Gaziantep gezi notları
Gaziantep’te çoğu şehirde hissedemeyeceğiniz huzuru yaşarsınız. Bu gidişimde de böyle oldu. Antep sadece gastronomi şehri değildir, aynı zamanda kültür sanatın da şehridir. Gaziantep Bebek Kütüphanesi, Gaziantep’te bulunan bir bebek kütüphanesidir. İlk ziyaret ettiğim yerdi. Umarım daha da yaygınlaşır.· Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’i makamında ziyaret ettik. Kendisine “içinden yemek geçen filmleri” içeren bir festival de önerdim. Bakalım böyle bir festival yapacaklar mı? · Gaziantep Şehir Tiyatroları’nın iki yeni oyununu izleme fırsatı buldum. “Uçtu Uçtu Hezarfen” adlı oyun hem dekoruyla hem de şarkılarıyla bizi çok eğlendirdi. Her yaşa göre etkileyici unsurların yer aldığı, özellikle çocuklar ve gençler için tasarlanmış nitelikli bir oyun. Fırsatını bulunca mutlaka izleyin. Meltem Kımız Şener’in yazdığı, Ahmet Serhat Artunç’un yönettiği, genel sanat yönetmenliğini ise Nejat Şener’in üstlendiği tek perdelik müzikli çocuk oyunu 50 dakika sürüyor. 6 yaş ve üzeri için uygun. İzlediğim diğer oyunsa “Totem ve Tabu”ydu. Konusu şöyle: Akademisyen bir çift, futbolla pek de ilgili olmamalarına rağmen fanatik bir çifti eve maç izlemeye davet eder. Maç heyecanla oynanadursun, aralarındaki farklılıklar, çatışmalar ve atışmalar taraftarlığın fanatizme tırmanan hali ile beklenmedik sürprizlere yol açar. Bu tip oyunlar, tecrübe kazandıkça daha anlamlı hale geliyor. Daha sonra bir kez daha izlemek isterim. İki devrelik komedi 12 yaş ve üzeri için uygun. Yazan Şahin Ünal, yöneten Kubilay Karslıoğlu ve genel sanat yönetmeni de Nejat Şener.· Zeugma Mozaik Müzesi’nde, antik kentin eşsiz mozaikleri, o dönemde kentte yaşamış olan insanların inançları, kültürü ve günlük yaşantısını geçirdiği ortam birebir mimarisine uygun olarak sunuluyor. Müzedeki eserler Zeugma Antik Kenti’ndeki konumlarına göre yerleştirilmiş. Masum bakışıyla ziyaretçileri hayran bırakan dünyaca ünlü Çingene Kızı’nı görme fırsatını buldum. Yaşadığım mutlu bir andı.· Müzeyyen Erkul Gaziantep Bilim Merkezi, şehre ayrı bir hava katıyor. Bilim merkezi, bünyesinde barındırdığı geçici sergi alanı, kalıcı sergi alanları, teknogaraj, bilim atölyeleri, dene-yap atölyeleri, teknopark, İHA test pisti, gece gözlem rampası, konferans salonları, amfiler, toplantı salonları gibi 12 farklı bölümle ziyaretçilerine farklı şekillerde hizmet sunuyor. · Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi tahılların içerisindeki glutene hassasiyetleri nedeniyle her lezzeti gönüllerince tadamayan çölyak hastaları için glutensiz gıda üretiminin yanı sıra dezavantajlı bireylerin meslek edinmesi ve istihdamına katkı sağlayan Glutensiz Kafe açmış. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan alınan ‘Korumalı iş yeri statü belgesi’ ve İş Kurumu hibe programlarıyla desteklenen proje, yüzde 75’ini zihinsel engellilerin oluşturduğu sosyal işletme modelinin en güzel örneklerinden biri.· Arkeolog Selahattin Köroğlu’nun hazırladığı “Kadim Kent Gaziantep”, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları’nın yayımladığı nitelikli bir kitap. Yapılan arkeolojik kazılarda Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Demir, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait buluntuların ele geçtiği kadim şehir Gaziantep, farklı uygarlıkların, kültürlerin, dinlerin ve ırkların bir araya gelerek birbirleri içinde sentezlendiği gizemli bir tarihe sahip. Bu eser de tarihe yapılmış bir yolculuğun panoramasını yansıtıyor.· Kahraman Emmioğlu Kültür ve Sanat Merkezi’nin Çocuk Sanat Merkezi, çocuklara kültürel ve sanatsal alanlarda hizmet veriyor.· Musem Akademi, Gaziantep mutfağında profesyonel şef adayları yetiştirmenin yanında girişimci adaylara, uzman eğitmen adaylara, turizmde daha donanımlı bir kariyer yapmak isteyen hali hazırdaki şeflere ve bu birikimi hobi olarak edinmek isteyen herkese uygun eğitimler veriyor.Kim ne okuyor?· Fatma Şahin, Amin Maalouf’un “Uygarlıkların Batışı” adlı eserini okuyor… · Behzat Uygur, Erdem Beliğ Zaman’ın “Keşke Beni de Taşlasa” adlı eserini okuyor… · Kubilay Karslıoğlu, Orlando Figes’in “Nataşa’nın Dansı” adlı eserini okuyor…· Nuraydın Arıkan, Yuval Noah Harari’nin “Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi” adlı eserini okuyor…
Source: Sayım Çınar
Hayat görüşü, cenazesine yansıdı
Uzun süredir sol kulağının üst tarafındaki kanserli doku nedeniyle tedavi gören, Türk sinemasının tarihine geçmiş oyuncularından Filiz Akın, geçtiğimiz cuma günü hayatını kaybetti. Akın ın hayatını kaybettiği kimseye haber verilmedi. Cenazesi, sessiz sedasız şekilde, sadece ailesinin katılımıyla Aşiyan Mezarlığı nda defnedildi. habericionecikanlar#100#left# Eşi Sönmez Köksal, defin işleminin tamamlanmasından sonra şu açıklamada bulundu; Sevgili eşim, hayat arkadaşım Filiz i uzun süren bir hastalık sonucu 21 Mart gecesi kaybettim. Vasiyeti uyarınca her türlü dini vecibeler yerine getirilerek en yakın aile mensupları tarafından bugün Aşiyan da toprağa verildi. Sevenlerinin başı sağ olsun… Filiz Akın – Sönmez Köksal Filiz Akın gibi bir oyuncunun cenazesinin sessiz sedasız defnedilmesi, hayranları tarafından bir hayli garipsendi. Sosyal medyada; Akın ın cenazesinin neden sessiz sedasız defnedildiğine ilişkin sorular soruldu, yorumlar yapıldı. Filiz Akın ın hayat görüşü, yaşam biçimi nasılsa cenazesi de öyle defnedildi. Tüm şöhretine rağmen hayatı boyunca şaşaalı bir yaşamdan uzak duran, hayatını sade bir şekilde yaşayan Akın ın hayattaki en büyük korkularından biri, başkalarına yük olmaktı. resim#1237028# Filiz Akın ın mezar yerindeki bir ayrıntı dikkat çekti. Akın ın mezarı; oyunculuk kariyerinin başlarında kamera karşısına geçtiği Beyaz Güvercin , Sözde Kızlar ile ileriki yıllarda rol aldığı Zambaklar Açarken in yönetmeni Nejat Saydam ın mezarının hemen yanında… 1963 yapımı Beyaz Güvercin in setinde çekilen bu fotoğrafta; Nejat Saydam (En önde) ile Filiz Akın, yan yana görülüyor.
