GATA rezaleti, aşı rezaleti
Sevgili okurlarım, Türkiye’de günün birinde elbette ki bu dönemin tarihi de yazılacak…
Yaşadığımız şu yılları bilmeyen milyonlarca insanımızın yüzü o tarihi okuyunca kızaracak.
Belki de olanlara inanmayacak.
Örneğin bir zamanlar bizim askeri hastanelerimiz vardı.
Adına GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) denirdi.
Asker doktorlar tarafından yönetilen muazzam bir uzmanlık kuruluşu.
Türkiye terör belasıyla boğuşurken şehit düşen binlerce askerimiz vardı. Buna bir de gazilerimiz eklenmişti.
Gazilerin sayısını bilmiyoruz…
Güneydoğu’da, Suriye ve Irak’ta kolu bacağı kopmuş, gözleri kör olmuş nice pırıl pırıl vatan evlatları…
GATA hem genel tıp ve cerrahi konularına eğilir hem de engelli kalan gazilerimiz için özel tedavi yöntemleri geliştirirdi.
Bu amaçla teröre yoğunlaşan özel bir tıp dalı geliştirmişti.
Bu konuda özel doktorlar, hemşireler yetiştirir ve bunlar özellikle Doğu’da terör bölgelerindeki askeri hastanelerine gönderilirdi.
Bu uygulamaların adına savaş cerrahisi denirdi…
Ve bu açıdan bakıldığında hiç tartışmasız dünyada bir numara olmuştuk. Yabancı doktorlar ülkelerinden gelip bizimkilerden bir şeyler öğrenirdi.
Tayyipgiller iktidarı günün birinde inanılmaz bir karar aldı: GATA kapatılmıştı.
Sadece GATA değil memleketin dört bir yanındaki askeri hastaneler de kapatıldı.
Yüzlerce askeri doktor sivil hastanelere geçirildi ama işin tadı artık kaçmıştı.
O uzman doktorların çoğu şimdi ya emekli oldu ya da özel sektörde görev aldı.
AKP iktidarının bu acımasız, yanlış ve gaddar kararının nedenleri kamuoyuna hiçbir zaman açıklanmadı…
Karşımızda yıllardan beri iç siyasete dalmış bir Milli Savunma Bakanlığı var.
Genelkurmay Başkanlığı olduğu gibi duruyor.
Bu kurumların gerçek bir bilim yuvası olan GATA konusundaki sessizlikleri günümüzde bile sürüp gidiyor.
Günün birinde açılır mı, açılırsa ne olur, bunları bilen yok.
Bilinen tek şey GATA artık yok!
Kapatanlar hayrını görsün.
Sevgili okurlarım, gelecek yıllarda bu günlerin tarihini okuyup bir şeyler öğrenmeye çalışacaklar için bir konu dava var!
Okuyunca belki inanmak istemeyecekler ama doğrudur.
2020’li yıllarda bütün dünyada ölümcül bir salgın çıkmıştı.
Adına Covid ya da Korona deniliyordu…
Aşısı olmayan ve tedavisi henüz bilinmeyen bu salgın bütün dünyada milyonlarca insanın ölümüne neden oldu.
Bu yıkımdan Türkiye de payına düşeni aldı.
Durum ciddiydi… Bir sürü önlemler yürürlüğe sokuldu, iş yerleri kapandı, sokağa çıkma yasakları ilan edildi.
Bir süre sonra bu salgının aşısının yurt dışından ithal edileceği duyuruldu.
Hepimiz aşı kuyruklarına girip aşılandık.
Fakat bizim uyanık iktidar bunun da çaresini hemen buldu! Topluma propaganda çağrıları yapılıyordu:
“Müjde… Salgının aşısını artık Türkiye’de üretiyoruz. Vatandaşımız gidip bu yerli aşıyı yaptırsın!..”
Yerli ve milli aşımızın (!) adını Turcovak koydular.
Ortada bilimsel olarak üretilen herhangi bir aşı falan yoktu, her şey palavra idi. Türk Milleti yine uyutuluyordu.
O günlerde hep sorduk:
“Bu yerli ve milli aşıyı acaba nerede nasıl üretiyoruz? Bilimsel değeri nedir?..”
