Modern edebiyatımız konulu kitaplar (3)
Doğu Batı Yayınları’nın üç kitapta yayımlanan “Modern Türk Şiirinin Doğuşu” dizininin ilk kitabı üzerine yazmayı sürdürüyorum. Edebiyat meraklısı okurlarım bu konuda birbiri arkasına değil de farklı zamanla yayımlanan ve yayımlanacak ister istemez bir araya getirip okuyacaklardır. Neden birbiri arkasına değil? Çünkü gündem buna izin vermiyor. Bir önceki yazımda, ilk kitaptaki Oktay Yivli ürünü “Erken Cumhuriyette Öz Şiir Arayışı” başlıklı yazıda kalmıştım. Güzel ve zengin içerikli bu yazıda altını çizdiğim satırlara göz gezdirirken Tanpınar ’a ilişkin şu değerlendirmeye takıldım: “Tanpınar’ın şiirinde gündelik yaşam yok gibidir. Yaşam olumlanmaz, yaşama sevgisi ifade edilmez.” Eğer öyleyse bence Türk şiirinin en eşsiz güzellikte örneklerinden “Her Şey Yerli Yerinde” yi ya da “Bütün Yaz” ı nereye koyacağız. O şiirlerdeki, anımsayarak da olsa, yaşamış olma duygusunu nasıl değerlendireceğiz? Demek ki genellemeler her zaman olduğu gibi burada da çok doğru olmayabiliyor. Dıranas bölümünde, “Olvido” nun, bizde pek az kullanılan (Fransız şiirine özgü) 12 hecelik dizelerle yazılmış olduğunun vurgulanmasını beklerdim. Yoksa atladım mı? Yivli, zaman izleğinin Tanpınar şiirinde olduğu gibi Dıranas şiirini uğraştırdığını da haklı olarak belirtiyor. “Türk şiirinde zaman kavramı” başlıklı bir çalışma, bence büyük bir araştırmanın konusu olabilir, olmalı. Yazıda Ziya Osman Saba ve Cahit Sıtkı Tarancı arasında, ölüm kavramı konusunda farklılık vurgulanıyor. Fakat Cahit Sıtkı için “Ölümün Yüzü” başlığını benimseyemem. Bana göre Cahit Sıtkı, “ölüm takıntısı” na karşın yaşama sevincinin şairidir. Aslında Ziya Osman da öyledir. Bir de “Otuz Beş Yaş” şiirinin 11 heceli (6+5) dizelerle yazılmış olduğunu sayın Yivli ayrımsamış olmalıdır. Ben bunu ayrımsadığımda doğrusu şaşırmıştı. Sonuçt a “Erken Cumhuriyette Öz Şiir Arayışı” ilk kitabın en ilginç yazılarından. Bu arada kaynakçada yer alan şu kitapların bilgisini paylaşmak isterim: E. Eroğlu, Modern Türk Şiirinin Doğası; M. Kaplan , Tanpınar’ın Şiir Dünyası; İ. Şahin , Haz ve Günah; ve O. Yivli’den Ahmet Haşim’in Poetikası, Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirinde Biçim Denemeleri; Necip Fazıl Şiirinde Kent ve Yabancılaşma; Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri. Fırsat buldukça Doğu Batı Yayınları’nın Modern Türk Şiiri üzerine kitaplarında yer alan yazıları değerlendirmeyi ve modern şiirimiz üzerine yakın zamanlarda yayımlanan başkaca çalışmalar üzerine yazmayı sürdüreceğim.
Source: Ataol Behramoğlu
İktidarın kılıcı ve kalkanı!
Geçen hafta TBMM’de kabul edilen yeni bir yasayla Diyanet İşleri Başkanlığı’na yeni yetkiler verildi, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği düzenlemeler torba yasayla geri döndü! Buna göre, Diyanet’e bağlı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, öğrenci yurtları, eğitim kurumları, gençlik merkezleri, cezaevleri, sağlık kuruluşları, sosyal hizmet kurumları gibi alanlarda manevi danışmanlık ve din hizmeti sunmakla görevlendirildi. Kurumun özellikle gençler, kadınlar ve kırılgan gruplar (göçmenler, bağımlılar, afetzedeler) üzerinde dini rehberlik hizmetleri sunması da karara bağlandı. Ayrıca Diyanet’e “sakıncalı” bulduğu Kuran meallerini toplatma, imha etme ve internetten yayımlananlara ise erişim engeli getirme yetkisi de verildi. Bu demek oluyor ki sürekli laikliğe aykırı fetva ve uygulamalarıyla tartışma konusu olan, birtakım tarikatların egemenliğindeki Diyanet, kamusal hayat üzerinde daha çok etkili olacak; AKP döneminde yarattığı baskıyı artıracak, sansürleme uygulamalarıyla düşünceyi ifade etme özgürlüğüne engel oluşturacak. AKP’nin Cumhuriyeti bir Osmanlı monarşisine, laik devleti de tarikat ve cemaat devletine dönüştürdüğü 23 yıl boyunca, siyasal İslam ideolojisinin yaygınlaşmasında en büyük destekçisi, kurulduğu dönemdeki yapısından tamamen farklılaşan Diyanet oldu. Bu vahim gidişata birçok olayla tanık olduk, okuyucularımız gazetemizin sayfalarında yaşanan akıl almaz gelişmeleri yıllardır okudu. Ancak Türkiye’de toplumsal hafızanın ne kadar zayıf olduğu da bilinen bir gerçek. İşte bu nedenle önemli bir arşivlik kitaptan söz etmek istiyorum. “ERBAŞ”IN DİYANETİ” Mustafa Mert Bildircin ve Sefa Uyar adlı iki genç gazeteci, son 23 yılda yaşanan gericileşmede Diyanet’in etkisi unutulmasın diye “İktidarın Kılıcı ve Kalkanı: Erbaş’ın Diyaneti” adlı bir kitap yazdı. Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle yayımlanan çalışmanın ardındaki amaç bunu şu satırlarla açıkça ortaya koymuş: “Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra, laik sistemin ilk adımlarının atıldığı 3 Mart 1924’te kurulan ve kuruluş amacı net olarak belirlenen Diyanet İşleri Başkanlığı, yıllar içinde bu amacından uzaklaştı ya da uzaklaştırıldı. Hilafetin kaldırılmasından sonra kurulmasıyla siyasetin dışına çıkarılan, dini işler açısından memuriyet görevi verilen başkanlık, AKP iktidarında atanmışların belki de en makbulü olarak görülen Ali Erbaş döneminde görev tanımını aşarak adeta ilga edilen şeyhülislamlık makamına dönüştürülmek istendi. Dolayısıyla bu kurumun başkanı olarak kendisini yeni nesil şeyhülislam olarak gören Ali Erbaş’a da askerlik yemin töreninden adli yıl açılışına kadar birçok törende dua etmek düştü. Diyanet de iktidara yönelen eleştirileri karşısında çekilen kılıç oldu.” SİYASAL İSLAMIN APARATI Kitapta Diyanet’le ilgili tartışmalar belgelerle desteklenirken, dev bütçesiyle yaptığı harcamalar, toplumu istediği şekilde yönlendirmek için kullandığı fetvalar, cemaatler ve tarikatlar ile olan bağlantıları ve siyasi iktidarla ilişkileri ayrıntılı bir şekilde anlatılırken, dini bir kurumun siyasal İslamcı ideoloji ile buluştuğunda nasıl siyasi aparat haline gelebileceği de ortaya konulmuş. 2019’da açığa çıkan ama Diyanet’in “kurumsal değil” diyerek inkâr etmeye çalıştığı ve dönemin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Prof. Cenksu Üçer’in “Hazırlandı” dediği “Gizli Tarikat Raporu” na kitapta özel bir bölüm ayrılmış. Oradaki özeti okuduğunuzda Türkiye’nin bugün neden 100 yıl geriye gittiğini görebiliyorsunuz… Ama laikliğe saplanan hançerlerin anlatıldığı kitabın son sözünü hiç unutmamak gerek: “Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış, mutlaka yıkılmıştır.” Uğur Mumcu.
Source: Zülal Kalkandelen