Source: Habertürk
Muhsin Yazıcıoğlu vefatının 16. yılında anılıyor: Çok özel arşiv
Kahramanmaraş”ta 25 Mart 2009″da helikopterin düşmesi sonucu beraberindeki 5 kişiyle yaşamını yitiren Büyük Birlik Partisi Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, darbe karşıtı söylemleri ve ilkeli duruşuyla Türk siyasinde iz bıraktı. Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı Yazıcıoğlu, 4 Kasım 1978″de düzenlenen kongrede konuşma yapmıştı. (Arşiv)
Source:
Cumhuriyet Dönemi hikaye yazarları
Cumhuriyet in ilanıyla birlikte Türkiye de yalnızca siyasi ve toplumsal yapılar değil, edebiyatın dili ve ruhu da büyük bir değişim yaşadı. Yeni rejimin beraberinde getirdiği modernleşme süreci, edebiyatçılar için hem bir ilham kaynağı hem de tartışma alanı oldu. Roman ve hikâye yazarları bireyin toplum içindeki yerini sorgularken, şairler yeni bir ses arayışına girdi. Tiyatro eserleri, güncel meseleleri sahneye taşırken, fıkralar toplumsal mizahın en keskin anlatım biçimi haline geldi. Peki, Cumhuriyet Dönemi Hikaye, Roman, Fıkra, Tiyatro Yazarları ile Şairleri Kimler ve Özellikleri Neler? CUMHURİYET DÖNEMİ HİKÂYE VE ŞİİR ÖZELLİKLERİ Cumhuriyet in ilanıyla birlikte, Türk edebiyatı köklü bir dönüşüm sürecine girdi. Bu yeni dönemde hikâye ve şiir anlayışı, hem içerik hem de üslup açısından büyük bir değişim yaşadı. Batı etkisiyle gelişen edebi akımların etkisi artarken, toplumsal gerçekler ve bireyin iç dünyası edebiyatın ana eksenlerinden biri haline geldi. Hikâye türü, Cumhuriyet öncesinde daha çok bireysel ve romantik bir yapıya sahipken, 1923 sonrası dönemde toplumun değişen dinamiklerini yansıtma görevini üstlenen bir araç haline geldi. Özellikle Anadolu insanının yaşamı, köy hayatı, göç, eşitsizlik, kadın hakları gibi toplumsal konular hikâyelerde ön plana çıkarken Sabahattin Ali nin Kuyucaklı Yusuf, Sait Faik Abasıyanık ın Semaver gibi eserleri de bu yeni dönemin belirgin örnekleri arasında yerini almayı başardı. Şiir alanında ise, 1920 li ve 30 lu yıllarda hece ölçüsüyle yazılmış, halk edebiyatından izler taşıyan şiirler yaygındı. Ancak 1940 lardan sonra, özellikle Garip Akımı ile birlikte, şiir dili yalınlaştı ve bireysel duyguların anlatımı ön plana çıktı. 1950 lerde ise İkinci Yeni hareketi doğdu. 1980 lerden sonra ise şiirde daha bireysel ve deneysel bir yönelim gözlemlendi. CUMHURİYET DÖNEMİ YAZARLARI Bu dönemin en önemli isimlerinden biri hiç kuşkusuz Yakup Kadri Karaosmanoğlu dur. Yaban adlı eseriyle, Kurtuluş Savaşı yıllarında aydın-halk çatışmasını ele alan yazar, Türk toplumunun modernleşme sürecini eleştirel bir gözle ele almıştır. Sabahattin Ali, sosyal gerçekçi akımın en önemli temsilcilerinden biri olarak, Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan gibi eserleriyle bireysel yalnızlık, aşk ve toplumsal baskıyı konu almıştır. Peyami Safa ise, ruh çözümlemeleri ve psikolojik tahlilleriyle dikkat çekmiştir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eseri ise bireyin içsel çatışmalarını ustalıkla ele alan önemli bir romanı olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Yaşar Kemal de Cumhuriyet dönemi yazarları arasında yer alan önemli bir eserdir. Özellikle Anadolu nun destansı anlatımını edebiyata taşıyan isimlerden biri olarak, İnce Memed serisiyle halk edebiyatı unsurlarını modern anlatımla birleştirmiştir. Fakir Baykurt ise, köy edebiyatı akımının öncülerinden biri olarak, köylülerin yaşadığı adaletsizlikleri ve toplumsal eşitsizlikleri eserlerinde işledi. Cumhuriyet dönemi yazarları, toplumsal gerçeklikleri sanatsal bir dille yansıtarak, modern Türk edebiyatının temellerini atmış ve edebiyatın halkla olan bağını daha da güçlendirmiştir. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI ŞAİRLER Şiir, Cumhuriyet dönemi edebiyatında büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Şairler, geleneksel şiir kalıplarını kırarak, halkın anlayabileceği ve hissedebileceği yeni bir şiir dili oluşturmuştur. Nazım Hikmet, Türk şiirinde modernizmin öncülerinden biri olarak, serbest nazımı edebiyatımıza kazandırmıştır. Orhan Veli Kanık, Garip Akımı ile geleneksel şiir anlayışını yıkan isimlerden biri olmuştur. Günlük dili ve ironik anlatımıyla, Türk şiirini halkın içinden bir sanat haline getirmiştir. 1950 lerden sonra ise, İkinci Yeni akımıyla birlikte şiirde soyut ve imgesel bir anlatım benimsenmiştir. Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar ve Sezai Karakoç gibi şairler, metaforları ve çağrışımları ön planda tutarak, bireyin iç dünyasını derinlemesine işleyen şiirler yazmışlardır.CUMHURİYET DÖNEMİ FIKRA, TİYATRO VE ROMAN YAZARLARI Fıkra Yazarları: Cumhuriyet sonrası gazeteciliğin gelişmesiyle birlikte, fıkra türü de önemli bir edebi dal haline geldi. Ahmet Rasim, Burhan Felek ve Peyami Safa, dönemin en önemli fıkra yazarları arasında yer aldı. Bu yazarlar, gündelik olayları mizahi ve eleştirel bir dille ele alarak halkın ilgisini çekmeyi başardılar. Tiyatro Yazarları: Türk tiyatrosu, Cumhuriyet döneminde Batılı formlara yaklaşarak modernleşti. Musahipzade Celal, Cumhuriyet in ilk yıllarında geleneksel Türk tiyatrosunu sürdürürken, Muhsin Ertuğrul gibi isimler Batı tarzı tiyatronun öncülüğünü yaptı. Haldun Taner ise, Keşanlı Ali Destanı ile epik tiyatro anlayışını Türk sahnelerine taşıdı. Roman Yazarları: Roman türü, Cumhuriyet döneminde toplumun her kesimini kapsayan geniş bir anlatı alanına dönüştü. Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu ile kadın-erkek ilişkilerine ve öğretmenlik mesleğine dair güçlü bir anlatım sundu. Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek ile Kurtuluş Savaşı nı kadın perspektifinden anlattı.
Source: Habertürk
Tezgahlar bayram şekerleriyle renklendi
Bursa”da tarihi çarşıda, Ramazan Bayramı”na sayılı günler kala bayram şekerleri ve çikolataları tezgahlarda yerini alarak müşterilerin beğenisine sunuldu. Kilogram fiyatının 250 liradan 600 lira arasında değişen şeker ve çikolatalar kısa bir süreliğine alıcılarını bekliyor. Rengarenk görüntüleri ile çocukları cezbeden şeker ve çikolatalara vatandaşlar bayram öncesi yoğun ilgi gösteriyor.Bayram şekeri satışlarında arife günü yoğunluk beklediğini ifade eden esnaf Orhan Çağlayan, “Ramazan Bayramı”nın gelmesiyle birlikte bayramların vazgeçilmezi olan şekerler ve çikolatalar tezgahlara yerini aldı. Vatandaşların ilgisi ve alakası da oldukça fazla olmaya başladı. Ramazan Bayramı”na sayılı günler kaldı ancak birkaç gün kala daha da hareketlenmesini, vatandaşların şeker ve çikolataya olan ilgisinin artacağını düşünüyoruz. Çeşitli giderlere daha önceden hazırlık yapıldığı için şu an biraz daha sakin, ancak son günlerde satışların daha da artacağını bekliyoruz. Fiyatlardan bahsedecek olursak, geçen yılki Ramazan ve Kurban Bayramı”nda fiyatların genellikle aynı kalmış olmasına rağmen, özellikle çikolatalı ürünlerde maliyet artışından dolayı fiyatlar biraz daha yükseldi. Bu da haliyle fiyat etiketlerine yansıdı. Çikolatalara örnek vermek gerekirse, kalitesine göre 250 TL”den başlayıp 300, 350, 600 TL”ye kadar markalı ve kaliteli çikolatalar mevcut. Şekerlemelerin fiyatları ise 200, 250, 300 TL arasında değişiyor. Vatandaşların şeker ve çikolata alırken dikkat etmesi gereken en önemli noktalar ise bazı yerlerde kampanya adı altında eski mahsul, yani tarihi geçmiş ürünlerin satılması olabiliyor. Merdiven altı imalat yapılan şeker ve çikolatalara karşı da dikkatli olmaları gerekiyor. Bilindik ve güvenilir yerlerden alışveriş yapmaları, daha sağlıklı ve uygun olacaktır” dedi.