Aradan yıllar geçti, bu soruların yanıtı henüz verilmedi.
Gerçekler şimdi ortaya çıkıyor… Adını Turcovak koydukları aşının hiçbir bilimsel değeri yoktu. Milletin sözüm ona aşısını “Suyla karışık bir eriyikle” yapmışlardı.
Tamamen yutturmacaydı.
Türkiye’nin Atatürk döneminde kurulan gurur verici bir kuruluşu vardı.
Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü.
Memleketin bütün aşıları orada gerçekten yerli ve milli olanaklarla üretilirdi.
Kuduz, verem, tifüs, çiçek, tetanoz, boğmaca, kabakulak, aklınıza ne gelirse…
Geldik 2011 yılına ve bu iktidar Refik Saydam’ı da kapattı.
İnanılmaz bir şeydi ama oldu.
Dışarıdan ithal edilen aşılara yaklaşık bir milyar dolar ödemiştik de elde kalan yerli ve milli (!) aşılar ne olacaktı.
Akıllarına yine bir cingözlük geldi…
“Bunları Afrika ülkelerine kakalayalım, propaganda yapmış olalım..!”
Aşılar törenle Afrika’ya gönderildi. Somali, Gana, Nijerya…
Elde kalanlar ise depolarda gizlice imha edildi.
Şimdi aradan yıllar geçti.
Gerek GATA ve gerekse Refik Saydam’ın kapatılmasının nedenleri bugüne kadar açıklanmadı.
Düzmece aşımızın nereye ve kimlere kakalandığını bilen de yok. Hesabı sorulması gerekmiyor mu bunların?
Source: Emin Çölaşan
Yerelde ilginç kavgalar yaşanıyor
Yozgat’ın Sorgun ilçesinde belediye başkanlığı seçimini iki dönemdir MHP’nin adayı Erkut Ekinci kazanıyor. İttifak ortağı AKP’li üyelerle zaman zaman ters düşüyor, onları kamuoyuna şikayet ediyor. Bu kez durum iyice sertleşti. “taraflar birbirine girdi” belgeli paylaşımlarda, “siyasi ahlaksızlık” suçlamaları da yapıldı.
Sorgun Belediye Meclisi, 4 Aralık 2024’de Atık Su Bedeli ücret tarifesini beher ton için yüzde 45+KDV olarak belirledi. Yapılan yüzde 50’ye yakın zamma Sorgunlular tepki gösterdi. Tepkiler üzerine belediye tam 4 ay sonra atık su bedelinde yüzde 50 indirim yapmak istedi. Belediyenin 5 Mart 2025 tarihli önerisi Belediye Meclisine geldi. Buraya kadar her şey normal ve yolunda gitti.
BAŞKAN: AKP’LİLER RET OYU VERDİ
Zam kararını onaylayan belediye, yüzde 45+KDV bedeli olmak üzere yüzde 50 oranında atık su bedelinde indirime gitti. Zamma kolay kolay ortak olunmaz ama indirim kararının sahipleri çok olur. Aynen öyle oldu. Belediye Başkanı Erkut Ekinci, erken davranıp sosyal medya hesaplarından “indirim müjdesini” şöyle paylaştı:
“Vatandaşlarımızın yükünü hafifletmek adına atık su ücretlerinde yüzde 50 indirim yapılması yönünde Belediye Meclisine sunduğum teklif, 5 Mart 2025 tarihli Belediye Meclis toplantısında AK Parti üyelerinin ret oyuna rağmen, oy çokluğuyla kabul edildi. Kararın Sorgun’a hayırlı olmasını diliyorum.”
4 ay önce yapılan zammı, 4 ay sonra tekrar eski haline getiren Sorgun Belediye Meclisi, başkanın paylaşımından sonra karıştı. AK Parti İlçe Başkanlığı’nda, Başkan Ahmet Soysal AK Partili meclis üyeleriyle bir araya geldi. Sosyal medya paylaşımında kullanılmak üzere hazırladığı metni arkadaşlarına okudu.
