“Lezzet Dünyası – Kaşar ve Eritme Peynirinin Farkı ve Yeni Gıda Düzenlemeleri”

Kaşarlı pidede yeni uygulama! Tarım ve Orman Bakanlığı harekete geçti

Milliyet”te yer alan habere göre pide ürünlerinde artık ‘kaşar mı, yoksa eritme peyniri mi?’ kullanıldığı açıkça belirtilecek. Peki detaylar neler? Eritme peyniri ile kaşar peyniri arasındaki fark ne? Eritme peyniri sağlığa zararlı mı? Konuyla ilgili tüm merak edilenleri gıda denetim uzmanı, milliyet.com.tr’ye açıkladı.Tarım ve Orman Bakanlığı”nın “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu”nda düzenlemeye gidildi.Buna göre içeriğinde kaşar peyniri yerine eritme peyniri kullanılan bir üründe tüketiciyi yanıltıcı bir şekilde “Kaşarlı” ibaresi yazılamaycak.‘ERİTME PEYNİRLİ PİDE, KAŞARLI PİDE OLARAK SATILAMAZ’Açıklamada Tüketicinin talepleri doğrultusunda toplu tüketim yerlerinde tüketiciye servis edilen veya toplu tüketim yeri veya satış yerlerinde paketlenerek tüketiciye arz edilen gıdaların içeriğinde yer alan tüketicinin satın alma tercihini etkileyecek ve/veya birbirinin yerine kullanılan bileşenler, tüketicinin görebileceği bir yerde gıdanın adıyla birlikte tüketiciye sunulur denilirken İçeriğinde kaşar peyniri yerine eritme peyniri kullanılan bir pide, “Kaşarlı Pide” olarak tüketiciye sunulamaz. “Eritme Peynirli Pide” olarak adlandırılmalı ve tüketiciye bu ad ile sunulmalıdır ifadeleri kullanıldı.KAŞAR PEYNİRİ İLE ERİTME PEYNİRİ ARASINDAKİ FARK NE?Peki kaşar ile eritme peyniri arasında fark ne? Eritme peyniri sağlığa zararlı mı? Düzenlemeye uymayan işletmelere ne tür cezalar kesiliyor? Hangi peynir türü daha kaliteli? Konuyla ilgili merak edilenleri milliyet.com.tr’ye değerlendiren Gıda Denetim Uzmanı Nurten Sırma’nın açıklamaları şu şekilde: “Etiketleri ve tüketicileri bilgilendirme yönetmeliği güncellendi. Tüketiciye şeffaf davranılıyor. Kaşarlı tost söylediyseniz içinde kaşar olmalı, bir de eritme peyniri diye bir şey var. Sahada tost peyniri diye satılıyor.Peynir çeşitleri üzerinden sanki daha kaliteliymiş gibi satılan ürünler var. Kaşar peyniri ve eritme peyniri arasındaki fark yeni güncellenen peynir tebliğinde açıklandı. Bu tebliğe göre kaşar peynirinin ana ham maddesi süttür, eritme peynirinin ana ham maddesi yine peynirdir. Yani eritme peyniri ile ikinci nesil peynir üretiliyor gibi. İkisi de yasaldır, tüketilebilir. Vatandaş kaşar peynirine mi para veriyor, eritme peynire mi para veriyor? Buradaki bulanık yapının kalkması lazım. Bakanlık şeffaflık istiyor. Sen işletme olarak yine bu ürünü sat ancak şeffaflık ilkesine dayanarak sat. İçinde kaşar varsa kaşar peynirli pide, eritme peyniri varsa eritme peynirli pide diye satacaksın.DÜZENLEMEYE UYMAYAN İŞLETMELERE NE TÜR CEZLAR KESİLİYOR?Reklam Kurulu yanıltıcı beyandan dolayı idari para cezası kesiyor. Kurul inceleme yapıyor. İdari para cezasını da işletmenin kazancına göre kesiyor.Ticaret Bakanlığı denetimlerde etiket bilgilerine bakıyor, fahiş fiyat denetimlerini yapıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da denetimlerinde etiketin içeriğine bakıyor.‘BAL AROMALI SOSLAR KALDIRILDI’Bal aromalı sos yasaklandı. Çünkü balı andırıyordu, vatandaşı yanıltıyordu. Halbuki içinde çok az bal vardı, geri kalan aromaydı. Bakanlık bal aromalı sosu kaldırdı.‘TERAĞI AROMALI MARGARİN, NAR EKŞİSİ SOSU KALDIRILDI’Tereyağı aromalı margarini kaldırdı. Nar ekşisi sosu, onu andıran sos kaldırıldı. Artık meyve aromalı gofretlerin üzerinde meyveli diye yazamaz.‘ERİTME PEYNİRİNİ TÜKETİCİ BİLMİYOR’Kaşarlı tost yapıyorsan kaşarlı diye satacaksın. Eritme peynirli tost diyorsan eritme peynirli tostu satacaksın. Etiketleri ve tüketicileri bilgilendirme yönetmeliği var. Klavuzda madde madde anlatıldı. İki ürünün ayrımını vatandaş bilmiyor. Eritme peynirini tüketici bilmiyor.ERİTME PEYNİRİN SAĞLIĞA ZARARI VAR MI?Eritme peynirlerine bakacak olursak, üreticinin elinde kalan birkaç çeşit peynir vardır, üretici değerlendirmek ister. Bu bir yöntemdir, satışı da yasaldır. Sağlığa herhangi bir zararı yoktur. Sadece kaşar peyniri ile farkı içerisine eritme tuzları girer. Emülsifiye edici tuzlar, eritme tuzlarıdır. Birkaç peyniri bu tozlarla eritiyorlar.HANGİSİ DAHA KALİTELİ?Hangisi daha kaliteli? Kaşar peyniridir. Ancak eritme peyniri de tüketilebilir. Yasal izinlidir.”