Source: Emre Genç
Divan Edebiyatı nazım biçimleri
Şiirin duyguyu kelimelerle resmeden bir sanat olduğuna şüphe yok. Ancak her dönemin, her edebi anlayışın şiire yüklediği anlam farklıdır. Kimi serbest bir akıştan yanadır, kimi ise belirli kurallar içinde mükemmel bir uyum arar. İşte divan edebiyatı tam da bu ikinci gruba giren, ahenk ve biçim açısından büyük bir disiplinle şekillenmiş bir şiir anlayışını temsil eder. Gazellerden kasidelere, mesnevilerden rubailere kadar pek çok nazım biçimiyle edebiyatımıza damgasını vuran bu geleneğin en önemli özellikleri neler? Klasik şiirin en güçlü isimleri kimlerdir? Tüm bu soruların cevaplarını yazımızda sizler için bir araya getirdik. DİVAN EDEBİYATI NEDİR? Divan edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ortaya çıkan ve klasik kurallara dayalı, estetik kaygıların ön planda olduğu bir edebiyat anlayışıdır. Adını, şairlerin şiirlerini topladığı Divan adlı eserlerden alır. Arap ve Fars edebiyatından büyük ölçüde etkilenmiş olup, özellikle İslami düşünce sistemine ve tasavvufa güçlü bir şekilde bağlıdır. DİVAN EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ Divan edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gelişen, Arap ve Fars edebiyatının etkisinde şekillenen, sanat kaygısını ön planda tutan bir edebi akımdır. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar devam eden bu edebiyat türü, sanatçılarının klasik kurallara sıkı sıkıya bağlı olduğu, soyut ve idealize edilmiş bir dünyayı yansıttığı bir yapıdadır. Divan edebiyatı, süslü bir dil kullanımı, mecazlarla örülü anlatım ve derin anlam katmanları ile öne çıkar. Bu edebiyat türünde bireysel duygular ve aşk, doğrudan bir anlatımla değil, belirli kalıplar ve imgeler aracılığıyla aktarılır. Doğa tasvirlerinde gül-bülbül ilişkisi, aşkı ve sevgiyi simgeleyen en önemli metaforlardan biridir. Bunun yanı sıra, su gibi akan zarif ve ince betimlemeler, edebiyatın en değerli yönlerinden biri olarak kabul edilir. Sanat anlayışı olarak Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir. Bu nedenle eserlerde eğitici ya da öğretici bir amaç güdülmemiş, daha çok estetik bir idealin peşinde olunmuştur. Şairler, toplumsal sorunlardan çok bireysel duygu ve düşüncelerine yönelmişlerdir. Gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimleriyle yazılan eserlerde, aşk, doğa, kahramanlık, tasavvuf gibi temalar işlenmiştir. Divan edebiyatı, Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerle zenginleşmiş Osmanlı Türkçesiyle yazılmıştır. Bu nedenle dil oldukça ağırdır ve halkın doğrudan anlayabileceği bir sadelikten uzaktır. DİVAN ŞİİRİ ÖZELLİKLERİ VE NAZIM BİÇİMLERİ Nazım birimi olarak genellikle beyit ve bentler kullanılmıştır. Divan şiirinin en yaygın nazım biçimleri şunlardır: Gazel: Aşk, şarap, doğa ve tasavvuf konularını işleyen, en yaygın nazım biçimidir. Beyitlerle kurulur ve ahenk önemlidir. Son beyitte şairin mahlasını kullanması gelenektir. Kaside: Genellikle bir padişah, devlet adamı ya da önemli bir şahsiyeti övmek amacıyla yazılan uzun şiirlerdir. Mesnevi: Uzun hikâyelerin anlatıldığı, beyitlerden oluşan nazım biçimidir. Leyla ile Mecnun ve Hüsn ü Aşk gibi önemli mesneviler bu türün örneklerindendir. Rübai ve Tuyuğ: Dört mısradan oluşan ve genellikle anlam açısından yoğun ve derin olan nazım biçimleridir. DİVAN EDEBİYATI ŞAİRLERİ Divan edebiyatı, birçok büyük şair yetiştirmiştir ve her biri farklı yönleriyle edebiyat dünyasında iz bırakmıştır. İşte en önemli Divan edebiyatı şairleri: Fuzûlî : Aşk ve tasavvuf konularını iç içe işleyen, en duygusal Divan şairlerinden biridir. Su Kasidesi ve Leyla ile Mecnun adlı mesnevisi, edebiyatımızın en değerli eserlerindendir. Bâkî: Osmanlı’nın Sultanü’ş-Şuara yani Şairler Sultanı olarak anılan büyük şairidir. Lirik ve zarif üslubuyla tanınır. Nedîm: Lale Devri şairi olarak bilinir ve İstanbul un güzelliklerini, neşeli ve coşkulu bir dille anlatır. Halk söyleyişine yakın, samimi bir üslubu vardır. Şeyh Galip: Divan edebiyatının son büyük temsilcisidir. Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi, derin tasavvufi anlamları ve olağanüstü sanat gücüyle edebiyatımızın en önemli eserlerinden biridir. Beyazıt Bestami ve Niyazi Mısrî: Tasavvuf şiirinde büyük iz bırakan şairlerdir.
