“Sağlık ve Wellness Gündemi – Hayat Kurtaran İnisiyatifler ve Doğanın Şifası”

Bir damla topuk kanıyla hayat kurtaran dernek

Dünyada nadir bilinen 7 bin hastalık var ve Türkiye’de yaklaşık 8 milyon kişi, bu nadir hastalıklardan mustarip. Bunlardan en bilinenlerden biri de PKU olarak bilenen Fenilketonüri hastalığı.

Yeni doğan her bebekten alınan bir damla kanla teşhis edilebilen bu nadir hastalık, düşük proteinli diyetle çözülebiliyor. Medyaya ‘çikolata yiyemeyen çocuklar’ olarak konu olan PKU’lu bireyler, düşük proteinli diyet yaparak ve et, süt, benzeri yüksek proteinli gıdalardan uzak durarak, muhtemel bir zihinsel kayıp yaşamadan, hayatını normal olarak sürdürebiliyor.

Türkiye’de bu hastalıkla mücadele için kurulan PKU Aile Derneği yöneticileri, geçtiğimiz Cumartesi günü, kuruluşunun 20. yıldönümünde Anıtkabir’e çıkarak, Atatürk’e saygı duruşunda bulundular ve 28 Haziran ‘Dünya Yeni Doğan Tarama Günü ve Uluslalararası Fenilketonüri” gününü de kutladılar.

Dernek, sosyal medya üzerinden paylaştığı bir video ile de bugüne kadar birlikte aşılan zorlukları anlattı.

PKU Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Atakay, “20 yılda büyük aşama kaydettik. 20 yıl önce yurdumuzda düşük proteinli tek bir ürün vardı, hastalar gıda bulamıyordu, şimdi 200 çeşit düşük proteinli gıda var” dedi.

Atakay şöyle devam etti: “20 yıl önce derneği kurarken amacımız düşük proteinli beslenmeyi herkesin hayatına dahil etmekti, bunu başardık. Türkiye’de şu anda düşük proteinli beslenmeyi ve tıbbi tedavimizi sürdürerek toplum içinde gerçekten rol model olan, bilinçli, başarılı çocuklar ve gençler yetiştirebiliyoruz. Ne mutlu bize.”

Source: Ali Macit


Profesör: Sivrisineklerle konuştum yanıma gelmediler

İlahiyatçı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, katıldığı bir televizyon programında sivrisineklerle konuştuğunu iddia etti. Prof. Dr. Bayındır’ın konuşmasında, “İki katlı bir otelde çok hoşuma gitti… Odanın camını bir açtım içerisi sivrisinek doldu ağzına kadar. Çok da yorulmuştum otele söylemeden… Sivrisineklere dedim ki: Yanıma gelirseniz otel idaresine söylerim, sizi öldürürler. Sabaha kadar bir tane sivrisinek yanıma gelmedi” ifadeleri yer aldı.

Source: Haber Merkezi


Tatlı ve tuzlu su birleşiyor, doğal göl mest ediyor! Antalya, Bodrum, Marmaris”ten daha ucuz

