10 bin kişilikti 23 bin kişi var
Adını FETÖ’nün Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, İnternet Andıcı gibi kumpas davalarıyla duyuran ve o günlerden bu yana gündemden düşmeyen Silivri Cezaevi’nin siyasetçi, bürokrat, asker, akademisyen, sanatçılardan oluşan “misafirleri” hiç eksilmedi.
Silivri’yle tanışan son isim ise Ekrem İmamoğlu oldu. Kendisinden önce tutuklanan mevkidaşları Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da İmamoğlu’nun koğuş arkadaşlığını yapıyor.
7/24 İZLENİYORLAR
Esenyurt’la başlayan, Beşiktaş Belediyesiyle devam eden ve son olarak da Şişli belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi’ne kadar uzanan CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda tutuklanan belediye başkanları, başkan yardımcıları, genel sekreterler, daire başkanları, şehir plancılarından oluşan çok sayıda isim de bu kampüste.
İmamoğlu, Özer, Akpolat ise 12 metrekarelik 9 No’lu binadaki iki katlı 3 kişilik koğuşta tutuluyor. Üst katta yatakhane, alt katta ise tuvalet, mutfak, televizyon ve havalandırma var. Tutukluların aynı anda havalandırmaya çıkmalarına izin verilmiyor.
Havalandırma saati gelen koğuş avluya çıkıyor, süresi bitince koğuş kapısı kapatıyor ve ortak havalandırma olarak kullanılan diğer koğuşun kapısı açılıyor. Bu koğuş cezaevi idaresi tarafından da “güvenlik” gerekçesiyle 7/24 kamera ile kontrol ediliyor. İçinde tuvaleti bulunan oda sistemli koğuşta üç belediye başkanının her hareketi saniye saniye infaz koruma memurlarının bulunduğu teknik ana kumanda odasından izleniyor, kayıt altına alınıyor. Koğuşlar arası mahkûmların birbirleriye iletişimi ise yok. 9 No’lu bina siyasetçi, gazeteci, belediye başkanları, akademiyenler, hukukçular ve sanatçıların kaldığı “elit” bir bina olarak da biliniyor.
GÜVENLİK EN ÜST SEVİYEDE
Odanın bulunduğu koridorda birbiriyle bağlantılı 4 ayrı sürgülü demir kilitli kapı ve parmaklıklar bulunuyor. 1000 derece ısıya, yangına ve darbelere karşı dayanıklı çelik fırın boyalı kapıların üzerindeki 30×30 ebadındaki mazgallardan gözetleme yapan infaz koruma memurları bir ihtiyaç halinde bu mazgaldan İmamoğlu, Özer ve Akpolat ile iletişim kuruyor. Özel ihtiyaçları ise haftada sadece 1 gün alışveriş yapabilme hakkına sahip oldukları cezaevi kantininden karşılanıyor. Bir gün önceden hazırlanan liste idareye teslim ediliyor. Kantinde olmayan ihtiyaçları ise karşılanmıyor.
ROLLER DEĞİŞİNCE KENDİLERİ DE GİRDİ
15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra roller değişti. Kumpas davalarıyla yüzlerce kişiyi tutuklayıp Silivri’ye hapseden başta FETÖ’cü hakim ve savcılar olmak üzere darbe girişimine destek veren generaller, emniyet müdürleri, valiler, kaymakamlar da tutuklanarak Silivri cezaevine gönderildi. Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire başkanı Ramazan Akyürek, eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube müdürü Nazmi Ardıç’da Silivri’de tutuklu kalanlar arasında yerini aldı.
FETÖ’nün kumpaslarında sahte delillerle suçlandılar
Silivri’de CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda tutuklananların yanı sıra, AKP’li belediyeler başta olmak üzere birçok bakanlık bünyesindeki kamu kurumlarından ihaleler alan ve suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Aziz İhsan Aktaş’da bulunuyor. Yine gizli fon davasının sanığı bankacı Seçil Erzan, Milletvekili Can Atalay, Hukukçu Selçuk Kozağaçlı, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Ortaköy’de Reina eğlence merkezine silahlı saldırı düzenleyen Özbek asıllı IŞİD’li Abdulkadir Masharipov, Adnan Oktar, Osman Kavala, menajer Ayşe Barım tutuklu bulunuyor.
UYDURMA DELİLLER
FETÖ’nün yargıda etkili olduğu dönemde başlayan kumpas davalarından tutuklanan çok sayıda kişinin yolu Silivri’yle kesişti. Kumpas soruşturmalarının mimarı olan FETÖ’cü savcıların uydurma delillerle tutukladıkları eski MİT’çi Kâşif Kozinoğlu, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Emniyet Müdürleri Hanefi Avcı, Adil Serdar Saçan, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Doğu Perinçek, Albaylar Dursun Çiçek, Hasan Atilla Uğur.