Source: Habertürk
Bakan Ersoy: Yeni rekorların peşinde koşuyoruz
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün son yıllarda elde ettiği başarıları sosyal medya hesabından duyurdu. Bakan Ersoy, paylaştığı mesajda sanat alanındaki büyümeyi vurgularken Devlet Opera ve Balesi’nin ulaştığı rekorlara ve yeni sezon çalışmalarına dikkat çekti. Bakan Ersoy un paylaşımı şu şekilde: Sanata verdiğimiz destekle yeni rekorların peşinde koşuyoruz! Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğümüz sanatta yeni rekorlara imza atıyor! 2023-2024 sezonunda: – 44 yeni eser sahnelendi ve 1.009 temsilde 613 bin 276 sanatseverle buluştuk. – Seyirci sayısında yüzde 27, temsil sayısında yüzde 44 artış yaşandı. – Kültür Yolu Festivali’nde 15 şehirde 94 temsil sahnelendi ve 134 bin 844 sanatsever izledi. – Çocuklara yönelik 246 etkinlik düzenlenerek 75 bin minik sanatsever opera ve baleyle buluştu. Yeni sezonda sanat sahnesi daha da büyüyor! Yerli eserimiz Gilgameş operası dünya prömiyerini yapacak. Sanatseverleri büyüleyecek Kuğu Gölü, dünyaca ünlü dansçılarla sahnelenecek. Türkiye-Özbekistan kültürel iş birliği, Aspendos’ta tarihi bir buluşmaya sahne olacak. Yetenek taramalarıyla da geleceğin yıldızlarını keşfedeceğiz. Sanatın her dalında daha büyük başarılara imza atmaya devam edeceğiz! REKORLARLA DOLU BİR SEZON GERİDE KALDI Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, 2023-2024 sezonunda sahnelediği eserler ve düzenlediği etkinliklerle geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. Genel Müdürlüğün sahneye koyduğu yeni eser sayısı ve seyirci sayılarında artış yaşandı. Bir önceki sanat sezonunda 44 yeni eser sahnelendi ve toplam 1.009 temsil ile 613 bin 276 sanatseverle buluşturuldu. Bu dönemde seyirci sayısında yüzde 27, temsil sayısında ise yüzde 44’lük bir artış kaydedildi. Çocuklara yönelik etkinliklerde de 246 program düzenlenerek 75 bin sanatsever çocuk opera ve baleyle buluştu. Kültür Yolu Festivali kapsamında 15 şehirde 94 temsil gerçekleştirilerek 134 bin 844 sanatsever bu etkinlikleri izledi. YENİ SEZONDA DAHA GENİŞ KİTLELERE ULAŞILACAK Yeni sanat sezonunda Devlet Opera ve Balesi, sanatsal etkinliklerini çeşitlendirerek daha geniş kitlelere ulaşmayı amaçlıyor. Bu kapsamda yerli eserlerin dünya prömiyerleri, uluslararası iş birlikleri, yeni sahne projeleri ve genç sanatçılara yönelik destek programları hayata geçirilecek. Ahmet Adnan Saygun’un eseri olan Gilgameş operası ilk kez sahnelenerek 16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında dünya prömiyeri gerçekleştirilecek. Klasik bale repertuarının önemli eserlerinden biri olan Kuğu Gölü, dünyaca ünlü dansçılar Iana Salenko ve Daniil Simkin’in katılımıyla sanatseverlerle buluşacak. Türkiye ve Özbekistan arasındaki kültürel iş birliği kapsamında, Özbekistan Ali Şir Nevai Adına Bolşoy Opera ve Bale Tiyatrosu, Aspendos’ta özel bir gösteri sunacak. Böylece iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlanacak. Genç sanatçıların desteklenmesine yönelik çalışmalar da yeni sezonda genişletilecek. Yetenek taramaları kapsamında düzenlenecek seçmelerle genç sanatçılar sahneye kazandırılacak. Özellikle 16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında genç sanatçılar için özel performanslar gerçekleştirilecek. Güzel sanatlar liseleri öğrencilerine yönelik eğitim projeleri kapsamında ise Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya ve Samsun Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri tarafından çeşitli eğitim gezileri düzenlenecek. Öğrencilerin sahne sanatlarıyla daha yakından tanışması sağlanarak geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunulacak. İlki düzenlenecek Anadolu Opera ve Bale Festivali kapsamında yetenek taramaları genişletilecek. 2024 yılında altı ilde gerçekleştirilen yetenek taramalarının ardından, 2025’te Afyonkarahisar, Karabük, Tekirdağ, Edirne, Bilecik, Kütahya, Niğde, Osmaniye, Isparta, Uşak, Kars ve Amasya illerinde de yeni taramalar düzenlenecek. Hedef, 360 öğrenciye ulaşmak ve genç yetenekleri keşfetmek olacak. Ayrıca, 2025 Kültür Yolu Festivalleri çerçevesinde 19 şehirde 54 eser sahnelenecek ve toplam 101 temsil gerçekleştirilecek. Bu etkinliklerle yaklaşık 145 bin sanatsevere ulaşılması planlanıyor.
Source: Habertürk
“Osmanlı şerbetleri”nin geleneksel ürün adı olması için başvuru yapıldı
Osmanlı mutfak kültüründe bugüne kadar ulaşan, Türk gastronomisinin önemli unsurlarından biri olan Osmanlı şerbetlerinin Türkiye genelinde “Geleneksel Ürün Adı” olarak tescillenmesi için BŞEÜ ve Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği yaptı.
Bu yılbaşında TÜRKPATENT”e yapılan başvuruyla Osmanlı Devleti”nde imarethanelerde “şerbethane” adı verilen özel bölümlerde hazırlanan “Osmanlı şerbetleri”nin tescillenmesiyle koruma altına alınıp tüketiminin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
BŞEÜ Meslek Yüksekokulu Gıda İşleme Bölümü Öğretim Görevlisi Mesut Kaplan, AA muhabirine, Osmanlı şerbetinin Türkiye genelinde geleneksel ürün olarak tescillenmesi için başvuruların tamamlandığını belirterek, Bilecik”in Osmanlı”nın kuruluşun şehri olmasından dolayı böyle bir başvuru yaptıklarını söyledi.
Türk mutfak kültüründe 200″den fazla şerbet çeşidinin tespit edildiğini aktaran Kaplan, şöyle konuştu:
“Osmanlı şerbeti, içerdiği zengin baharat ve bitkisel bileşenler sayesinde yalnızca bir içecek olmanın ötesinde sağlık açısından da önemli katkılar sunmaktadır. Osmanlı döneminde şerbetler, hem saray mutfağında hem de halk arasında yaygın olarak tüketiliyordu. Özellikle iftar sofralarının vazgeçilmezi olan bu içecekler, mide ve bağırsak sağlığını destekleyici özellikleriyle dikkat çekmektedir.”
“Sağlıklı sindirim süreci için faydalı”
Kaplan, Osmanlı şerbetinin temel bileşenleri arasında gül yaprakları, hibiskus, zencefil, zerdeçal, tarçın ve karanfil bulunduğuna değinerek, Osmanlı döneminde şeker yerine bal veya pekmezle tatlandırılan şerbetin, kan şekeri dengesini koruyucu ve antioksidan özellikleriyle bilindiğini söyledi.
Söz konusu dönemde şerbetin ramazan ayında tüketiminin arttığını hatırlatan Kaplan, “Gün boyu süren açlığın ardından ani kan şekeri yükselmelerini engelleyen bu şerbetler, sağlıklı bir sindirim süreci için de oldukça faydalıdır. Türk toplumunda şerbet yalnızca bir içecek değil, aynı zamanda kültürel bir simge olarak da önemli yer tutuyor.” diye konuştu.
