teknoloji meraklısı yaklaşık 2 milyar kişi. Mayıs 2025 te 18-28 yaşları arasındaki 1.600 Z kuşağı Amerikalı ile yapılan bir ankette, gençlerin çoğunluğunun odaklanmak, kaygıyı azaltmak ve dünyada fiziksel olarak bir yer kapladığını anlamak için başvurduğu en az bir “büyükanne hobisi” olduğu ortaya çıktı. Bu hobiler arasında günlük yazmak, bahçe ile uğraşmak, yemek yapmak, örgü örmek, kağıt oyunları oynamak, kitap okumak, eski filmleri izlemek, tığ işi yapmak, yapboz, nakış işleme ve başka hobiler yer alıyor. Şu anda hayatta olan 6 kuşak var Sessiz kuşak: 1925 ile 1946 arasıBaby boomers: 1946 ile 1965 yılları arası X kuşağı: 1965 ile 1983 arası Y (milenyum) kuşağı: 1983 ile 1997 arası Z (Zoomer) kuşağı: 1997 ile 2012 arası Alfa kuşağı: 2010 yılından itibaren doğanlar Alfa kuşağını 2025 yılından itibaren Beta kuşağı, ardından da Gama ve Delta kuşakları takip edecek. Bilim insanları her 15 yılı bir kuşak dönemi olarak tanımlıyor. Z Kuşağı ‘Büyükannenin Hobilerini’ seviyor Büyükannenin evinde geçirdiğiniz bir öğleden sonra kadar güzel bir şey var mı? Onun vintage eşyalarla dolu oturma odası, eskimiş kadife kanepeleri ve sizin için hazırladığı bitmek bilmeyen atıştırmalıkları her zaman her insana huzur verir. Kahve içip eski fotoğraf albümlerine bakarken zamanın daha yavaş geçtiğini hissedersiniz. Z Kuşağı da evde bu huzuru yeniden kazanmaya çalışıyor gibi görünüyor. Yeni bir ankete göre, Z kuşağı ekran başına zaman öldürmek yerine “büyükanne hobileriyle ilgileniyor. En popüler aktivite kitap okumak En popüler aktivite kitap okumak (yüzde 10,9) ve ardından yemek pişirmek (yüzde 8,8) oldu. Z kuşağı, bu yeni hobi değişimini sadece eğlence için (yüzde 23,81) ve ardından zihin sağlıkları için (yüzde 22,06) yaptıklarını belirtiyor. Yüzde 16 sı, yavaş tempolu hobiler sayesinde zihinsel sağlıklarının iyileştiğini ve streslerinin azaldığını fark etti, bu da büyük bir kazanç! Babaanne hobileri artık daha havalı ve trend Bu trend benim kendi deneyimlerimle de örtüşüyor. Henüz aşçılığa soyunup mutfağı dağıtmadıysa da Z kuşağından olan kızım, stresini azaltmak ve yaratıcılığı tetiklemek için günlük tutmaya, hikaye yazmaya ve resim yapmaya başladı. Geçen gün de örgü öğrenmek istedi. Bunların artık büyükannelerin torunlarına öğretmeye çalıştıkları sıkıcı hobiler gibi değil de çevrimdışı zaman geçirmek için havalı ve trend olan yöntemler olarak görülmesi açıkçası beni mutlu ediyor. Daha sanatsal ve yaratıcı, daha yavaş, problem çözme yeteneğini geliştiren, daha sabır gerektiren hobi odaklı bir yaşam tarzına doğru giden bu süreci görmekten ziyadesiyle memnunum. Pinterest de bu trendi gözlemliyor Z kuşağı, hayatlarının her alanında çevreleriyle yeniden bağlantı kurmak istiyor. Doğa odaklı geziler yapıyor, kitap kulüpleri düzenliyor, doğal bahçe tasarımları ve astrolojiden ilham alan makyaj trendlerine yöneliyor. Pinterest in kısa süre önce yayınladığı 2025 Yaz Trend Raporu nda gençlerin yaz için kitap önerileri, örgü modelleri, el sanatları, ikinci el eşyalarla ev dekorasyonu ya da resim fikirleri aradığı ortaya çıktı.