Source: Gazetevatan.com


Takma kafana tokadan başka

Ünlüler ve takıntılı hayranlarıBu işin dünyadaki zirvesi, takıntılı bir hayranı tarafından sokak ortasında öldürülen John Lennon’dı. Beatles grubunun kurucusu öldürülmeden birkaç saat önce bu hayranına bilmeden imza da vermişti. Takıntılı hayran meselesi bizde de çok. Serenay Sarıkaya’nın arabasını tekmeleyen mi ararsın, Teoman’ın soyadını bile alıp “Cumartesi evde ol, geleceğim” diye mesaj atan mı… En son Sibel Can’a bıçak gönderen biri ortaya çıktı. Can’ın evine gönderilen bıçaklı kolide kendisi için paçalı don, kızı için elbise ve lokum bile varmış. Düşünsenize, takıntılı bir adam var ve kızınızın lokum sevdiğine kadar biliyor. Mektubunda “Lütfen çocuklarıma iyi bak karıcığım. Az kaldı, geleceğim. Melisa lokumu çok seviyor diye ona lokum aldım” falan diyor.Verebileceği huzursuzluğu düşünsenize. Bir başka örnek de 6 yıldır takıntılı hayranıyla uğraşan Tan Taşçı. En son yine bir ay uzaklaştırma kararı aldırmak zorunda kaldı.Teoman haklı, bunlara “takıntılı hayran” dememek lazım. Bildiğimiz “sapık” işte. Zaten ruhsal sorunları var, TV’de birini görüyor, kafayı ona takıyor. Ünlüler bu anlamda “manyak mıknatısı” gibi çalışıyor.Ünlüler ve kendi takıntılarıHayranları takıntılı da, ünlüler sütten çıkmış ak kaşık mı? Angelina Jolie’nin bıçak takıntısı var mesela. Her tür bıçağın koleksiyonunu yapıyor. Brad Pitt kuzu, civciv her türlü hayvandan aşırı korkuyor. Bülent Ersoy tek sayılı gişelerden geçemiyor. Özge Özpirinçci evde açık dolap kapısı varsa uyku uyuyamıyor. Son olarak bir oyuncunun şuradan buradan bir şeyler aşırma takıntısı olduğunu öğrendik. “Kuruluş Osman” dizisinin oyuncularından olan Ümit Gündeş, önce bir mağazanın önündeki valizi yürütürken, sonra da bir markette cebine doldurduğu ürünlerin parasını ödemeden kaçarken kameralara yakalandı. Aynı kişi daha önce de zeytinyağı çalmıştı. Belli ki oyuncu bu hırsızlıkları ihtiyacı olduğu için yapmıyor. Kleptomani hastası. İyi de kleptomani birdenbire ortaya çıkan bir şey değil ki. Zaten daha önce de yakalanmış, neden tedavi olmuyor? Belki tedavi oldu ama sonuç alamıyor. Neyse ki mağaza sahipleri durumu anlamış; şikâyetçi olmamış.Böylece yine yırtmış Ümit Gündeş.Ama çekirge bir sıçrar, iki sıçrar…Üçüncüde birinin şikâyetçi olacağı tutar.Festival bu kez ota doydu◊ 14. Alaçatı Ot Festivali coşkulu bir kortejle cuma günü başladı. İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerden, Manisa, Aydın gibi komşu illerden o kadar çok katılımcı gelmişti ki…Karınca