“Türk kültürünün ortak mirasıdır”
Kaplan, Osmanlı şerbetinin yalnızca belirli bir bölgeye mal edilmemesi gerektiğinin altını çizerek, bu yüzden şerbetin “coğrafi işaret” yerine “geleneksel ürün adı” ile tescil edilmesi için girişimlerde bulunduklarını dile getirdi.
Şerbetin yalnızca Bilecik”e ait bir ürün olmadığını hatırlatan Kaplan, “Şerbet, Türk kültürünün ortak mirasıdır. Tüm Türkiye”yi kapsayacak şekilde tescillenmesi, şerbet kültürünün yaygınlaşması adına önemli bir adımdır.” dedi.
Geleneksel Osmanlı şerbetlerinin gazlı içecekler karşısında yeterince yaygın olmadığına değinen Kaplan, şunları kaydetti:
“Şerbetler, içerikleri itibarıyla birçok gazlı ve gazsız içecekten çok daha kıymetlidir ancak günümüzde şerbetlere erişim oldukça kısıtlı. Bu nedenle tescil süreci tamamlandıktan sonra şerbetin yaygınlaştırılması için stratejik plan çerçevesinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Osmanlı şerbeti, özellikle doğal içeriği ve sağlık açısından sunduğu faydalar dolayısıyla modern beslenme kültürüne yeniden kazandırılması gerekir. Tescillenmesiyle daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamayı hedeflemekteyiz. Tescil sürecinin tamamlanmasıyla Osmanlı şerbeti, geleneksel Türk içeceği olarak resmi olarak korunacak ve üretimi belirli standartlara bağlanacak.”
Kaplan, geleneksel ürün adı tescilinin daha önce “coğrafi işaret” alan şerbetlerin bu konumu etkisiz hale getirmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Source:
Darbukayı bidonla öğrenen ilkokul öğrencileri “Şenlik Grubu”nda bir araya geldi
Şehit Sercan Öklük İlkokulu Sınıf Öğretmeni Tülay Çamaş, eğitimini aldığı darbukaya olan merakı üzerine yaklaşık 1 yıl önce sınıfında müzik grubu kurmaya karar verdi.
Öğrenciler ilk olarak evlerinde bulunan su bidonu ve leğenleri kullanarak darbuka ritimlerini öğrenmeye çalıştı.
Zamanla kendilerini geliştiren öğrencilerin oluşturduğu gruba, daha sonra başka öğrenciler de katıldı.
Aralarında iki engelli öğrencinin yer aldığı 30 çocuk, eğitimlerinin ardından temin ettikleri darbukalarla özel günlerde sahne alıp müzikseverlerin beğenisini toplamaya başladı.
“Şenlik Grubu” adı verilen grup, her konser öncesinde okul kütüphanesinde bir araya gelerek provalarını sürdürüyor.
“Bidon ve leğenleri kullandılar”
Sınıf Öğretmeni Çamaş, AA muhabirine, uzun yıllardır müziğe karşı ilgisinin olduğunu, bir süredir davul ve darbukaya karşı merakının arttığını söyledi.
İlçede açılan darbuka kursuna giderek ritimleri öğrendiğini anlatan Çamaş, “Sonra bunu öğrencilerime öğretmeye karar verdim. Hemen ardından kendi sınıfımda müzik grubu kurdum. Önce 3 kişiyle kurduğum bu gruba, sınıftaki 27 öğrencim daha katıldı. Grupta sağ eli olmayan bir öğrencim ile deri hastalığı bulunan bir öğrencim de yer alıyor. Toplamda 30 çocukla bu grubu oluşturdum.” dedi.
Çamaş, gruptaki öğrencilere ilk etapta öğrenmeleri gereken ritimleri aktardığını, onların da evlerindeki su bidonu ve leğenleri kullanarak çalışmalara başladıklarını ifade etti.
Öğrencilerin ritim bilgilerini geliştirmelerinin ardından darbuka temin ettiklerini aktaran Çamaş, “Bu işe başladığımızda çocukların henüz darbukaları yoktu. Bende kendilerine ritim verdiğim için onlar da bidon ve leğenleri kullandılar. Onlar vurarak öğrenmeye çalıştılar. Biz sonra bir şeyleri başarabildiğimizi gördükçe darbukalarımızı almaya başladık.” diye konuştu.
“Konserlerimiz çok güzel ve eğlenceli geçiyor”
Çamaş, öğrencilerin sahnelere çıkarak konser veren bir grup haline geldiğine işaret ederek, “Geçtiğimiz aylarda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Engelliler Haftası ve Bilim Şenliği”nde sahneye çıkarak konser verdik. Konserlerimiz çok güzel ve eğlenceli geçiyor. Bizleri izleyen seyircilerimizin çok güzel mesajlarını aldık. Bundan sonra bu gibi özel gün ve haftalarda sahne almaya devam edeceğiz.” dedi.
Öğrencilerden Eylül İkra Bayram ise grupta yer almaktan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi.
Kendilerine bu konuda destek veren öğretmenlerine teşekkür eden Bayram, “Biz bu işe başlamadan önce darbukamız yoktu. Bidon ve leğenlerle çalıştık. Sonra baktık ki bu işi yapabiliyoruz, kendimize darbuka aldık. Öğretmenimiz bize müziklerle ritim tutturdu. Ortaya çok güzel sonuçlar çıktı. Artık konser vermeye başladık. Bu grup sayesinde müziğe daha çok yönelmeye başladım.” ifadelerini kullandı.
Esila Arıkan da şenlik grubunun ilk üyelerinden olduğunu, bu nedenle kendisini çok şanslı hissettiğini dile getirdi.
Hiçbir fikri olmamasına rağmen öğretmeni sayesinde darbuka çalmayı öğrendiğini belirten Arıkan, insanları eğlendirdiği için çok mutlu olduğunu söyledi.