GAZETECİLER, KOMUTANLAR
Gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Ahmet Şık, eski 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı Halil İbrahim Fırtına, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Engin Alan, Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Yalçın Küçük Silivri’de tutuklu kaldı.
ABD’nin en kötüsünden bile daha kalabalık
– Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da en büyük ceza infaz kurumu. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun 2019 verilerine göre buradaki mahkum sayısı 23 bine yaklaştı. Yani kapasitesinin iki katı.
– Guinness rakamlarına göre ABD’nin en kötü şöhretleri cezaevi olan Riker’s Island Cezaevi’nde, en kalabalık döneminde bile 14 bin mahkum vardı.
– Dünya basının da sık sık manşetlerine taşındı. Bazı yakıştırmalar şöyle: Guardian: Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi. New York Times: Yargı krizinin sembolü.
Source: Özgür Cebe
Dubai”nin karanlık yüzü: Kadınlara kabus oluyorlar
Dubai”de haksız yere tutuklanan yabancılara yardım konusunda uzmanlaşmış üst düzey bir avukat, “Altın Şehir” olarak lanse edilen Dubai”nin aslında sadece bir “yanılsama” olduğunu iddia etti.
Daily Star”ın haberine göre “Detained in Dubai” CEO”su Radya Stirling, son 20 yılda BAE ve Orta Doğu genelinde 20.000″den fazla “adaletsizlik mağduruna” yardım etti. Şimdilerde Dubai”de en göz önündeki olay, 20 yaşındaki Ukraynalı model Maria Kovalchuck”un 10 gün kaybolduktan sonra yol kenarında ağır yaralı halde bulunması oldu. Vücudundaki “köle izleri” ve kırık omurgası, onun Dubai”de zengin erkeklerin genç ve genellikle Batılı kadınlara sapkın cinsel eylemler yaptırdığı iddia edilen ünlü “porta potty partilerine” çekildiği yönündeki endişeleri artırdı.
Dubaili yetkililer ise Maria”nın “yüksek bir yerden düşerek” bu ölümcül yaraları aldığını savundu.
DUBAİ”NİN KARANLIK YÜZÜ: HER ŞEYİ ÖRTBAS EDİYORLAR
Radha Stirling, Dubai polisinin Maria hakkındaki açıklamalarına şaşırmadığını belirterek, iki yıldır süregelen örtbas etme alışkanlıklarına dikkat çekti:
“Dubai polisi Maria”nın düştüğünü söylüyor ama bu aynı polis, Prenses Latifa”nın “ailesinin sevgisiyle güvende” olduğunu da iddia etmişti. Aynı polis, Lee Bradley Brown”un nezarette “kendi kendini döverek” öldüğünü söylemişti. Maria Kovalchuk”un vahşice dövülmüş bedfeninin ardındaki gerçekler bağımsız bir şekilde araştırılmalı. Dubai”nin medya ofisi ve polisi her türlü hikayeyi uydurabilir ancak bunlara doğrudan inanılmamalı.”
Stirling”e göre Kovalchuk olayı, Dubai”nin adalet sistemi ve kamu imajı hakkında çok daha büyük bir sorunu ortaya koyuyor:
“Yetkililer, anlatıyı kontrol ettikleri sürece ve geçmişte yanlış bilgi yayma alışkanlıkları varken, iddialarına şüpheyle yaklaşılmalı. Dubai”nin özenle oluşturulmuş imajının altında, özellikle kadınlar için adaletin ve korumanın olmadığı bir gerçeklik yatıyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve iktidardakilerin cezasızlığı sona erene kadar Dubai”deki güvenlik algısı yalnızca bir yanılsama olarak kalacaktır.”
“YALNIZCA YERLİ KADINLAR DEĞİL YABANCILAR DA RİSK ALTINDA”
Radha Stirling”e göre Dubai”de yalnızca yerli kadınlar değil, yabancı kadınlar da risk altında:
“Dubai”de kadınlar özellikle adalet sistemi nedeniyle savunmasız. Orada yaşayanlar, hukuki yaptırımlardan büyük ölçüde muaf olduklarını bildikleri için kurbanlarını seyahat yasakları, suç duyuruları veya daha kötü tehditlerle sindiriyorlar. Kurbanlarına polis şikayeti yapmaları durumunda hapse atılacaklarını söylüyorlar ve maalesef haklılar.”
Buna ek olarak, influencerlar ve modellerin Dubai”yi lüks ve güvenli bir yer olarak tanıtmasının da bu karanlık gerçekleri gölgelediğini belirtiyor:
“Birçok influencer, her şey dahil Dubai tatillerini kabul ediyor ve karşılığında olumlu içerikler paylaşıyor. Bu da onları bir nevi halkla ilişkiler makinesinin parçası yapıyor. Onların paylaşımları turizm ve ticareti teşvik ederken adaletsizlik, sansür ve sömürünün sistematik sorunları göz ardı ediliyor.”