AKP’DEN “YALAN DOĞRU” PAYLAŞIMI
İlçe Başkanı, hazırladığı metnin birisine Belediye Başkanı Erkut Ekinci’nin kamuoyuna yaptığı “AK Parti üyelerinin ret oyuna rağmen, yüzde 50 indirim oy çokluğuyla kabul edildi” açıklamasının üzerine, Ekinci’nin fotoğrafını da kullanıp üzerine “YALAN” yazdı. Belediye Meclisinin kararını ise “DOĞRU” başlığıyla paylaştı. Bu kararın altında Belediye Başkanı Erkut Ekinci’nin, katipler Ayşe Nur Tekbıyık ve Yunus Emre Karakaş’ın imzaları var.
Meclis toplantısının tutanağında, başkanın iddia ettiği gibi “AKP’lilerin ret oyuna rağmen, indirim oy çokluğuyla kabul edildi” değil, aynen şöyle yazılı: “Atık Su Bedeli Ücretinin yüzde 45+KDV üzerinden yüzde 50 indirimli olarak uygulanmasına yapılan oylama neticesinde OYBİRLİĞİ ile kabul edildi.”
AKP: YAPILAN SİYASİ AHLAKSIZLIKTIR
İttifaka rağmen, Sorgun’da MHP’li başkan ile AKP’li meclis üyeleri sıkça karşı karşıya geliyor. Başkanın son açıklamasıyla ilgili konuştuğum bir üye şunları söyledi: “Başkan, bazı şeyleri bize yıkmaya çalışıyor. Biz de vatandaş gerçekleri öğrensin diye belgeleriyle paylaşımda bulunuyoruz. Başkan, ‘AKP’lilerin ret oyuna karşılık indirim yapıldığını’ açıklıyor, biz ise ‘oybirliğiyle’ indirim kararının alındığının belgesini kamuoyuna duyuruyoruz.”
AKP Sorgun İlçe Başkanı Ahmet Soysal ise Başkan Erkut Ekinci’nin tutumu hakkında şu açıklamayı yaptı:
“Sorgun Belediye Başkanı ve Meclis üyeleri tarafından ‘Atık su indirimine AK Parti meclis üyelerinin ret oyuna rağmen oy çokluğuyla kabul edildi’ şeklindeki paylaşım, açık bir dille ifade ediyoruz ki yalandır, siyasi ahlaksızlıktır. Biz biliyoruz ki bu ve bunun gibi paylaşımlar Sorgun Belediyesinin beceriksizliğini ört-bas etmek ve halkı yanıltmak amacıyla paylaşılmıştır. AK Parti, geçmişte olduğu gibi bugün de Sorgun halkının menfaatler dışında hiçbir işe imza atmamış, atmayacaktır.”
Bu gelişmeyi, aslında Erkut Ekinci’ye de sormak istedim. Ancak, ulaşamadım. Başkanın bu tutumu ilçede hayli yadırgandı, AKP’lilerin elini güçlendirdi.
Karaman’ın suyu için sabotaj şüphesi de var
Meslektaşımız Ahmet Tek, Karaman’da İl Sağlık Müdürlüğü’nün içme suyunda petrol kalıntısı saptandığını bildirdi ve önemli bir tehlikeye dikkat çekti. Sağlık Müdürlüğü, gerekli önlemlerin alınması konusunda Karaman Belediyesine resmî yazı gönderdi. Hatta bu işin altından sabotaj şüphesi bile var.
230 bin nüfuslu Karaman’da yaklaşık 6 aydır, suda petrol kokusu olduğu söyleniyordu. Sonunda İl Sağlık Müdürlüğü, şehre su sağlayan ana şebekeye bağlı depodan değişik günlerde su örnekleri aldı. İnceleme sonucu suda “petrol hidrokarbonları” olarak bilinen bileşiklere rastlandı. Sağlık Müdürlüğü de şu uyarıda bulundu:
“Analiz sonuçları normale dönünceye kadar şebeke suyu sadece genel temizlik ve hijyen amacıyla kullanılmalı, içme suyu, gıda hazırlığı (yemek, çay vb.) veya ağız hijyeni için kesinlikle kullanılmamalı.”
Henüz net olmamakla birlikte tahmin şu: Yeşildere bölgesinde kuruyan baraja şimdi su geliyor. Evet, petrol kokusu var. Artık bu sabotaj mı, yoksa kaza sonucu mu dökülmüş olabilir ya da başka bir durum mu var belli değil.