Cilt rahatsızlığı olarak bilinen balık pulu hastalığıyla mücadele eden Beyza Nur Suluk ise gruba girmeyi çok istediğini aktararak, talebini kabul eden öğretmenine teşekkür etti.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Source:
Garip akımı temsilcileri
Garip Akımı, Türk edebiyatında büyük bir kırılma noktası yarattı. Kimi zaman eleştirildi, kimi zaman hayranlıkla karşılandı ama kesin olan bir şey vardı: Şiire bakış açısını tamamen değiştirdi. İşte, Garip akımı ile ilgili merak edilen soruların cevapları. GARİP AKIMI NEDİR? Türk edebiyatında modern şiirin önemli dönüm noktalarından biri olan Garip Akımı, 1940’lı yıllarda Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat tarafından ortaya konmuş, şiirde köklü bir değişimin öncüsü olmuştur. Geleneksel kalıpları ve süslü, ağır dili reddeden bu hareket, sıradan insanın gündelik hayatını, en yalın ve doğal haliyle anlatmayı hedeflemiştir. Dönemin şiir anlayışı, divan şiirinin etkisinden tam olarak sıyrılamamış ve hece ölçüsüne dayalı kalıplarla ilerlemekteyken, Garip Akımı, edebiyat dünyasında adeta bir devrim niteliği taşımıştır. Şiirde ahenk unsurlarının belirleyici olmadığı, gündelik konuşma dilinin hâkim olduğu ve süslü sanatlı söyleyişlerden kaçınıldığı bu akım, modern şiirin kapılarını aralamıştır. Garipçiler, halkın anlayabileceği basitlikte ve içten bir üslup benimseyerek, herkesin şiir yazabileceği fikrini savunmuşlardır. Bu yeni anlayışın doğuşunda, özellikle Orhan Veli Kanık’ın 1941 yılında yayımladığı Garip adlı şiir kitabı büyük rol oynamıştır. Kitap, hem yeni bir edebiyat anlayışını duyurmuş hem de geleneksel şiir kalıplarına meydan okuyan bir manifesto niteliği taşımıştır. GARİP AKIMI ÖZELLİKLERİ NELERDİR? Şiir artık sadece seçkin kesime hitap eden bir tür olmaktan çıkmış, sokaktaki insanın yaşamı, düşünceleri ve duyguları şiirin merkezine alınmıştır. Aşk, işsizlik, yalnızlık, günlük dertler, küçük mutluluklar gibi herkesin deneyimleyebileceği temalar işlenmiştir. Osmanlı Türkçesi nin ağır ve sanatlı dili yerine, halkın konuştuğu günlük Türkçe kullanılmıştır. Arka arkaya sıralanan süslü mecazlar ve sanatlı söyleyişler terk edilmiştir. Şiir, tıpkı bir arkadaş sohbetinde anlatılan bir hikâye gibi doğal bir akışla ilerler. Klasik şiir anlayışında büyük öneme sahip olan ölçü (aruz ve hece ölçüsü) ve kafiye kullanımı Garipçiler tarafından gereksiz görülmüştür. Şiirde serbest ölçü kullanımı yaygınlaşmış ve özgür bir biçim anlayışı benimsenmiştir. Şiir, sadece belirli bir kesimin anlayabileceği bir sanat dalı olmamalıdır düşüncesi benimsenmiştir. Bu nedenle, şiirin günlük hayata daha yakın olması gerektiği savunulmuş ve her bireyin şiir yazabileceği fikri öne çıkarılmıştır. Garip Akımı şiirlerinde bazen alaycı bir üslup, ince bir mizah ve toplumsal eleştiriler görmek mümkündür. Özellikle dönemin sosyal ve politik yapısına dair gözlemler, mizahi bir dille ele alınmıştır. Metaforlar, teşbihler ve klasik şiirde sıkça kullanılan sanatlı söyleyişler terk edilmiştir. Bunun yerine, şiirin tamamen doğal ve içgüdüsel olması gerektiği savunulmuştur. GARİP AKIMI TEMSİLCİLERİ KİMLERDİR? Garip Akımı’nın en önemli temsilcileri, hareketin öncüsü olan Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat üçlüsüdür. Orhan Veli Kanık (1914-1950) Garip Akımı nın öncüsü olarak bilinen Orhan Veli, şiirde devrim yaratacak değişikliklere imza atmıştır. Garip adlı kitabı ile şiirde ölçü, kafiye, süslü anlatım ve kalıplaşmış konulara başkaldırmıştır. Onun şiirleri, halkın dilini ve gündelik yaşamın basit gerçeklerini öne çıkaran bir anlatıma sahiptir. İstanbul u Dinliyorum , Anlatamıyorum , Cımbızlı Şiir gibi eserleri, onun bu sade ama etkileyici tarzının en güzel örneklerindendir. Melih Cevdet Anday (1915-2002) Garip hareketinin kurucularından biri olmasına rağmen, ilerleyen yıllarda farklı anlayışlara yönelmiştir. Toplumsal olaylara ve bireyin toplum içindeki yerine dair daha derinlemesine eleştiriler sunan şiirleriyle dikkat çekmiştir. Şiir dışında roman, deneme ve tiyatro eserleri de kaleme almıştır. Telgrafhane , Yan Yana , Kolları Bağlı Odysseus önemli eserleri arasındadır. Oktay Rıfat Horozcu (1914-1988) Garip Akımı’nın diğer bir önemli temsilcisi olan Oktay Rıfat, akımın temel anlayışına sadık kalarak, mizahi ve ironik anlatımıyla ön plana çıkmıştır. Ancak ilerleyen yıllarda şiir anlayışını geliştirerek, farklı yönelimler de sergilemiştir. Perçemli Sokak , Aşık Merdiveni , Elleri Var Özgürlüğün gibi şiirleriyle modern Türk şiirinde önemli bir yer edinmiştir. GARİP AKIMI KODLAMA YÖNTEMİ Garip Akımı’nın en önemli temsilcileri olan Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu, edebiyat dünyasında büyük bir yenilik yaparak geleneksel şiir anlayışına meydan okumuşlardır. Bu üç büyük şairin isimlerini kolayca hatırlayabilmek için OMO kodlamasını kullanabilirsiniz: O – Orhan Veli Kanık M – Melih Cevdet Anday O – Oktay Rıfat Horozcu Bu kodlama, özellikle öğrenciler ve edebiyatla ilgilenenler için ezberlemeyi kolaylaştıran pratik bir yöntemdir.