Source: Habertürk


7 bin yıllık geçmiş tuvallere yansıdı! Uluslararası ressamlar Çorum”da buluştu

Çorum Belediyesi ve çeşitli sanat kurumlarının destekleriyle Bedesten’de gerçekleştirilen çalıştayda, sanatçılar hem üretim yaptı hem de kentin tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetme fırsatı buldu. Etkinliğin temel amacı, kentin kadim Hitit mirasını, doğal güzelliklerini ve kültürel dokusunu sanat aracılığıyla görünür kılmak olarak açıklandı. Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, sanatçılar tarafından ortaya konan eserler büyük beğeni topladı. Programda konuşan ressam ve küratör Nilgün Ayşecik Çevik, bu anlamlı organizasyona katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ederek sanatın birleştirici gücüne vurgu yaptı.Açılış törenine katılan Vali Ali Çalgan, Çorum, sanayi kenti kimliğinin yanı sıra artık sanatla da anılacaktır. 7 bin yıllık geçmişi, kültürel mirası ve bu tür sanatsal etkinliklerle Çorum’u gelecekte bir sanat şehri olarak daha çok konuşacağız dedi.Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın ise yaptığı konuşmada, Sanatçılarımızın kalpten gelen eserleri, şehrimizin sanat envanterine kazandırılacak. Hitit mirası, arkeolojik zenginlikleri ve doğasıyla Çorum, sanatçılar için eşsiz bir ilham kaynağıdır. Belediye binamızın duvarlarına işlenecek bu eserler, kalıcı bir kültürel iz bırakacaktır ifadelerini kullandı.Sanatçılar bir hafta boyunca şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini yerinde inceleyerek çalışmalarını sürdürecek. Çalıştay sonunda yapılacak sergiyle tüm eserler vatandaşların beğenisine sunulacak.

Source: Gazetevatan.com


Ünlü yönetmenle bir araya geldi

Ünlü şarkıcı Emel Müftüoğlu, dünyaca ünlü Fransız oyuncu Eva Green ve Murat Yıldırım ın başrollerini paylaştığı Ağaçlar filminin İranlı yönetmeni Bahman Ghobadi ile bir araya geldi. Buluşmadan fotoğrafları, sosyal medya hesabından paylaşan Emel Müftüoğlu; Bahman Ghobadi, başrollerini Eva Green ve Murat Yıldırım ın paylaştığı bir film çekiyor. Kendisi, tanışır tanışmaz çok seveceğiniz ender insanlardan. Yakında Mardin de çekilecek sahneler var, biz de toplanıp çekimlere gideriz. Tabii ki her şeyi sizinle de paylaşırım ifadelerini kullandı. Bahman Ghobadi nin yönetmen koltuğunda oturduğu ve ünlü yönetmen Martin Scorsese nin yapımcı olarak destek verdiği Ağaçlar filminin çekimlerinin büyük kısmı tamamlandı. Aralık ayında İstanbul’da başlayan çekimlerin bazı bölümleri ise Mardin’de gerçekleştirildi. Fotoğraflar: Instagram

Source: Habertürk


Doğum öncesi Fransa tatili

Geçtiğimiz yıl eylül ayında nikâh masasına oturan oyuncu Meriç Aral ile Serkan Keskin, şu sıralar ilk çocuklarını kucaklarına alacak olmanın heyecanını yaşıyor. Erkek bebek bekleyen Meriç Aral ile Serkan Keskin doğum öncesi Fransa ya gitti. Tatillerine ait kesitleri de sosyal medya hesabından; Bu haftanın açılışını geçen haftaya saygı duruşuyla yapıyorum notuyla yayımladı. İlk kez anne olacak olan Meriç Aral ın, fotoğraflarda karnının iyice büyüdüğü görüldü.

Source: Habertürk


Antalya”da 2 bin yıllık küp bulundu! İçinden çıkanları duyunca inanamadı, tam yarım ton

Küpün, müzenin açılışında müzede sergilenmek üzere 10 civarındaki hediyeden biri olduğunu söyleyen Kavasoğlu, Akseki”nin Çimi köyünden bir vatandaşımız atalarından kalan ve zamanında bal koydukları bu küpü müzemizde sergilenmek üzere hediye etti. Bizde müzemizde sergilemeye başladık. Tabii ki küpün tarihi hakkında herhangi bir bilgimiz yoktu dedi. Gün geldi çeşitli arkeologlar müzemizi gezdi. Buraya gelen arkeologlar bu küpün tarihi bir küp olduğunu fark ettiler. Daha sonra Side müzesinden küpü incelemek üzere birkaç kez ekipler geldi. Bunun çok eski bir Roma küpü olduğunu ve 2 bin – 3 bin yıllık bir küp olduğuna karar verdiler. Küp Side Müze Müdürlüğü tarafından tescillediler ve küpü bize emanet ettiler. Aslında burada koruma şansımız ne kadar fazla olur bilemiyorum. Ben Side Müze Müdürlüğüne hediye etmek istedim. Fakat burada kalmasının daha iyi olacağını söylediler. Ben de bu küpü hem koruyorum hem de müzemde sergiliyorum diye konuştu.Balı ve peyniri ile ünlü köyBu küpün geldiği Çimi köyünün balı ve peyniri ile ünlü bir köy olduğunu dikkat çeken Kavasoğlu, Bu küpü orada eskiden bal üretimi için kullanıyorlarmış. Hatta küpün bir köşesinden kırılmış fakat yapıştırmışlar. Bu küp gerçekten ilginç bir küp. Gelen misafirlerimizin oldukça ilgisini çekiyor. Onlara tanıtıyoruz. Eski tarihi bir bal küpü olarak tanıtıyoruz. Tabii ki 2 bin – 3 bin rakamı kolayca söylenebiliyor ama öyle kayda değer önemli bir tarihin bu bölgede bugüne kadar nasıl kaldığı meçhul dedi.5 yıl önce tescillendiKüpün yaklaşık 5 yıl önce resmen tescillenerek kendisine zimmetlendiğini anlatan Kavasoğlu şöyle devam etti:Alıntı MetniYaklaşık yarım ton bal alırKavasoğlu, Küpün yüksekliği yaklaşık bir metre yüksekliğinde. Çapı da yaklaşık 90 santimetre genişliğinde. Yani bu küpe bal koyduğunuzu düşünürseniz yarım tondan fazla bal alacağını tahmin ediyorum. Tabii ki bu tarihi bir küp. Bu küp tarihi dokuyu bilenlerin çok ilgisini çekiyor. Bunu kaç tane arkeolog inceleyip karar verdi. Yoksa sade vatandaşın bunun dokusundan etkilendiğini sanmıyorum. Ama biz buraya gelenlere bunu anlatıyoruz. Burada yakın geçmişimize ait her şey var. Normal sade vatandaşın bunu anlayabilmesi mümkün değil. Biz vatandaşlara bunun senaryosunu anlatıyoruz. Bunun Müze Müdürlüğü tarafından incelendiğini ve bize zimmet edilerek burada sergilendiğini söylüyoruz dedi.

Source: Gazetevatan.com


Restorasyonu tamamlanan Mor Kiryakus Manastırı turizme açıldı

Batman ın Beşiri ilçesine bağlı Ayrancı köyünde bulunan ve Süryani Hristiyanları tarafından kutsal kabul edilen Turabdin bölgesinin kuzey yönünde yer alan 1600 yıllık Mor Kiryakus Manastırı’nda 2020 yılında başlayan restorasyon çalışmaları sona erdi. 2 bin 500 metrekare alanda 2 katlı inşa edilen manastırın 3 etap halinde yürütülen restorasyon çalışmasının ilk etabı Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA) ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ortaklığında, 2 nci etabı İl Özel İdaresi tarafından, 3 üncü etabı ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım Programı dahilinde gerçekleştirildi. Manastır, düzenlenen törenle turizme açıldı. Açılışa Vali Ekrem Canalp, Kültür ve Turizm İl Müdürü Mehmet İhsan Aslanlı, Beşiri Kaymakamı Muhammed Yılmaz, İl Emniyet Müdürü İbrahim Kaba, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cafer Öz, DİKA Genel Sekreteri Aykut Aniç, kurum müdürleri ve vatandaşlar katıldı. BU SENE BATMANIMIZDA 500 BİN TURİST HEDEFİMİZ VAR Törende konuşan Vali Ekrem Canalp, 5 ilçede de turizmi canlandıracaklarını ifade ederek, “Bu yıl bizim atılımın başlangıç yılıdır. Bu sene inşallah Batmanımızda 500 bin turist hedefimiz var ve bu hedef önümüzdeki yıl 1 milyon turist olacak. Peki, biz 1 milyon turist hedefine nasıl ulaşacağız? 1 milyon turist hedefine ulaşmak için daha önce yapmamış olduğumuz işleri yapmamız gerekiyor. Yapmış olduğumuz işlere de boyut atlatmamız gerekiyor. Batman da turizm dediğimiz zaman Hasankeyf’te başlayıp Hasankeyf’te biten bir turizmdi. Bu kabul edilemez. Biz bu saatten sonra Hasankeyf’teki turizmi de geliştireceğiz ama 5 ilçemizin 5’inde de turizmi canlandırmakla mükellefiz dedi.