İşte Anadolu’dan böyle ilginç haberler geliyor.
Source: Saygı Öztürk
Yaşayan ‘son kabadayı’ Hasan Heybetli cezaevinde ölü bulundu
CEZAEVİNDE ÖLÜ BULUNDU
Edinilen bilgilere göre, Hasan Heybetli, tutuklu bulunduğu İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevi”ndeki koğuşunda saat 19.00 sıralarında hareketsiz halde bulundu. Cezaevi personelinin durumu fark etmesi üzerine yetkililere haber verildi. Olay yerine gelen nöbetçi savcı ve adli tıp ekipleri, ilk incelemelerini tamamladı. Heybetli”nin kesin ölüm nedeni otopsi sonucunda netlik kazanacak.
PROSTAT VE KALP RAHATSIZLIKLARI VARDI
Cezaevinde kaldığı süre boyunca sağlık sorunlarıyla mücadele eden Heybetli, prostat kanserine yakalanmış ve bu nedenle Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi”nde tedavi görmüştü. Ayrıca kalp rahatsızlığı nedeniyle kardiyoloji servisinde düzenli kontrol altında tutuluyordu. Yapılan ilk değerlendirmelere göre, Heybetli”nin doğal nedenlere bağlı olarak hayatını kaybettiği belirtiliyor.
25 YIL HAPİS CEZASI ALMIŞTI
Heybetli, 2009 yılında iş insanı Fatih Edremit”in öldürülmesiyle ilgili yargılanmış ve 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme kararının kesinleşmesiyle tutuklanarak cezaevine konulan Heybetli, cezasını Çeşme ve İzmir”deki cezaevlerinde geçirdi.
MUAZZEZ ABACI”NIN ESKİ EŞİYDİ
Heybetli, ünlü sanatçı Muazzez Abacı ile olan evliliğiyle de gündemde yer almıştı. 1979 yılında nişanlanarak 1980″de nikah masasına oturan çiftin evliliği, 1983″te sona erdi. Ancak yolları 1989″da yeniden kesişti ve çift ikinci kez evlendi. Bu evlilik de uzun süremedi ve 1993 yılında boşanarak yollarını ayırdı.
Source: Haber Merkezi
Masum bir öpücük 2 yaşındaki çocuğu kör etti
Henüz 2 yaşında olan Juwan, bir yakını tarafından öpüldükten sonra herpes simpleks virüsü kaptı ve sol gözünü kaybetti. Virüs, gözünde kabarcık oluşmasına ve ardından korneasında 4 mm”lik bir delik açılmasına yol açtı. Bu yara enfeksiyonlara neden oldu ve doktorların tüm çabalarına rağmen göz tamamen işlevini yitirdi. Gözünü korumak için kapakları dikildi.
Ailesi, Juwan”ın görme yetisini geri kazanması için sinir nakli ve ardından kornea nakli planlıyor. Ancak, görme yetisinin tamamen geri gelip gelmeyeceği belirsiz. Juwan’ın annesi, bebeklerin öpülmesinin ciddi sağlık riskleri taşıdığını söyledi.
Aile, Juwan’ın tedavi masrafları için bağış toplarken, diğer ebeveynleri de bu konuda bilinçlendirmek için uyarıda bulundu. Aile, “Bebeğinizi kimsenin öpmesine izin vermeyin. Küçük bir virüs, büyük travmalara yol açabilir.” diyerek ebeveyn uyardı.
HERPES VİRÜSÜ NEDİR?
Herpes virüsü yetişkinler için basit bir uçuk olabilirken, bebeklerde organ yetmezliği, nöbetler ve hatta ölüme neden olabilir. Ebeveynler, özellikle bağışıklık sistemi gelişmemiş yeni doğanları korumak için hijyen kurallarına dikkat etmeli ve enfekte bireylerin bebekleri öpmesini önlemelidir.
Source: Haber Merkezi
1 bardağı çocukları komaya sokuyor! Uzak tutun
Popüler çocuk içeceklerinde bulunan gliserol adlı katkı maddesinin küçük çocuklar için ciddi sağlık riskleri taşıdığı ortaya çıktı. Buzlu içecekler, içerdikleri gliserol nedeniyle kan şekerinde ani düşüşlere ve hayati tehlikeye yol açabiliyor.