Source: Habertürk
Balkan Savaşları”nda kahramanca mücadelenin adı: Edirne savunması
Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Sabri Can Sannav, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü”nün yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda tarihin bıraktığı önemli bir mirası hatırlama günü olduğunu ifade etti.
Balkan Savaşları”nın Osmanlı Devleti için büyük dönüm noktası olduğunu belirten Sannav, 1912-1913 yıllarındaki savaş neticesinde Osmanlı”nın Rumeli”deki hakimiyetinin sarsıldığını ve milyonlarca insanın göçe zorlandığını dile getirdi.
Savaşın en kritik ve zorlu mücadelesinin Osmanlı”nın Avrupa”daki son büyük kalesi Edirne”de yaşandığını anlatan Sannav, “Edirne, Osmanlı Devleti”nin yalnızca stratejik kalesi değil, aynı zamanda yüzyıllar boyunca Osmanlı medeniyetinin merkezi olmuş bir şehirdi. Osmanlı için hem tarihi hem de askeri açıdan büyük önem taşıyan Edirne, Balkan Savaşları sırasında Bulgaristan ve Sırbistan tarafından hedef alınmış, Osmanlı Devleti ise bu kadim şehri kaybetmemek için büyük mücadele vermiştir.” dedi.
“Şehir tüm olumsuzluklara rağmen kahramanca savunuldu”
Doç. Dr. Sabri Can Sannav, savaşta Edirne”yi savunma görevinin askeri dehası, kararlılığı ve vatan sevgisiyle tanınan Mehmed Şükrü Paşa”ya verildiğini aktardı.
Şükrü Paşa”nın az sayıdaki askerine rağmen şehri savunmak için askerleri ve kahraman Edirne halkıyla olağanüstü çaba gösterdiğini vurgulayan Sannav, şunları kaydetti:
“Edirne, 155 gün boyunca Bulgar ve Sırp ordularının ağır topçu bombardımanına, açlığa, salgın hastalıklara ve mühimmat yetersizliğine rağmen direnmiştir. Şükrü Paşa komutasındaki Osmanlı savunma kuvvetleri, yaklaşık 35 bin askerle, 150 bin kişilik düşman ordusuna karşı göğüs germiştir. Osmanlı askerleri, açlık ve cephane kıtlığına rağmen son ana kadar mücadeleyi sürdürmüş, Edirne”deki sivil halk da bu direnişin bir parçası olmuştur. Edirne”de savunma hatları titizlikle oluşturulmuş, düşmanın ilerleyişini durdurmak için çeşitli tahkimatlar yapılmıştır ancak uzun süren kuşatma boyunca Türk askeri ve sivil halk için en büyük tehdit açlık olmuştur. Şükrü Paşa ve askerleri, tüm bu olumsuzluklara rağmen şehri savunmaya devam etmiştir.”
“Osmanlı savunma hatlarına yaklaşık 70 bin top mermisi atıldı”
Doç. Dr. Sannav, Bulgar ve Sırp ordularının Edirne”yi ele geçirmek için aylarca süren topçu saldırıları ve piyade hücumları gerçekleştirdiğini, savaş süresince Osmanlı savunma hatlarına yaklaşık 70 bin top mermisi atıldığını belirtti.
Şehirde barınan halkın bir kısmının bu saldırılar sırasında hayatını kaybettiğini, kalanların ise açlık ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kaldığını dile getiren Sannav, “26 Mart 1913 tarihinde aylar süren kuşatma ve ağır bombardıman sonucunda Osmanlı kuvvetleri artık direnemez hale gelmiştir. Cephane ve gıda kaynakları tükenmiş, binlerce asker ve sivil açlıktan hayatını kaybetmiştir.” ifadelerini kullandı.
Sannav, Bulgar ordusunun şehre girmesiyle esir alınan 13 bin askerin zor şartlar altında şehit düştüğünü söyledi.
Edirne”nin düşmesinin Osmanlı için büyük kayıp olduğunu dile getiren Sannav, “155 günlük bu direniş, Türk milletinin vatan sevgisini ve mücadele azmini gösteren en önemli tarihi olaylardan biri olarak hafızalara kazınmıştır. Edirne”nin düşmesinin ardından Şükrü Paşa esir edilmiş ve Bulgaristan”a götürülmüştür ancak Şükrü Paşa”nın gösterdiği bu direniş büyük düşman askerleri tarafından büyük takdire şayan olmuştur. Kendisi her zaman Bulgaristan”da büyük saygı görmüştür.” diye konuştu.
Sannav, bugün Edirne”nin dört bir yanında yer alan Balkan Savaşları”ndan kalma şehitliklerin o günkü büyük fedakarlığın sessiz tanıkları olduğuna dikkati çekti.
Edirne savunmasının yalnızca askeri mücadele değil, aynı zamanda vatanseverliğin, fedakarlığın ve direnişin en büyük örneklerinden biri olduğunu anlatan Sannav, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şükrü Paşa ve askerleri, imkansızlıklar içinde dahi mücadele edebileceğimizi ve vatanımızı koruma azmimizin asla sönmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü”nde, başta Şükrü Paşa olmak üzere Edirne”yi savunan tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Onların gösterdiği fedakarlık, tarih boyunca milletimizin hafızasında yer alacak ve gelecek nesillere aktarılacaktır. Ruhları şad olsun.”
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Source: