“Sosyal Sorunlar Gündemi – Türkiye’nin Sesleri ve Tepkileri”

Kayyum yönetiminden Mungan’a engelleme

Boğaziçi Üniversitesi’ninkayyum yönetimi,psikolojibölümündenocak ayındaistifa edenDoç. Dr. EsraMungan’ın 27 Mart’taGüney Kampüs’teöğrencilerle biraraya gelerek izinsizeylem ve gösterilerekatıldığı iddiasıylakampüse girişini beşyıl süreyle yasaklandı.Mungan, “Bedenimizi,fikirlerimizi,hayallerimizipasifize edemezler.Üniversitelerihapishanelereçevirdiler ama bilim,düşünce veakademiküretim dörtduvar arasınahapsedilemez”dedi.Mungan,“Öğrencilerbenimle biraraya gelmekistediklerini söylediler.Başta kampüse adımatmak istemediğimidüşündüm çünkü okampüs özgürleşenekadar girmeme gibi biryeminim vardı. Amaiçinde bulunduğumuzkoşullarda, öğrencilerbu kadar büyük baskıaltındayken onlarladayanışmanın öneminigöz ardı edemezdim”diye konuştu.

Source: Ufuk Sepetci


Şişli’deki Kent Lokantaları kayyum sonrası günlerdir kapalı, yurttaşlar tepkili: Halkın ekmeğine dokunmayın

Yurttaşlara 40 liraya dört çeşityemek sunan Kent Lokantaları,kayyum atanan Şişli Belediyesisınırları içinde günlerdir kapalı.Hizmet veremeyenlokantaların ne zamanyeniden açılacaklarınadair herhangi bir açıklamada yok. Bu durum, düşükgelirli yurttaşlar veöğrenciler başta olmaküzere birçok kesimimağdur etti. Konuyla ilgiliolarak aradığımız kayyumyönetimindeki Şişli Belediyesi,açılış tarihine ilişkin net bir bilgisunmazken yalnızca “En kısa süredehizmet vereceğiz” demekle yetindi.‘ACISINI HALK ÇEKİYOR’DİSK Emekli Sen Şişli BaşkanıHasan Karakazan, “Bu lokantalarhalkın lokantasıdır. Lokantayagitsek 300 liraya doymazkenburada 40 liraya yemek yiyorduk.Kayyumun lokantayla ne işivar? İnsanları suçlayarak halkaacısını çektiriyorlar. Yetkilileresesleniyorum, halkın ekmeğinedokunmasınlar. Bugün burayayemek için geldim ama kapalı,mağduruz” diyekonuştu.‘MAĞDURUZ!’Bekir G. adlı yurttaşise şunları söyledi:“İmkânı olmayaninsanlar uygunfiyatlara doyabiliyordu.Kapanması çok kötüoldu. Durumu olmayan yurttaşlarciddi anlamda mağdur durumda.”‘SIKINTIYA YOL AÇTI’Sadık A. isimli başka bir yurttaşda lokantaların kapanmasınınekonomik anlamda büyük sıkıntıyayol açtığını belirterek “Her güngidiyorduk. Yemekler temiz vefiyatlar uygundu. Şimdi ise en ucuzyemek 150 lira. Ekonomik olarakzorlanıyoruz” dedi.

Source: Ufuk Sepetci


Erdal Beşikçioğlu”ndan Ramazan”da hadsiz hareket! Kurum içinde viski içtiler

Etimesgut halkının hizmet beklediği saatlerde dizi çekimlerine katılan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, yeni bir skandalla gündeme geldi.Erdal Beşikçioğlu’nun belediyeye ait kültür merkezinde viski içtiği anlara ait çarpıcı bir fotoğraf ortaya çıktı.Görüntülerde, resmi bir makam odasında kurulan masada viski şişesi ve bardaklarıyla keyif yapan Beşikçioğlu ve yakın çevresi görülüyor.KURUM İÇİNDE VİSKİ İÇTİLERBelediye Başkanı olmasına rağmen oyunculuğa devam eden ve belediye çalışmalarını aksatan Beşikçioğlu”na, Müslümanlar için büyük öneme sahip Ramazan ayında çekilen bu görüntüler sonrası sosyal medyada tepki gösterildi.Başkan Erdal Beşikçioğlu vatandaşa böyle yakalandı: Halk hizmet beklerken…Beşikçioğlu”nun son kararı CHP”lileri bile çıldırtır… Milleti “oyuna” getirdiEtimesgut Belediyesi’nin karlı yollardaki PR çalışması tepki çektiEtimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu ek işe başlıyorErdal Beşikçioğlu”ndan yeni skandal: 15 Temmuz”a bütçe yok Yunan tiyatrosuna varCHP”li Beşikçioğlu”nda 5 skandal atama! Rol arkadaşını belediye şirketine yerleştirdiEtimesgut Belediyesi, çocuğu ısıran köpeği yine sokağa bırakacak

Source: Muhammet Binici


Ülkenin özeti tek karede

Ankara’da Çankaya Belediyesi’ne Market Başkent mağazasında Ramazan ayına özel kıyma ve yemeklik haşlamalık et 419 TL, eko kuşbaşı ve dana sucuk 499 TL’den satıldı.

KESK, TMMOB ve Ankara Tabip Odası üyeleri ise et kuyruğunda bekleyen vatandaşların yanında “Emeğimiz haklarımız geleceğimiz ve demokrasi için ayaktayız” pankartı açtı.

Eylemde yapılan açıklamada, şöyle denildi:

“Demokrasi, adalet, hukukun üstünlüğü gibi temel değerler bizzat ülkeyi yönetenler tarafından yıllardır yok sayılıyor. Mevcut iktidar ülkeyi karanlığa sürüklüyor. Ülkeyi yönetme kudretini gittikçe kaybeden, ekonomiyi çıkmaza sürükleyen bir iktidar var. Bunun için 16 milyonluk bir şehrin Büyükşehir Belediyesi Başkanı’nın 35 yıl önce aldığı diploması Cumhurbaşkanı adayı olmasını engellemek için hukuksuz bir şekilde iptal ediliyor. Gizli tanıkların “Görmedim, şahit olmadım ama öyle dediklerini duydum” gibi garabet ifadeleri ile tutuklanıyor. Ülke öyle bir hale getirildi ki, sokak röportajına katılan yurttaşlar hatta falcılar dahi cezaevine konuluyor, ülke ekonomisi de alt üst oluyor. En temel haklarımızı yok sayan, emeğe kölelik dayatan bu düzeni kabul etmiyoruz.”

Source: Yavuz Alatan


Boykot

Farklı sol örgütlere mensup örgüt elemanları üniversiteleri basar, amfilere ders dinlemeye doluşmuş masum gençleri baskı, yıldırma ve korkutma ile zorla ortamdan çıkartırlardı.Neymiş; ‘boykot’ yapıyorlarmış!Bu şekilde ‘eğitim’ hakları terörize hareketlerle ellerinden alınan birçok genç okullarından soğudu, uzaklaştı ve geleceklerini kurtaramadan eğitimlerinden vazgeçtiler.Kimi mesleksiz kaldı, kimi de eksik doktor, eksik avukat, eksik mühendis oldu.Bugün 68’liler ve daha çok 78’liler denen kuşakların ‘diplomalı’ olsalar bile neden bazı ‘algı kalitelerinden’ mahrum oldukları hep o boykotlarda yatar. 28 Şubat apoletli zulüm döneminde zamanın medya organlarında çarşaf çarşaf listeler yayımlanırdı. Sakıncalı şirketler ve markalar halka gösterilirdi!Kime göre ve neden sakıncalı?Yerli sermayeye ait, bulundukları merkezlerde iş imkânı üreten, bölgeye katkı o sağlayan o yerli ve milli holdingler, o bisküvi, o sucuk, o kâğıt, o kereste fabrikaları kime ya da kimlere, nasıl zarar veriyordu ki ‘boykot’ ediliyordu?Yurtdışındaki çalışkan ‘gurbetçilerden’ kaynak sağlayan, fayda doğurma çabasında olan o şirketler, devlete ‘sızmış’ anti-milli hainler eliyle zora sokuldular, bazıları yok edildiler.Bugün daha fazla sanayi, daha fazla yerli sermaye, daha fazla istihdam olabilirdi. Olmadıysa kaynağı o boykot sevici anti-milli işbirlikçi hainlerde arayacaksınız. Ya bugün?İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kibir ve ihtiras abidesi (görevden uzaklaştırılan) Başkanının, suçlarını örtbas etme çabasıyla ülkeyi erkenden ‘kaosa’ sürükleme çabası başımıza dertler açmaya devam ediyor.Ekonomik istikrar yolunda başarıyla uygulanan program özellikle ‘aparat akıl’ tarafından sabote ediliyor, meydanlarda çoğunluğu tarihten bihaber, gerçekleri sorgulama olgunluğundan uzak gençler öne sürülüyor, kolluk kuvvetleriyle çatıştırılıyor. Ve bu gençlerin aileleri de duruma sessiz, hatta çaresiz kalıyor.Devlet ile çatışmayı şaka zanneden bir kitle aklınca meydan baskısıyla, suç örgütü iddialarını siyasi tasfiye iddiasına devşirebileceğini zannediyor. Gelinen ‘yalpalayan’ şaşkın ördek aklı ile de boykot listeleri yayınlıyor, ‘ayy pardon’ diyerek bazılarını çıkartıyor, halkın tercihine baskı ile yön veriyor.Bu kafa hep aynıydı, aynıdır. Yapmaya değil yıkmaya, var etmeye değil yok etmeye, yol açmaya değil tıkamaya, kolaylaştırmaya değil engellemeye odaklıdır. Ne köprü yaptırtır ne yol açtırtır ne hastane ne havalimanı inşa ettirtir. Yapanlara teşekkür etmez, nimetlerden faydalanır ama şükretmez.Boykot ettirdikleri işletmelerin bir kısmında çalışanlar üstelik belki de meydanlarda eylemlere katılan garsonlar… O işletmelerin bir kısmı ise ‘franchise’ olan bayiler…Vandal kafası taşıyan, markaları boykot eden ve hatta gidip o mekanlardaki müşterileri taciz eden bu kişilerin tamamı, o emri verenden gidip mekân basana dek hepsi suçludur, ekonomik tetikçidir. Şahsen o işletmelerin yerinde olsaydım, böyle bir haksızlığa uğrasam, iş kaybımı belgeler ve beni boykot ettirtene ticari tazminat davası açardım. Açmalıdırlar!Ben o işletmelerde, üniversiteli olarak çalışan bir genç olsaydım, işimi kaybedip sıkıntıya düştüğüm için gider bu ‘ekonomik teröristlerin’ il başkanlığı ve genel merkezi önünde bu ‘küresel işbirlikçileri’ protesto ederdim.Slogan doğru: ‘Susma sustukça sıra sana gelecek.’Bu kafa hep azgın azınlık olmuştur!

Source: Fuat Bol


Peki ABD dışarıdan nasıl görünüyor

ABD ne der?Avrupa ne der?Falan.*“Türkiye’nin dışarıdan nasıl göründüğü” konusuna kafayı takmanın pek bir anlamı kalmadı artık.Çünkü ABD de Avrupa da dışarıdan hiç iyi görünmüyor.*ABD ve Avrupa’nın Gazze’de çoluk çocuk katledilirken nasıl göründüklerini biliyoruz.Trump sonrası ABD’nin görünümünden ABD’de yaşayanların en az yarısının nasıl kahrolduğunu da biliyoruz.*Geçen gün ABD’de yaşanan olaya bakın:Polisle çatışmamış, eylem yapmamış doktora öğrencisi genç bir Türk kadını, sırf Filistin yanlısı bir makale yazdığı için sokak ortasında devlet görevlileri tarafından yaka paça alınıp sınır dışı edildi.*Böyle bir dünyada temel meselemiz, “Acaba Türkiye dışarıdan nasıl görünüyor” olmamalı.*Böyle bir dünyada temel meselemiz “Acaba biz nasıl daha medeni, daha adil, daha demokratik oluruz” olmalı.Rümeysa ÖztürkRESMİ ADAYLIĞI MÜMKÜN OLMAZSA BİRİSİ ÇIKARÖZGÜR Özel’e ait bu söz.Gerçi biraz erken söylendi ama İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından bu söz mutlaka söylenecekti.*Peki o zaman kim çıkacak, sözü edilen “birisi” kim olacak?*Kişisel gözlemlerime göre bugün itibariyle durum şudur:*- YÜKSEK İHTİMAL: Özgür Özel olur.* – ORTA İHTİMAL: Dilek İmamoğlu olur.*- DÜŞÜK İHTİMAL: Mansur Yavaş olur.BİRİ NEW YORK TIMES’A BİRİ THE ECONOMIST’EEKREM İmamoğlu, New York Times’a yazmış.Dilek İmamoğlu, The Economist’e yazmış.*Uzun uzun yazmışlar. Sayfa sayfa yazmışlar.New York Times da Economist de…Uzun uzun yayımlamış. Sayfa sayfa yayımlamış.*Ne kadar faydasız bir çaba.Hem bir sonuç üretmeyecek.Hem de “Türkiye’yi dışarıya şikâyet ediyorlar” eleştirisine zemin hazırlayacak.* ABD’nin, Avrupa’nın “hak hukuk adalet” gibi konularda sergilediği tavır ortadayken ABD’nin, Avrupa’nın iki yüzlü mecralarında “hak hukuk adalet” aramak ne kadar gereksiz bir meşgale.GERÇEK KİTAP OKURUNUN ÜÇ ÖZELLİĞİ- BİR: Gerçek kitap okuru, kitap okumayı bir topluluğa, bir sınıfa, bir mahalleye özgü bir eylem olarak görmez. Çünkü kitap okumanın, yeryüzünün en bireysel tutumu olduğunun sımsıkı bilincinde olur.*- İKİ: Gerçek kitap okuru, kitap okuduğunu göstermeyi aklının ucundan bile geçirmez. Gerçek kitap okuru, kitap okuma üzerinden hava atmaya yeltenmez. Çünkü onun için kitap okumak… Yemek yemek gibidir, su içmek gibidir.*- ÜÇ: Gerçek kitap okuru, kitap okuma üzerinden siyaset yapmaz, kitap okumayı siyasi propaganda için araçsallaştırmaz. Çünkü bunu tuhaf bulur, yadırgar, aklı almaz.EMİNE ERDOĞAN’IN BM’DE ESTİRDİĞİ SIFIR ATIK RÜZGÂRI30 Mart, Uluslararası Sıfır Atık Günü’dür.“Sıfır Atık” olayının küresel çapta popüler olmasını sağlayan isim ise Emine Erdoğan’dır.*Resmi sıfatı şu Emine Erdoğan’ın:BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı.*Emine Erdoğan, işte bu sıfatla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün bir konuşma yaptı ve “Sıfır Atık” meselesini bir kez daha küresel dünyanın gündemine taşıdı.*Kimse kusura bakmasın.Hislerimi açıkça yazacağım:*Ülkemin Cumhurbaşkanı’nın eşinin böyle önemli bir küresel konuda öncülük yapmasından, küresel farkındalık oluşturmasından, BM Genel Kurulu’nda dünyaya seslenmesinden gurur duydum.*Emine Erdoğan, hiçbir zaman siyasi kutuplaşmanın bir parçası olmadı.Her zaman dünyanın geleceği için, temiz çevre için çalıştı çabaladı.“Sıfır atık” meselesini önce ülkesinin gündemine getirdi, ardından da dünyanın.Yürekten alkışlıyorum kendisini.

Source: Ahmet Hakan


Aslı Baykal”dan CHP”ye: Bu bir ihanet, devlet hesabını sormalı!