Uzmanlar özellikle 4 yaş altındaki çocukların büyük risk altında olduğunu vurguladı. Nedeni ise; Çocukların gliserolü yeterince hızlı işleyemediği için zehirlenme sendromu, hipoglisemi, bilinç kaybı. Son vaka ise İngiltere”de yaşandı. En az 21 çocuk, bu içecekleri tükettikten sonra hastaneye kaldırıldı.
BAZI MARKALAR İÇERİĞİNİ AÇIKLAMIYOR
Gliserol içeren içeceklerin tüketim sınırı belirlenmemiş durumda ve birçok marka içeriğindeki gliserol miktarını açıklamıyor. Sağlık yetkilileri, bu içeceklerin dört yaş altındaki çocuklara verilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Ve 5-10 yaş arasındaki çocukların ise günde en fazla bir tane içmesi gerektiğini belirtiyor.
ÇOCUKLAR ÖLÜMDEN DÖNDÜ
Geçtiğimiz yıl dört ve üç yaşında olan 2 çocuğun, bu içecekleri tükettikten sonra aniden fenalaştığı ve bilinçlerini kaybettiği belirtildi. Hastaneye kaldırılan her iki çocuğun ölümden döndüğü kaydedildi.
Uzmanlar, ebeveynleri etiketleri dikkatlice incelemeleri ve çocuklarını bu tür içeceklerden uzak tutmaları konusunda uyarıyor. Küçük bir serinleme molası, büyük bir tehlikeye dönüşebilir
Source: Haber Merkezi
Burkina Faso”dan Türkiye”ye girdi: Burun tıkanıklığı, nefes darlığı, göz batması yapacak
Son dönemde Burkina Faso’nun çöl bölgelerinden rüzgarlarla havalanan toz partikülleri, uzun bir yolculuğun ardından Türkiye’ye ulaştı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, bu toz taşınımı özellikle Marmara, Ege, İç Anadolu ve Batı Karadeniz bölgelerinde etkili olacak. T
Tozun yoğunluğuna bağlı olarak görüş mesafesinde azalma, hava kalitesinde bozulma ve bazı bölgelerde çamur şeklinde yağış gibi olumsuzluklar öngörülüyor.
“KRONİK HASTALAR DİKKATLİ OLSUN”
Sağlık uzmanları, çöl tozlarının solunum yolu rahatsızlıkları olan bireyler, yaşlılar ve çocuklar üzerinde risk oluşturabileceğini belirtiyor. Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Uslu, “Bu tozlar, gözde batma, burun tıkanıklığı, sık hapşırma ve kısmi nefes darlığı gibi belirtilere neden olabilir. Kronik hastalığı olanların bu dönemde dikkatli olmaları gerekiyor” dedi.
Ayrıca, tozun yağışla birleşmesi halinde toprağa mineral katkısı sağlayabileceği, ancak havada asılı kaldığında sağlık açısından tehdit oluşturabileceği ifade edildi.
“MASKE KULLANIN”
Meteoroloji yetkilileri, toz taşınımının cuma gününden itibaren etkisini azaltmasının beklendiğini, ancak hafta sonuna kadar bazı bölgelerde hafif şekilde devam edebileceğini belirtti. Vatandaşlara, dışarıda geçirilen süreyi azaltmaları, maske kullanmaları ve hassas grupların özellikle dikkatli olmaları önerildi.
Bu olay, Afrika’dan Türkiye’ye çöl tozu taşınımının sıkça yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Uzmanlar, iklim değişikliği ve kuraklığın bu tür atmosferik olayları artırabileceğini vurgulayarak, uzun vadeli önlemlerin önemine dikkat çekiyor. Türkiye, “Tozlu Kuşak” olarak bilinen bölgede yer aldığı için benzer durumlarla gelecekte de karşılaşabilir.
Halkın gelişmeleri takip etmesi ve yetkililerin uyarılarına uyması, bu geçici ancak etkili doğa olayının olumsuzluklarını en aza indirmek için kritik önem taşıyor.
Source: Derleyen: Ümit Karadağ