Source: Sonuç Sürmeli
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum”dan “boykot” yorumu: Emperyalist bir operasyondur. Hedef ekonomik kaos çıkarmaktır
Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2 Nisan günü için yapılan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özelin de çağrıda bulunduğu tüketim boykotuna ilişkin olarak sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Tüketim boykotu emperyalist bir operasyondur ifadesini kullandı. Uçum, şunları kaydetti:Tüketiciyi alışveriş boykotuna yani tüketim boykotuna çağırma fikri küresel emperyalizmin milli devletlere ve milli tutumlara karşı yaptığı operasyonların bir parçasıdır ve hukuk ihlaline dayanan yeni nesil bir eylemdir. Hukuk ihlali yapılarak uygulanması planlanan yeni nesil eylemlerin tamamı küresel emperyalizmin projeleridir. Bunlar global merkezler tarafından geliştirilir ve uygun şartları oluşturulmuş hedef ülkelerde devreye sokulur. Örneğin bugün Türkiye’de tüketim boykotu eylemini kışkırtan küresel merkezler 5 Nisan günü ABD’de, milli yaklaşımları sebebiyle küreselcilerle çatışan Trump yönetime karşı hands off (dokunma) eylemini organize ediyor. 50 eyaletin tamamında mitingler, yürüyüşler ve protestolar da dahil olmak üzere 600den fazla planlı eylem hazırlanıyor.Uçum, yeni nesil eylemleri Sembolizmle desteklenen sokak eylemleri ve vandalizm, Milli ve yerli firmaları hedef alan siyasi amaçlı ekonomik ve ticari boykotlar, Tüm ekonomiyi hedef alan tüketicinin alışveriş boykotu (tüketim boykotu), Genel ekonomik faaliyetin siyasi amaçlı olarak ülke çapında durdurulması olarak sıralayarak, şu ifadeleri kullandı:TÜRKİYE KÜRESEL BİR EMPERYALİST SALDIRIYLA KARŞI KARŞIYAGlobal merkezlerce hukuk ihlaline dayanan başka eylem türleri de geliştirilebilir. Hedef ülkenin turizmini ve dış ticaretini kara propoganda ile baltalama tarzı eylemler de geçmişte uygulandı, yeniden piyasaya sürülebilir. Günümüzün milli kurtuluş savaşları neoliberalizmin ve küresel emperyalizmin, hukuk ihlaline dayanan yeni nesil eylemlerle milli devletlere yaptığı saldırılara karşı durma ve bu saldırıları püskürtme savaşlarıdır. Türkiye, yolsuzluk ve terör soruşturmaları bahane edilerek muhalefetin mandacı kesimleri eliyle devreye alınan ve hukuk ihlaline dayanan yeni nesil eylemler yoluyla bir kez daha küresel emperyalist saldırıyla karşı karşıyadır. Son günlerde gördüğümüz sembolizmle desteklenen sokak eylemleri ve vandalizm gibi, milli ve yerli firmaları hedef alan ticari boykot ile tüm ekonomiyi hedef alan tüketim boykotu çağrıları da emperyalist odakların yerli işbirlikçilerine verdikleri aklın gereğidir.AMAÇ KÜRESEL EMPERYALİZME HİZMET EDECEK BİR İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİMuhalefetin mandacı kesimleri tarafından (güya bazı gençlerin talebi gibi) gündeme getirilen alışveriş boykotu neoliberal globalist ajanda çerçevesinde üretilmiş bir akıldır. Hedef meşru talepler ifade etmek değildir. Amaç bir hakka ulaşmak değildir. Hedef sosyal, siyasi ve ekonomik bir kaos çıkarmaktır. Amaç küresel emperyalizme ve neoliberal politikalara hizmet edecek bir iktidar değişikliği sağlamaktır. İçeride mandacı olmayı kabul ve ilan etmiş siyasi aktörler de devşirilmişse amaca ulaşmak için daha fazla kaos stratejileri devreye sokulur. Türkiye için bu kirli planların yapıldığı görülüyor. Ancak küresel emperyalizm ve yerli işbirlikçileri şunu bilmelidir ki Türkiye halkı bu tip emperyalist operasyonlara hiç bir zaman prim vermedi bundan sonra da asla itibar etmez. Muhalefetin milli kesiminin de yurtsever tutum alacağına şüphe yoktur. Tarihimizdeki tecrübeyle sabittir: Türk Milleti ve onun hangi kökenden olursa olsun her mensubu emperyalist saldırıların her türüne ve her şekline karşı milli kurtuluş ruhuyla gereken cevabı daima vermiştir bu kez de gereğini yapacaktır.
Source: Haber Merkezi