Source: Habertürk


Herkesin flört tarzı belli oldu: Peki, sizi baştan çıkaran o burç hangisi?

Koç: İlk Adımı O Atar, Heyecanı Eksik Etmez

Enerjik ve gözü kara bir burç olan Koç, flört sahnesine hızlı bir giriş yapar. Doğrudan ilgisi, ani sürprizleri ve spontane planlarıyla sizi öyle bir rüzgâra alır ki ne olduğunu anlamadan kendinizi bir maceranın ortasında bulabilirsiniz. Tutkulu, kararlı ve zaman kaybetmeyi sevmeyen Koç burcu için flört, aynı zamanda adrenalin dolu bir oyun gibidir.

Koç burcu şu burçları baştan çıkarır:

Aslan, Yay ve İkizler burcu; Koç’un enerjisine, cesaretine ve doğrudan ilgisine hayran kalır.

Boğa: Güven Verir, Ten Temasıyla Etkiler

Sabırlı yapısıyla dikkat çeken Boğa burcu, duygularını aceleye getirmeden ama sağlam temellere oturtarak gösterir. Lüks detaylara verdiği önem, şık mekanlarda yapılan uzun sohbetlerle birleşince baştan çıkarıcı bir atmosfer yaratır. Dokunsal teması, sıcak bakışları ve huzur veren enerjisiyle sizi yavaş ama derin bir şekilde etkisi altına alır.

Boğa burcu şu burçları baştan çıkarır:

Yengeç, Başak ve Oğlak burcu; Boğa’nın güven veren, sabırlı yaklaşımına kolayca kapılır.

İkizler: Sözüyle Sarar, Zihniyle Bağlar

İkizler burcu için flört, entelektüel bir dans gibidir. Konuşkan, esprili ve zeki yapısıyla önce zihninizi fetheder. Her buluşmada yeni bir konu, her mesajda yeni bir kelime oyunu sunar. Onunla vakit geçirirken zaman su gibi akar, çünkü bir an bile sıkılmanıza izin vermez. Merak uyandıran tavırlarıyla bir gün arkadaş gibi, bir gün sevgili gibi davranarak sizi oyunda tutar.

İkizler burcu şu burçları baştan çıkarır:

Terazi, Kova ve Koç burcu; İkizler’in sosyal zekâsına ve enerjik tavrına karşı koyamaz.

Yengeç: Şefkatiyle Isıtır, Duygusuyla Yaklaşır

Duygusal zekâsı yüksek olan Yengeç burcu, flörtte empati ve içtenliği esas alır. Size kendinizi özel ve değerli hissettiren o küçük dokunuşları ustalıkla kullanır. Anlamlı bir mesaj, özenle seçilmiş bir şarkı ya da sadece gözlerinizin içine uzun uzun bakması bile yeterlidir. Onunla kurulan bağ duygusal olarak derindir ve zamanla sizi sarıp sarmalar.

Yengeç burcu şu burçları baştan çıkarır:

Boğa, Akrep ve Balık burcu; Yengeç’in duygusal derinliğine ve bağlılık arzusuna kolayca kapılır.

Aslan: Sahne Onun, Etkisi Büyük

Aslan burcu, sahneye çıkmak için doğmuştur. Flört ederken de gösterişli, özgüvenli ve dikkat çekicidir. Partnerini pohpohlamayı sever ama aynı ilgiyi görmeyi de bekler. Lüks restoranlar, cömert jestler ve etkileyici sürprizlerle dolu bir ilişki sunar. Onunla birlikteyken kendinizi bir aşk filminde başrol gibi hissetmemeniz imkânsızdır.

Aslan burcu şu burçları baştan çıkarır:

Koç, İkizler ve Terazi burcu; Aslan’ın özgüveni, parıltısı ve jestleriyle etkilenir.

Başak: İncelikli Yaklaşır, Sadeliğiyle Etkiler

Duygularını hemen açığa vurmasa da, Başak burcunun flört tarzı detaylarda gizlidir. Sizinle ilgili küçük şeyleri fark eder, ihtiyaçlarınıza fark ettirmeden çözüm üretir. Her davranışının ardında bir düşünce yatar. Aşkı büyük laflarla değil, günlük hayatın içindeki küçük özenlerle yaşar. Bu yüzden onun ilgisi zamanla güvene ve hayranlığa dönüşür.

Başak burcu şu burçları baştan çıkarır:

Boğa, Yengeç ve Oğlak burcu; Başak’ın sakinliği ve zarafetiyle büyülenir.

Terazi: Romantizmin Ustası

Terazi burcu, flörtte zarafet ve dengeyi ustalıkla harmanlar. Güzel konuşmaları, estetik zevki ve sosyal yetenekleriyle ilk andan itibaren etkilemeyi başarır. Onunla geçirilen her an sanki özel olarak planlanmış gibidir. Çiçekli bir akşam yemeği, sanat galerisi gezisi ya da sadece şık bir kahve sohbeti bile sizi onun büyüsüne kapılmaya yeter.

Terazi burcu şu burçları baştan çıkarır:

İkizler, Kova ve Aslan burcu; Terazi’nin zarafeti ve tatlı flört tarzına karşı koyamaz.

Akrep: Bakışıyla Çeker, Gizemiyle Sarar

Akrep burcu, flörtte güçlü bir gizem ve çekim alanı yaratır. Göz teması kurduğunda zaman durur gibi olur. İç dünyasında fırtınalar kopsa da bunu dışarı yansıtmaz, bu da onun cazibesini artırır. Flört süreci bir nevi keşif yolculuğudur. Derin konuşmalar, duygusal yoğunluk ve sezgisel bağlar onun doğasında vardır. Sizi bir kez etkiledi mi, kolay kolay kurtulamazsınız.

Akrep burcu şu burçları baştan çıkarır:

Yengeç, Balık ve Boğa burcu; Akrep’in tutkusuna ve ruhsal çekimine teslim olur.

Yay: Neşesiyle Büyüler, Özgürlüğüyle Çeker

Yay burcu, flörtte samimiyet ve eğlenceyi merkeze alır. Onunla bir gün sokak festivalinde dans ederken, ertesi gün dağ başında gün batımını izliyor olabilirsiniz. Kural tanımaz, özgür ruhu sayesinde her anı değerli kılar. Güler yüzü, içten esprileri ve doğal halleriyle karşısındakini rahatlatır. Onun flört tarzı dostane, eğlenceli ama bir o kadar da çekicidir.

Yay burcu şu burçları baştan çıkarır:

Koç, Aslan ve Kova burcu; Yay’ın maceracı ruhuna ve sıcak enerjisine kapılır.

Oğlak: Ciddiyetiyle Güven Verir

Disiplinli, planlı ve sorumluluk sahibi Oğlak burcu için flört, geleceğe yatırım gibidir. Önce sizi tanır, sonra planlar yapar ve ilişkiye adım adım yaklaşır. Lakin bu mesafeli görünümünün altında derin ve sadık bir aşık gizlidir. Onun ilgisi aceleci değildir ama sağlamdır. Flört ederken sizi güvende hissettirir ve ciddiyetini hissettirerek etkiler.

Oğlak burcu şu burçları baştan çıkarır:

Başak, Boğa ve Yengeç burcu; Oğlak’ın kararlılığına ve güçlü karakterine saygı duyar, etkilenir.

Kova: Sıra dışılığıyla Merak Uyandırır

Kova burcu klasik flört kalıplarına sığmaz. Onunla bir kafede saatlerce felsefe konuşabilir, ertesi gün sürpriz bir müze gezisinde bulabilirsiniz kendinizi. Zekâsıyla büyüler, fikirleriyle şaşırtır. Soğuk görünen tavrının altında, sıradışı bağlar kurmak isteyen biri vardır. Onun ilgisi alışılmışın dışında ama bir o kadar da sarsıcıdır.

Kova burcu şu burçları baştan çıkarır:

Terazi, Yay ve İkizler burcu; Kova’nın entelektüel oyunlarına ve sıra dışı tavrına hayran kalır.

Balık: Hayal Dünyasına Davet Eder

Romantizmin en yoğun yaşandığı burçlardan biri olan Balık, flörtte duygusal derinlik sunar. Bir bakışıyla şiir yazdırabilir, bir sözle yüreğinize dokunabilir. Sanatsal yönü ve empatisiyle sizi anlamaya çalışır. Onunla kurulan flört bağı gerçeklikten uzak ama kalpten gelen bir yolculuk gibidir. Sevgisini rüyalarla bezeli bir masala dönüştürür.

Balık burcu şu burçları baştan çıkarır:

Akrep, Yengeç ve Başak burcu; Balık’ın derin hislerine ve romantik dünyasına kolayca çekilir.

Source: Haber Merkezi


Ağrı”da dağlara saklanmış gizli hazine! Mağaraya girenler büyüleniyor, gizemi çözülemedi

Diyadin ilçesine bağlı Günbuldu köyü yakınlarında, dağların koynuna saklanmış bir tarih yatıyor. Taşın içinden oyulmuş odalar, ibadethaneler ve geçitler, yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan bir hayatın izlerini sessizce anlatıyor. Yalnızca bir doğa harikası değil, aynı zamanda bir medeniyet aynası olan bu mağaralar, tarih boyunca farklı toplulukların barınağı oldu. Kayalara ustalıkla oyulmuş mihraplar, haç izleri ve mezar kalıntıları, buranın yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda kutsal bir mekân olarak da kullanıldığını gösteriyor. Mağaraların bulunduğu bölgeye gelen ziyaretçiler, sarp kayalıkların arasından geçerek geçmişin sessiz yankılarını duyabiliyor. Doğanın ve tarihin iç içe geçtiği bu coğrafyada zaman adeta duruyor. Bölge halkı için Meya yalnızca bir turizm noktası değil; dedelerden kalan hikâyelerin, inançların ve yaşanmışlıkların mekânı. Çocukken biz buraya oyun oynamaya gelirdik, şimdi torunlarımız fotoğraf çekmeye geliyor diyen yaşlı köylüler, bu mağaraların hem geçmişin tanığı hem de geleceğin umudu olduğunu söylüyor. Henüz yeterince tanıtılmayan Meya Mağaraları, doğa ve tarih tutkunlarını bekliyor. Sessizliğiyle konuşan bu taş duvarlar, gören herkese şunu hatırlatıyor: Tarih bazen sadece kitaplarda değil, dağların kalbinde de saklıdır.

Source: Gazetevatan.com


Sanatçı Mehmet Erenler”den acı haber! Bir süredir tedavi görüyordu

Mehmet Erenler”in cenazesi, yarın ikindi vaktine müteakip Büyükdere Caddesi”ndeki İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Fatih Camisi”nde kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy”deki aile mezarlığına defnedilecek.Mehmet Erenler kimdir?Ankara”da 1946″da dünyaya gelen Erenler, 8 yaşında kendi kendine bağlama öğrenmeye başladı, 13 yaşında Muzaffer Sarısözen”in “Yurttan Sesler” programına katıldı.TRT”nin 1966″da açtığı sınavı kazanarak Ankara Radyosu”nda göreve başlayan sanatçı, sonraki yıllarda İstanbul Devlet Konservatuvarı”nda öğretim üyesi olarak çalıştı.Mehmet Erenler, 1980″de kendi isteğiyle atandığı İstanbul Radyosu”nda bağlama sanatçısı ve koro şefliği görevlerini üstlendi.Yurt içinde ve dışında birçok konser ve seminer veren sanatçı, çeşitli üniversitelerde dersler sunup çok sayıda sanatçı yetiştirdi.Otantik çalış biçimine sadık kalarak kendi üslubunu oluşturan nadir bağlama sanatçılarından Erenler, özellikle “açış” adı verilen serbest ölçülü doğaçlama çalış geleneğinin teknik hakimiyeti, duyarlılığı, yaratıcılığı ve birikimiyle dinleyicilerin beğenisini kazandı.TRT İstanbul Radyosu sanatçısı olarak da görev yapan Mehmet Erenler, 20″den fazla albüm hazırladı.

Source: Www.star.com.tr