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal”ın kızı Aslı Baykal, yolsuzluktan ceza almış, terör suçlamaları halen soruşturulan ve şaibe iddiaları üzerine yapışan bir yapı olduğunu ifade etti ve bu yapının hükümete muhalefet ediyor gibi yaptığını ancak ülkeye büyük zarar verdiğini söyledi.”SİYASET YAPMA YOLU ÇOK AÇIKTIR”CHP”yi yasa bilmeyen ve anlamayan mefya benzeri bir yapıya benzeten Aslı Baykal, “Yasa bilmeyen ve anlamayan mafya benzeri bu siyasal yapı kendi bataklığında boğulabilir istediği gibi. Ama boğulma süreci seçimlere kadar süreceği için o zamana dek oluşturacağı girdaplar ile tüm ülke ekonomisini sarsmasına, vatandaşı mağdur etmesine izin verilemez. Siyaset yapma yolu çok açıktır, ilk kuralı yasalara uymaktır. Yasaları bile bile; geçtim yolsuzluğu, terör soruşturmasını diploması olmayan adayı Türkiye”nin önüne koymaya çabalamaları diyet borcunun çok büyük ve çok derin olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.”ZARAR AZMETTİRİCİLER TARAFINDAN ÖDENMELİ”CHP eliyle çıkarılan sokak olaylarını değerlendiren Baykal, günlerdir şehirlerde terör estirildiğini, polislerin yaralandığını ve tarihi camilere zarar verildiğini hatırlattı ve oluşan zararın azmettiriciler tarafından ödenmesi gerektiğini belirtti.CHP”NİN SKANDAL BOYKOTUYine CHP”nin başlattığı yerli ve milli markalara boykot hareketini de eleştiren Aslı Baykal, “Boykot adı altında yerli ve milli markalara düşmanlık ile borsaya yatırım yapan 6 milyon insana, bu ülke insanına katkı yapan yatırımcılara ihanet etmelerinin hesabı sorulmalıdır. Yasa dinlemeyen uygulamalar yargıya büyük zarar veriyor, çok geç olmadan önlenmesi gereken uygulamalardır. Oluşturulan kaos ortamı turizm sezonu yaklaşırken iptallere sebep olmaya başlayacak.” ifadelerini kullandı.”ÖĞRENCİLERİ MAŞA OLARAK KULLANDINIZ”Öğrencilerin sokaklara çağrılarak maşa olarak kullanıldıklarını belirten Baykal, gençlere şu şekilde seslendi: “Gençler; size imreniyoruz, hadi meydanlara çıkın diyenlere önden siz buyurun desin artık ve maşa tutan eller açığa çıksın.”Aslı Baykal, paylaşımını şu ifadelerle tamamladı:Sözün özü insanlar vergileri ile kendilerini bataklığa çeken yapılara yardım etmek zorunda değil, kaos ortamına katkıda bulunan çoğu yapı devletten destek alıyor, hepsinin devlet desteği kısıtlanabilir.Hatta yapılacak kesintiler vatandaşa çeşitli şekillerde aktarılırsa çifte bayram olur.

Source: Bahadır Alemdar


Emine Erdoğan BM’de konuştu: ‘Yavaş moda’ mesajı

Birleşmiş Milletler (BM) Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de katılımıyla BM Genel Kurulu’nda 30 Mart “Uluslararası Sıfır Atık Günü” Özel Etkinliği’nde katılımcılara hitap etti. Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği, Sıfır Atık Vakfı, BM Çevre Programı ve BM-Habitat tarafından “Moda ve tekstilde sıfır atığa doğru” temasıyla düzenlenen etkinlikte, Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün 3. kez kutlandığını anımsatan Emine Erdoğan, özetle şu mesajları verdi: “Sıfır Atık Hareketi tüm dünyada her yıl katlanarak büyüyor, daha çok insana ulaşıyor. Ne mutlu bize ki, küresel bir farkındalık halkası oluşuyor. Malumunuz, moda ve tekstil sektörünün çevre kirliliğinde çok yüksek bir payı var. O nedenle, biz de bu yılki kutlamalar için ‘Moda ve Tekstilde Sıfır Atığa Doğru’ temasını seçtik.Bunun sebebi, kullan-at merkezli bir anlayışın ne yazık ki sektörün ana karakteri haline gelmesidir. ‘Yavaş ve sürdürülebilir moda’yı hayata geçirmek artık hepimiz için bir zorunluluktur. Metropollerde esen moda rüzgârlarının iklim değişikliğine bağlı olarak her gün daha yıkıcı hale gelen fırtınalardan çok da farklı olmadığını söylesek, inanın yanlış olmaz. Çünkü, hiçbir kıyafet yalnızca kumaştan, renkten ve tasarımdan ibaret değildir. Her bir parça kıyafete doğal kaynak israfı, çevre kirliliği ve artan iklim değişikliği etkileri de eşlik ediyor. Bu ağır fatura, tüm insanlığa kesiliyor. Buradan, modacılara bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sizler, tasarımlarınızla bir duruşu, bir kimliği inşa ediyorsunuz. Trendleri, beğenileri belirleyen sizlersiniz. Gelin bugün, hepimiz için bir milat olsun! Hayatımızda yapacağımız küçük değişikliklerin, dünyayı değiştirebilecek, büyük gücünden bahsedelim.” ULUSLARARASI TOPLUM GAZZE’DE KÖTÜ BİR SINAV VERDİNew York’taki BM binasında Guterres’in makamında basına kapalı yapılan toplantıda da konuşan Emine Erdoğan, uluslararası toplumun Gazze’de yaşanan uluslararası hukukun ağır ihlalleri karşısında kötü bir sınav verdiğini kaydetti. Emine Erdoğan, ikili işbirliğinin gelecekte de güçlenerek devam etmesini dilediğini belirtti ve BM Genel Sekreteri Guterres’i Türkiye’ye davet etti. Görüşmeye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş da katıldı.

Source: Hurriyet.com.tr


Israrlı tacize suç duyurusu

Sahile inen Pelin G., Serhat U.’nun çadırda bir kadın ile ilişki yaşadığına şahit oldu. Pelin G., uğradığı ihanet sebebiyle Serhat U. ile ilişkisini sona erdirdi. Aradan iki yıl geçtikten sonra Serhat U., sosyal medya üzerinden Pelin G.’ye konuşmak ve hesaplaşmak için görüşmek istediği şeklinde mesaj gönderdi. Bu mesaja cevap vermeyen Pelin G., Serhat U.’yu sosyal medya hesabından engelledi. Bu defa e-mail üzerinden iletişim kurmak isteyen Serhat U., ‘Akıllı ol, lütfen seni rahatsız edecek bir moda geçmek istemiyorum. Bugün son, sonra üzülme’ şeklinde mesaj gönderdi. Eski sevgilisinin ısrarlı mesajları ve tehditlerinden korkan Pelin G., hayatında başka birinin olduğunu ve diyalog kurmak istemediğini söyledi.ÜLKE DEĞİŞTİRDİPelin G., ısrarlı tacizlerin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Serhat U.’nun tehdit içerikli mesajları nedeniyle müvekkilinin ciddi bir korku ve huzursuzluk içinde olduğunu suç duyurusu dilekçesinde anlatan Pelin G.’nin avukatı, “Müvekkilim, hiçbir şekilde iletişim kurmak istemediğini söylemesine rağmen, Serhat U. taciz eylemlerini artırmaktadır. Müvekkil, duyduğu endişenin etkisiyle başka bir ülkeye gitmiş ve bir süre dönmeyi de düşünmemektedir. Psikolojik şiddet ve ısrarlı takip mağduru olan müvekkilin fiziksel şiddete uğrama ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle Serhat U. hakkında gerekli soruşturma başlatılarak dava açılmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

Source: Özge Eğri̇kar


Tunç’tan, Avrupa Konseyi bildirisine tepki: İç hukukumuza müdahale

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen soruşturmalara ilişkin acil oturum düzenleyen Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin bildirisine tepki gösterdi. Bakan Tunç, şu açıklamayı yaptı:“Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından alınan ve ülkemize yönelik ağır ithamlar içeren bildiri, hem hukuki gerçeklerden uzak hem de tarafsızlık ilkesini açıkça ihlal eden bir yaklaşımın ürünüdür. Türkiye, Avrupa Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’ni imzalayan, onaylayan ve iç hukukuna dahil ederek bu alandaki kararlılığını defaatle ortaya koymuş bir hukuk devletidir.HERKES KANUN ÖNÜNDE EŞİTYargı süreçleri, bağımsız ve tarafsız mahkemeler eliyle, hukukun üstünlüğü çerçevesinde yürütülmektedir. Siyasi saiklerle hazırlanmış bu tür açıklamaların, yargının bağımsızlığına saygı göstermekten çok, iç hukukumuza müdahale niteliği taşıdığı açıktır. Devam eden yargı süreçleri hakkında önyargılı ve tek taraflı değerlendirmelerde bulunmak, evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmaz.Herkes kanun önünde eşittir. Kamu görevlilerinin, suç teşkil eden eylemlerle ilişkilendirilmesi halinde yargı önünde hesap vermeleri evrensel bir hukuk ilkesidir. Türkiye’de hiçbir vatandaşımız, siyasi görüşü nedeniyle değil, ancak somut ve ciddi delillere dayalı olarak yargı süreçlerine tabi tutulur. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin tarafsız ve yapıcı bir diyalog zemini arayışı yerine, önyargılı ve siyasallaşmış bir dil kullanması, kendi itibarlarına da zarar veren bir tutumdur.”

Source: Hurriyet.com.tr


Dilan Çıtak: Yere burnum düşse almam, sert patlarım, giderliyim

Dilan Çıtak üzerinde rahat bir eşofman takımıyla çekim için hazırlanıyor. Kıvır kıvır saçlarından insan gözünü alamıyor. Çok dobra, içinden geçen dilinde. Zaten kendini “Ben dürüstlüğün vücut bulmuş haliyim” diye tanımlıyor. Hayatının zorluklarını tüm samimiyetiyle anlatıyor. Başlıyoruz sohbete…◊ Yeni şarkın ‘Güllere Sor Beni’ çıktı. Hikâyesi nedir?Kadınlar çiçek, gül bekler. O gülleri alamadıklarını ve hak etmediklerini düşünüyorlarsa hiç öyle düşünmesinler. O gülü getirmeyen kişi sizden bu şarkıyla şöyle bir mesaj alsın: “Artık beni o getirmediğin güllere sorarsın.” Şarkı Azeri-Türk arkadaşlarımız Sheyh Ree ve Ozade’nin imzasını taşıyor.◊ Gül bekleyen kadınlardan olduğunu söyleyebilir miyiz?Kırmızı gül kalbimi büyük çalar, bazen kıro bir hareket gibi durabilir ama kimin getirdiğine bağlı.◊ Şimdiye kadar beklediğin gülleri aldın mı? Bazen aldım, gül olmasa papatya da oldu.◊ Peki, bu şarkıyı neden seçtin?Yine tripli bir şarkı söyleyeceksem, trip atmayı damar söyleyerek sevmiyorum. Bir de tam benim dilime ve mizacıma yatkın bir şarkıydı.◊ Giderli bir kadın mısın? Yere burnum düşse almam. Olumsuz durumlardan etkilensem bile asla karşı tarafa çaktırmam, belli etmem ama içim içimi yer. Sonra sert patlarım, giderliyim.◊ Seni ne böyle yaptı? Galiba hayat beni böyle yaptı, yordu. Bunlar aslında psikiyatristimle görüştüğüm konular, insanların içinde oldukları ruh hali ve geçmişleriyle alakalı… Benim şu an hissettiklerimin geçmişle ilgili olduğunu düşünüyorum.◊ “Beni hayat böyle yaptı” dedin. Hayat hikâyene baktığımızda yıllar sonra biyolojik babanın Türkiye’nin tanıdığı bir isim olduğunu (İbrahim Tatlıses) öğreniyorsun. Birlikte vakit geçirme şansınız oluyor. Ama sonra yine araya kırgınlık giriyor… Gördüğümüz kadarıyla fırtınalı bir hayatın var. Sen hayatını nasıl anlatırsın? Trajikomik olabilir, gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Bir noktada artık deliliğe vurup gülmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü diğer türlüsünün bir ucu yok. Benim hayatım aslında zor, savaş dolu bir hayat… Bir kere insanların beyinlerinde beni hiç tanımadan bir Dilan tasviri oluştu. İçinde olmak istemeyip istemsizce içine girdiğim birçok konunun sanki başkarakteri benmişim ve bu karakteri de ben yazmışım gibi adlandırıldım. Ama aslında o hikâyelerin hiçbiri benim ruhumu yansıtmıyor. Bu senaryo yazılırken bana eğer sorsalardı, bu gerçekten başrolünü almak istemeyeceğim bir film olurdu.◊ Kendini nasıl tanımlarsın peki?Hayatında Dilan’ın olması bir insana verilebilecek en güzel hediye diye düşünüyorum. İki eli kanda olsa bir telefonla yanınıza gelecek belki de tek insanım. O yüzden bence Dilan’la dost olmak gerçekten şahane bir duygu. Hiçbir insanı ezmem, çalıştığım insanın kalbini kırmamak için elimden geleni yaparım.◊ İnsanlar sana hayatta aynı fedakârlığı gösterirler mi?Asla. Kime iyilik yaptıysam fazlasıyla kazık yemişimdir.◊ Kendinde en değiştirmek istediğin özellik nedir?Arkama bakmadan yürüyebilmek isterdim. Yaşadıklarımdan sonra arkama çok bakıyorum, halbuki devam et, önüne bak. Yolunda belki bir taş vardır, o taşı görürsün, üstünden atlayabilirsin. Ama ben hem arkaya bakıp arkada takılı kalıyorum hem de önümdeki taşı görmeyip ona takılıyorum.◊ Hayatında bir şeyi değiştirme şansın olsa neyi değiştirirdin?Varoluş sebeplerimden birini değiştirmek isterdim. ‘BİRİNİN KIZI OLARAK ANILMAK ÇOK ASABIMI BOZUYOR’◊ İlk şarkını çıkarmanın üzerinden 10 sene geçti. Şarkıların sayesinde insanların seninle ilgili bir fikri oluştu. Sence en yanlış anlaşıldığın şey ne oldu? Ben müzisyenim ama müzisyen olarak değil, sadece birinin kızı olarak anılmak benim gerçekten çok asabımı bozan bir konu.◊ Bu süreçte hiç ünlü bir ismin kızı olmanın artılarını yaşamadın mı? Başlarda hayır, sonra belki ‘Aramam’ projesiyle birazcık yaşamış olabilirim. Mesela senin geçmişini bilmiyorum, anneni, babanı tanımıyorum, sadece işinle ilgili bir fikrim var, herhangi bir önyargım yok. Ama benimle ilgili, daha beni tanımadan, insanların elinde koca bir data var. Müzikte 10 seneyi devirmişim, müzikalite olarak insanların beni yeteri kadar tanıyabileceği bir zaman bu. Ama hep müziğimin önüne geçecek başka haberler yapıldı, hakkımda çıkan müzik ve magazine dair haberler birbiriyle yarıştı. Ve magazin daha ağır basınca bu sefer müzik arka planda kaldı. Eğer benim magazin tarafım olmasaydı sadece müziğimle ve kendi rakiplerimle yarışacaktım. Şimdi rakiplerimle bile yarışamıyorum. Benim için büyük bir dezavantaj.◊ Sence hak ettiğin yerde misin?Saydığım sebeplerden dolayı olmak istediğim yerde değilim, daha çok çalışmam gerekiyor. İnsanlar iki çalışıyorsa benim beş kat çalışmam gerekiyor.◊ Babanla barışmışken neden küstünüz? O konuya girmek istemiyorum. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye bir laf var ya, sen doğru olduğun zaman yanlış olan bir yerde istenmezsin, bunun özeti bu.◊ Biyolojik babanı bulduktan sonra onu yeniden kaybetmek seni nasıl etkiledi?Ben zaten bir babamı kaybettim, Cem babamı. Benim için kayıp orada noktalandı. Sonrasında bir şeyi bulmadım da kaybetmedim de. Sadece önemli bir sanatçıyla tanıştım ve sonra tanışıklığımız orada noktalandı. Bu saatten sonra da böyle devam eder bu iş. ‘ROMANTİKTİ, PEŞİMDEN KOŞTU, TAV OLDUM’◊ Yaşadıkların ilişkilerine ve erkeklere bakışına nasıl yansıdı?Hiç yoğun bir aşk hayatım olmadı. Bugüne kadar üç erkek arkadaşım oldu. Üçüncüsüyle de evlendim zaten. Bekârken de çapkın değildim. Hep büyük bir sadakat duygum oldu. Kolay âşık olmam ama küçük bir ilgide, çok küçük bir nüans olduğunda kalbim kayar. 18 yaşında Cem babamı kaybettikten sonra da bende böyle bir açık olmuş olabilir.◊ Eşin Levent de (Dörter) kalbine öyle mi girdi?Romantikti, peşimden koştu. Kalbim de boştu, üstüme düşüp her şeyimi düşünüyordu. Ben de tav oldum.◊ 2,5 senedir evlisiniz. Eşin de müzisyen. Aynı mesleği yapmanın çiftler için ne kadar güzel olduğu söylenir hep. Sizin için nasıl?Benim de böyle mi söylemem lazım bilmiyorum. Ama ben dürüstlüğün vücut bulmuş haliyim. Zor aynı işi yapmak.◊ Neden?Fikir çatışmaları yaşanıyor. Ben, dediğim dedik çaldığım düdük bir tipim, o da aynı. Bizim en büyük kavgalarımız ondan çıkıyor.◊ Magazinde boşanacağınız yazıldı. İşin aslı ne?Şu an öyle bir şey yok. Karnımda hamile bir kedi fotoğrafı paylaştığımda “Dilan hamile” diyorlar mesela. Küçük bir tartışmada da hemen boşanıyorlar haberi yayılıyor. O yüzden çok normal karşılıyor, aldırış etmiyorum. Bir de bizim küçük bir tartışmada bile birbirimizi Instagram’dan çıkarma olayımız var…◊ Ama o zaman dedikodu çıkar tabii, çok normal…Ben mesela bir tartışmada hemenWhatsApp’tan engellerim onu… O beni Instagram’dan engeller (gülüyor). Bir de çok nazar değiyor Hakan. O yüzden artık sosyal medyaya birlikte fotoğraflarımızı da koymuyorum. ‘YANINIZDA OLANLARIN KIYMETİNİ BİLİN’◊ Pop söylüyorsun ama arabesk söylediğin sanılıyor. Bu algıyı yıkmayı başardın mı?Bununla ilgili inanılmaz bir hikâyem var: Okan Bayülgen’le birbirimizi tanımadığımız dönemlerde bir gün Dada Salon için “Dilan çıksın mekânda, çok iyi ses, şu kişinin kızı” falan demişler. Okan da “Biz burada türkücü çıkarmıyoruz” demiş. Ama bir gün tesadüfen beni bir Fransız restoranın açılışında izledi. Yabancı bir repertuvarım vardı. Kulise gelip “Sen ne yapıyorsun? Sesine âşık oldum” dedi. Çalışmaya başladık. İnsanlar genelde benim evde halay çektiğimi düşünüyor, ki halay çekerim sorun yok ama kültür olarak gerçekten bunu taşımıyorum. Arabesk hissetmiyorum.◊ Senden popstar olur mu?Benden popstar olur ama doğru yatırımı, doğru şekilde, doğru yol haritasıyla yapmak gerekiyor. Benim hedefim de bu.◊ Nasıl bir yol haritası çizdin kendine?Benim hep yol haritam oldu. Plansız ilerlesem bugün Hakan Gence’yle röportaj yapıyor olmazdım. Hep beni biraz daha yukarıya taşıyacak bir hamlem var.◊ Çok sağ ol. 35 yaşına gireceksin. Yolun yarısı derler. Sende neler değişti? 30 yaşına kadar yaşadıklarının pek farkında olmuyorsun ama 30’dan sonra ‘Ben eski Dilan değilim’ demeye başladım. Hayatın içinde bir şeyleri deneyimledikçe bunlar sana kırılma noktaları getiriyor. Mesela eskiden her şeye üzülürdüm. Artık kendimi soyutlamayı biliyor, üzüleceğim şeylerden uzak duruyorum. Magazinde çıkan haberler, yorumlar artık beni etkilemiyor. Okumuyorum, okusam da içine dalmıyorum. Onun dışında şunu söyleyeyim; kendimi hiç 34 gibi hissetmiyorum.◊ Yarın bayram. Bayramlar sana ne ifade ediyor? Anneannem ve dedem hayattayken benim için çok daha keyifliydi, onlarla kutlardık. O yüzden artık benim için pek eski tadı kalmadı. Şimdi bayramlar biraz hüznü, biraz büyüdüğümüzü, kayıplarımızı ve o eski neşenin tekrarlanamayacağını hatırlatıyor bana. O yüzden buradan şunu söylemek istiyorum: Yanınızda olanların kıymetini bilin. Eğer hayatta olan büyükleriniz varsa bayramı ailecek onlarla geçirmeye bakın.

Source: Hurriyet.com.tr


Bayram sofraları moral kaynağıdır

Bayramlar sadece bir tatil dönemi değil, aynı zamanda bir kültürün, ailenin ve toplumun bir araya geldiği, insanlar arasında bağların güçlendiği özel zamanlardır. Her yıl, bayramlar sayesinde hepimizin hayatında büyük değişiklikler olur. Ancak bu dönemin, sadece yüzeydeki kutlamalarla değil, ruhsal anlamda da derin etkileri vardır. Bayram sofraları, aile ziyaretleri ve bir araya gelmeler, insan psikolojisi üzerinde uzun vadeli etkiler bırakabilir. Peki, bu etkiler nelerdir ve nasıl işler? 1- PAYLAŞMANIN PSİKOLOJİK GÜCÜ Bayram sofraları, genellikle büyük, kalabalık ve renkli olur. Aile üyeleri bir araya gelir, geçmişin anıları paylaşılır, yeni anlar biriktirilir. İnsanlar, sofralarda birlikte yemek yerken sadece fiziksel olarak bir arada bulunmazlar, aynı zamanda duygusal bağlarını da pekiştirirler. Sofra, insanları birleştiren bir sembol haline gelir. Psikolojik açıdan, yemek paylaşmak, insanların sosyal bağlarını güçlendiren önemli bir eylemdir. Ortak bir sofrada yemek yemek, başkalarının huzurunu ve mutluluğunu gözlemlemek, duygusal olarak tatmin edici bir deneyimdir. Ayrıca, yemek yediğimizde beynimizde mutluluk hormonu olan dopamin salınımı artar. Bu da insanların kendilerini daha huzurlu, rahat ve mutlu hissetmelerine neden olur. Bunun yanı sıra, büyük aile sofralarındaki gülüşmeler, sohbetler ve paylaşımlar, aile içindeki dayanışmayı güçlendirir. Aile üyelerinin birlikte geçirdiği vakit, onlara duygusal destek sağlar ve yalnızlık hissini engeller. Bu da bireylerin psikolojik olarak daha güçlü ve sağlıklı hissetmelerine olanak tanır. 2- ZİYARETLER ÇOCUKLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ Aile ziyaretleri de bayramların olmazsa olmazlarından biridir. İnsanlar, bayramda genellikle eski büyüklerini ziyaret eder, kuzenlerini, teyze ya da amcalarını görürler. Bu tür ziyaretler, sadece fiziksel bir buluşma değil, aynı zamanda duygusal bir ihtiyacı da karşılar. İnsanların aile üyeleriyle bir arada olmaları, onların geçmişteki değerlerini hatırlamalarını sağlar. Psikolojik olarak, insanlar için aile bağları çok önemlidir. Aile üyeleri arasında duygusal bağların güçlendiği, güvenin pekiştiği bu tür ziyaretler, bireylerin kendilerini daha güvende hissetmelerine yol açar. Özellikle çocuklar için aile büyükleriyle geçirilen zaman, kişilik gelişimi açısından büyük önem taşır. Çocuklar, büyüklerinin öğretilerinden ve deneyimlerinden faydalanır, kendilerine örnek alacak rol modeller bulurlar. Aile içindeki bu güvenli ortam, insanların stresle başa çıkmalarını kolaylaştırır. Bayramda aile üyeleriyle yapılan sohbetler, insanlara içsel bir huzur verir. Bu da, onların duygusal sağlığını olumlu yönde etkiler. Bayramda aileyi görmek, insanlara ait oldukları yeri ve köklerini hatırlatır. Bu da psikolojik anlamda aidiyet duygusunu güçlendirir. 3- TOPLUMSAL BAĞLARI GÜÇLENDİRİR Bayramlar, sadece aile içindeki ilişkileri değil, aynı zamanda dış dünya ile olan bağları da pekiştirir. İster yakın arkadaşlar olsun, isterse komşular ya da tanıdıklar, bayramlar herkesin birbirine yaklaşma fırsatı bulduğu özel anlardır. Bu sosyal etkileşimler, bireylerin ruhsal sağlığını olumlu etkiler. Çünkü insanlar, başkalarıyla sosyal bağ kurarak yalnızlık hissinden kurtulurlar ve kendilerini daha değerli hissederler. Daha geniş bir toplumsal bağlamda bayramlar, bireylerin toplumla olan bağlantısını güçlendirir. İnsanlar, bayramda birbirlerine iyi dileklerde bulunur, yardımlaşır ve ortak mutluluğu paylaşırlar. Bu tür toplumsal etkileşimler, insanların aidiyet duygusunu pekiştirir ve toplumsal bağları güçlendirir. Toplumda birbirine yakın ve destekleyici ilişkiler kurmak, bireylerin psikolojik olarak daha sağlıklı olmalarına yardımcı olur. 4- STRES VE KAYGILAR DA YAŞANABİLİR Elbette, bayramlar her zaman sadece neşeli anlarla geçmez. Bayram döneminde bazen yoğun bir stres ve kaygı da yaşanabilir. Aile içindeki gerginlikler, geçmişte yaşanan tatsız olaylar, ekonomik sıkıntılar veya maddi yükler, bayramı zorlayıcı hale getirebilir. Özellikle bayramda her şeyin mükemmel olması beklenir, bu da bazı insanlar için büyük bir baskıya dönüşebilir. Örneğin, aile içindeki bazı bireyler, bayramda bir araya gelmekten rahatsız olabilirler. Aile üyeleri arasındaki anlaşmazlıklar, yıllarca süren çatışmalar, bayram ziyaretlerini zorlaştırabilir. Bu durum, kişilerin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, maddi durum nedeniyle özel bir şeyler alamamak ya da yeterince iyi ağırlayamayacak olmak da kaygıya yol açabilir. Bu gibi durumlar, bireylerin depresyon, kaygı ve stres gibi duygusal sorunlarla baş etmesini zorlaştırabilir. 5- BAYRAM SONRASI PSİKOLOJİK İYİLEŞME VE REFLEKSİYON Bayram sonrası, aile içindeki yoğun etkileşim ve kalabalık sofralardan sonra, bireyler kendilerini genellikle yorgun ama bir o kadar da huzurlu hissederler. Birçok insan, bayram sonrası içsel bir denge arayışına girer. Bu, kişinin hayatındaki değerleri gözden geçirme, ilişkilerini değerlendirme fırsatı sunar. Ailevi bağlar güçlenmiş, sosyal etkileşimler yaşanmış ve toplumsal dayanışma pekiştirilmiştir. Bu dönemde insanların ruhsal sağlığı genellikle olumlu yönde etkilenir. Bayramda yaşanan paylaşımlar ve güçlü bağlar, bireylerin kendilerini daha huzurlu hissetmelerini sağlar. Ayrıca, insanların bayramda yaşadıkları duygusal deneyimler, hayatlarını yeniden değerlendirmelerine olanak tanır ve bu da psikolojik iyileşmeye katkı sağlar. GELECEĞE UMUT BIRAKIR Sonuç olarak bayramlar, sadece yüzeydeki kutlamalarla değil, insan ruhuna dokunan, psikolojik anlamda derin etkiler bırakabilen zaman dilimleridir. Kalabalık sofralar, aile ziyaretleri ve sosyal etkileşimler, insanın psikolojik sağlığını iyileştirici bir etkiye sahiptir. Ancak, her bayramda olduğu gibi, bazı insanlar için stres ve kaygı da beraberinde gelir. Bayramın psikolojik etkileri, bireylerin kişisel deneyimlerine, aile içindeki dinamiklere ve toplumsal bağlara göre farklılık gösterebilir. Bununla birlikte, genel olarak bayramlar, insanlara huzur, aidiyet ve güven duyguları sağlayarak, ruhsal sağlıklarını olumlu yönde etkiler. Bayramın getirdiği bu psikolojik iyileşme, sadece kutlama anlarıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda insanları daha sağlıklı, daha huzurlu ve daha mutlu bir yaşam yolunda da yönlendirir. Yani genel anlamda bayramdaki kalabalık aile sofraları, ruhu saran bir güven duygusu yaratırken, geçmişin hatıralarıyla geleceğe umut bırakır ve insanın içsel dünyasında aidiyet, sevgi ve huzur ihtiyacını derinleştirir.

Source: Esra Ezmeci̇


İşçilere bayramı zehir ettiler

Adana”nın Yüreğir Belediyesi”ndeki kreşte mutfak ve temizlik sorumlusu olarak görev yaparken, 2024 seçimlerini kazanan CHP”li başkan Ali Demirçalı tarafından işine son verilen 3 çocuk annesi Nursel Yıldız (48) yaşadığı mağduriyeti anlattı. Başkanın kendisiyle fotoğraf çektirdiğini, sonrasında ise işine son verdiğini anlatan Yıldız, “Ben 5 yıl namusumla, şerefimle çalıştım. Kendisi başkan seçildikten sonra bizleri toplayıp, işçi çıkarmayacağını söyleyip namus şeref sözü verdi. Birlikte fotoğraf çektirdi, sonra işimden etti. Benimle birlikte 300″den fazla arkadaşımın işine de son verdi. Tazminatlarımızı bile ödemediler. Bana iftira attılar, arkadaşımın yemeğini izinsiz aldığım için hırsızlıkta suçlayarak işime son verdiler. Eşim taksicilik yaparak geçimimizi sağlıyor” dedi. Bursa”da seçimlerden önce sarılıp fotoğraf çektirdiği ve “Kimseyi ekmeğinden etmeyeceğiz” sözü verdiği engelli işçiyi ramazan ayı başında kapı önüne koyan CHP”li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey bayramı zehir etti. Komşularının verdiği fitrelerle geçinmeye çalışan 35 yaşındaki bedensel engelli Veysel Karadoğan ne okula giden çocuklarına harçlık verebildi, ne de bayramlık alabildi. İşten çıkarılan 17 engelli işçiden biri olan bedensel engelli Karadoğan, “Bu ayın başında sözleşmen sona erdi diyerek, işime son verdiler. Çocuklarımdan 3″ü okula gidiyor. Bedensel engelim nedeniyle fabrikalarda da çalışamıyorum. Komşularım sağ olsun, onların fitreleriyle geçiniyoruz” diyerek yaşadığı çaresizliği dile getirdi. Konya”nın Ereğli ilçesinin CHP”li Belediye Başkanı Umut Akpınar”ın 28 Şubat günü işten kovduğu 6 işçiden biri olan Mehmet Aksoy (40), “Eşim lösemiyi yendi. Nakil sırasında organları hasar gördüğü için yüzde 60 engelli raporu verildi. Eşimin hastanedeki takibi devam ediyor. Benim artık sigortam yok. Ben eşimi nasıl kontrole götüreceğim? Ramazanımızı da bayramımıza da zehir ettiler. Haksız yere işimizden ettiler. Bu vicdana sığar mı?” dedi. Ankara Büyükşehir Belediyesi”ni (ABB) 29 bin 500 personel ile devralan Mansur Yavaş, görev süresi boyunca yaklaşık 10 bin kişiyi çeşitli nedenlerle işten çıkardı. İşten çıkarılan Halk Ekmek çalışanı Nurullah Akgül, “9 yıl ABB”nin Halk Ekmek Fabrikası”nda çalışıyordum. İşime son verdiler. Ben bunlar yüzünden 6 ay işsiz kaldım. 3 aylık çocuğuma mama, süt alamayacak duruma getirdiler” dedi.

Source: Murat Karaman


Gazze’de her köşede bir felaket var

Katil İsrail ordusunun, 19 Ocak”ta varılan ateşkesi bozarak 18 Mart”ta Gazze Şeridi”nde yeniden saldırılara başlatmasının ardından bölgede yeni bir insanlık felaketi yaşanıyor. İsrail ordusu, dün Gazze”nin güneydoğusuna düzenlediği saldırılarda 16 kişiyi daha katletti. Soykırımın ikinci faslında 10 gün gibi kısa bir sürede çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere 855″ten fazla Filistinli hayatını kaybetti, 1869″u aşkın kişi de yaralandı. Siyonist İsrail yönetiminin bombardımanların oluşturduğu güvensizlik ortamının yanı sıra 2 Mart”tan bu yana da sınır kapıları kapatarak yardım girişini engellemesiyle Gazzeliler açlık ve susuzlukla boğuşuyor. Bayram arifesinde karın doyurmak için çarşı pazarın yolunu tutan Gazzeliler, yaşadıkları zorlukları, korkuları, üzüntüleri, maddi sıkıntıları ve bayram sevincinden uzak oluşlarını anlattı. AÇLIK, KORKU VE HÜZÜN… Sadece bir poşet ekmek alıp iftar edebilmek Han Yunus”ta bir fırının yolunu tutan Ummu Rami, “Ne ramazan ne de bayram havası var. Kalpte hüzün var, elde avuçta para yok. Çocukları sevindirecek bir şeyler alacak paramız yok. Kızlarıma bırakın kıyafet almayı terlik bile alamıyorum” derken Mahmud el-Ahras, “Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar evsiz barksız kaldı. Yiyecek yemek aşevlerinden temin ediliyor. Eskiden insanlar (vatana) dönüşten bahsederdi şimdi ise göç etmekten. Denklemin nasıl değiştiğine bir bakın. Bayram da yok seyran da. Her evde bir felaket var” şeklinde konuştu. YEMEK DAĞITAN MUTFAĞI VURDULAR ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Dünya Merkez Mutfağı (WCK), İsrail”in Gazze”de yemek dağıtımı yapılan mutfaklardan birini vurduğunu kaydetti. Saldırıda “Jalal” isimli çalışanın hayatını kaybettiği, 6 gönüllünün yaralandığı kaydedilen açıklamada, “Herkes için barış ve kalıcı ateşkes istiyoruz” ifadesine yer verildi. BM: KRİZ BÜYÜYOR Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), Gazze”de hızla büyüyen atık krizinin halk sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini bildirdi. UNRWA, ağır insani koşullar altındaki Filistinlilerin yaşam mücadelesinin giderek zorlaştığını kaydetti. Öte yandan Uluslararası Kızılhaç Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) çatışmaların başlamasından bu yana Gazze Şeridi”ne insani yardım girişinin olmadığı en uzun sürecin yaşandığını ve bunun hayatın her alanında hissedildiğini söyledi.

Source: Sabah


CHP”li vekil paylaştı: “Polis yeleği bekçiye giydirildi” iddiası

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu”nun tutuklanmasının ardından devam eden protestolara yönelik polis müdahaleleri, kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor…

Cumhuriyet Halk Partisi Şanlıurfa Milletvekili Avukat Mahmut Tanal, sosyal medya üzerinden bekçi üniformalı bir kişinin polis yeleği giydiği o anları paylaştı.

Tanal açıklamasında, “Ankara Kızılay’da kaydedilen bu görüntüde, polis unvanı ve görev alanı yalnızca kolluk kuvveti olan polis teşkilatına ait olan “Polis” ibareli yeleğin, bekçilere giydirildiği açıkça görülmektedir” ifadelerini paylaştı.

Tanal, şu ifadeleri kullandı:

-Bu eylem, Türk Ceza Kanunu’nun 264. maddesi uyarınca açık bir şekilde “kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi” yani unvan ve yetki gaspı suçunu oluşturur.

Ayrıca bu durum;Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na,Emniyet Teşkilatı Kanunu’na,Çarşı ve Mahalle Bekçileri Yönetmeliği’ne,Kamu düzeni ve güvenliği ilkelerine, aykırıdır.

“ÜNİFORMA, DEVLETİ TEMSİL EDER”

-Polis ve bekçi görev, yetki ve sorumlulukları birbirinden açık biçimde ayrılmıştır.

-Bekçiye polis yeleği giydirmek suretiyle halkta yanıltıcı bir izlenim oluşturmak, aynı zamanda kamu güvenliğini tehdit eden bir aldatmacadır!

-Unutulmasın: Üniforma, devleti temsil eder! Üniformayla oynanmaz!

-Sorumlular hakkında derhal işlem başlatılması için İçişleri Bakanlığı’na ve Cumhuriyet Savcılarına çağrıda bulunuyoruz. Kanun varsa keyfilik olmaz!

Source: Sonuç Sürmeli


AK Parti Sözcüsü Çelik: Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefinde

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik”in açıklamaları şöyle:Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi”nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır. Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefindedir. Netanyahu ve şebekesinin saldırganlığının ve soykırım suçlarının eleştirilmesi anti-semitizm olarak yaftalanıyor. Bu, siyonizmin tüm dünyada ifade hürriyetini “köleleştirme” çabasından başka bir şey değildir. Bu siyonist saldırganlığın yeni hedefi olan Harvard Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi yöneticisi, düşünce dünyasının seçkin entelektüellerinden Prof. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer görevlerinden anti-semitizm suçlamasıyla alındı. Bu karar, tüm dünyada “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığıdır.Siyonizm insanlık düşmanı bir nefret siyaseti ve gerçek anti-semitizmdir. Üniversitelerin siyonizme teslim olması, medeniyetin tüm kazanımlarını yok edecektir.

Source: Www.star.com.tr


Hüseyin Gülerce yazdı: Terörsüz Türkiye arife, Türkiye Yüzyılı bayram…

Yarın Ramazan Bayramı. Müminler oruçlarını tuttular, namazlarını kıldılar. Yaşadıkları manevi atmosferi bayram ile taçlandırıyorlar.Türkiye, tek parti döneminin zihniyeti ile dini bayramlarını hakkıyla kutlayamıyor.En hafifini sorayım; millet, Ramazan Bayramı dedikçe, oruçla ibadetle ilgisi olmayanlar niye “şeker bayramı” diye tutturur, Müslüman”ı horlar?Asıl konuya geçeyim.AK Parti iktidarı ve 15 Temmuz FETÖ ihanetini durduran Çanakkale ruhunun mayaladığı Cumhur İttifakı, beklenen bayramların müjdesini veriyor.Cumhur İttifakının liderleri Erdoğan ve Bahçeli, aydınlık ufuklara tarihî bir yürüyüş başlattılar.Tek Parti zihniyetinin bugünkü temsilcisi CHP yönetimi ise bu yürüyüşün önündeki engelleme projesinin sahibi durumunda…İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu”nun yolsuzlukla ilgili soruşturma kapsamında tutuklanmasını sokaklara taşıyarak Saraçhane komplosunu boşuna kurmadılar.Kendi içlerinde hesapları, Özgür Özel”i tek Cumhurbaşkanı adayı haline getirmek olsa da, asıl Türkiye”nin huzuruna, geleceğine takoz oluyorlar.Bugün arife günü ve CHP İstanbul Maltepe”de miting düzenliyor.Milletimizin manevi dünyasından kopuk, sokakları/meydanları, yabancı projenin tezgâhı haline getirmekte ısrar ediyorlar.İngiltere”ye yalvarıyor, Avrupa”dan medet umuyorlar. Mandacı karakterleri bir daha sırıtıyor.Türkiye”yi engelleme projesinin asıl sahibi yabancı istihbarat örgütleri, sahaya inmiş, düşmanın 5. Kol elemanları milletimizi tahrik eden provokasyonların içinde ihanet sergiliyorlar.Milletimizin kardeşliğine kurulmuş bir pusu var.Yıllarca bizi Türk-Kürt, laik-antilaik, ilerici-gerici, Alevi-Sünni diye ayrıştıranlar bugün Suriye üzerinden, sokakları devlete meydan okuma mevzilerine dönüştürmeye çalışsalar da, başka senaryolar peşinde koşsalar da artık onlara asla fırsat verilmeyecek.Çünkü Türkiye, zincirlerinden kurtuluyor, ayağına ve zihnine vurulan prangaları parçalıyor, gücünü ve potansiyelini, içeride ve dışarıda en üst seviyede kullanıyor.Bizim tesellimiz, umudumuz var.AK Parti ile MHP”nin, Cumhur İttifakı”nın kaderi iç içe geçmiş ecdadın şanlı yolunda yürekler bir olmuş.Türkiye Yüzyılı ufukta görünmüş…Bayramların bayram olacağı günlerin aydınlığı yüzlere vurmuş.Bugün arife.Bugün Terörsüz Türkiye arifesindeyiz.Bakmayın siz, sokaklardaki vandalları, “gençlik” diye alkışlayan CHP”nin/muhalefetin hazımsızlığına.Bakmayın vefasızların, Erdoğan kin ve düşmanlığına…Asla karamsar değiliz.Gümbür gümbür gelen bir TEKNOFEST gençliği var.Milli ve manevî değerleri benimseyen, ileri teknoloji hamlelerinde milletimizin mana köklerinden kuvvet alan bir nesil geliyor.Dünyayı yakından takip ediyorlar. Bizim nesillerin yakalandığı ideolojik saplantılara takılmıyorlar.Sokaklarda değil, atölyelerde, araştırma laboratuvarlarında, aşkla şevkle Türkiye Yüzyılının mimarı/mühendisi/teknik elemanı, bilim insanı olmanın sevdasına tutulmuşlar.Kibirlenmeden, insan sevgisiyle, muhabbetle, hoşgörüyle geliyorlar.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı; ne yapıyorsa Türkiye Yüzyılı”nı inşa edecek bu neslin önünü açmak için yapıyor.Ne demişti Cumhurbaşkanı Erdoğan;”Şunun da altını çizmek durumundayım. Nasıl ki FETÖ”ye, terör örgütlerine, marjinal yapılara kaptıracak evladımız yoksa, siyaset tüccarlarının ihtiraslarına kurban edeceğimiz tek bir gencimiz de yoktur.”Ramazan Bayramınızı tebrik ediyor, sağlık, huzur ve saadetler diliyorum.

