Tek parti döneminde hac yasak mıydı?
1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı. (BCA, 30-18-1-1/24-35-4, 1. 06. 1927) Tek Parti (CHP) döneminin din devlet ilişkileri çarpıtılarak, din üzerinden Atatürk’e ve kurduğu laik Cumhuriyete saldırılar devam ediyor. Son olarak geçtiğimiz hafta gazeteci Murat Bardakçı, “Tek Parti CHP döneminde hac yasaktı. Devlet istemiyordu!” diyerek bir tartışma başlattı. Böylece “Tek Parti CHP’nin hac ibadetini yasakladığı” söylemi üzerinden CHP’nin “din karşıtı” , “din düşmanı” olduğu algısı tekrarlandı. Peki, ama Tek Parti CHP döneminde haç yasaklandı mı? Zaman zaman söz konusu olan hac yasaklarının nedeni neydi? İşte arşiv belgeleri: OSMANLI”DA HAC Osmanlı’da hacı adayları – muhtaçlar hariç- kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılarken, asker ve memurların ihtiyaçlarını devlet karşılardı. Devlet memurları resmi izinle hacca gidebilirdi. Hac zamanları hac kervanları düzenlenirdi. Osmanlı klasik döneminde hacca gidiş ve dönüş sırasında görkemli törenler yapılırdı. Osmanlı hac güvenliğine büyük önem vermesine rağmen yine de hac kervanları zaman zaman Bedevilerin saldırısına uğrardı. 1800’lerde ortaya çıkan Vehhâbîlik hareketi sırasında hac yolları tehlikeye düşmüş, hatta bazan kapanmıştı. ( Abdülkadir Özcan , “Osmanlı Döneminde Hac”, https:// islamansiklopedisi.org.tr/hac ) Zaman zaman çıkan salgın hastalıklar ve savaşlar da hac ziyaretlerine engel olmuştu. TEK PARTİ DÖNEMİNDE HAC VE DEVLETİN ÖNCELİKLERİ Cumhuriyet kurulduğunda halk yoksul ve savaş yorgunu olduğu için hacca gidenlerin sayısı çok azdı. Ayrıca ekonomik olarak çok zayıf, buna karşın bir taraftan Osmanlı borçlarını ödemek, diğer taraftan halkın beslenme, giyinme, barınma, çalışma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ilk zamanlarda hac organizasyonu yapacak durumda değildi. Laik Cumhuriyetin çok daha başka öncelikleri vardı. Laik Cumhuriyetin önceliği salgın hastalıklardan kırılan halkı iyileştirmekti. Cumhuriyetin önceliği yenidoğan bebekleri ve çocukları yaşatmaktı. Cumhuriyetin önceliği, kentlere, kasabalara, köylere doktor, ebe, hemşire göndermekti. Cumhuriyetin önceliği yaklaşık yüzde 80’i köyde yaşayıp tarımla uğraşan halka toprak, tohum, fidan, tarım araç gereci vermek, uygun kredi sağlamak, bilgi ve beceri kazandırmaktı. Cumhuriyetin önceliği, yüzde doksanı okur-yazar olmayan halkı biran önce okur-yazar yapmaktı. Cumhuriyetin önceliği yurdun en ücra köşelerine kadar okul açmak, o okullara öğretmen göndermekti. Çünkü 40 bin köyün 37 bininde okul ve öğretmen yoktu. Cumhuriyetin önceliği bir din-tarım toplumunu bilimin ışığıyla aydınlatmaktı. Cumhuriyetin önceliği kara cehaleti yenmekti. Cumhuriyetin önceliği kadınlara insanlık onuruna uygun haklar vermekti. Cumhuriyetin önceliği toplumu bir an önce çağdaş uygarlıkla buluşturmaktı. Atatürk, “En hakiki mürşit ilimdir, fendir…” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzünü çağdaş uygarlığa çevirmişti. Cumhuriyetin önceliği kuldan bireye, tebaadan yurttaşa ve ümmetten ulusa dönüşü sağlamaktı. Cumhuriyetin önceliği neredeyse hiçbir şey üretilmeyen ülkede farikalar kurmak ve üretim çarklarını çalıştırmaktı. Cumhuriyetin önceliği Osmanlı borçlarını ödemekti. Cumhuriyetin önceliği yurt dışına öğrenci göndermekti. TEK PARTİ DÖNEMİNDE HAC YASAK DEĞİLDİ Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’nin Hicaz hâkimiyetini kaybetmesi, bölgenin ve hac yollarının sömürge yönetimleri altına girmesi, bu bölgedeki uydu devletlerle yaşanan diplomatik sorunlar, pasaport ve vize kısıtlamaları, 1929 Ekonomik Buhranı, döviz sıkıntıları, ulaşım zorlukları, salgın hastalıklar ve genç Cumhuriyetin güvenlik endişeleri, Cumhuriyetin ilk yıllarında hac konusunda çeşitli kısıtlamaların yaşanmasına neden olmuştu. Buna karşın Tek Parti CHP döneminde hac yasak değildi. 1923-1947 arasında devlet resmi hac organizasyonu yapmamakla birlikte Müslüman Türkler, seyahatle ilgili genel hükümlerden yararlanarak hac ve umre ziyaretlerini gerçekleştirebilmişti. Cumhuriyet Arşivi’nde , Tek Parti CHP döneminde hacca gitmenin yasak olmadığını kanıtlayan belgeler vardır. Örneğin, 1924 tarihli bir belgeye göre “Kral Hasan’ın memleketinde can ve mal ve güvenliğinin olmadığının halka tebliği ve buna rağmen hacca gitmek isteyenlere pasaport verilmesi” istenmiştir. (BCA, 51-0-0-0/2-1-36, 17.04.1924) Çok açıkça görüldüğü gibi CHP Hükümeti , 1924 yılında hacca gidecek Türkleri, gidecekleri ülkede “can ve mal güvenliğinin olmadığını” konusunda uyarmakla birlikte “buna rağmen hacca gitmek isteyenlere” pasaport vermişti. 1926 tarihli iki belgeye göre de “Hac ibadeti için Mekke’ye giderken Fransız mandasındaki topraklardan geçecek Türklerin tabi tutulacakları karantina talimatnamesinden” söz edilmektedir. (BCA, 554 /7705- 49184-2, 1926-05-13; BCA, 554/7705-49184-1, 1926-06-05) Adı geçen belgelerden, çok açıkça görüldüğü gibi 1926 yılında da hacca giden Türkler vardır. Belgeler, Cumhuriyetin ilk yıllarında hac yolculuklarının çok kolay olmadığını; gidilen ülkede can ve mal güvenliğinin olmaması, salgın hastalıklar ve sömürge toprağı olan hac yollarındaki karantina uygulamalarının hacca gidişi güçleştirdiğini göstermektedir. Tek Parti dönemi CHP Hükümeti, hacca giden Türklerin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmişti. Örneğin, 1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı. (BCA, 30-18-1-1/24-35-4, 1. 06. 1927) Kararnameye göre CHP Hükümeti, “Hac mevsiminde Cidde’de bir Türk tabibi (doktoru) bulunduracaktı” ; hükümet söz konusu doktora harcırahı yanında 6 İngiliz lirası ve diplomatik pasaport verecekti. Bu belgeden anlaşıldığı gibi 1927 yılında da hac yasak değildi, hacca giden Türkler vardı ve CHP Hükümeti hacca giden Türkler için bir doktor görevlendirmişti. (BCA, 30-18-1-1/24-35-4, 1. 06. 1927) Eğer CHP Hükümeti haccı yasaklamış olsa Türkler hacca gidebilir miydi ve hükümet hacca giden Türkler için diplomatik pasaportlu doktor gönderir miydi? Tek Parti döneminde hacca gidişi engelleyen temel gerekçelerin başında salgın hastalıklar geliyordu. Hükümet, hac bölgelerinde ve hac yollarındaki sağlık durumunu yakından takip ediyordu. Örneğin, 8 Nisan 1934 tarihinde Bağdat Elçiliğinden Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’na gönderilen bir yazıda “Hac ibadetinin gerçekleştirilmesinde sağlık sorunlarının olmadığı konusunda” hükümet bilgilendirilmişti. (BCA, 533/88000-320710-215, 1934-04-08) Bu belge ayrıca 1930’larda da hac yolculuklarının devam ettiğini göstermektedir. ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ CHP VE HAC Türkiye’de 1946’da çok partili demokratik düzene geçildikten sonra Demokrat Parti (DP), dinsel söylemle CHP’yi eleştirmeye başladı. Bu eleştiriler karşısında CHP, iç tüzüğü ile programında bazı değişiklikler yaptı. Laiklik politikasını yumuşattı. İşte bu süreçte CHP, bir taraftan din eğitimi veren okullar açarken, okul programlarına din dersleri koyarken, bir taraftan da hacca gidişi de organize etmeye başladı. 