Mersin”in Silifke ilçesine bağlı Atakent Mahallesinde yer alan Yapraklı Koy, denizle karışan doğal soğuk su kaynağı bölgeye gelen yerli ve yabancı misafirlerin ilgi odağı oldu. TATLI VE TUZLU SU BİRBİRİNE KARIŞIYOR Koydaki halk plajı, tatlı ve tuzlu suyun karıştığı turkuaz renkli denizi, etrafını saran doğal kayaları nedeniyle yöre halkı tarafından “doğal havuz” olarak da adlandırılırken, fiyat uygunluğu ile tatilcilerin uğrak yeri oldu. Hava sıcaklığının nem oranıyla birlikte 38 derecenin üzerine çıktığı kentte koydaki doğal kaynak suyla serinleyen tatilciler, iki farklı tadı yaşıyor. “ÜCRETSİZ VE ÜNLÜ” Gaziantep”den Yapraklı koya gelen Bestami Ekiz, “Yapraklı koy ücretsiz ve çok ünlü bir plaj. Tercih edilebilecek güzel bir yer. Herkese tavsiye ederim” dedi. Tatilde iyi vakit geçirdiklerini belirten Beyza Güngör ise, “Gayet sakin bir yer. Çok memnunuz. Suyu çok temiz. Onun dışında içecek ve yiyecek fiyatları herkesin bütçesine göre, biz çok memnunuz ve iyi vakit geçiriyoruz” diye konuştu. “TATİL BELDELERİNE GÖRE DAHA UCUZ” Koyda işletme sahibi olan Mesut Öztürk”te son birkaç yıldır, özellikle yerli misafirlerin büyük ilgi gösterdiğini söyledi. Öztürk, “Dünyaca ünlü Yapraklı koy temiz doğal kaynaklı suyun olduğu bir bölge, deniz temiz. Soğuksu kaynağı var. Tatilcilerimize muhteşem bir seçenek sunuyoruz. Fiyat konusunda ise Bodrum, Marmaris, Antalya ve Alanya”dan gayet ucuzuz. Onun için tatilciler de bize doğru döndüler. Mersin”i tercih etmeye başladılar” şeklinde konuştu. Tatil için bölgenin iyi bir tercih olduğunu belirten Batuhan Çiftçi de, “Yapraklı koy güzel bir seçenek. Hem ailenizle hem de sevdiklerinizle gelebilirsiniz güvenli bir yer. Herkese çıkın çıkın gelin diyoruz” şeklinde konuştu.

Source: Gözde Nur Bayar


Bebeğini kaybetmişti… Ege Kökenli sessizliğini bozdu!

Aykut Enişte, Güneşin Kızları, Duy Beni ve Paranoya gibi yapımlarla tanınan oyuncu Ege Kökenli, birkaç ay önce ilk bebeğini beklediğini duyurmuştu. Karnı burnunda karelerini sosyal medya üzerinden paylaşan Kökenli, geçtiğimiz haftalarda ise hayranlarını üzen bir haber verdi. Ünlü oyuncu, gebeliğinin 22. haftasında bebeğini kaybettiğini duyurarak, Instagram hesabından duygusal bir açıklamada bulunmuştu: “Hayat bazen bizi en savunmasız yerimizden sınar… Büyük bir heyecan ve sevgiyle beklediğimiz bebeğimizi, gebeliğimin 22″nci haftasında her