**Sosyal Sorunlar Gündemi – Toplumsal Adalet ve Ekonomik Eşitsizlikler**

Domates, biber, patlıcan!

“Demokrat adam”, “demokrat bulmadığı” adama “Ya demokrat ol ya döverim” demiş. Adam, “Benim demokrasim seni ilgilendirmez” deyince, “demokrat” adamdan eşek sudan gelinceye kadar dayak yemiş. Erken yaşta kaybettiğim ve elbet çok sevdiğim babamla hiç çözemediğim bir çelişkimiz vardı. O, nasıl biliyorsa, hep seçimlerde en yüksek oy alan partiye oy veriyordu. Ecevit ’e de Özal ’a da Demirel ’e de Erbakan ’a da oy vermişti. Ben ise hayatım boyunca hiç iktidar olan bir partiye oy veremedim. Gerçi seçim akşamı ikimiz de bir şekilde mutlu oluyorduk. O kazandığını düşünen büyük kitlenin parçası hissettiği için ben ise bu düzenin tekerini çevirecek bir siyasete oy vererek de olsa destek olmadığımı düşündüğüm için. Beni “eski Türkiye” sayan arkadaşım, “süreç” diye başlayıp “Adın da anlamını buldu” diye imalı gönderme yapınca, babamla çelişkimizi hatırladım. Neden mi? Dünyayı idrak ettiğim yıllarda, adımın savaşlara bir nanik olduğunu sanıyordum. Babama “Adım neden Barış” diye sorunca beklemediğim bir yanıt aldım: Çünkü Barış Manço ’yu çok seviyorum. 70’lerin ikinci yarısında uzun saçlı, bol paçalı fotoğraflarını doğan çocuğuna “Barış” adı vererek tamamlamıştı. Başta biraz üzüldüm. Ama sonra adaletsiz dünyanın düzeni üzerine idrakim derinleştikçe hüznümü terk ettim. Öyle ya, bembeyaz ve tertemiz şeker gibi bir şeydi barış. Çayına atıp tatlı tatlı içiyordun, zehirlendiğini anlamıyordun. Yugoslavya, “barış” diye bölündü. Irak’a operasyonlar “demokrasi ve barış” getirmek için yapıldı. Suriye’nin başına bir terör örgütü lideri “iç savaşa son verecek barış” için oturtuldu. Bütün askeri harekatlara mutlaka “barışlı” isim veriliyordu. Roma Barışı, İngiliz Barışı, Amerikan Barışı… Kanlı tarihin dönemleri “barış” ile sınıflandırılmıştı. Artık ismimden memnundum. Sonuçta şarkılar hiçbir ülkeyi bölmemiş, hiç kimseyi öldürmemişti. BARIŞ’IN POLİTİKASI: YENİ OSMANLI Hayır, “Barış kötüdür” demiyorum. Ben, “Kimin barışı, neyin barışı” diyorum. Bana göre, savaş da barış da politikanın başka araçlarla devamıdır. Biri barış diyorsa, dudağına değil elindeki politikaya bakılır. İşte cuma yanan silahlar, cumartesi “Birlikte yürümeye karar verdik” mesajı; bize politik zeminin fotoğrafını gösteriyor: – Aptal değiliz, biliyoruz. Süreç, İmralı’da yapılan müzakerelerin sonucu. Bütün masalar, bir al-ver üzerine kurulur. Ancak birbirine sarılıp ağlayanlar dahil, kimse “yol haritası” nın ne olduğunu bilmiyor. Bese Hozat’ın “şimdi top karşı tarafta” dediği proje açıkça milletten gizleniyor. – Erdoğan ’ın konuşması fiilen ulus-devlet fikrinin sonuna işaret ediyor. Sürpriz değil, PKK fesih kongresinde, hem Öcalan ’ın mektubu hem PKK’nin sonuç bildirisi ulus-devleti hedef alıyordu. Erdoğan’ın “Kürt-Türk-Arap ittifakı” na dayandırdığı yeni devlet politikası Öcalan’ı tamamlıyor. Ulus devletin yerine “yeni Osmanlı” hedefi koyuyor. – Süreç, Cumhuriyetin yurttaşlık projesine karşı. Atatürk , 1923 Cumhuriyetini “Türk etnisitesi” ne değil anayasal vatandaşlığa dayandırmıştı. Çok açık ki yeni düzeni farklı etnisitelerin ittifakı olarak tarif ettiğinizde, tutkalın ne olacağını tarih size sorar. Erdoğan’ın konuşmasındaki vurgular, bu tutkalın “ümmetçilik” olacağını gösteriyor. Yeliz’in “1923 darbesi” lafının tesadüf olmadığını anlıyoruz. BARIŞ’IN EMPERYAL TEORİSİ – Cuma günü silahlarını yakan Nedim Seven ve Esmen Ayaz , cumartesi günü PKK’nin yayın organlarına konuştu. Anayasal değişim beklediklerini söyledi. Sürecin mantıksal sonucunun “yeni anayasa” olacağını iktidar da dillendiriyor. Hem mevcut anayasanın hem var olan anayasal hakların ayaklar altına alındığı, anayasa denilince sadece Erdoğan’ın yönetme usullerinin ve süresinin anlaşıldığı koşullarda yapılacak anayasa açıkça halkın kazanımlarına karşı saldırı olur. – Barış da politiktir dedim ya… Günlerdir “devlet politikası” diye pazarlanan süreç, Erdoğan tarafından üç parti ortaklığı olarak tarif edildi. “Bir ucundan ben de tutabilir miyim” diye bekleyen CHP’ye “Sen yoksun” denildi. Böylece sürecin “iç cephe” için değil, “muhalefeti içeriden bölme” için olduğu netleşti. – Türkiye, emperyalizm tarafından, yalnız bugün değil 40 yıldır İsrail’i korumak-İran’ı dengelemek için Sünni eksenli Osmanlıcılığa itiliyor. Trump ’ın Suriye özel temsilcisini Türkiye’ye büyükelçi ataması, onun da “Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir” önermesi, Şam’a yaptırımları kaldırıp Şara ile İsrail’i masaya oturtması, Kürtlerin yeni düzene entegrasyonu bu ana kadar bir şey öğretmediyse… Cumartesi günü, büyükelçinin “sıra Hizbullah’ın silahsızlandırılmasında” demesi öğretsin. Kısacası taraflardan bağımsız olarak “süreç” emperyal politikalara bağımlı. – Sevr barıştı ama savaş gerekçesiydi. Versay barıştı ama savaş gerekçesiydi. Bazen barış sandığınız şey sizi büyük çatışmalara sokar. Cumartesi, Erdoğan’ın konuşması açıkça Misakı Milli sınırlarının esneme beklentisi yarattı. “Genleşme” teorileri raflardan indirildi. Dün de öyleydi bugün de öyle: Emperyalizm size her zaman büyüğü gösterip küçülmeye razı eder. Sınırlarından dışarı taşan Türkiye, kaçınılmaz şekilde karşısında kimi Arapları, Farsları, İbranileri bulacak. 1. Dünya Harbi’ndeki gibi, devir “kardeş” likten “Sırtımdan vurdu” ya dönecek. Unutmayın! Atatürk , genleşme teorilerini reddederek, Türkler için rasyonel sınırlara çekilerek, Araplar dahil tüm halklarla sürekli bir barış kuşağı yaratmıştı. SÜRECE KARŞI OLANI DÖVENLER – Türkiye, anayasasında yazdığı şekliyle demokratik hukuk devleti olursa aslında bir sürü sorundan kurtulur. Buna “Kürt sorunu” şemsiyesinde sayılanlar dahil. Gelgelelim “süreç” buradan şekillenmiyor. Aksine, demokratik ve hukuki haklar pazarlık konusu yapılıyor. Sürecin sonunda “uslu çocuklar” ın demokratik haklarını kullanacağı tablo çiziliyor. Bese Hozat İstanbul’a gelip siyaset yapacağını söylerken, Esenyurt’tan Şişli’ye CHP’li belediyelerini DEM’le ittifak yaptı diye kayyumlar yönetmeye devam ediyor. – Son olarak… Türkiye’de bütün sağ açılımların vitrinine liberaller ve eski solcular yerleştirilir. Özal devrinde de böyleydi “Yetmez ama Evet” te de… Şimdi naftalini silkelenerek sandıktan çıkarılanların yanına “tövbeci milliyetçiler-ulusalcılar” eklendi. Dünkü darbeci, vesayetçi, terör sevici sataşmalarının yerini bugünü sorgulayanlara “Barış düşmanı mısın” saldırısı aldı. Elbette onlara bu özgüveni veren “sürece karşı olanı döveriz” diyen iktidardaki güç sahipleri. Biliyorum, “adın Barış” diyen arkadaşıma, “kalabalıklarla yürümekten hoşlanmayan ben”den uzun bir itiraz oldu. Ama “adım Barış” diye, kurtla kuzunun birlikte çektiği bu halayı ille de ben özetleyeceksem: Domates, biber, patlıcan!

Source: Barış Terkoğlu


Emeklilerin nüfus içindeki payı artarken yoksullaşma arttı pastadaki payı düştü: Emekli sefalete mahkûm

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSKAR), “Türkiye’de Emeklilerin Durumu: Emekli Aylıkları, Emekli Sayıları ve Ayrılan Kaynaklar” başlıklı yeni bir rapor yayımladı. Raporda, emeklilerin giderek yoksullaştığı, çalışan emekli sayısının patladığı ve emeklinin ülke ekonomisinden aldığı payın da azaldığı açıklandı. DİSK-AR raporu, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun katılımıyla Ankara’da düzenlenen “Emekli Buluşması”nda açıklandı. Türkiye’nin Avrupa’da en fazla emekli nüfusa sahip üçüncü ülke olduğu saptanan raporu açıklayan Çerkezoğlu, emeklilerin haklarının genişletilmesi için şu talepleri dile getirdi: Emekli aylıkları en az asgari ücret düzeyine yükseltilmeli. İntibak yasası çıkarılmalı, adaletsizlik giderilmeli. Aylıklar yalnızca enflasyona göre değil, büyümeden de pay alacak şekilde düzenlenmeli. Emeklilerin örgütlenme ve sendikalaşma hakkı tanınmalı. Rapordaki verilere göre, 2003 yılında asgari ücretin yüzde 36 üzerinde olan ortalama emekli aylığı, bugün asgari ücretin yüzde 22 altına geriledi. 2002’de ortalama emekli aylığının kişi başına gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı yüzde 46.4 iken 2025’te bu oran yüzde 29’a düştü. Avrupa Birliği ülkelerinde emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH içindeki payı ortalama yüzde 9.8 iken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 3.7 seviyesinde. 2002 yılında yüzde 36.6 olan çalışan veya iş arayan emeklinin oranı Aralık 2024’te yüzde 65.7’ye yükseldi. NÜFUS PAYI ARTIYOR Emekli ve hak sahiplerinin toplam nüfus içindeki payı yüzde 18.5’e ulaşmış durumda. Ancak buna karşın, bütçeden emekli aylığı ve sağlık harcamalarına ayrılan kaynak 2024 itibarıyla yüzde 6.7’ye kadar geriledi. SGK’nin prim gelirleri 2002’den bu yana 189.6 kat artarken emekli aylığı ve sağlık ödemeleri yalnızca 150 kat arttı. DİSKAR bu durumu, “SGK’nin mali dengesi emeklilerin yoksullaşması pahasına düzeldi” şeklinde değerlendirdi. “EMEKLİ PAZAR SONRASI ATIK TOPLUYOR” Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Gönül Boran, emeklilerin içinde bulunduğu duruma ilişkin Cumhuriyet’e konuşarak “Kaynakların nerelere aktarıldığını çok iyi biliyoruz” dedi. Önceki kuşak emekliler ev ve araba satın alabilirken bugünün emeklisinin insanca yaşama hissinden uzak olduğunu belirten Boran, ”Şatafat içerisinde yaşayan siyasetçilere, 3-5 yerden maaş alanlara hakkımızı helal etmiyoruz. ‘Bize kölesiniz, bizim yaşantımıza hizmet edeceksiniz’ diyen siyaset anlayışını kabul etmiyoruz. Avrupalı emekli dünyayı gezerken bizim emeklilerimiz pazar sonrası artık topluyor, market market dolaşıp ucuz ürün arıyor. Erken seçim olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı. ‘SEFALETE ALIŞMAYACAĞIZ’ Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen de “Sefalete alışmayacağız” dedi. Emeklinin kayıplarını telafi etmek bir yana, sefaletin kalıcı hale getirildiğini belirten Ergen, “Memurlara verilen seyyanen artış, tüm emeklilere verilmeli. Mevcut Sosyal Sigortalar Kanunu kaldırılmalı ve yeni bir düzenleme yapılmalı. 25-30 yıl çalışmış bir emeklinin en düşük aylığı, yeni işe girmiş memur maaşına eşitlenerek kademelendirme yapılmalı. Emekli sendikaları yasal düzenlemeye kavuşturulmalı” dedi.

Source: Elif Özge Yalçın


Açılımın iç ve dış kodları

Erdoğan, Bahçeli, Öcalan ve Barrack ’ın çeşitli açıklamaları, birbirini bütünleyen ve açılımın iç ve dış kodlarını ortaya koyan mesajlardan oluşmaktadır. Açılımın bu dört aktörünün mesajlarının analizinden, şu çıktılara ulaşıyoruz: ABD’NİN ‘YENİ ORTADOĞU’ DİZAYNI 1) Açılımın Suriye’de rejim değişikliğiyle paralel dış boyutu, Türkiye’de rejim değişikliğini “tamamlama” hedefli iç boyutu var. Washington açılımın iç boyutunda Ankara’ya destek veriyor, Ankara açılımın dış boyutunda ABD’nin “yeni Ortadoğu” planına uyum gösteriyor. Böylece CHP’ye operasyon ile SDG’ye meşruiyet, iki taraflı kazanca dönüştürülüyor. 2) ABD Büyükelçisi Tom Barrack ’ın beş ayrı yazıda incelediğim açıklamaları, ABD’nin bölgede İran’a karşı bir Türk-Kürt-Arap cephesi inşa etmek istediğini ortaya koyuyor. “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu” inşa edebilmenin yolu bu cepheden geçiyor. 3) Tom Barrack , Lozan’ı, Sykes-Picot ve Sevr ile birlikte ele alıp “cetvelle çizilmiş” sınırların yanlış olduğuna işaret etti. ABD Büyükelçisi böylece “haritanın yeniden çizilmesi” amacını ortaya koymuş oldu. Yine Barrack’ın bölge için “Osmanlı millet sistemi” ni önermesi de o amacı bütünlüyor. ERDOĞAN’IN TÜRK-KÜRT-ARAP İTTİFAKI 4) Erdoğan , son açılım konuşmasında, defalarca “Türk-Kürt-Arap” ittifakına işaret etti. Dahası Erdoğan bunu bir kaç defa da Türkiye sınırlarını aşarak Irak ve Suriye’yi de kapsayacak şekilde vurguladı. 5) İktidarın bir süredir “Misakı Milli’nin tamamlanması” amaçlı söylemleri ile buna paralel olarak Halep, Kerkük ve Musul dahil Irak ve Suriye’deki şehirlere Türk plakası dağıtması, ABD’nin “yeni Ortadoğu” dizaynında pay kapma amaçlıdır. 6) İktidarın ideologları, önceki iki açılımı “Türkiye’yi Kürtlerle genişletmek” diye sunuyordu. Son açılım, “Türkiye’yi Kürtler ve Araplarla genişletme” diye pazarlanıyor. TÜRK-KÜRT-İSLAM REJİMİ 7) Türkiye’yi Kürtlerle ve Araplarla genişletme konusu, bazı iktidar sözcüleri tarafından “Türkiye İmparatorluğu” diye müjdeleniyor. 8) İmparatorluk olan Osmanlı’nın yıkılıp yerine ulusal-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması , açılımcılar tarafından hem Kürt sorununun hem de bölgedeki çeşitli sorunların kaynağı gibi gösteriliyor. Panzehrinin ise yeni Osmanlıcılık olduğunu savunuyorlar. 9) Yeni Osmanlıcılığı, hem içeride hem dışarıda “Sünni Müslüman” mezhepçiliğine dayandırıyorlar. (Şii İran’a karşı, Sünni Türk-Sünni Kürt-Sünni Arap ittifakı). 10) AKP-MHP koalisyonu, başkanlık sistemi yoluyla Türkİslam sentezine dayalı bir rejim değişikliğine başlamıştı. Şimdi de Türk-Kürt-İslam sentezi ile bu değişikliği sürdürmeyi ve devletin dönüşümünü tamamlamayı hedefliyorlar. CHP’YE OPERASYONUN GENİŞ ANLAMI 11) Rejim değişikliğinin tamamlanmasının önünde, “her şeye rağmen” kurucu parti CHP engeli var. Üstelik CHP, son yerel seçimden birinci parti olarak çıktı ve ilk genel seçimde Erdoğan ’ın artık kaybedeceği görülüyor. CHP’nin yerel seçimde birinci parti olmasını sağlayan faktörlerden biri de çeşitli illerde DEM’le kurduğu kent uzlaşısıydı. Erdoğan açılım hamlesiyle CHPDEM ortaklığını bozmayı ve DEM’i AKP-MHP ittifakına eklemleyerek sınırsız başkanlık yolunu açacak yeni anayasayı çıkarabilmeyi amaçlıyor. Erdoğan ’ın son konuşmasında “AKP-MHP-DEM” ittifakına işaret etmesi, açılım taviziyle bunun belli ölçülerde sağlandığına işaret ediyor. Ancak DEM’in Cumhur İttifakı’na eklemlenmesi demek, Kürt seçmenin Erdoğan’a oy vereceği anlamına gelmiyor! 12) Türk sermayesi bütün gövdesiyle açılımın arkasındadır. Sermaye grupları, sıra sıra açıklama yaparak sürece desteklerini ilan ettiler. Cumhuriyetin devrimci atılımlarına karşı DP çatısı altında buluşan burjuvazi-toprak ağalığı ittifakı, Türkiye’yi Atlantik sistemi içinde adım adım Siyasal İslamcılığa teslim etti, şimdi de “yüzyıllık parantezin” kapatılmasını destekliyor. 13) Erdoğan, Bahçeli, Öcalan ve Barrack’ın açıklamalarının özeti şudur: Bu bir Kürt açılımı değildir, bu, 1923’le hesaplaşma açılımıdır. Kuşkusuz 1923’çülerin de hesabı olacaktır. Türk ile Kürt’ün, yine, birlikte emperyalist planları bozacağı günleri yaşayacağız.

Source: Mehmet Ali Güller


Zeytinliklerin talanına yol açacak yasa teklifinin anayasaya aykırı olduğu vurgulandı: ‘Mülkiyeti maddi ve hukuki olarak zayıflatıyor’

Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM’ye gelen ve görüşmeleri bu hafta devam edecek olan zeytinlik alanları madenciliğe açan torba yasa teklifini değerlendirdiği bir açıklama yayınladı. Dernek, yasa teklifinin anayasanın 15 maddesini ihlal ettiğini belirtti. Değerlendirmede, “Zeytinliği kamulaştırılan kişilere Hazine taşınmazları 10 yıl süreyle rayiç bedelle kiralanabilecektir. Diğer bir ifade ile yurttaşların arazisi ve zeytinlik varlığı elinden alınmakta, sonra kendisine kiracı sıfatı ile başka bir mülk verilmektedir. Bu, mülkiyetin hem maddi hem hukuki olarak zayıflatılması anlamına gelir” denildi. Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM’ye gelen ve görüşmeleri bu hafta devam edecek olan zeytinlik alanları madenciliğe açan torba yasa teklifini değerlendirdiği bir açıklama yayınladı. ‘TBMM TARİHİNE ÇALINMIŞ KARA LEKE’ ‘Süper İzin’ yasa teklifine yönelik yapılan değerlendirmede, muhalefet vekillerinin ve çevre koruyucularının görüşlerinin alınmadığı belirtildi. Değerlendirmede, “Kanun teklifi, mevcut hali ile kamu yararını gözetmeyen, kanunların genelliği ilkesine uymayan, belli kişilere, zümre veya şirketlere diğer benzer durumdakilere kıyasla özel ayrıcalık taşıyabilecek düzenleme niteliğindedir. Bu teklifin TBMM’de görüşülmesinin, TBMM tarihine çalınmış kara lekelerden biri olarak anılması kaçınılmazdır” denildi. ‘YOK ETME HAREKETİ’ Kamu kesiminin anayasal sorumluluğunun yurttaşların refahını sağlamak olduğuna dikkat çekilen değerlendirmede, “Kanun teklifi, Türkiye’nin kırsal yaşam ve ekonomisine, kırsalda yaşayan milyonlarca yurttaşımıza ve kamusal varlıklara içimizdeki ‘yerli ve milli’ unsurlarla yapılan bir işgal ve ‘yok etme hareketi’ denemesi denecek cinstendir” ifadelerine yer verildi. Söz konusu yazıda yasa teklifinin ‘yasa yapım tekniklerine’ uygun tasarlanmadığı da vurgulanarak “Taslak kanun metninde ‘yatırımcılar için kolaylaştırıcı’ olarak düzenlenen maddelerde aşırı biçimde ‘detaya boğma’ ve her bir süreci somutlaştırma ihtiyacı göze çarparken, yurttaşlar ve kamusal varlıkları koruyucu düzenlemeleri boşa çıkaracak kısımlarda ise özellikle belirsizlik içeren bir yaklaşımla teklif ele alınmıştır” denildi. ‘ŞİRKETLER LEHİNE HUKUKSUZ MÜDAHALE’ Teklifte yer alan maddelerin bir kısmının idare hukukunun temel ilkelerini işlemez hale getirdiği belirtilirken “Teklifteki hali ile başta Muğla bölgesinde köylüler olmak üzere yurttaşların geçim kaynaklarına, bürokratik karar alma süreçlerine ve kamu görevlilerinin karar verme sürelerine ve iradelerine doğrudan şirketler lehine hukuksuz bir müdahale vardır” ifadeleri kullanıldı. Yasa teklifinin Anayasa’nın başlangıç hükümleri ve toplamda 15 maddesini (7, 10, 11, 44, 45, 56, 63, 123, 127, 168, 169 ve 170) ihlal ettiği belirtildi. Teklif ile ÇED süreci tamamlanmadan teşvik, onay, izin, ruhsat vb. işlemlere başvuru yapılabilmesinin önünün açıldığı değerlendirilen açıklamada, “‘Yatırım kolaylığı’ adına ÇED süreçlerinin etkinliğinin kaybettirilmesi, Anayasa’nın ‘çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ hükmüne aykırıdır. Çevre mevzuatında amaç, yatırımı kolaylaştırmak değil, çevre ile uyumlu hale getirmektir. Yatırımın ekonomik yararı, çevresel değerlerin geri döndürülemez şekilde zarar görmesini meşrulaştıramaz. Mevcut teklif, idare hukukundaki kamu yararı-bireysel yarar dengesini açık bir biçimde yatırımcılar lehine bozmaktadır” ifadelerine yer verildi. ‘CİDDİ İDARİ BOŞLUK YARATIYOR’ Maden Yasası’nda madencilik yatırımlarının izin süreçlerini ilgilendiren düzenlemelerde gidilen değişikliklerle birlikte mevcut düzenlemelerdeki kimi kurumların yetkileri ve tasarruf haklarının ‘kurul’ adı altında Cumhurbaşkanlığı güdümünde yeni bir yapıya ve MAPEG’e devredildiği vurgulanan açıklamada, “Madencilik yatırımlarını ve bu yatırımlarla ilgili faaliyetleri ilgilendiren süreçlerdeki yasama yetkisi yürütmeye (Cumhurbaşkanlığına) ve MAPEG’e devredilmiştir. Bu iki kurum için orantısız yeni yetki ve görev tanımları yapılmıştır” denildi. Orman vasıflı arazilerde madenciliği ilgilendiren izin süreçlerinde tüm kurum görüşlerinin, ÇED belgesi gibi belgelerin MAPEG tarafından alınacak hale getirildiği belirtilen değerlendirmede, “Bir nevi, MAPEG, artık madencilik yatırımları yapan şirketler için, halkın vergileri ve kamu kaynaklarını kullanarak, ücretsiz danışmanlık ve onaycılık mekanizması oluşturmuştur” ifadelerine yer verildi. Bu değerlendirmeye ek olarak, “MAPEG’in tüm izin süreçlerini tekelleştirmesiyle birlikte, yatırımcının izinlerde belirtilen yükümlülüklere uymaması ya da yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde uygulanacak idari veya hukuki bir yaptırım mekanizması öngörülmemiştir. Bu durum, yetki-toplama eğiliminin denetim ve sorumlulukla desteklenmemesi anlamına gelmekte ve ciddi bir idari boşluk yaratmaktadır” ifadeleri kullanıldı. Cumhurbaşkanlığı güdümündeki ‘kurul’a yönelik de değerlendirmede bulunulan açıklamada, “Türkiye yüzölçümünün yarısından fazlasını kapsayabilecek büyüklükte bir alana yayılması muhtemel IV. Grup ile ‘stratejik veya kritik madenlere’ yönelik madencilik yatırımları için Cumhurbaşkanlığı güdümünde ‘Kurul’ denen hukuki ve demokratik açıdan ucube bir yapı imdada yetişmiştir” denildi. ‘MÜLKİYET, MADDİ VE HUKUKİ OLARAK ZAYIFLATILIYOR’ Zeytinlik eleştirilerinin niçin yapıldığına yönelik de detaylı bir değerlendirme yapılan açıklamada, “Önerilen maddeye göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın uygun görmesi halinde zeytinliği kamulaştırılan kişilere Hazine taşınmazları 10 yıl süreyle rayiç bedelle kiralanabilecektir. Diğer bir ifade ile yurttaşların arazisi ve zeytinlik varlığı elinden alınmakta, sonra kendisine kiracı sıfatı ile başka bir mülk verilmektedir. Bu, mülkiyetin hem maddi hem hukuki olarak zayıflatılması anlamına gelir. Üstelik mülkiyetin kamu yararı dışında ve orantısız şekilde sınırlanması, Anayasa Madde 35 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 No’lu Protokol bakımından sorunludur” denildi. Zeytin üreticisinin gelir kaybı başta olmak üzere neredeyse tüm zararlarının gözardı edildiği belirtilen açıklamada, “Zeytin ağaçlarının taşınması ciddi bir biyolojik ve tarımsal planlama gerektirir. Bilimsel literatürde bu süreç: en az 2 yıl ön hazırlık, toprak-iklim uyumu, ağaç yaşı, türü, kök gelişimi gibi parametrelerin takibini zorunlu kılmaktadır. Kanun gerekçesinde ve geçici maddede bu bilimsel temel tamamen yok sayılmış; taşıma işlemi alelade bir ‘nakliye faaliyeti’ gibi değerlendirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Source: Emirhan Çoban


LGS tercih süreci başlıyor: Başvurular 24 Temmuz”da sona erecek

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınavın açıklanmasından sonra sıra tercih yapmaya geldi. Bugün başlayacak olan tercih süreci, 24 Temmuz saat 17.00’ye kadar sürecek. Eğitim koordinatörü Hatice Yılmaz, yüzdelik dilimlerin arasının aşağıya doğru inildikçe açılacağına dikkat çekerek “Buna çok dikkat etmek gerekir. Örneğin 5’lik dilimden alan okullar bu yıl 4’lük dilimden alabilirler. 8’lik dilimden alan 6’dan alabilir. Yüzdelik dilimlere göre aşağıya doğru kaydırarak tercih yapılmalı. Öğrenci, kendi puanının denk geldiği okulu orta sıralara yazabilir. En çok istediği okulu en fazla 2-3 puan üstte olmak kaydıyla üste yazabilir. Alt puan grubundan da seçim yaparsa tercih hatası yapmamış olur”dedi. Yılmaz, tercih yaparken dikkat edilmesi gereken noktaları maddeler halinde sıraladı: DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKEN SEÇENEKLER – LGS puanı ile öğrenci alan okullardan (fen liseleri, Anadolu liseleri, sosyal bilimler liseleri, mesleki ve teknik anadolu liseleri, Anadolu imam hatip liseleri) hangisinin neden tercih edilmesi veya sizin için neden tercih edilmemesi gerektiğini belirleyiniz. – Örneğin YKS’de hedefiniz fen bilimleri alanına yönelik bir program değilse (tıp, mühendislik vb) fen lisesi yerine Anadolu lisesi seçmek daha doğru olacaktır. – Tercih etmeyi düşündüğünüz okulların sizin kariyer hedefinize, ilgi ve yeteneğinize uygunluğunu değerlendiriniz. – Seçtiğiniz okuldan alan veya daldan mezun olduktan sonra kariyer hedefinize ulaşmak için nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini iyi araştırınız. – Örneğin mesleki teknik Anadolu liselerinden birini seçecekseniz öncelikle seçeceğiniz mesleğe yatkınlığınızı, yükseköğrenim şansınızı ve iş bulabilme şansınızla ilgili araştırma yapınız. – Seçeceğiniz okulun yabancı diline dikkat ediniz. – Aynı yüzdelik dilimdeki okullardan öncelikle evinize yakın olanı tercih ediniz. – Tercihiniz sınavla öğrenci alan özel okullardan biri ise okulların ilan ettiği taban puana bakarak puanınızın yettiği okullarla ilgili ön araştırma yapınız. Seçmeyi düşündüğünüz okulun avantaj ve dezavantajlarını iyi araştırınız. – Özel okullardan birine kayıt yaptırmanız durumunda LGS puanı ile tercih yapamayacağınızı unutmayınız. (Tercih yapabilmek için özel okul kaydını sildirmeniz gerekmektedir.) Liste nasıl yapılmalı? – Tercih listenizi oluştururken LGS ile öğrenci alan farklı okul türlerinden yüzdelik diliminize denk ve en fazla (+2, -2) yüzdelik diliminde olan okulları belirleyiniz. – Belirlediğiniz okulları okul türüne bakmaksızın yüzdelik dilimine göre sıralayınız. – Yaptığınız sıralamayı 10 okula indirmek için aynı yüzdelik diliminde olan okullardan daha çok istediklerinizi belirleyiniz. – Kendi yüzdelik diliminize denk gelen okulu 6. tercihinize yazınız. Kendinizi garantiye almak için son 4 okulu kendi yüzdelik diliminizden düşük okullardan seçerek sıralayınız. İlk 5 okulu yüzdelik dilimi ve istek sıranıza göre oluşturarak yazınız. ÖNCE YEREL YERLEŞTİRME – Tercih ekranı açıldığında önce yerel yerleştirme için okul seçmeniz gerekmektedir. Aynı okul türünden en çok 3 okul olmak kaydıyla toplam 5 okul seçebilirsiniz. (Bir veya iki okul da seçebilirsiniz. – İkinci olarak açılacak merkezi tercih ve yerleştirme ekranından en çok 10 okul olacak şekilde puan ve istek sırasına göre oluşturduğunuz LGS ile öğrenci alan okullar için tercih işlemlerinizi yapınız. – Son olarak isterseniz en çok 5 okul olmak kaydıyla tercih ekranında açılacak olan pansiyonlu okullardan tercih yapabilirsiniz. l 24 Temmuz tarihine kadar velinizle birlikte oluşturduğunuz tercih listesi ile mezun olduğunuz okula giderek tercih işlemini tamamlayıp okul yönetimi tarafından onaylı tercih listenizin bir örneğini alınız. ÖĞRENCİ VELİ DERNEĞİ’NDEN LGS TEPKİSİ Öğrenci Velie Derneği’nden yapılan açıklamada, “719 öğrencinin tam puan aldığı açıklanan LGS sonuçları, sınav sistemine dair kaygılarımızın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bazı özel okulların tam puan alan öğrenci sayılarını açıklaması ise inandırıcılıktan uzaktır” denildi. 23 yıldır sürdürülen okullaşma politikaları sonucunda birçok ilde okulların imam hatip ve meslek liselerine dönüştürüldüğü, ademik liseler sayısının azaltıldığı vurgulanan açıklama şöyle: “Bu durum çocukları istemedikleri okullara veya bütçelerini zorlayarak özel okullara mecbur bırakmaktadır. Son LGS sonuçları, ‘özel okullara mecbur bırakma’ eleştirilerinin bir algı değil, gerçek olduğunu göstermektedir. Nitekim Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerinin kontenjanları 4 bin 80 azaltılırken; imam hatip ve meslek liselerinin kontenjanları bin 919 artırılmıştır.Buradan soruyoruz: Akademik liselerin kontenjanları neden azaltılırken; tercih edilmeyen imam hatip ve meslek liselerinin kontenjanları artırılmıştır?”

Source: Figen Atalay


Ulus-devlet, iki basınç

Yine emperyalizmin bir “yeniden paylaşım” dönemindeyiz. Bu dönemde, “merkezde” ve “çevrede” ulus-devlet birbirine zıt iki basınç altında dönüşmeye zorlanıyor. TERCİH DEĞİL YASA Sermayenin kendi coğrafi merkezinin dışına taşma eğilimi tercih değil, zorunluluktur. Aşırı üretim krizleri, kârı tehdit eden sınıf mücadeleleri ya da yeni teknolojilerin gerektirdiği madenler, enerjiler, veri akışları, sermayeyi yeni alanlara doğru iter. Tarihsel olarak bu, sömürgecilik, emperyalizm olarak gerçekleşti. Bugün de öyle… 2008 sonrası dönemde, ekonomik durgunluk yerleşti, dünya ticareti tıkandı, finansal kırılganlıklar derinleşti. Buna iklim krizini, artan sıcak hava dalgalarını, çöküş yaşayan tarımı ve “Küresel Güney” den merkeze doğru artan göçü eklediğimizde, kapitalizmin yayılma eğilimi, 1930’lardan bu yana hiç olmadığı kadar sert hissediliyor. Sömürgecilik, emperyalizm yeni biçimler sergiliyor: Küresel tedarik zincirlerinin kontrolü, finansal “şantaj-şiddet” , borç tuzakları, yaptırımlar, dijital gözetim ve vekâlet savaşları. Artık sadece toprak ya da ucuz işgücü değil, lityum, kobalt, yarı iletkenler, “büyük veri” , su gibi stratejik kaynaklar hedefte. Kapitalizmin, ABD, AB ve Japonya gibi merkezleri, kaynakları güvence altına almak, yeni kaynaklara ulaşmak için ekonomi politikalarını yeniden şekillendiriyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ve Afrika’daki etkisi, bu rekabetin yalnızca bir cephesi. Batı’nın askeri üsler, ticaret blokları ve ekonomik yaptırımlar ile verdiği yanıt ise diğer cephesi. Bu rekabet, “paylaşım alanlarında” bir stratejik sıkışma yaratıyor. Halihazırda vekâlet savaşlarına (Ukrayna, Sudan, Suriye), bölgesel gerilimlere (Tayvan, Kızıldeniz, Sahel) tanık oluyoruz. Bu süreç, birden fazla yerel savaşın birleşerek bir bölgesel, hatta bir “büyük savaş”a yol açma olasılığını besliyor. ULUS DEVLET-ÇİFTE STANDART Bu bağlamda, ulus-devlet, stratejik bir önem kazanıyor. Kapitalizmin merkezlerinde ulus-devlet yeniden silahlandırılıyor. Sanayi politikaları geri döndü. Ticaret engelleri, yatırım kontrolleri, baskıcı uygulamalar, milliyetçilik yükseliyor: Kapitalizmin merkezlerimde ulus-devlet sermayenin yeni genişleme evresi için hem içerden hem de dışarı doğru tahkim ediliyor. Bu sırada, çevre ülkelerdeki ulus-devlet yapıları sistemli olarak zayıflatılıyor . Neoliberalizmin ekonomiyi uluslararası sermayenin sınırsız kullanımına açması, şirketlerin kamusal alanı ele geçirmesi, kimi merkez ülkelerden fonlanan STK’ler, küresel kültür endüstrisinin etkileri, siyasi müdahalelerin basıncı altında çevre ülkelerin ekonomik siyasi dengeleri bozuluyor, toplumsal dokuları çözülmeye, etnik ve dinsel temelde bölünmeye doğru itiliyor. Bu dağılma dinamikleri, emperyalist yeniden paylaşım alanlarında yeni olanaklar getiriyor. Küresel Güney’in, liberal entelijensiyasının, “Ulus-devlet devri kapandı” , “Post-nasyonal yönetişim” , savları, “komünalizm” önerileri de bu sürecin bir parçası. Emperyalizmden söz edenler, liberal fantezileri eleştirenler ulusalcılıkla/ırkçılıkla suçlanıyor. Bu suçlamalar, pratikte emperyal çıkarların ideolojik örtüsü olmaktan, “komünalizm” fantezisi de o dini/etnik grubun seçkinlerine iktidar alanı yaratma, egemen elitlerle eklemlenme, çabalarından öteye gitmiyor; halkların değil sermayenin küresel egemenliği anlamına geliyor. Emperyal güçler kendi devletlerini yeniden inşa ederken çevredeki toplumların da kendi ulus-devletlerini savunması gerekiyor. Egemen bir ulus-devlet; sermayeyi denetleyebilir, gıda sistemlerini koruyabilir, ekolojik yıkımı tersine çevirebilir, sanayi inşa edebilir ve bölgesel/küresel dayanışma ağları kurabilir, var olanlara katılabilir. Ulusdevlet emperyalizme karşı etkin bir savunma hattı kurabilir. Ancak bu hattın, yaşayabilmesi için etnik milliyetçilikten, dinci cemaatçilikten arındırılması, yurtseverlik, laiklik, dayanışma, eşitlik, adalet, direnç için ve halkın, özellikle de emekçi sınıfların desteğiyle gerçekleşmesi gerekiyor. Ulus-devlet de her kurum gibi mücadeleye açıktır. 20. yüzyılda anti kolonyal hareketler ulus-devleti kullanarak sömürgecilikten çıktılar, halkın onurunu canlandırdılar. Laik Cumhuriyet de bu mirasın bir parçasıdır.

Source: Ergin Yıldızoğlu


Güvercin kılıklı akbaba

Ortadoğu’da kalıcı barış için yıllardır süren çabaların yerini, tek tarafın süreci istediği gibi yürüttüğü, hesap vermeksizin insanlık dışı yöntem ve katliamlarla stratejik mühendislik planlarını uygulamaya devam ettiği bir süreç aldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında geçen hafta son altı ayda üçüncü kez gerçekleşen görüşme, Gazze’de barış değil, Filistinliler için derin bir belirsizlik ve kitlesel yerinden edilme korkusu doğurdu. Kamuoyuna açıklananlar ile kapalı kapılarda yürütülen müzakereler arasındaki fark, ateşkes sürecinin samimiyeti konusunda ciddi şüpheler doğuruyor. Trump, bir yandan “Gazze savaşını bitiren lider” olarak tarihe geçmek istiyor ama İsrail işgalinin sürmesi konusunda da Netanyahu ile uyumlu gözüküyor. Netanyahu, 30 yıla yaklaşan siyasi tecrübesiyle süreci istediği gibi yönlendiriyor. Trump, yıldızı olmadığı bir şovu kendine pek yediremiyor ve pozisyonlar arasında sürekli gidip gelerek adeta burada da “patron benim” demeye çalışıyor. Gazze’de 2 milyona yakın insan yerinden edildi. İsrail’in işgal ettiği bölgeler, Gazze’nin yüzde 70’ini geçti. Savaşın durması halinde bile Filistinlilere ait egemen topraklarda İsrail ve ABD destekli şirketlerin “tatil köyleri” inşa etme planları konuşuluyor. Bu, yalnızca toprak değil, kültür, tarih ve halk iradesinin de ortadan kaldırılması anlamına geliyor. NOBEL ŞOVU Netanyahu’nun, Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi, bu görüşmelerin ne kadar manipülatif bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Trump’ın barış getiren güvercin imajı, Gazze’de soykırıma göz yumması ile çelişiyor. Netanyahu’nun, Trump’ın egosuna hitap eden bu ironik hamlesi, ABDİsrail görüşmelerinin içeriğini bulanıklaştırıyor. Ayrıca Netanyahu, Oslo’ya uçarak adaylık mektubunu şahsen teslim edebilirdi. Eğer bunu yapsaydı tutuklanır ve Lahey’e gönderilirdi. Birkaç ay önce Oslo yönetimi Filistin Devleti’ni tanıdığı için Netanyahu, Filistin’deki Norveç diplomatik misyonunu sınır dışı etti. Yine de insanlığa dair umutları yeşerten son gelişme, Gazze’deki soykırımı uluslararası hukuk dayanaklarıyla dile getiren BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’in, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi oldu. FİLİSTİNLİLERE ÖLÜM TUZAĞI ABD yapımı silahlarla her gün yüzlerce insanın öldüğü bir senaryoda, insani yardım adı altında kurulan dağıtım merkezleri bile artık BM tarafından ölüm tuzakları olarak tanımlanıyor. Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın rolü, bu süreçte özellikle dikkat çekiyor. Filistinli bir ailenin, yiyecek almak için sıraya girmenin bile ölüm riski taşıdığı bir ortamda insani yardım kavramı anlamını yitiriyor. Yardım almak üzere gelen sivillere yönelik rastgele ateş açıldığı haberleri, bu noktaların ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Bu vakıf, insanlara yardım etmeyi değil, onları sefalet içinde tutarak dışarıya zorla göç ettirmeyi amaçlıyor. İsrail’in kimileri ABD’den çıkar gruplarıyla birlikte oluşturduğu bu sistemde, yerinden edilmiş Filistinlilerin Sudan, Mısır veya başka ülkelere transferi planlanıyor. Üstelik açıkça etnik temizlik anlamına gelen bu göç politikalarının fizibilite analizleri bile yapılmış; kişi başı tahliye maliyetleri, kamplarda radikalleşme temizliği gibi kavramlarla ayrıntılandırılmış. Sızdırılan bazı raporlarda, Filistinlilerin Gazze’de kalmasının maliyeti hesaplanmış ve gönderilmeleri halinde kişi başı 9 bin dolar maliyetle daha ucuz olduğu belirtilmiş. Bu ifadeler, toplu tehcirin finansal modellemeyle rasyonelleştirilmeye çalışıldığını gösteriyor.

Source: Nalan Yazgan


Sanki Tügva Bakanlığı

Göreve geldiğinden bu yana okulları cemaatlere ve vakıflara açan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in memleketi Erzurum’da adeta tüm okullar TÜGVA’ya tahsis edildi. Tekin, haziran ayı başında TÜGVA Erzurum şubesini ziyaret etti, ardından TÜGVA’nın yaz okullarını açtı. 80’e yakın okulda 10 bin öğrenci için kontenjan tanındı. Erzurum Yakutiye ve Palandöken’de 29’ar, Aziziye’de 13, Pasinler’de 3; Çat, Uzundere, Aşkale ve Horasan’da ise birer okul TÜGVA’nın yaz okulları için kapılarını açtı. Tüm Öğretmenler Birliği (TÖBSEN) Hukuk Sekreteri Ahmet Karaçay, SÖZCÜ’ye konuştu:

‘LAİKLİĞE VE BİLİME AYKIRI’

“Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) adıyla faaliyet yürüten vakfın, Millî Eğitim sistemi içerisinde sürdürdüğü faaliyetler, laik, bilimsel ve pedagojik eğitim anlayışına aykırıdır. TÜGVA, Millî Eğitim Bakanlığı ile yapılan çeşitli protokoller aracılığıyla kamuya ait eğitim kurumlarını kullanıyor. Çocuklara yönelik faaliyetlerde dini telkinler, ideolojik yönlendirmeler ve pedagojik temelden yoksun etkinlikler düzenleniyor.

‘DİN EĞİTİMİ DAYATILIYOR’

Vakıf faaliyetlerinde laik eğitim anlayışı rafa kaldırılıyor, din eğitimi dayatılıyor. Kız ve erkek çocuklar ayrılarak karma eğitim ilkesi ihlal ediliyor. Çocuklar, inançları üzerinden değil, düşünme becerileri ve özgür birey olma yetenekleri üzerinden gelişmelidir. TÜGVA’nın ve benzeri yapıların bu uygulamaları, Anayasa’nın laiklik ilkesine, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Çocuk Hakları Sözleşmesine de aykırıdır.

ÖNCE OKULA GİTTİ SONRA OFİSİ ZİYARET ETTİ

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ilk olarak TÜGVA Vakfı’nın yaz okulu açtığı bir kurumu ziyaret etti. Tekin, ardından Erzurum’daki TÜGVA Vakfı ofisinde incelemelerde bulundu.

Source: Deniz Ayhan


Yeni anayasa maması kalabalık olmalı

Siyaset bilimciler, Cumhuriyet ideolojisinin ‘Türk-Sünni’ esaslı bir yapı olarak tasarlandığını ifade ederler.Sünnilik kısmını ‘Diyanet denetimli’ olarak anlamak gerekir.Bu çerçevede Aleviler, tıpkı Kürtler ve koyu muhafazakârlar gibi sistemin dışladığı kesimlerdi.Anadolu Aleviliği, Şii’likten farklı olarak ‘seküler’ kültür öğeleri içeren bir Müslümanlıktır.Bu sebeple Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde kendilerine yaşatılan olumsuzlukları zaman içinde bir kenara koyarak CHP çatısı altında kümelenmişlerdir.Alevi kesiminin bu tercihi bir yönüyle ‘Sünni tehlike’ye karşı bir ‘sığınma’dır.Bugün organize azınlık olarak Aleviler, CHP’de önemli pozisyonlara sahiptir.Ancak ülke çok partili hayata geçince, ağırlıklı olarak önce merkez-sağ, son 23 yılda da muhafazakâr parti iktidar olmuşlardır.Bu süreçlerde merkezi kadrolarda Alevilere yönelik ‘dışlanma’ olgusu yine bir realitedir.Aleviler için Cumhuriyet değerleriyle yetişmiş ‘Beyaz Türkler’le CHP çatısı altında buluşmaları yine bir ‘sığınma’ mecburiyetidir.Neticede, ‘Dersim’ onların hafızasıdır.Şimdi yeni anayasa çalışmalarının açık bir şekilde yürütüldüğü süreçleri yaşıyoruz.Halen iktidar direksiyonunda, kendilerini 2000’li yıllara kadar ‘Cumhuriyet ezilenleri’ olarak gören muhafazakârlar var.Beklentilerini karşılayacak yeni bir anayasa için uygun iklimin oluştuğunu değerlendiriyorlar.Kendileri gibi vaktiyle dışlanmış kesimlerle, bir ‘yol arkadaşlığı’ teklifiyle iş birliği arayışı içindeler.Sunuşları, daha demokratik bir Türkiye Anayasası.Bu çerçevede Kürtler ve Alevilere yaklaşım hazırlığı içindeler.Katı merkeziyetçi yapının esnetildiği, daha özgürlükçe bir anayasa özellikle Kürtlerin itiraz etmeyeceği bir düzenleme.Ancak 1979 İran Devrimi sonrasında ‘mollaların’ kimselere hayat hakkı tanımadığını da herkes hatırlıyor.Ancak İran ve Türkiye gerçekleri farklıdır.Bizimkiler, ‘dünyevi’ ve ‘pragmatist’ muhafazakarlardır.Neyse; Kürtler, AK Parti”den gelen önerilere ilgisiz değiller.Dillerine, kültürlerine mesafeli yaklaşmış Cumhuriyet ideolojisinin mağdurları olarak muhafazakarlara “Hayır” demeleri zaten beklenemezdi.Kürtlerin bu kesiminin de ‘seküler’ olduğu unutulmamalıdır.‘Yol arkadaşlığı’ndan kastımız da budur.Neticede an itibariyle anayasa için eksik halka Alevilerdir.Çok muhtemel muhafazakâr iktidar, Alevilere yönelik kapsamlı bir açalım programını başlatacaktır.Sonrasında, ‘Kemalist ideolojinin’ esnetileceği, geniş tabanlı bir Türkiye projesi için Aleviler de ikna edilmek istenecektir.Ancak, bu gelişmelerde yok sayılamayacak iki kesim daha vardır.Bunlardan ilki, ‘Türk milliyetçileri’dir.Onların geleneksel temsilcisi MHP, halen AK Parti ile ittifak içinde, sözünü ettiğim yeni Türkiye projesinin adeta sürükleyici, akıl hocasıdır.Özellikle Kürtlere yönelik sürpriz açılımlarını, ülkenin giderek büyüyen ‘bölünme’ tehlikesine karşı, almak istedikleri akut önlemler çerçevesinde değerlendirdikleri anlaşılıyor.Bir anlamda ABD-İsrail yayılmacılığına karşı, ‘derin devlet’ refleksi ile Kürtleri bütünlüklü ülke yapısının korunmasına ikna çabası içinde oldukları izlenimi veriyor.Aksi halde tüm bu çabaların Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bir bölünme ve geniş kapsamlı federatif stratejilerine hizmet olarak kabulü gerekir ki bu hayalleri zorlayan bir projedir.Ancak bahse konu milliyetçi kesim sadece MHP’den ibaret değil.Merkez-sağ oluşumdan milliyetçiliğe evrilen İyi Parti, yine Zafer Partisi gibi siyasi oluşumlar Cumhuriyet ideolojisi safında net tavır oluşturmuş durumdalar.Bu arada milliyetçilerin de çok katı olmasalar da ‘seküler’ olduklarını belirtelim.Diğer önemli bir kitle de Cumhuriyet değerleri ile biçimlenmiş ‘Atatürkçü’ diye ifade edilen, genelde şehirlerde yaşayan, Arap kültürüne hayli mesafeli yaklaşan ve sayıları on milyonlara ulaşmış laik-seküler insanlar.2000″li yıllara kadar ‘askeri vesayet’in koruması altında yaşamış, Batı’ya açık, demokratik mücadele konusunda ‘deneyimsiz’ bu kesimler, bahse konu anayasal gelişmeleri büyük bir tedirginlikle izlemektedir.Bu insanların geçmişte siyasi parti tercihleri merkez-sağ dahil, geniş bir yelpazede yayılmışken, son 20-25 yıl içinde CHP’de kümelenmişlerdir.CHP ise bu kesimlerin endişe ve duyarlılığından beslenirken, parti örgütlerinde aynı ölçüde yer vermemiştir.Bu boşluk, organize azınlık dayanışması ile Aleviler ve şehirli, seküler Kürtler tarafından doldurulmaktadır.Bu denli ‘parçalı’ bir Türkiye’de bir toplumsal mutabakat oluşturmak çok zordur.102 yıllık süreçte maalesef derin bir kutuplaşma oluşmuştur.Her kesim söze geldiğinde ‘barış ve huzur’ ortamı talep etmekte ama bunu kendi şartlarında mümkün görmektedir.Zira, her bir kesim bir diğerine asla güvenmemektedir.Atatürkçüler son 25 yıl ‘korumasız’ kalmıştır.Kürtler, “Verilen sözler geçmişte hiç tutulmadı” demektedir.Aleviler, “Biz neredeyse gönüllü asimilasyona uğratılıyoruz” diye acı gerçeklerini seslendirmektedir.Muhafazakârlar 80 yıl boyunca dünya görüşlerine taban tabana zıt bir ortamda yaşama durumunda bırakıldıklarından tepkililer.Neticede, bir ‘mutsuzlar’ ülkesi olarak, bir devlet çatısı altında yaşar hallerdeyiz.Gücün zaman zaman el değiştirdiği bir tuhaf ülke konumundayız.Şimdilerde; yargı, yürütme, yasama, asker, polis, maliye, medya tüm iktidar parametreleri muhafazakarların kontrolünde.Her kim iktidarda değilse, ‘hak, hukuk, adalet’ diye haykırıyor.Roller değişiyor, söylemler aynı kalıyor.Ancak, bu böyle gitmez.Bu topraklarda 8 bin yıl boyunca ‘asgari müşterekleri’ temin edebilenler hüküm sürmeyi temin edebilmişler.Türkiye Cumhuriyeti daha yeni 100’üncü yılını idrak etti.Tarih açıkça gösteriyor.Bu coğrafyada ‘becerenler’ kalabiliyor, aksi halde hükümranlık el değiştiriyor.An itibariyle bir ‘sürdürülemezlik’ halleri, ‘tehlike çanları’ çalıyor.Bu anlamıyla, tüm zorluklarına rağmen, sözünü ettiğimiz tüm kesimler mutlaka bir araya gelmeli ve çözümleri konuşabilmeli.Zira, kimse diğerlerini tek başına ya da birleşerek tasfiye edebilecek güce sahip değil.Sert kavgaya tutuşmanın da kimseye yarar sağlamayacağı açık.Ayrıca, hiçbir kesimin gideceği başka bir ülke de yok.Bu çerçevede, büyük acılar yaşanmadan o masaya oturulmalıdır.Umarız anayasa çalışmaları bu rasyonaliteye evrilir.

Source: Sıtkı Şükürer


DMM”den “Speed” açıklaması! İddialar yalanlandı

YouTube”da 42 milyon takipçisi olan IShowSpeed isimli yayıncı, İstanbul”da turistik noktaları canlı yayında gezdi. Galata Kulesi”ne ziyareti sırasında, yayıncıya “İngilizce rehberlik yapılamadığı” iddialarına ilişkin Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), “Görüntülerde yer alan kişiler güvenlik görevlisidir, görevleri ziyaretçi güvenliğini sağlamak ve yönlendirme desteği sunmaktır. Tarihi bilgi aktarmak bu personelin sorumluluğu değildir.” açıklamasını yaptı.Dileyenlerin farklı dillerde rehberlik yapabilen personel ve QR kod destekli dijital sistemler aracılığıyla istediği dilde anlatıma kolayca erişilebildiği vurgulandı.Açıklamada, şunlar kaydedildi:”Galata Kulesi”nde çekilen bir videoya ilişkin bazı basın organlarında ve sosyal medyada yer alan yorum ve iddialar, kamuoyunu yanıltıcı niteliktedir. Görüntülerde yer alan kişiler güvenlik görevlisidir, görevleri ziyaretçi güvenliğini sağlamak ve yönlendirme desteği sunmaktır. Tarihi bilgi aktarmak bu personelin sorumluluğu değildir. Sadece belli bir ana ait görüntüler üzerinden oluşturulan olumsuz algılar gerçeği yansıtmamaktadır. Bu tür içeriklerin kültürel ve turistik değerlerimizi hedef aldığı açıktır. Kamuoyunu yanıltıcı içeriklere karşı dikkatli olmaya, doğru ve teyitli bilgilere itibar etmeye davet ediyoruz.”

Source: Mehmet Küçükkahveci


Öldüren zorbalık

Son dönemde artan akran zorbalığı ve Konya”da aynı yaştaki arkadaşı tarafından sınıfta boğazının sıkılması sonucu tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Yusuf Taşkın”ın (10) ölümü, tartışmaları ve alınması gereken önlemleri de beraberinde getirdi. Geçtiğimiz 28 Mayıs günü merkez Selçuklu ilçesindeki Dikilitaş Sahip Ata İlkokulu”nda meydana gelen olayda, Yusuf Taşkın öğretmen sınıfta yokken sınıf arkadaşı M.İ.Ç. (10) tarafından boğazının sıkılması nedeniyle nefessiz kalmış, tedavi altına alındığı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi”nde 1,5 aylık yaşam mücadelesini geçtiğimiz günlerde kaybetmişti. Yusuf”un ağabeyi Mustafa Yiğit (14) de 2024 yılı Nisan ayında Selçuklu ilçesinde Necip Fazıl Kısakürek ortaokulunda bir arkadaşıyla kavga ettiği sırada fenalaşıp, kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Özellikle son dönemlerde okullarda artan akran zorbalığının ölüme kadar varması alınması gereken önlemleri de beraberinde getirdi. Türk Ceza Kanunu”na göre bir çocuğun taksirle veya kasten suç işlese dahil cezai sorumluluğu 12 yaşında başlıyor. Konuyu hukukçular, uzmanlar ve psikologlara sorduk. PSİKOLOJİK DESTEK KRİTİK ÖNEMDE Ceza Avukatı İbrahim Cihat Tanrıkulu: “Türk Ceza Kanunu”nun 31. maddesi gereğince; bir çocuğun cezai sorumluluğu 12 yaşında başlar. Bu tür olaylarda mağdur ailenin en çok hissettiği duygu çaresizliktir. “Çocuğum öldü, ama fail çocuk olduğu için kimse ceza almıyor” duygusu, haklı olarak bir adalet yarası doğurabilir. Çocuğun ailesine karşı hem maddi hem manevi tazminat davası açılması mümkündür. Ayrıca ihmali olan okul yönetimi, öğretmenler ya da rehberlik hizmetleri hakkında da idari ve cezai sorumluluk doğabilir” KOMİSYON KURULMALI Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yavuz Selvi: “Akran çatışması ve kavgalarını önlemek için ailelerin ve okulların yapmaları gereken çok şey var. Okullarda akran zorbalığını önleme komisyonları kurulmalı, kesin kurallar getirilmeli, öğretmenler ve öğrenciler bu konuda özel olarak eğitim almalıdır. Psikolog Azra Eylül Temiz: “Bu tarz durumlarda zorba çocuğun rehabilite edilmesi önce bir psikiyatri desteği, sonra klinik psikolog desteği alması ve çocuğun terapiye başlaması gerekir. Bu yaştaki çocuklardan da maalesef bu tür durumları bekleyebiliyoruz

Source: Tolga Yanik


Asgari ücrete 'çifte' zam talebi! AK Partili vekiller Kabine'ye iletti

AK Parti”nin Kızılcahamam”da düzenlediği 3 günlük istişare kampı sona erdi. Parti yönetimi, milletvekilleri ve kabine üyelerinin katıldığı kampta “ortak akıl” oturumları yoğun ilgi gördü. Edinilen bilgilere göre, oturumlarda en fazla gündeme gelen konu ekonomi oldu. ASGARİ ÜCRETE 2 KEZ ZAM YAPILSIN Türkiye gazetesindeki habere göre; milletvekilleri, özellikle asgari ücret ve memur maaşı arasındaki farkın açıldığına dikkat çekerek, bu farkın kapanması yönünde adım atılması gerektiğini dile getirdi. Öneriler arasında asgari ücretin memur maaşları gibi yılda iki kez zam alacak şekilde yeniden düzenlenmesi öne çıktı. EN ÇOK ŞİKAYET EKONOMİDEN Milletvekillerinin aktardığı saha gözlemleri, halkın en çok yüksek ev kiraları, hayat pahalılığı ve artan enflasyondan şikâyetçi olduğunu ortaya koydu. Bazı vekiller, özellikle büyük şehirlerde asgari ücretle geçinmenin artık mümkün olmadığını vurgulayarak, hükümetin bu konuda daha hızlı ve yapısal çözümler geliştirmesi gerektiğini ifade etti. CHP, ASGARİ ÜCRETİN 30 BİN TL OLMASI İÇİN KANUN TEKLİFİ SUNMUŞTU CHP Genel Başkanı Özgür Özel geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmada asgari ücretin artması için Meclis”e kanun teklifi sunduklarını dile getirmişti. Asgari ücretin 30 bin TL olması için kanun teklifi sunduklarını belirten Özgür Özel, “Bekliyoruz” dedi.Emekliye seyyanen zam içinde kanun teklifi verdiklerini söyleyen Özel “Emeklileri açlık sınırının altında süründürüyorlar. Her emekliye bir asgari ücret verilmesi gerekir, kanun teklifini verdik, bekliyoruz.” diye konuştu. BAKAN IŞIKHAN ARA ZAMMA KAPIYI KAPATMIŞTI Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan geçtiğimiz mayıs ayında asgari ücretlilerin ara zam talebine ilişkin, “Asgari ücretle ilgili bir ara zammı konuşmak için çok erken. Zamanı geldiğinde gerekli değerlendirmeyi yaparız.” dedi. ASGARİ ÜCRETE SON OLARAK OCAK AYINDA ZAM GELMİŞTİ Ocak 2025″te yapılan son düzenlemeyle birlikte net asgari ücret 22 bin 104 TL olmuş, ancak yılın ikinci yarısında zam yapılmayacağı açıklanmıştı. Bu durum, enflasyon karşısında asgari ücretlinin alım gücünün hızla erimesine yol açmıştı. Öte yandan memur maaşları her 6 ayda bir enflasyon farkıyla birlikte artırılıyor. Bu uygulama, aynı dönemde memur ve asgari ücretli arasındaki gelir farkını daha da belirgin hale getirmişti.

Source: Abdullah Karlıdağ


Bir asker, bir siyasetçi görüşü

Bölücü terör örgütü PKK’nın, 30 silahı yakması olayına farklı bakılıyor. Gelinen nokta, PKK’nın önemli yol aldığını ortaya koyuyor. Silah yakıldığı saatte PKK’nın Suriye kolu YPG ise ABD’nin kendisine verdiği yeni nesil silahlarla, zırhlı araçlarla tatbikat yapıyordu. PKK sorununu kendi içimizde çözeceğimizi sanırken, işin içine değişik devletlerin de girdiği anlaşıldı.

Askerlerin olaya bakışı ile özellikle AKP milletvekillerinin bakışı farklı. Terörün en azgın döneminde Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı, Jandarma Asayiş Bölge Komutanlığı gibi kritik görevlerde bulunan, sınır ötesi harekatları, yurt içi operasyonları yöneten emekli Korgeneral Altay Tokat, gelişmeleri bize şöyle yorumladı:

ÜLTİMATOM VERDİ

“PKK tarafından düzenlenen bir şovu ya da trajikomik bir töreni izledik. Törenin, ‘Terörsüz Türkiye’ denilen ama PKK’nın siyasi organı olan parti tarafından ‘Barış ve Demokratik Toplum Hareketi’ olarak tanımladığı projenin önemli bir aşaması olduğuna ilişkin kamuoyu paylaşımlarını hayretle ve kuşkuyla takip ettim. Silah yakma töreniyle ilgili PKK’nın gösterisi hakkında düşüncelerimi vicdani bir görev bilinciyle size açıklıyorum.

– Tören, PKK’nın ana karargahının konuşlandığı Irak’ta bulunan Kandil Dağı’nın eteklerinde Jasana Mağarası önünde Abdullah Öcalan’ın dev posteri altında düzenlendi.

– Törenin başında PKK temsilcisinin yaptığı konuşma analiz edildiğinde; sürecin Türkiye’den geldiğine işaret ediliyor ve devam etmesi için PKK’nın beklentilerine vurgu yapılıyor ve somut yasal güvenceler isteniyor. Burada, PKK sanki galip gelmiş edasıyla bir pozisyon sergiliyor.

TEHLİKELİ ÖDÜNLER İSTENİYOR

– Konuşmada, silahlarını getiren teröristler, ‘Barış ve Demokratik Toplum Grubu’ olarak nitelendirildi, PKK’lılara ‘terörist denilemeyeceği’ mesajı verildi. Yani kendilerini, devletimizle eşit statüde görüyorlar. Bu aşağılayıcı dolaylı işaret bile güvenliğimiz ve ulus-devlet yapımız açısından tehlikeli bazı ödünler vermemiz gerektiğine hazır olmamızı ifade ediyor.

– Yine konuşmada; ‘Yeni başarılar ve demokratik kazanımlar elde etmek üzere önder Öcalan’ın fikir ve paradigmasına yürekten inanıyor, kendimize ve yoldaşlar topluluğu olarak kolektif gücümüze inanıyoruz. Demokratik uyum yasalarının çıkarılması isteniyor.

– Bu açıklamada istekler var. Tehdit kokuyor. Bir ültimatom havası var. İsteklerinin önceden yasal ve Anayasal güvence altına alınması üzerinde duruluyor. Bana göre tören bir şov ama PKK’nın başarılı olmuş imajını yaymak ve isteklerini dünya kamuoyu önünde Türkiye Cumhuriyeti’ne bir kez daha bildirmek amacıyla düzenlenmiş PKK’nın tuzağından başka bir şey değildir. PKK’nın isteklerini somutlaştırarak şunları sıralayabiliriz:

PARÇALANMANIN YOLU AÇILIR

– Abdullah Öcalan’ın, PKK’lıların affı, siyasi faaliyetlerine izin verilmesi, Kürtçenin eğitim dili olması, Anayasa’daki Türk Vatandaşlığı tanımının kaldırılması ya da ‘Türkiye vatandaşlığı’ şeklinde değiştirilmesi, yenilgiyi kabul etmek olur ve parçalanmanın yolunun açılmasına katkı sağlar.

– Bazı tehlike ve tavizleri almadan, ‘Terörsüz Türkiye’ sloganıyla soyut ve tuzak dolu projenin ya da hamasetin kulağa hoş gelen etkisiyle politika saptamak risk ve felakete yol açabilir.

– Türkiye’nin sorunlarını tetikleyen, ulusal güvenliğimize, ülkesi, milletiyle bölünmez bütünlüğümüze yönelik tehdit ve tehlike oluşturan PKK, bozguna uğratılırsa ‘Terörsüz Türkiye’ projesi gerçekleşir. Herkes Terörsüz Türkiye ister ve doğaldır. Ama teröre taviz vererek bitirmeye çalışmak boştur ve terörü besler ve büyütür.

SİLAHLAR TESLİM EDİLMELİ

– PKK, samimiyse ön koşullar ileri sürmeden kendini lağvetmeli. Silahlarını yakmaz, güvenlik birimlerimize teslim eder. Devletimiz bundan sonra bazı düzenlemeler yapar. ‘Terörsüz Türkiye’ projesi bu temel ilke kapsamında gerçekleştirilmeli. Ön tavizler zayıflık göstergesi olarak yorumlanır ve PKK’yı büyütür.”

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman ne diyor?

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Doç. Dr. Hüseyin Yayman, uzun yıllar terörle mücadele sürecini akademik ve siyasi düzeyde takip etti, “Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası” kitabını yazdı, çözüm süreci döneminde “Akil İnsanlar Heyeti” üyesi olarak çalışmaların içinde yer aldı, televizyon programlarına siyasi yorumcu olarak katıldı.

Yayman, “Terörsüz Türkiye” projesini ülkemizi küresel bir güç yapma mücadelesinin en somut sonuçlarından biri olarak niteledi, terörsüz bir geleceğe tarihi bir adım atıldığını belirtti. Yayman şunları aktardı:

EMANETLERİNE BAĞLI KALACAĞIZ

“Bu süreç, sadece bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda demokrasi, hukuk, kardeşlik ve toplumsal barış adına atılmış stratejik bir adımdır. Silahların bırakılması ve teslim sürecinin başlaması; milletçe yıllardır sürdürdüğümüz büyük mücadelenin neticesidir. Türkiye, artık terör prangasını çözen; kardeşliğe, kalkınmaya ve kalıcı barışa yönelen bir ülkedir.

Şehitlerimizin fedakârlığına, gazilerimizin emanetine bağlı kalarak; terörün her türlüsünün tasfiyesi için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılını, ‘duygudaşlık, kaderdaşlık, tarihdaşlık ve yurttaşlık’ anlayışıyla taçlandıracağız.”

PKK’nın silah yakma gösterisi ve sonrasına asker ve siyasetçi bakışı böyle.

Source: Saygı Öztürk


Asgari ücrete 6 ayda 1 zam mı gelecek? AK Partililer kabineye iletti

Milyonların beklediği emekli ve memur zammı belli oldu ama asgari ücretle ilgili gelişme yaşanmadı. Temmuzda asgari ücrete zam yapılacağına dair açıklama gelmezken asgari ücret ile alakalı gelişmeler takip ediliyor. Son olarak vekillerin, asgari ücret ve memur maaşı arasındaki makasın açıldığına dikkat çekip “Asgari ücrete de 6 ayda bir zam yapılmalı” tavsiyesinde bulunduğu öğrenildi. Öte yandan yüksek ev kiraları ve fahiş fiyatlar için de vatandaşı rahatlatacak acil çözüm istendiği kaydedildi. 6 ayda bir zam alacak şekilde düzenleme Türkiye Gazetesi”nin haberine göre; Kızılcahamam’da 3 günlük kampını dün tamamlayan AK Parti”de “ortak akıl” oturumlarında kabine üyelerine en çok soru, öneri ve eleştiri ekonomiden geldi. Edinilen bilgilere göre, bazı milletvekilleri asgari ücret ve memur maaşı arasındaki makasın açıldığını, bu makasın bir an önce kapatılması gerektiğini, asgari ücretin de memur maaşı gibi 6 ayda bir zam alacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini söyledi. İlk kez farklı bir formatta düzenlenen kampta, yüksek ev kiraları, enflasyon ve fahiş fiyatlarda da gündeme geldi. Diğer yandan son dönemde valiliklerce yıkım kararı verilen kaçak hobi bahçeleri konusunun da sıcak başlıklar arasında olduğu öğrenildi. Vatandaşların kira ve ev fiyatlarının yükseldiği dönemde alternatif olarak hobi bahçesine yöneldiği ifade edilerek tarım arazilerinin işgali gerekçesi ile söz konusu bahçelerin yıkılmasının siyaseten partiye zarar verdiğine dikkat çekildi. Toplantıda, bu tür girişimlere göz yumulduğu zaman kanun dışına çıkılmış olunduğuna, yıkılmasının ayrı bir zarar yıkılmamasının da ayrı bir zarar verdiğine vurgu yapıldı. Hobi bahçelerine statü kazandırılması Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı”nın hangi bölgelerin tarım arazisi olarak kalacağı ve hangi bölgelere statü kazandırılacağına ilişkin çalışma başlattığı aktarılıp, önümüzdeki günlerde hobi bahçelerine statü kazandırılmasının masada olacağı belirtildi. O konular da gündemde Kamptaki katılımcıların, kendi bölgelerindeki sorunları da dile getirdiği öğrenilirken tarım, enerji, ulaştırma, çevre ile alakalı sıkıntıların kabine üyelerine iletildiği kaydedildi. Şanlıurfa’nın da aralarında bulunduğu kuraklık ve elektrik sorunu ve Sakarya’da yapılması planlanan hızlı tren hattı da konular arasında yer aldı. Tavsiyelerin not alındığı kamptaki oturumlardan elde edilen verilerle e-veri seti hazırlandığı kaydedilirken söz konusu setle AK Parti”nin öncelikli olarak masaya yatıracağı sorunların çözümünde daha hızlı yol almasının önünün açılması bekleniyor.

Source: Internet Haber


Aralarında “Hadise” çıktı

Nükhet Duru ile Attila Atasoy un arasında Hadise çıktı. Şöyle; Attila Atasoy, Hadise nin Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi ndeki konserini seyretmeye gitti. resim#1275689# Nükhet Duru, Attila Atasoy un Hadise ise ilgili yorumuna şiddetle karşı çıkarak; Gözlerine perde mi indi Attilacığım? şeklinde yorumda bulundu. Attila Atasoy, Nükhet Duru ya şöyle cevap verdi; Hadise ni şovunu methettim diye beni tefe koydular. Müthiş kalabalık bir ekip, sahne tasarımı ve kareografiyle sergilenen son derece başarılı bir şovdu. Belçika da eğitim almış, küçüklüğünden beri dans edip, şarkı söyleyen Hadise kardeşimizi niçin çekemiyorlar anlamadım. Türk sahnesinde en iyi şovları Hadise ile Edis yapıyor. En şaşırdığım eleştiri de Nükhet Duru dan geldi. Gözlerine perde mi indi Attilacığım? demiş. Nükhetciğim bir alemsin. Senin göbek – kalça danslarına mı razı olalım?

Source: Habertürk


Meclis”te “Terörsüz Türkiye” temasları: DEM heyetinden Bahçeli”ye ziyaret

İSTANBUL 32°C / 23°C

Parçalı bulutlu, güneşli

14 Temmuz 2025 Pazartesi / 19 Muharrem 1447

Gündüz modu

İSTANBUL00:00

Afyonkarahisar

Kahramanmaraş

BİLİM-TEKNOLOJİ

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

CANLI YAYIN

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

SOSYAL GÜVENLİK

KÜLTÜR SANAT

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

İLETİŞİM VE KÜNYE

Bizi Takip Edin

Meclis”te “”Terörsüz Türkiye”” temasları: DEM heyetinden Bahçeli”ye ziyaret

Meclis”te “”Terörsüz Türkiye”” temasları: DEM heyetinden Bahçeli”ye ziyaret

DEM heyeti Çarşamba günü Meclis”te, MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüşecek

HABER MERKEZİ14 Temmuz 2025 Pazartesi 09:10 – Güncelleme: 14 Temmuz 2025 Pazartesi 09:10

Ayrıntılar geliyor…

devlet bahçeli

ÖNERİLEN VİDEO

Esenyurt”ta 2 kadına önce laf attılar sonra darp ettiler: Yardıma çevredekiler koştu! İşte o anlar…

Video yükleniyor…

Popüler Haberler

Abbas: Gazze”de tek çözüm İsrail”in tamamen çekilmesi

PKK”nın feshi ve Zengezur koridoru… İran”da “Türk yayı” korkusu

FETÖ”nün darbe girişiminin üzerinden 9 yıl geçti

Doha”da ateşkes müzakereleri tıkandı! ABD”den soykırımcı İsrail”in Gazze haritasına ret

Başkan Erdoğan”dan tarihi mesajlar: Bugün güçlü Türkiye”nin şafağı söküyor

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Güncel Haberler

Bilim – Teknoloji

Şirket – Kobi

KÜLTÜR SANAT

Necip Fazıl Ödülleri

FETÖ darbe girişimi

MYS Ve LGS Sınavı

E-Devlet Giriş

E-Okul Giriş

SGK sorgulama

Milli Piyango Bilet Sorgulama

Cumartesi Eki

© 2025 Star.com.tr

İletişim Ve Künye

Bilgi Toplum Hizmetleri

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Source: Www.star.com.tr


Cumhurbaşkanı Erdoğan imzayı attı: Türkiye ile dost ülke arasında yeni anlaşma

Buna göre, 14 Kasım 2024″de Türkiye ile Katar arasında Ankara”da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında İnsani Yardım Alanında İş Birliği Anlaşması” onaylanarak Resmi Gazete”de yayımlandı.Anlaşma kapsamında tarafların, yardım ve desteğe ihtiyaç duyan üçüncü ülkelere yönelik insani yardım faaliyetlerinde işbirliği için etkili bir çerçeve oluşturma konusunda mutabık kaldığı bildirildi.Tarafların ayrıca, yardım ve desteğe ihtiyaç duyan ülkelere yönelik insani yardım operasyonlarına mali ve teknik destek ile insani kaynağın sağlanması, sahra hastanelerinin kurulması ve işletilmesi, toparlanma çalışmalarına destek verilmesi ve altyapının yeniden inşası gibi ortak proje ve programların geliştirilmesi konusunda anlaştığı belirtildi.

Source: Www.star.com.tr


CHP harekete geçti: Tarımsal sulamada kullanılan elektrikten KDV”nin kaldırılması için kanun teklifi

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer , çiftçilerin üretim maliyetlerini düşürülmesi gerektiğini ifade etti. Gürer, tarımsal sulama faaliyetlerinde kullanılan elektrikten alınan KDV’nin kaldırılması için kanun teklifi verdi. “Üreticimiz, çiftçimiz destek bekliyor. Zirai don ile 34 ilde yaygın 65 ilde büyük ürün ve rekolte kaybı var. Kuraklık da bunun cabası diyen Gürer, Çok bölgede artık verim ve rekolte kayıplarından dolayı hedeflenen ve beklenen rakamlarda ürün alınması olası görünmüyor. Çiftçinin içine düştüğü durumda alım fiyatları artırılmalı, vergiler mutlak suretle sıfırlanmalı ve ek desteklerle çiftçinin ayakta kalması üreticinin ayakta kalması sağlanmalıdır” dedi. Gürer, konuyla ilgili TBMM Başkanlığı”na sunduğu kanun teklifine ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Üreticinin, çiftçinin canı yanıyor. Girdi maliyetlerindeki artışlar yetmiyormuş gibi, zirai don ve kuraklık da çiftçiyi bu yıl vurdu. Onun için çiftçinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi, en azından vergilerde çiftçiye kolaylık sağlanması gerekiyor. Sulama suyu için kullanılan elektrikte yüzde 17 dolayında vergi alınıyor. Bu vergi kaldırılmalı. MAZOTTA ÖTV VE KDV TARIM KESİMİ İÇİN KALDIRILMALI Ayrıca mazotta ÖTV ve KDV tarım kesimi için kaldırılmalı. Çiftçiye desteklerin yanı sıra tarımın sürdürebileceği noktada girdilerin mutlak suretle düşürülmesi ihtiyaç. Gübre aldı başını gidiyor. Yem fiyatlarındaki artış hayvancılığı zorluyor. İlaç, tohum, bakım, işçilik, mazot ve elektrikteki artışlarla tarımın sürdürülebilirliği zorlaşıyor. Bunun için siyasi iktidarın mutlak suretle çiftçilerin girdilerindeki vergileri ortadan kaldırması gerekiyor. ÜRETİMCİMİZ, ÇİFTÇİMİZ DESTEK BEKLİYOR Bu nedenle, sulama suyunun elektrik fiyatının üzerine binen KDV”nin kaldırılması için kanun teklifini Meclis Başkanlığı”na sundum. Elektrik tarımda kullanılıyorsa ondan KDV alınmasın. Üretimcimiz, çiftçimiz destek bekliyor. Zirai don ile 34 ilde yaygın 65 ilde büyük ürün ve rekolte kaybı var. Kuraklık da bunun cabası. Çok bölgede artık verim ve rekolte kayıplarından dolayı hedeflenen ve beklenen rakamlarda ürün alınması olası görünmüyor. Çiftçinin içine düştüğü durumda alım fiyatları artırılmalı, vergiler mutlak suretle sıfırlanmalı ve ek desteklerle çiftçinin ayakta kalması üreticinin ayakta kalması sağlanmalıdır.”

Source: Anka


Cumhurbaşkanı Erdoğan”ın açtığı AK Parti”nin kritik toplantısında asgari ücrete ara zam talebi

Geliri enflasyon karşısında eriyen milyonlarca asgari ücretli, asgari ücrete ara zam bekliyordu.Fakat ekonomi yönetimi, enflasyon mücadele gerekçesiyle asgari ücrete temmuz zammına kapıları kapatmıştı.Temmuzda yasa gereği emekli ve memur ara zam alırken, asgari ücret böyle bir zorunluluk olmadığı için net 22 bin 104 lirada sabit kaldı. En düşük emekli aylığı da altı aylık enflasyon farkı kadar artırılarak 16 bin 881 liraya çıkarıldı.Türkiye’de birkaç yıldır devam eden yüksek enflasyon, dar gelirlilerin ve işçilerin alım güçlerinin düşmesine yol açıyor.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; altı aylık enflasyon yüzde 16,67 olarak açıklanırken, asgari ücret ocak-mayıs döneminde 3 bin 685 lira eridi.İşte bu tablo AK Parti’nin hafta sonu Ankara Kızılcahamam’da düzenlediği üç günlük kampın yakıcı konularından biri oldu. Kabine üyelerine en çok soru, öneri ve eleştiri ekonomiden geldi.Türkiye gazetesinin aktardığı kulis haberine göre; bazı milletvekilleri, asgari ücrete de emekli ve memur maaşları gibi 6 ayda bir zam yapılması gerektiğini söyledi.Emekli ve memurun temmuz ara zammının farkının hesaplarına geçmesine beklerken, asgari ücrete de zam gelir mi?Bu noktada asgari ücrete ara zam gelmesi beklenmiyor. Fakat AK Parti milletvekillerinin konuyu gündeme taşıması gelecek yıllarca asgari ücret düzenlemesine kapı aralayabilir.

Source: Dünya Gazetesi


Eski dava arkadaşları birbirine girdi… İYİ Parti”den, MHP”li Semih Yalçın”a sert yanıt: “İşine bak Apocu!”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın , sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu hedef aldı. Yalçın”ın sert ifadelerine İYİ Parti”den jet yanıt geldi. YALÇIN, DERVİŞOĞLU”NA YÜKLENMİŞTİ Yalçın”ın sosyal medya paylaşımı şu şekildeydi: Dervişoğlu’nun indiği yer, çukurdur. İP’in başı Müsavat Dervişoğlu, sözde milliyetçiliğinin zekâtından söz etmiş. Onun gibi davasını ve partisini satanlara milliyetçilik haramdır. Dolayısıyla haramın ve hıyanetin zekâtı olmaz. Dervişoğlu’nun dudaklarından, birkaç yüzyılda müstemleke tipi aydınların ağızlarında birikmiş siyasi hamakat salyası taşmaktadır. Dili kirli, üslubu ahlaksız, seviyesi alçaktır. Aslında alçaklık da bir seviyedir. Dervişoğlu’nun indiği yer, çukurdur. Müsavat Dervişoğlu’nu böylesine kudurtan, ağzından köpükler saçtıran nedir biliyor musunuz? Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin girişimleri ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da kararlı duruşu ve iradesiyle bölücü terör örgütü dükkânı kapatmış ve ülkede Terörsüz Türkiye süreci başlamıştır. Müsavat Efendi, bölücü örgütün kendini feshetmesinden, silahlı terörün bitmesinden yana mıdır, değil midir? Böylece Müsavat Dervişoğlu gibi milliyetçilik taslaklarının en önemli propaganda ve istismar vasıtalarından biri ellerinden alınmıştır. SEVİYESİZLİK, SECİYESİZLİK VE KARAKTERSİZLİK… Dervişoğlu misali, politika yamakları işsiz kalmışlardır. Müsavat Efendi’yi azgınlaştıran; seviyesizlik, seciyesizlik ve karaktersizliğini zirveye çıkaran hususlardan biri de, Sayın Genel Başkanımızın daha 1980’lerde büyük bir ferasetle ortaya attığı 21. Yüzyılda Lider Ülke Türkiye vizyonunun hayata geçtiğini görmek olmuştur. Türkiye sadece içeride değil, bölgede ve dünyada dengeleri değiştirmiş, ezberleri bozmuştur. Türkiye, küresel bir aktör olarak gerek iç siyasette gerekse uluslararası alanda geri dönüştürülemez bir paradigma değişikliğine yol açmıştır. Dervişoğlu’nun çirkin fıtratını mısır tanesi gibi patlatan kızgın siyasi husumetin arkasında çaresizlik, kıskançlık, haset ve kifayetsiz muhterislik yatmaktadır. Zira Türk milliyetçiliğinin yegâne temsilcisi olan MHP’nin Türk siyasi hayatındaki dominant rolü karşısında İP gibi politik taklit ve tağşiş partilerinin varlığının bir anlamı kalmamıştır. Milletimiz sormaktadır! Müsavat Efendi, bölücü örgütün kendini feshetmesinden, silahlı terörün bitmesinden yana mıdır, değil midir? TÜRKİYE YÜZYILI ÇABALARI, MÜSAVAT EFENDİ’NİN NERESİNE BATMAKTA? İP, Türk milliyetçiliğine sekte vurmak için kurulmuş bir Nazist FETÖ projesi midir? Terör saldırılarının devam etmesini neden bu kadar istemektedir? Müsavat Efendi, yeni şehit ve gazilerin gelmesini neden canhıraş feryatla istemektedir? Türk milletine sosyal barış ve kardeşliği, huzur ve sükûnu neden çok görmektedir? Türk devletinin bekasını temin için attığı adımlardan neden bu kadar rahatsızdır? Türkiye’nin küresel ölçekte önlenemez yükselişinden niçin bu kadar memnuniyetsizdir? İP, günümüzün Avrupa siyasetinden ilham alan yeni tür Nazi partilerine niye tıpatıp benzemektedir? İP’in başı, neden Mustafa Kemal Atatürk’e değil de Hitler’e özenmektedir? İP, Türk milliyetçiliğine sekte vurmak için kurulmuş bir Nazist FETÖ projesi midir? Son soru: Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı çabaları, Müsavat Efendi’nin neresine batmaktadır? İYİ PARTİ”DEN SERT YANIT Semih Yalçın’ın bu çıkışına İYİ Parti cephesinden yanıt gecikmedi. Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, Yalçın’a hitaben, Uzun uzun yazılacak adam değilsin, İşine bak “ApoooCCCuuu” sözleriyle sert karşılık verdi. Öztürk’ün, açılım sürecine yönelik eleştirisinde “Apocu” ifadesini ve ülkücülerin sembolü olan “CCC” harflerini birlikte kullanması dikkat çekti.

Source: Haber Merkezi


Türkiye”de 2024″te 2 milyondan fazla kişi iller arası göç etti

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılına ait “İç Göç İstatistikleri” bültenini yayımladı.Açıklanan verilere göre, Türkiye”de 2024 yılında 2 milyon 682 bin 673 kişi iller arasında göç etti. Bu nüfusun yüzde 47,6″sını erkekler, yüzde 52,4″ünü ise kadınlar oluşturdu.En çok göç alan il İstanbul olduTürkiye”de iller arası göç eden nüfusun dağılımına bakıldığında; İstanbul 395 bin 485 kişi ile en çok göç alan il oldu. İstanbul”u sırasıyla 202 bin 402 kişi ile Ankara ve 117 bin 889 kişi ile İzmir takip etti. En az göç alan iller ise sırasıyla 4 bin 570 kişi ile Ardahan, 5 bin 644 kişi ile Bayburt ve 6 bin 739 kişi ile Tunceli oldu.En az göç veren il Ardahanİstanbul 369 bin 453 kişi ile en çok göç veren il olurken, onu 150 bin 373 kişi ile Ankara ve 102 bin 40 kişi ile İzmir takip etti. En az göç veren iller ise sırasıyla 6 bin 441 kişi ile Ardahan, 8 bin 41 kişi ile Kilis ve 8 bin 639 kişi ile Bayburt oldu.En çok 20-24 yaş grubundaki nüfus göç ettiTürkiye”de, 2024 yılında büyüklük olarak en fazla göç hareketliliği, 549 bin 43 kişi ile 20-24 yaş grubunda gerçekleşti. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin yüzde 41,9″unu erkekler, yüzde 58,1″ini ise kadınlar oluşturdu. En önemli göç nedeni belli oldu2024 yılında iller arası göç eden 2 milyon 682 bin 673 kişiden 579 bin 507″si hanedeki fertlerden birine bağımlı göç etti. Diğer göç etme nedenleri incelendiğinde; 512 bin 370 kişinin daha iyi konut ve yaşam koşulları, 479 bin 622 kişinin ise eğitim nedeniyle göç ettiği görüldü.Cinsiyetlere göre göç etme nedenleriTürkiye”de 2024 yılında cinsiyete göre en önemli göç etme nedeni; erkeklerde 255 bin 846 kişi ile daha iyi konut ve yaşam koşulları olurken kadınlarda 343 bin 342 kişi ile hanedeki fertlerden birine bağımlı göç oldu.Erkeklerde, hanedeki fertlerden birine bağımlı göç ve tayin / iş değişikliği, kadınlarda ise eğitim ve daha iyi konut ve yaşam koşulları diğer önemli göç nedenleri arasında yer aldı.20-24 yaş arası neden göç etti?Türkiye”de 2024 yılında, en fazla göç hareketliliğinin yaşandığı yaş grubu olan 20-24 yaş grubunun göç etme nedenleri incelendiğinde; bu hareketliliğin en önemli sebebinin eğitim olduğu görüldü.Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin 209 bin 40″ının eğitim, 84 bin 328″inin işe başlamak/iş bulmak ve 44 bin 319″unun ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç ettiği görüldü.

Source: Dünya Gazetesi


Ahmet Özer: Barış, huzuru da refahı da getirir

Prof. Dr. Ahmet Özer, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ın kaleme aldığı yazının ardından sosyal medya hesabında şu açıklamayı yayınladı: Sayın Feti Yıldız’ın çalışmalarıma atıfla yaptığı Türklerle Kürtlerin tarihsel beraberliği ve kardeşlik vurgusu içinden geçtiğimiz süreçte önemlidir. Şimdi kucaklaşma zamanıdır. Bu denli önemli bir süreçten geçerken demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesi, hukukun tarafsız ve bağımsız bir biçimde işlemesi hem iç barış hem de ülkemizin aydınlık geleceği için elzemdir. Bu anlamda MHP’nin hukukçu kurmayı Sayın Feti Yıldız’ın bugünkü yargılama süreçleri için daha önce yaptığı değerlendirmelerin, ülkemizdeki yargı güvenliği için önemli olduğu kadar yargıya güvenin tesisi için de çok önemli olduğunu belirtmek isterim. Son olarak söylemek isterim ki; barış huzuru da refahı da beraberinde getirir. Özgürlüğüme kavuşmak dahi bu temennimin yanında bir teferruat olarak kalır. Feti Yıldız ne demişti? MHP Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, terör örgütü PKK nın silahlarını yaktığı gün olan 11 Temmuz daki yazısında dünyadaki örnekleri irdeleyip Bahçeli Modeli tanımı ile son süreci değerlendirmişti. Yıldız, Önümüzdeki yıllarda bu özgün model çatışmalı ortamlarda dünyanın değişik bölgelerinde barışın anahtarı olarak kullanılacaktır demişti. Yıldız, Ahmet Özer’in sözlerine atıf yaptığı paylaşımında ise “Prof. Dr. Ahmet Özer, Meclis te kurulan komisyonda tarihsel perspektifi anlatırken, Türklerle Kürtlerin 1000 yıllık beraberliğinin 900 yılının Osmanlı Türk Devleti dönemine ait olduğunu söylemiş, doğru söylemiş” ifadelerini kullanıp bu tarihin önemli aşamalarını anlatmıştı. Yıldız, yazısını “Şimdi kardeşlik zamanı” diyerek bitirmişti.

Source: Habertürk