25 Eylül 1947 tarihli bir belgeye göre CHP Hükümeti, “Hacca gitmek üzere pasaportlarını almış, dövizlerini sağlamış 800 kişinin deniz yollarının bir yolcu gemisi ile” hacca gitmesini sağladı. (BCA, 30-1- 0-0/83-521-11, 25.09.1947) (BCA, 30-1-0-0/83-521-11, 25.09.1947) Arşiv belgeleri, CHP Hükümetinin, 1947 yılından itibaren hacıları gemilerle (posta vapurları ile) hacca gönderdiğini göstermektedir. Bu dönemde zaman zaman söz konusu olan “hac yasakları” ise daha çok salgın hastalıklardan ve döviz sıkıntısı gibi ekonomik nedenlerden kaynaklanmıştı. Örneğin, 17 Ekim 1947 tarihli ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararına göre o yıl hac için Hicaz’a gitmiş olanların dönüşte Mısır’da ortaya çıkmış olan kolera hastalığını ülkemize getirmeleri olasılığına karşı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlıklarının teklifi üzerine alınan önlemlere göre “yeniden hacca gitmek isteyenlere müsaade olunmaması” kararlaştırılmıştı. (BCA, 30-18-1- 2/114-67-6, 17.10.1947) 1948 yılında Dışişleri Bakanı’nın Başbakanlığa gönderdiği bir yazıda, 17 Ekim 1947 tarihli ve 3/6507 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 3.maddesindeki “yeniden hacca gitmek isteyenlere müsaade olunmamasına dair” hükmün önümüzdeki hac mevsimi için de uygulanması Bakanlar Kurulunda görüşülüp kararlaştırılmıştı. Belgede, bu kararın “sıhhi ve mali sebeplerle” alındığı da belirtilmişti. (BCA, 30-1-0- 0/60-370-8, 22.05.1948) Belgelerden açıkça görüldüğü gibi 1948 yılında sağlık ve ekonomi nedeniyle “yeniden hacca gideceklere” izin verilmemiş; ilk kez hacca gideceklere ise izin verilmişti. DEMOKRAT PARTİ”NİN HAC YASAKLARI 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti (DP) döneminde 6 Nisan 1953 tarihli, 4/531 sayılı ve 11 Haziran 1955 tarihli, 4/5269 sayılı kararnâmelerle hac yolculukları konusunda devlet tarafından iki düzenleme yapıldı. Bu düzenlemelerle hacca sadece hava ve deniz yoluyla gidilmesi kararlaştırıldı. (Resmî Gazete, S. 8441, 25 Haziran 1953; S. 9162, 16 Haziran 1955). Ancak DP döneminde de zaman zaman salgın hastalıklar nedeniyle hacca gitmek yasaklandı. Örneğin 1951 tarihli bir belgeye göre “Yemen ve Hicaz bölgesinde meydana çıkan hastalığın kolera veya sarı humma olması durumunda hacca gidilmesinin yasaklanacağı” belirtilmişti. (BCA, 584/28340-116972-13, 1951-07- 25) 30 Temmuz 1951 tarihli ve 3/ 13435 sayılı Cumhurbaşkanı Celal Bayar imzalı bir Bakanlar Kurulu kararıyla Yemendeki bulaşıcı hastalığın veba veya kolera olmadığı anlaşılıncaya kadar hac seferleri yasaklanmıştı. (BCA, 30-18-1-2/126-58-5, 30.07.1951) 30 Temmuz 1951 tarihli bu hac yasağı kararı, 7 Mart 1952 tarihli ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar imzalı bir Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılmıştı. (BCA, 30-18-1- 2/ 128-20-12, 07.03.1952) DP Hükümeti, 14 Temmuz 1952’de de Suudi Arabistan’da ortaya çıkan veba hastalığı gerekçesiyle haccı durdurmuştu. (BCA, 30- 18-1-2/ 129-50-5, 14.07.1952) Ancak 4 Ağustos 1952 tarihli ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar imzalı bir Bakanlar Kurulu kararıyla Suudi Arabistan’da yeni veba vakası görülmediği ve hastalığın söndüğü gerekçesiyle, hac seferlerini yasaklayan 15 Temmuz 1952 tarihli ve 3/15214 sayılı karar kaldırılmıştı. (BCA, 30-18-1-2/129-54-13, 04.08.1952) (BCA, 30-18-1-2/126-58-5, 30.07.1951) (BCA, 30-18-1-2/ 129-50-5, 14.07.1952) Hac konusunda 23 Şubat 1963 tarih ve 6/1485 sayılı kararla ve 8 Ocak 1968 tarih ve 6/9347 sayılı kararla yeni bazı düzenlemeler yapıldı. 1974 yılında ise bir “daimi hac komitesi” oluşturuldu. (Resmî Gazete, S. 15.051, 3 Kasım 1974) . 26 Nisan 1979 tarih ve 7/17.439 sayılı kararla hac organizasyonu Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi. (Resmî Gazete, S. 16.635, 12 Mayıs 1979; S. 16.650, 29 Mayıs 1979). *** Sonuç olarak Tek Parti döneminde hac yasak değildi. 1923-1947 arasında devlet hac organizasyonu yapmıyordu, ancak İsteyenler hacca gidebiliyordu. CHP Hükümeti, hacıları bilgilendiriyor, özellikle hacıların sağlığıyla ilgileniyordu. Örneğin, hükümet, 1927 yılında Türk hacılar için Cidde’ye doktor göndermişti. Zaman zaman söz konusu olan hac yasakları ise “din düşmanlığından” değil, veba, kolera gibi salgın hastalıklardan ve döviz darlığı gibi ekonomik gerekçelerden kaynaklanmıştı. Salgın hastalıklar nedeniyle Demokrat Parti döneminde de zaman zaman hac yasaklanmıştı. 2020 yılında Covit nedeniyle Suudi Arabistan da benzer bir hac yasağı kararı almıştı.
Source: Sinan Meydan
Nekâhet
Birinci a harfinin inceltme işaretiyle yazıldığı bu Arapça sözcük, bir hastalık sonrasında sağlık ve güç kazanıncaya kadar geçen zayıflık dönemi demekmiş. Sözlük böyle diyor ama ben zayıflık yerine iyileşme demeyi yeğlerim. Bu sözcük belleğimde Yahya Kemal ’in dizeleriyle yer etmiş: “His var mı âlemde nekâhet gibi tatlı Gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı” Berbat iki dize… Kötünün kötüsü tatlı/ kanatlı uyağı… Harika şiirlerin yazarında böyle kulak tırmalayıcı dizeler ve uyaklar da ne yapalım ki eksik değildir. *** Hastanelerde yaklaşık altı ay tedaviyle süren beklenmedik bir hastalık, sevgili doktor dostlarımın ve sağlık personelinin, ardından da yürümemi ve düzgün konuşup yazmamı sağlayan fizyoterapist arkadaşlarımın unutulmaz çabalarıyla aşıldıktan sonra, çok şükür artık evimde ve nekâhet dönemindeyim diyebilirim. Fakat Yahya Kemal ustamızın affına sığınarak gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı falan diyemiyorum. Bunun bir nedeni henüz tam olarak iyileşememiş olmaksa da asıl neden ülkede ardı arkası gelmeksizin sürmekte olan kötülüklerdir. *** Marmara Üniversitesi Hastenesi’ndeki tedavi sonrasında Romatem fizik tedavi kurumunda olduğum sırada sevgili Ekrem İmamoğlu ’nun (Üsküdar’ın değerli belediye başkanı Sinem Dedetaş ve başkaca arkadaşlarla) ziyareti bana ve diyebilirim ki bütün kuruma mutlu anlar yaşattı. Fakat Türkiye’miz ne yazık ki mutlulukları kursakta bırakmakta ustalaşmış bir ülkedir. Bu satırları yazmakta olduğum bayram günü İmamoğlu ile birlikte sayısız yurtsever, pırıl pırıl insanlarımız hapistedir. Hangi mutluluk, hangi sevinç… *** Ülkemizdeki siyasal sistem, adı her ne ise bu ülkenin yurtsever, vicdanlı insanlarına gün yüzü göstermedi.1960’lardaki üniversiteli gençliğimiz sırasında 1940 kuşağının hemen hepsi zindanlardan, işkencelerden geçmiş temsilcilerini tanıdık. Şimdi sıra bizlerdeydi.1960’ların ortalarından itibaren siyasal baskılar, müdahaleler, gençlere ve demokrat aydınlara yönelik cinayetler, idamlar, birbirini izleyecekti. Böylece yirmi yılı aşkın süredir sona ermek bilmeyen AKP iktidarı dönemine gelindi. *** Acılar birbiriyle yarıştırılmaz. Her baskı döneminin kendine özgü kötülük yapma yöntemleri olduğu kuşkusuzdur. Fakat gençlik yıllarımdan bu günlere, hapishaneyi, devletin baskısını, sürekli polis takibini, yurtiçi ve yurtdışı sürgünü yaşamış biri olarak bu döneme kadar, durmak bilmeyen ve sinsice acımasız bir baskı dönemiyle daha karşılaşmadığımı söyleyebilirim. *** Bunlar bir nekâhet sürecinin iyi duygularını gölgeleyen gerçeklerdir. Asıl mutluluk ise ülkemizin çok uzun süren bu hastalıktan kurtularak iyileşme sürecine bir an önce girmesi olacak.
Source: Ataol Behramoğlu
Fazla uyku sandığınızdan daha tehlikeli olabilir!
Geceleri yeterince uyusanız bile gün içinde uykuya direnemiyorsanız dikkat! Sıradan bir yorgunluk gibi görünen uyku hali ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir. UYKUNUN ÖNEMİ Uykunun insan sağlığı üzerindeki etkisi sandığınızdan çok daha büyüktür. Kaliteli ve düzenli bir uyku: – Stresi azaltır, – Hafızayı güçlendirir ve dikkatin dağılmasını önler, – Bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklardan korur, – Protein sentezini artırır, – Büyüme hormonu salgılanmasını sağlar, – Solunum, dolaşım ve iskelet sistemi gibi temel işleyişleri düzenler, – Depresyon riskini azaltır. KAÇ SAAT UYUMALIYIZ? Yaş gruplarına göre uyku ihtiyacı farklılık gösterir: – Bebekler: 12-15 saat – Çocuklar: 9-11 saat – Yetişkinler: 7-9 saat – Yaşlılar: 7-8 saat HİPERSOMNİA: ÇOK UYUMA HASTALIĞI Hipersomnia ya da hipersomnolens, kişinin yeterli uyumasına rağmen gün içerisinde aşırı uyuma isteği ve halsizlik yaşamasıyla karakterize nörolojik bir rahatsızlıktır. Gece 7-8 saat uyusa dahi gün içinde uykulu olma hali devam eder. Bu durum, bireyin günlük yaşam kalitesini düşürür, iş, okul ve sosyal hayatı olumsuz etkiler. Hipersomnia 3 ana türde görülür: 1. NARKOLEPSİ Genellikle 20’li yaşlarda başlar. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hipokretin adlı bir nörokimyasalın eksikliğiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Uyku ataklarına, halüsinasyonlara ve uyku felcine (uyku paralizisi) neden olabilir. Tedavi edilmezse katapleksiye yol açabilir; bu durum, ani bir duygu değişimi sırasında kişinin kaslarının kontrolünü kaybederek yere düşmesiyle kendini gösterir. 2. İDİOPATİK HİPERSOMNİA Genellikle 25 yaşından önce başlar. Kişi uzun süre uyumasına rağmen dinç uyanamaz, gün içinde tekrar uyuma ihtiyacı duyar. Kronik bir seyir gösterir. 3. PERİYODİK HİPERSOMNİA (KLEINE-LEVINE SENDROMU) Çoğunlukla ergen erkeklerde görülür. Belirli aralıklarla (ataklarla) ortaya çıkar ve 2-3 hafta sürebilir. Uyku artışı ile birlikte aşırı yeme (hiperfaji) ve cinsel dürtü artışı (hiperseksüalite) gibi davranış bozuklukları eşlik edebilir. SÜREKLİ UYKU HALİ NEDEN OLUR? Sürekli uyku hali, birçok farklı faktöre bağlı olarak gelişebilir. En yaygın nedenler şunlardır: 1. MEVSİMSEL DEĞİŞİKLİKLER Özellikle kış aylarında gün ışığının azalması ve hareketsizlik, vücudu uyku haline hazırlar. 2. KALİTESİZ UYKU ALIŞKANLIKLARI Yeterli saat uyunmuş olması kaliteli bir uyku anlamına gelmez. Uyku öncesi ekran kullanımı, rahatsız edici uyku ortamı veya geç saatlerde ağır yemekler gibi faktörler uykunun kalitesini düşürür. 3. HORMONAL DENGESİZLİKLER Hipotiroidi gibi hormonal bozukluklar, metabolizmayı yavaşlatarak gün içinde sürekli uyku hali yaratabilir. Hamilelik gibi dönemlerde de hormonal değişimlerle birlikte uyku ihtiyacı artar. 4. VİTAMİN EKSİKLİĞİ B12, D vitamini ve demir eksikliği, enerji üretimini sekteye uğratarak uyku haline neden olur. Özellikle çocuklarda bu eksiklikler dikkatle değerlendirilmelidir. 5. DEPRESYON Depresyon, uyku düzenini bozar ve gün boyunca bitkinlik, uyuma isteği gibi belirtilerle kendini gösterir. Çocuklarda da görülebilen bu durum, çocukluk çağı depresyonunun bir işareti olabilir. UYUMA İSTEĞİNE DİRENMEK İÇİN 8 PRATİK YÖNTEM Modern yaşamın getirdiği stres ve uyaranlar nedeniyle uykusuzlukla baş etmek zorlaşabiliyor. Ancak bazı küçük değişikliklerle uyku kalitenizi artırabilirsiniz. 1. GÜNE 2 BARDAK ILIK SUYLA BAŞLAYIN Sabahları içeceğiniz su, vücudu canlandırır, tansiyonu dengeler ve uyku halini azaltır. 2. KAFEİNLİ İÇECEKLERİ SABAH TÜKETİN Çay ve kahve tüketimini sabah saatleriyle sınırlayın. Kafein gece uykunuzu bozarak gündüz uykulu olmanıza neden olabilir. 3. GAZLI VE ŞEKERLİ İÇECEKLERDEN KAÇININ Bu içecekler, ani kan şekeri yükselmesine ve ardından çöküşe neden olur. Yerine su veya meyve tercih edin. 4. HAREKET EDİN Ofis ortamında bile kısa yürüyüşler yapmak, kan dolaşımını artırarak enerji seviyenizi yükseltir. 5. SAĞLIKLI BİR KAHVALTI YAPIN Enerjinizi artıracak protein ve lif açısından zengin kahvaltılar, gün boyunca uyanık kalmanıza yardımcı olur. 6. KAN ŞEKERİNİZİ DENGELEYİN Şekerli atıştırmalardan uzak durun. Karmaşık karbonhidratlar (tam tahıllı krakerler gibi) daha dengeli enerji sağlar. 7. TEMİZ HAVA ALIN Kapalı ve havasız ortamlar uyku getirir. Ortamınızı sık sık havalandırın, gün içinde dışarı çıkarak temiz hava alın. 8. GEÇMEYEN UYKU HALİNİ CİDDİYE ALIN Tüm önlemleri almanıza rağmen hâlâ sürekli uyuyorsanız bir uzmana danışın. Kansızlık, uyku apnesi, tiroid sorunları ya da vitamin eksiklikleri gibi nedenler olabilir. Görsel Kaynak: istockphoto/shutterstock
Source: Habertürk
Dünyada eşi benzeri yok! “Kesin korunacak hassas alan” ilan edildi, keşfedilmeyi bekliyor
Maden sularının oluşturduğu traverten set gölü olan Otlukbeli Gölü, bu özelliği ile doğal anıt unvanını hak ediyor. Türkiye’deki diğer göllerden farklı özelliklere sahip olan bu gölün yüz ölçümü yaklaşık 7 bin 500 metrekare, derinliği mevsimine göre 150-160 metre, genişliği ise 30 ile 50 metre arasında değişiyor.Otlukbeli Gölü, 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı tarafından “Kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.Oluşum bakımından karst kaynaklarının değil, maden sularının oluşturduğu dünyanın tek traverten set gölü olan Otlukbeli Gölü, bu özelliğiyle 612 sayılı Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı ile doğal sit alanı olarak ilan edilmiş ve doğal anıt olarak nitelendirilmiş. Kapladığı alan açısından küçük olarak nitelendirilen bu göl, taşıdığı özellikler bakımından oldukça büyüktür. Göl içerisine hem maden suları ve kükürtlü sular hem de dere tarafından beslenen tatlı sular karışıyor. Göldeki maden sularının romatizmal hastalıklar başta olmak üzere, kırık çıkık rahatsızlıklarında ve kadın hastalıklarının tedavisinde fayda sağladığı söyleniyor.
Source: Gazetevatan.com
Düğün dönüşü minibüs şarampole devrildi: 17 yaralı
Kaza, Yozgat-Alaca karayolu Koçhisar mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Adana”daki bir düğünden Samsun”a dönen A.İ. idaresindeki (31) 55 AR 265 plakalı Mercedes marka minibüs, sürücüsünün direksiyon başında bir anlık uyuması neticesinde yoldan çıkarak şarampole devrildi. Kazada, sürücü ile minibüste bulunan S.A.İ., E.D., K.D. (41), K.D., O.D., S.D. (13), S.R.D. (15), A.D. (45), M.D., R.D., Ş.D (58), Y.D. (45), G.D., M.D., H.D. ve O.D. yaralandı.Kazayı gören çevredeki sürücüler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi”ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık, jandarma ve polis ekibi sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan yaralılardan G.D. ile M.D., Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine, 15 yaralı ise Alaca Devlet Hastanesine kaldırıldı.Ekipler kazayla ilgili inceleme başlattı.
Source: Mehmet Küçükkahveci
Fenalaşıp suya düştü! Kaplıcada kahreden ölüm!
Bursa da acı olay, dün saat 12.00 sıralarında İnegöl ilçesi kırsal Kurşunlu Mahallesi ndeki doğal termal alanında meydana geldi. resim#1264839# DHA daki habere göre ailesiyle birlikte geldiği kaplıcaya giren Hasan Yıldırım (58), bir süre sonra fenalaşarak suya düştü. SUDAN HAREKETSİZ HALDE ÇIKARTILDI Ailesi, hareketsiz duran Yıldırım ı sudan çıkararak durumu sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, Hasan Yıldırım ın hayatını kaybettiğini belirledi. KESİN ÖLÜM NEDENİ OTOPSİYLE SAPTANACAK Hasan Yıldırım ın cenazesi, savcılık incelemesinin ardından kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu na gönderildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Source: Habertürk
Soykırımcı İsrail yine Gazze”de yardım bekleyenlere saldırdı! Çok sayıda Filistinli şehit oldu
Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail ordusu, açlıkla boğuşan Filistinlilere yönelik saldırılarına devam ediyor.İsrail askerleri Gazze”nin güneyindeki Netzarim Koridoru yakınlarında yardım için bekleyen Filistinlilere sabah saatlerinde ateş açtı.Saldırıda ilk belirlemelere göre 22 Filistinli yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı.09:23 İsrail ordusunun, sabah saatlerinde Gazze”nin güneyindeki Netzarim Koridoru yakınlarında yardım bekleyenlere düzenlediği saldırıda 22 Filistinli yaşamını yitirdi04:16 İsrail ordusunun işgali altındaki Batı Şeria”nın Tubas kentinin Tammun kasabasına düzenlediği baskın sırasında ateş açması sonucu 1 Filistinli yaşamını yitirdi, 2 kişi yaralandı03:02 İsrail”in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich”in, Filistin bankalarıyla işlem yapan İsrail bankalarının “dokunulmazlığının” sona erdirilmesi emrini vererek, Filistin bankacılık sisteminin çökmesi tehlikesini gündeme getirdiği bildirildi00:51 İskoçya Ulusal Partisinin (SNP) İngiltere Parlamentosundaki lideri Stephen Flynn, bağımsız bir İskoçya”nın İsrail ile ilişkilerini kesip büyükelçiliğini kapatacağını söyledi00:01 İsrail”in sabah saatlerinden bu yana Gazze Şeridi”nin farklı bölgelerini hedef alan saldırılarında, çoğu çocuklarına yiyecek arayan siviller olmak üzere en az 62 Filistinli yaşamını yitirdi, onlarcası da yaralandı
Source: Www.star.com.tr
Yaşanılan yer demansı etkiliyor mu?