şeyin yolunda göründüğü bir dönemde yaşanan ani ve çok nadir bir komplikasyon sonucu kaybettik. Bu beklenmedik acı, doktorlarımızın da söylediği gibi yüzde bir ihtimalle gerçekleşen bir durumdu. Tıbben elimizden gelen her şey yapılmasına rağmen minik kızımızı kucağımıza alamadık. Yaşadığımız bu derin kaybın ardından, bir süre sessiz kalmayı, yasımıza ve iyileşme sürecimize alan tanımayı tercih ediyoruz. Bu süreçte göstereceğiniz anlayış, hassasiyet ve saygı için şimdiden teşekkür ederiz.” SESSİZLİĞİNİ BOZDU 32 yaşındaki oyuncu, haftalar süren sessizliğin ardından sosyal medya hesabında gün batımında sahilde yürürken çekilen görüntülerini paylaşarak duygularını şu sözlerle ifade etti: “Yaşadığım acı tecrübeden sonra kendi içime döndüğüm sessiz bir süreçteydim. Maalesef bazı duyguları anlatmak, paylaşmak kolay değil… Ama paylaşmadan iyileşmek de öyle. Ben de öyle yapmaya karar verdim. Bu süreçte hayatımın en büyük sevgisiyle ve en derin acısıyla tanıştım. O boşluk hâlâ içimde… Ama sayenizde biliyorum ki, yalnız değilim. Bu süreç boyunca bana yazan, aynı duyguları yaşamış ya da hâlâ yaşayan yüzlerce kadının mesajları… En çok da bu yüzden, bu paylaşımı yapmak istedim. Çünkü siz bana ‘yalnız değilsin’ dediniz. Şimdi ben de size söylemek istiyorum: Siz de yalnız değilsiniz.” ACI GEÇMİYOR, AMA YAŞAM DEVAM EDİYOR Paylaşımında acının kolay kolay geçmeyeceğini ama zamanla kabuk tuttuğunu belirten Kökenli, sözlerini şöyle tamamladı: “Acı geçmiyor. Ama zamanla kabuk tutuyor. Kalbinizin bir köşesinde sessizce yaşamaya devam ediyor. Ama hayat da kendi bildiği gibi akmaya… Güneş yeniden doğup, batıyor. Dalgalar sahile vurmaya devam ediyor. Ve insan, o acıyla birlikte yaşamayı öğreniyor. Kimi zaman sessizce… kimi zaman direnerek. Ama hep bir şekilde, yürümeye devam ediyor. Kalbimde taşıdığım her şeyle, ben de kendi yoluma devam ediyorum. Yanımda olan, yazan, düşünen ve her şeyden önemlisi tüm acısına rağmen benim acıma ortak olup bana merhem olan güçlü kadınlar… Hepinize tüm kalbimle sarılıyorum. Bana, biz kadınların ne kadar güçlü ve mucizevi olduğunu tekrar hatırlattınız. Benimle benzer acıdan geçen tüm muhteşem kadınlar bilmenizi isterim ki asla ama asla tek değilsiniz. Suçlu ya da eksik hiç değilsiniz. Her şeyiyle kalbini güzelliklere açan harika varlıklarız ve karanlıktan sonra doğacak güneşi hep beraber selamlayacağız…”

Source: Haber Merkezi


Çıplak ayakla yürümenin sıradışı faydaları

Vücudun doğal dengesini yeniden kazanması, ayakkabılarınızı çıkarmanızla başlayabilir. ÇIPLAK AYAKLA YÜRÜMENİN FAYDALARI: DOĞALLIĞA GERİ DÖNÜŞ 1. ÇOCUKLAR İÇİN GELİŞİMSEL DESTEK Küçük çocuklar yürümeye başladıklarında çıplak ayakla yürümelerine izin verilmesi tavsiye edilir. Bu durum, yalnızca ayaklarının fiziksel gelişimini desteklemekle kalmaz, aynı zamanda doğru yürüme alışkanlıklarının oluşmasına da katkı sağlar. Çıplak ayakla yürümek, çocukların ayak kaslarını daha etkin kullanmasına, denge sağlamalarına ve çevresel farkındalıklarının gelişmesine yardımcı olur. 2. YETİŞKİNLERDE DOĞAL YÜRÜYÜŞ DÜZENİNE DÖNÜŞ Yetişkinler için de çıplak ayakla yürümek, doğal yürüyüş modeline geri dönmenin bir yoludur. Kalın tabanlı ayakkabılar ayakların yere temas şeklini değiştirerek yürüyüşü yapaylaştırabilir. Oysa çıplak ayakla yürüyen bireyler, topuktan ziyade ayağın ortasına ve parmaklara daha fazla baskı uygulayarak daha dengeli ve hafif adımlar atarlar. 3. AYAK VE BACAK KASLARINI GÜÇLENDİRİR Çıplak ayakla yürümek, ayakların esnemesini ve doğal hareket etmesini teşvik ederek hem ayak hem de bacak kaslarını güçlendirir. Bu durum, gelişmekte olan çocuklar için olduğu kadar, kas kütlesini korumak isteyen yetişkinler için de önemlidir. 4. DENGE VE KOORDİNASYONU ARTIRIR Ayaklar, birçok kemik, bağ ve eklemi barındıran karmaşık yapılar oldukları için denge ve duruşta büyük rol oynarlar. Çıplak ayakla yürümek bu yapıları aktif hale getirir, denge kaslarını güçlendirir ve vücut farkındalığını artırır. Özellikle yaşlı bireyler için düşme riskini azaltacak önemli bir etkendir. 5. DURUŞU İYİLEŞTİRİR Vücudun doğal hizalanmasını destekleyen çıplak ayakla yürüme, duruşu olumlu yönde etkiler. Minimalist ayakkabılar ya da doğrudan yere temas sayesinde vücut kendi dengeli duruş pozisyonuna kavuşur. Bu da omurga sağlığını destekler. 6. TOPRAKLAMA VE STRES AZALMASI Doğrudan yerle temas etmeye topraklama denir. Çim üzerinde yürümek, kumda dolaşmak ya da taşlara basmak, hem zihinsel hem fiziksel rahatlama sağlayabilir. Topraklama, stres hormonlarını azaltarak sinir sistemini sakinleştirir ve gevşemeyi teşvik eder. 7. UYKU KALİTESİNİ ARTIRABİLİR Yapılan bazı çalışmalar, topraklamanın uyku düzenini iyileştirdiğini ve vücudun doğal ritmini desteklediğini öne sürmektedir. Aynı zamanda ağrıları hafifletme ve bağışıklık sistemini dengeleme gibi potansiyel faydaları da araştırılmaktadır. 8. ZİHİNSEL SAĞLIĞA KATKILARI Doğada zaman geçirmek, depresyon ve kaygı belirtilerini azaltabilir. Çıplak ayakla yürümek, çevreyle daha doğrudan bir temas sağlayarak ruh halini iyileştirebilir. Ergenlerde yapılan gözlemler, çıplak ayakla yürüyen bireylerin stres seviyelerinde düşüş ve bilişsel becerilerinde artış olduğunu ortaya koymuştur. 9. DUYUSAL DENEYİMİ ARTIRIR Ayakkabısız yürümek, zeminin sıcaklığı, yapısı ve dokusunu hissetmeyi mümkün kılar. Bu duyusal farkındalık, bireyin çevresine karşı daha bilinçli ve odaklı olmasını sağlar. Aynı zamanda propriosepsiyon – yani vücudun uzaydaki konumunu algılaması – becerisini de geliştirir. 10. KAN DOLAŞIMINI DESTEKLER VE İLTİHABI AZALTABİLİR Bazı araştırmalar, çıplak ayakla yürümenin kan akışını hızlandırabileceğini ve vücuttaki iltihap düzeylerini azaltabileceğini göstermektedir. Bu sayede genel sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlanabileceği düşünülmektedir. Ancak bu alanda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Görsel Kaynak: istockphoto

Source: Habertürk


Stresin gölgesindeki gizli takıntı

Zararsız gibi görünen bir alışkanlık, zamanla kişinin sosyal ve psikolojik hayatını derinden etkileyen bir hastalığa dönüşebilir: Trikotillomani. Peki bu rahatsızlık nasıl anlaşılır ve tedavi edilir? SAÇ KOPARMA HASTALIĞI (TRİKOTİLLOMANİ) NEDİR? Trikotillomani, kişinin istemsiz olarak saç, kaş, kirpik ya da vücudun farklı bölgelerindeki kılları koparma dürtüsüyle karakterize edilen bir ruhsal sağlık problemidir. Bu rahatsızlığa sahip bireyler, saç koparma isteğini bastırmakta zorlanır; koparma eylemini gerçekleştirdikten sonra ise geçici bir rahatlama ya da haz hissi yaşarlar. Saç koparma alışkanlığı, zamanla saçlı deride kel alanlar oluşmasına yol açabilir. Bu durum, bireylerin sosyal ve mesleki yaşamlarını olumsuz etkileyebilir. Hastalar, saçsız bölgeleri gizlemek amacıyla çeşitli yöntemlere başvurabilir; saç uzatma, aksesuar kullanma veya kozmetik çözümler bu yöntemler arasında yer alır. TRİKOTİLLOMANİ BELİRTİLERİ Trikotillomani birçok farklı belirtiyle kendini gösterebilir. Yaygın belirtiler şunlardır: – Tekrarlayan şekilde saç, kaş, kirpik veya vücuttaki diğer kılları koparma – Koparma öncesinde gerginlik, sonrasında ise rahatlama ve haz duyma – Saçlı deride seyrelme veya tamamen açılmış alanlar – Kaş ve kirpiklerde belirgin azalma – Belirli bir saç ya da kıl tipine yönelme – Saç koparma sürecini ritüelleştirme – Koparılan kıllarla oynama, yüz ya da dudaklara sürme, hatta yeme (trikofaji) – Davranışı durdurma çabalarına rağmen sürdürememe – Saç koparma nedeniyle okul, iş ya da sosyal ilişkilerde bozulma TRİKOTİLLOMANİ TİPLERİ Trikotillomani, kişinin saç koparma davranışının farkında olup olmamasına bağlı olarak iki alt gruba ayrılır: 1. Odaklanmış Saç Yolma Bu türde saç koparma, genellikle kişinin belirli düşüncelerine ya da duygularına tepki olarak gelişir. Dikkati dağıtmak, stres azaltmak, haz almak gibi amaçlarla bilinçli bir şekilde gerçekleşir. 2. Otomatik Saç Yolma Bu türde kişi, saç kopardığının farkında değildir. Genellikle televizyon izlerken, ders çalışırken ya da düşüncelere dalmışken otomatik bir şekilde saç koparma davranışı ortaya çıkar. TRİKOTİLLOMANİNİN NEDENLERİ Trikotillomaninin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, oluşumunda hem biyolojik hem de çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Öne çıkan risk faktörleri şunlardır: – Genetik Yatkınlık: Trikotillomani, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) spektrumunda değerlendirilen bir durumdur. Ailede benzer rahatsızlıklar olan kişilerde görülme riski daha fazladır. – Psikiyatrik Bozukluklar: Anksiyete, depresyon gibi psikolojik sorunları olan bireylerde trikotillomaniye de sıkça rastlanır. – Beyin Kimyasındaki Dengesizlikler: Nörokimyasal bozuklukların da saç koparma davranışını tetikleyebileceği düşünülmektedir. – Stres: Günlük yaşamda karşılaşılan yoğun stres, bu davranışın başlamasını veya artmasını tetikleyebilir. TRİKOTİLLOMANİ NASIL TEŞHİS EDİLİR? Trikotillomani tanısı, Amerikan Psikiyatri Birliği nin DSM-5 tanı kriterlerine göre konulur. Teşhiste dikkate alınan başlıca kriterler şunlardır: – Tekrarlayan saç çekme davranışı sonucu belirgin saç kaybı – Bu davranışı durdurma çabalarına rağmen başarısız olunması – Saç koparma nedeniyle sosyal, mesleki ya da akademik işlevsellikte bozulma – Saç dökülmesinin başka bir tıbbi nedene bağlı olmaması – Durumun farkında olunmasına rağmen kontrol edilememesi TRİKOTİLLOMANİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ Tedavi, hastalığın şiddetine ve bireyin ihtiyaçlarına göre şekillendirilir. Uygulanan temel tedavi yöntemleri şunlardır: 1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Trikotillomaninin tedavisinde en yaygın kullanılan terapi yöntemidir. Hastanın saç çekme davranışını tetikleyen düşünce ve alışkanlıkların farkına varması ve bunları değiştirmesi amaçlanır. Araştırmalar, BDT nin %70 e varan başarı oranlarına sahip olduğunu göstermektedir. 2. Uyaran Kontrolü Saç koparma davranışını tetikleyen ortamlardan veya nesnelerden uzak durmak hedeflenir. Eldiven takmak, başlık giymek gibi fiziksel önlemler davranışın önlenmesine yardımcı olabilir. 3. Alışkanlığı Tersine Çevirme Terapisi Bu yöntemde hasta, saç koparma isteği ortaya çıktığında bunun yerine farklı ve zararsız bir davranış gerçekleştirmeye yönlendirilir. Örneğin, saç koparma yerine elleri sıkmak ya da bir stres topuyla oynamak gibi alternatif eylemler önerilir. 4. İlaç Tedavisi Bazı durumlarda, özellikle eşlik eden depresyon ya da obsesif kompulsif bozukluk varlığında, antidepresan ya da anksiyolitik ilaçlar reçete edilebilir. Ancak ilaç tedavisinin tek başına etkinliği sınırlı olabilir. TRİKOTİLLOMANİNİN RİSKLERİ Trikotillomani, tedavi edilmediği takdirde hem fiziksel hem de psikolojik ciddi sorunlara yol açabilir. Bunlar arasında: – Kalıcı saç, kaş ve kirpik kaybı – Ciltte tahriş, enfeksiyon ve yara izleri – Saç yeme alışkanlığı (trikofaji) sonucunda mide ve bağırsakta kıl birikmesi (trikobezoar) – Sosyal izolasyon, özgüven kaybı, depresyon gibi ikincil psikolojik sorunlar Görsel Kaynak: shutterstock

Source: Habertürk