yuvası gibi: Duvarlarda bile insan vardı! Festival için Çeşme’ye gelenler hem konserleri dinledi; hem panel, söyleşi gibi diğer etkinliklere katıldı hem de alışveriş yaptı. ◊ Festival galası, The Stay Warehouse’un dillere destan havuzlu bahçesinde yapıldı. Buranın barbekü partileri meşhur. Ama bu kez davetlileri ağırlamak için imece usulü, Alaçatı’daki her mekândan yiyecek gelmişti. Kimi dolma, kimi pide yollamıştı. Düğün evi gibi, bence çok şirin bir davranış. ◊ Festivale şimdiye kadar yapılan en büyük eleştiri, ot festivalinde yeterince ot olmamasıydı. Bu sene durum değişti. Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’nin de konuşmasında söylediği gibi, incik boncuk tezgâhlarından daha çok, çevre köylerden çiftçilerin satış yaptığı ot ve sebze tezgâhları kurulmuştu festival pazarında.◊ Bir ara kalabalıktan öyle bunaldım ki kendimi Köyiçi’nde bir vaha gibi olan Viento Otel’in restoranı Sota’ya attım.Burası gurmelerin takıldığı bir yer. Zaten Michelin rehberine de girmiş. Bir masada gastronomi yazarı Ebru Erke’yi gördüm. Bal üzerine bir sunum yapmak için gelmişti festivale. Herkesin merak ettiği soruyu ona da sordum:“Gerçek balla, sahte balı nasıl ayırt ederiz Ebru” Cevap, tam bir hayal kırıklığı: Laboratuvar ortamı dışında bunu tadından, kokusundan, renginden falan tespit etmek imkânsız. Bu yüzden de uzun süredir raflarda olan, daha önce defaatle kontrolden geçmiş markaları tercih etmeliymişiz. ◊ Bir başka masada Ankara’nın en meşhur balıkçısı Trilye’nin sahibi Süreyya Üzmez’i gördüm. Bugüne kadar tattığı en lezzetli ıstakozu burada yediğini söyleyip denizlerimizi ne kadar hor kullandığımızdan dert yanıyordu.◊ Beach’ler ve giriş fiyatları bu sezon da Alaçatı’nın en önemli tartışma konularından biri olacak gibi. Şu anda kişi başı 1200 lira civarında olan fiyatların sezonda kaç lira olacağına dair hararetli tartışmalar sürüyor. ◊ Ilıca plajının da ücretli olması gündemdeymiş. Ücret derken, 5-10 lira sembolik bir para. Temizlik, tuvalet gibi hijyenik hizmetler için. Böyle makul fiyatlarda olduğu sürece aklıma yatıyor giriş ücreti. Zaten bana kalırsa bütün Çeşme’nin en güzel plajı Ilıca Halk Plajı. Niye taşlık-kayalık yerlere gidip o kadar giriş parası verirler, anlamak mümkün değil. ◊ Alaçatı’da herkesin dilinde olan bir tabak var: Ortaya Restoran’ın sahibi Burakhan Akçe’nin tavuklu risotto’su. Bildiğimiz tavuklu pilav, ne özelliği olabilir ki dedim, haklılarmış. Anlatılmaz, tadılır. Sırrını galiba çözdüm: Bence farkı, içine kattığı peynirden geliyor.