JAMA Neurology dergisinde yayımlanan çalışmada, bilim insanları, Veteranlar Sağlık İdaresi (VHA) sistemine kayıtlı ABD deki 1 milyon 268 bin 599 yaşlı bireyin verilerini inceledi. Araştırmada, yaş, ırk, kalp sağlığı ve kırsal/kentsel yerleşim farkı gibi etkenler dikkate alınırken, demansta bölgesel farklılıkların da etkili olduğu belirlendi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) ülkeyi 10 bölgeye ayıran sınıflandırmasına göre yapılan araştırmada, Pennsylvania, Maryland ve çevresi gibi orta Atlantik bölgesi en düşük demans oranına sahipken, güneydoğu bölgesi ise bu hastalığın en sık görüldüğü yer olarak öne çıktı. Buna göre araştırmada, ABD nin güneydoğusunda demans görülme oranı yüzde 25, kuzeybatısında yüzde 23, güney bölgelerinde yüzde 18, güneybatıda yüzde 13 iken kuzeydoğuda ise yüzde 7 çıktı. HER BÖLGENİN İHTİYAÇLARINA GÖRE ÖZEL HALK SAĞLIĞI POLİTİKALARI GELİŞTİRİLMELİ Araştırmacılar, bu bulguların, yaşanılan bölgelerin demans riskini artırabildiğine işaret ettiğini, çalışmanın bölgesel sağlık planlamalarının önemini ortaya koyduğunu ve her bölgenin ihtiyaçlarına göre özel halk sağlığı politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Demans, hafıza kaybı, düşünme becerilerinde azalma ve problem çözme yetilerinde bozulma gibi belirtilerle günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen bilişsel bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. En yaygın demans nedeni ise Alzheimer hastalığı olarak öne çıkıyor. Yaş, genetik yatkınlık ve down sendromu gibi değiştirilemeyen faktörlerin yanı sıra, yaşam tarzı, alkol tüketimi, kardiyovasküler hastalıklar, işitme-görme kaybı, depresyon, hava kirliliği ve uyku bozuklukları gibi değiştirilebilir riskler de demans gelişiminde etkili olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre, günümüzde dünya genelinde 55 milyondan fazla insan demans hastalığıyla mücadele ediyor, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans vakası görülüyor.
Source: Habertürk
1.5 çorba kaşığı yedi! Nabzı 30″a düştü! Kâbusu yaşadı!
Rize merkeze bağlı Karsu köyünde arıcılık yapan Miktat Kulaksız (45), 4 Haziran da sağımını yapıp yediği baldan zehirlendi. 1.5 çorba kaşığı bal tükettikten sonra aniden tansiyonu düşüp, nabzı zayıflayan Kulaksız a yanındakiler müdahale etti. habericionecikanlar#100#left# HASTANEYE KALDIRILDI DHA daki habere göre baygınlık geçiren arıcı için çevredekiler, sağlık ekiplerine haber verdi. Adrese gelen ekipler, baldan zehirlenen ve nabzı durma noktasına gelen arıcıya ilk müdahalede bulundu. Müdahalenin ardından nabzı ve tansiyonu normale dönen Kulaksız, en yakın hastaneye sevk edildi. SAĞLIK PERSONELİNE TEŞEKKÜR Burada tedavi altına alınan arıcı, durumunun normale dönmesinin ardından taburcu edildi. Hastaneden çıkan Miktat Kulaksız, kendisine ilk müdahalede bulunan sağlık personelini, istasyonlarında ziyaret edip, hayatını kurtaran müdahale için teşekkür etti. Sağlık personeli Arıcı ya, çay ikram etti. BAL ÇOK TATLIYDI Yaşananları anlatan Miktat Kulaksız, Arıcılık yapıyorum. Komar balı olarak bilenen deli bal , üretiminden sonra sağımına geçtik. Sağım yaparken bal çok tatlıydı. 1.5 yemek kaşığı tattım. Ardından vücudumda bir ateş oldu. GÖZLERİM KARARMAYA BAŞLADI Sonra gözlerim karardı, midem bulandı ve baş dönmesi yaşadım. Ambulansa binerken şuurum yerinde değildi. Ambulansta bir iğne yapıp, serum taktılar; şuurum yerine geldi. Oğuzhan bey anında bana bilinçli bir şekilde müdahale etti. O an sağlık çalışanları çok büyük mücadele verdiler. O an zamanla yarıştılar dedi. NABIZ 30 LU SEVİYELERE DÜŞMÜŞTÜ Sağlık personeli Oğuzhan Toprak da, Nöbetimizde bal tutması tanısıyla bir çağrı düştü, deli bal dediğimiz Komar balı yemiş. Buna bağlı olarak. Nabzı yavaşlayıp, 30 lu seviyelere düşmüştü. Yine tansiyonu da düşmüştü. Biz de bekletmeden müdahalemizi yaptık. Doğru hastanemizi seçip, hastamızı naklettik. Hastamızın sağlık durumunu takip ettik. Şu an çok iyi durumda. Doğru tanıyla hasta iyi olunca biz de mutlu oluyoruz diye konuştu.
Source: Habertürk