Source: Savaş Özbey


İYİ HİSSETTİREN FİLMLER

Sinema, en stresli zamanlarda, hayatımda terapi görevini üstleniyor. Festival bugün bitiyor ama “daha sonra fırsatını bulunca izleyin” dediğim filmlerden bazıları şunlar:∆ “Penguen Dersleri”-Peter Cattaneo∆ “Bando”-Emmanuel Courcol∆ “Bir Dilek Tut”-Péter Kerekes∆ “Çocuklar”- Dan Johan HaugerudJapon MitolojisiKronik Kitap, mitoloji serisinin yeni kitabı “Japon Mitolojisi” yayımlandı. Bu da tıpkı “Yunan Mitolojisi” gibi, 180’den fazla görseliyle okuru mitolojik dünyaların büyüleyici atmosferine davet ediyor. Antik çağlardan günümüze ulaşan bu zamansız hikayelerde, tanrıların ve kahramanların inanılmaz serüvenlerine tanıklık ediyoruz. Japon mitolojisinin en çarpıcı anlarını adım adım keşfediyoruz. Ayrıntılı açıklamalar, sürükleyici bir anlatım ve etkileyici görselleriyle bu kitap, mitolojinin zamansız büyüsünü keşfetmek isteyen herkes için bir rehber niteliğinde. Geçmişten günümüze taşınan bu öyküler, hem antik dünyanın derinliklerini anlamanızı sağlıyor hem de hayal gücünüzü ateşliyor.YENİ TİYATRO, YENİ SİNEMA TAM GAZ!Gösteri sanatlarını başta tiyatro olmak üzere yazılı olarak 19 yıldır ele alan Yeni Tiyatro dergisi, Yeni Sinema ile geçen ayki sayılarında buluşmuşlardı, dergi raflardaki yerini aldı.Sinema dünyasının usta kalemlerini okurla buluşturan derginin nisan sayısında birbirinden ilginç konular var. Gaziantep Belediyesi Şehir Tiyatrosu özel dosyası ile açılan derginin ilerleyen sayfalarında Arzu Haksun ‘Savaşım Şarkıları’ adlı yazısı ile merak uyandırıyor. Nilgün Karataş ise Kubrick başyapıtı “Eyes Wide Shut”ı hakkında bol sürprizli tespitler yapmış.Mutlu anlarımız daha çok olsun!Ruhun Şifa Rehberi, hayatın başka türlü de yaşanabileceğini anlatan, zamanın öteki fotoğraflarını da gösteren bir kılavuz aslında. Taner Şanlıoğlu, sancıların, hastalıkların, depresyonların, bilinçaltı kodlamaların insanı esir eden yönlerine itiraz ediyor. Dürüst olmanın risk barındırdığını; ancak insanın kendi ışığına tutunarak aydınlığa kavuşabileceğine işaret ediyor.Ne Yediysem Oyum!Fransa’da doğmuş, Ankara’da büyümüş, ömrünü gastronomi merakının peşinden ülke ülke gezerek geçirmiş Oğul Türkkan’ın kaleme aldığı “Ne Yediysem Oyum”, Mundi etiketiyle mayıs ayında raflarda. Türkkan, “Ne Yediysem Oyum”da, kendi bilgi dünyasından damıttıklarıyla bizi hem yerel mutfaklarımız hem de dünya mutfakları arasında bir tura çıkaracak ve sadece bildiklerini anlatmakla kalmayacak, yemek üstüne düşünmemizi sağlayacak birçok soruyu da aklımıza düşürecek.Çiçekli sokakların romanıBige Güven Kızılay’ın İnkılâp Kitabevi etiketiyle yayımlanan yeni romanı “Kırk Yama”, dostluk temasını merkezine alarak okurlarla buluştu. Roman, 1970’lerden 1990’lara uzanan süreçte yaşanan toplumsal ve siyasal değişimleri derinlikli bir şekilde aktarırken, geçmişe özlem duyan okurları nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Bahçeli evlerin, çiçekli sokakların ve komşuluk ilişkilerinin ön planda olduğu bu mahalle hikâyesinde; sevgi, birliktelik ve zorluklara karşı direnç anlatılıyor.Richard Wagner’in büyüleyici eseriVBKY’nin sanat kitaplığı, Alman besteci Richard Wagner tarafından kaleme alınan “Nibelung Yüzüğü II: Walküre” kitabıyla genişlemeye devam ediyor. Yunan ve İskandinav mitolojilerinden ilham alan bu eser, Wagner’in felsefi eğilimlerini, Schopenhauer etkisini ve dramatik yenilikleri bir araya getirerek opera sanatına yepyeni bir soluk kazandırıyor.Walküre, kaderin kaçınılmazlığı, aile bağlarının trajedisi ve aşkın kurtarıcı gücü üzerine yoğunlaşan güçlü temalarıyla serinin en dokunaklı ve çarpıcı bölümlerinden biri.Kim ne okuyor? ◊ Müslüm Tamer, Ernest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı eserini okuyor. ◊ Hümay Güldağ, Çağan Irmak’ın “Ayrılış” adlı eserini okuyor. ◊ Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Steen Eiler Rasmussen’in “Şehirler ve Yapılar” adlı eserini okuyor.◊ Bilgehan Aras, Ferhan Şensoy’un “İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You” adlı eserini okuyor.

Source: Sayım Çınar


Araştırmalar da destekliyor: Zayıflama iğneleri gibi etki ediyor! Hepimiz yemeklerimizi böyle mi yemeliyiz?

Yiyecekleri doğru sırayla yemenin kan şekerinin aniden yükselmesini önlediği, böylece ani açlık krizlerini, yorgunluğu ve Tip 2 diyabeti azalttığı iddiası internette sizin de karşınıza mutlaka çıkmıştır. Bu görüşü savunanlar, önce sebzeleri, ardından protein ve yağları, son olarak da karbonhidratları yemek gerektiğini belirtiyor. Peki besin sıralaması ya da yemek sıralaması adı verilen bu durum nasıl bir fark yaratıyor? Konuyla ilgili geçmişte yapılan araştırmalar, söyle bir sıralama yapmanın Tip 2 diyabet hastalarında ya da halk arasında gizli şeker dediğimiz prediyabet durumundaki kişilerde, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Ancak New York”ta bulunan Weill Cornell Hastanesi”nde görev yapan ve yemek sıralaması üzerine çalışmalar yürüten Dr. Alpana Shukla, The New York Times”a yaptığı açıklamada, bu grubun dışındakiler için durumun bu kadar net olamayabileceğini söyledi. Dr. Shukla, Ama yine de bu yöntemi denemek için sebepler var dedi. Öncelikle araştırma sonuçlarına bir bakalım… Uzmanların aktardığına göre, yemek sıralamasına ilişkin çalışmalarda görülen faydalar küçük ancak sonuçlar oldukça tutarlı. Örneğin 2023 yılında bu alanda yapılan 11 çalışmanın değerlendirildiği bir meta analizde, karbonhidrat zengini yiyecekleri yemeğin sonuna saklayıp sebzelerden ve proteinlerden sonra yiyenlerin kan şekeri düzeylerinin, karbonhidratları en başta yedikleri zamanlara kıyasla çok daha düşük olduğu görüldü. Dr. Shukla ve meslektaşları da 2019 yılında gizli şekeri olan 15 kişi üzerinde bir çalışma gerçekleştirildi. Katılımcılara derisiz ızgara tavuk, salata ve ekmekten oluşan bir menü verildi ve bu gıdaları üç ayrı günde üç ayrı sırayla yemeleri istendi. İlk gün önce ekmeği 10 dakika sonra tavuğu ve salatayı yiyen katılımcılar, ikinci gün önce tavuk ve salatayı ardından ekmeği, üçüncü gün de önce salatayı ardından tavuk ve ekmeği yedi. Araştırmacılar katılımcıların kan şekeri düzeylerini yemekten önce ve 30″ar dakika aralıkla yemekten sonraki 3 saat boyunca ölçtü. Sonuçta katılımcıların tavuk ve salatayı ekmekten önce yedikleri durumda, yemek sonrası kan şekeri düzeylerinin en başta ekmeği yedikleri öğüne kıyasla yaklaşık yüzde 46 daha düşük olduğu tespit edildi. Araştırmacılar bu farkın sebebinin ne olduğu konusunda emin değil. Dr. Shukla, Öne çıkan teorilerden biri, yağları, lifleri ve proteinleri önce yemenin midenin boşalmasını geciktirdiği ve vücudun karbonhidratlardan gelen şekeri emmesini yavaşlattığı yönünde dedi. Amerikan Diyabet Vakfı”nda sağlık programlarından sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapan Barbara Eichorst da Tip 2 diyabetli ya da prediyabetli kişilerin sebzeleri ve proteinleri önce yemesinin mantıklı olduğunu zira karbonhidratların aksine sebzelerin ve proteinlerin kısa sürede şekere dönüşüp kan şekerinde ani glikoz artışlarına neden olmadığını ifade etti. Oxford Üniversitesi”nde araştırmalarını sürdüren klinik diyetisyen Nicola Guess ise Tip 2 diyabetli kişilerde kan şekerindeki bu düşüş etkisinin belli diyabet ilaçlarıyla kıyaslanabilir düzeyde olduğuna işaret eden sınırlı araştırmalar da mevcut dedi. Ancak yine de kesin bir şey söyleyebilmek için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. O halde akla şu soru geliyor: Hepimiz yemeklerimizi bu şekilde mi yemeliyiz?Araştırmalar, diyabetli olmayan kişilerde de karbonhidratları yemeğin en sonunda yemenin, ani kan şekeri yükselişlerini azaltabileceğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, sağlıklı kişilerin kan şekerlerini böyle bir hassasiyetle yönetmesine gerek olmadığını belirtti. California Üniversitesi Sağlık Merkezi”nde endokrinoloji uzmanı olarak görev yapan Dr. Vijaya Surampudi, Sağlıklı bir insanın vücudu kan şekerini, yemek yedikten sonraki birkaç saat içinde normal seviyesine indirir dedi. Öte yandan İtalya”da Pisa Üniversitesi”nde yemek sıralaması üzerine çalışan iç hastalıkları uzmanı Dr. Domenico Trico ise, Proteinler, yağlar ve lif zengini sebzelerin sindirim süresi basit karbonhidratlardan daha uzun olduğu için, karbonhidratları sona saklamak, daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olabilir dedi. Araştırmalar ayrıca yemekleri bu şekilde yemenin glukagon benzeri peptit 1 ya da kısaca GLP-1 adı verilen tokluk hormonunun üretimini artırdığına işaret ediyor. (Bu tür çalışmaları yakından takip edenlerin bileceği üzere zayıflama iğnesi olarak bilinen diyabet ilaçları da bu hormonu taklit ediyor.) Dr. Surampudi, GLP-1 sindirimi yavaşlatıyor ve beyninize aç olmadığınızı söylüyor dedi. Ancak bazı uzmanlar iğneyle verilen yüksek dozlara kıyasla yemek sıralamasıyla sağlanan düşük seviyede GLP-1 artışının, tokluk hissinde çok fazla etki yaratabileceğine şüpheyle yaklaşıyor. Yine de Dr. Shukla ve Dr. Surampudi, yemeklerden sonra yorgunluk hissedenlere önce sebzeleri ve proteinleri yemenin yardımcı olabileceğini söyledi. Dr. Shukla, Üstelik bazı araştırmalar karbonhidratları yemeğin sonuna sağlamanın sebzelerle ve proteinle doymayı ve besin değeri düşük kalorisi yüksek basit karbonhidratları daha az yemeyi sağlayabildiğini gösteriyor dedi. Sonuç olarak yemek sıralaması, sık sık gündeme gelen sağlıklı yeme stratejilerinden biri ve çok fazla kafaya takılması gereken bir durum değil. Zira bu tür trendleri çok fazla ciddiye almak kişilerde kaygı yaratıp yeme bozukluklarına yol açabiliyor. Dr. Trico, Bu şekilde yemek kolayca yapabileceğiniz bir şeyse yapın. Ama kolay değilse o zaman amacınız kaliteli besinler tüketmek olsun dedi. Dr. Guess ise Her yemekte bol bol sebze tüketmek, neyi hangi sırayla yediğinize odaklanmaktan daha önemli diye konuştu.

Source: Hurriyet.com.tr