Source: Hüseyin Gülerce


İmamoğlu protestoları araştırmaya konu oldu: Kim bu gençler?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu”nun gözaltına alındığı 19 Mart”tan bu yana başlayan protestolar devam ederken protestolara katılan gençler de dikkat çekiyor. Tutuklananlar arasında 18-22 yaşlarında gençler de var. Çalışmaya göre sokaktaki gençlerin büyük çoğunluğunu Atatürkçü ve milliyetçiler oluşturuyor. Gençler, “Sizi bu eylemlere katılmaya motive eden en önemli iki sebep nedir?” sorusuna ise “Gelecek kaygısı” ve “Hükümetin anti demokratik uygulamaları” yanıtını verdi.

“İmamoğlu Protestoları Katılımcı Analizi” adıyla yayınlanan ve “Kim bu gençler?” sorusuna yanıt arayan çalışmanın verileri, 24-25-26 Mart 2025 tarihlerinde 19.00-23.00 saatleri arasında Ankara’nın Kızılay meydanında toplanan ve 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan protestolara katılan 208 gençle, eylemler sırasında, yüz yüze görüşerek oluşturuldu.

Araştırmaya göre eylemciler demografik olarak Türkiye’ye kıyasla çok daha genç ve yüksek eğitimli bir gruptan oluşuyor. Bununla beraber eylemciler sadece demografik olarak değil sosyo-ekonomik durum, siyasal talepler ve tutumlar bakımından da Türkiye’nin ulusal oranlarından önemli ölçüde ayrışıyor.

“Ülke tarihinin en genç protestocu profili ile karşı karşıya olabiliriz” ifadelerinin kullanıldığı çalışmaya göre, ekonomik tatmin seviyesi son derece düşük olan bu grup uzun vadede Türkiye’nin iyi bir yer olacağına inanmakta ve bunun gerçekleşmesinin halk olarak kendilerine bağlı olduğunu ifade ediyor.

GENÇLER TÜRKİYE”NİN EN BÜYÜK SORUNUNUN ADALET OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR

Çalışma kapsamında gençlere yöneltilen “Sizce Türkiye’nin çözülmesi gereken en önemli problemi nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 54.3’ü “Adalet” yanıtını verdi.

ATATÜRKÇÜ VE MİLLİYETÇİ GENÇLER ÇOĞUNLUĞU OLUŞTURUYOR

Araştırmada dikkat çeken verilerden biri de gençlerin büyük çoğunluğunun Atatürkçü ve milliyetçi oluşu. Buna göre katılımcılara yöneltilen “Kendinizi aşağıdaki siyasal düşüncelerden en çok hangisine yakın bulursunuz?” sorusuna yüzde 55.6 “Atatürkçü”, yüzde 16.9 ise “Milliyetçi” yanıtını verdi.

MANSUR YAVAŞ MI İMAMOĞLU MU?

“Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunuzu kime verirsiniz?” sorusuna ise yüzde49.5 oranında “Ekrem İmamoğlu”, yüzde 39.8 oranında “Mansur Yavaş”, yüzde2.9 oranında “Selahattin Demirtaş” yanıtını verdi. “Recep Tayyip Erdoğan” yanıtını veren katılımcı ise olmadı.

Source: Deniz Işık Balkan


Ömer Çelik”ten Harvard Üniversitesi”ne tepki: Bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır

AK Partili Çelik”in sosyal medyadan paylaşımı şöyle:Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır.Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefindedir.Netanyahu ve şebekesinin saldırganlığının ve soykırım suçlarının eleştirilmesi anti-semitizm olarak yaftalanıyor. Bu, siyonizmin tüm dünyada ifade hürriyetini “köleleştirme” çabasından başka bir şey değildir.Bu siyonist saldırganlığın yeni hedefi olan Harvard Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi yöneticisi, düşünce dünyasının seçkin entelektüellerinden Prof Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer görevlerinden anti-semitizm suçlamasıyla alındı. Bu karar, tüm dünyada “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığıdır.Siyonizm insanlık düşmanı bir nefret siyaseti ve gerçek anti-semitizmdir. Üniversitelerin siyonizme teslim olması, medeniyetin tüm kazanımlarını yok edecektir.

Source: Gazetevatan.com


İngiliz Kraliyet Ailesi’nde büyük çatlak: Prens Harry’ye babasının hastaneye kaldırıldığını bile söylemediler

Kral Charles III”ün kanser tedavisi nedeniyle hastaneye kaldırıldığını, kendi oğlu Prens Harry’nin saraydan değil, medyadan öğrenmiş olması büyük yankı uyandırdı. Buckingham Sarayı, bu bilgiyi paylaşmama kararını “gereksiz bir krize yol açmamak” gerekçesiyle savundu. HARRY”NİN KRALİYETLE İLİŞKİSİ KOPTU MU? ABD”de, Montecito’daki malikanesinde yalnızlıkla mücadele eden Prens Harry’nin Kraliyet ailesiyle iletişimi neredeyse tamamen kesildi. The Sun”a konuşan bir kaynak, “Eskiden William’ın yedeğiydi, şimdi Meghan’ın gölgesinde yaşıyor,” diyerek Harry’nin içsel çatışmasını gözler önüne serdi. SARAYDAN BİLGİ AKIŞI NEDEN DURDU? Saray çevrelerine göre, Harry’yi bilgilendirmemek bilinçli bir karardı. Nedeni ise Harry’yi paniğe sevk etmemekti. Ancak bu tavır, zaten gergin olan aile ilişkilerini daha da zedeledi. HARRY”NİN KALİFORNİYA HAYATI: ALTIN KAFESTE SÜRGÜN Kraliyet uzmanları ve Harry’ye yakın isimler, onun Amerikan hayat tarzına hiçbir zaman tam uyum sağlayamadığını belirti.. “Artık sadece Meghan’ın arkadaşlarının kocalarıyla vakit geçiriyor” diyen bir kaynak, Prens”in iç dünyasına dair çarpıcı detaylar verdi. KRAL CHARLES”IN SAĞLIK DURUMU: TEDAVİ DEVAM EDİYOR, PROGRAMLAR ERTELENDİ Kral Charles, Perşembe günü Londra’daki özel bir klinikte planlı bir kanser tedavisi aldıktan sonra kısa süreliğine gözlem altına alındı. Clarence House’a dönen Kral, ertesi gün Highgrove Malikanesi’ne giderken yüzü gülüyordu. Saray, medyada çıkabilecek spekülasyonları önlemek amacıyla sağlık bilgilerini paylaşmayı tercih etti. Charles’ın açık sözlülüğü binlerce erkeği sağlık taramasına yönlendirse de, Prens Harry”nin dışlanması bu “şeffaflığın” herkese işlemediğini gösteriyor. MONARŞİ İÇİN ÇATLAK SESLER: HARRY GERİ DÖNER Mİ? Prens Harry, İngiltere’ye dönüşü için 24 saatlik silahlı koruma talebinin kabul edilmesini şart koşuyor. Aksi halde dönüş görünmüyor. “Harry’nin Kaliforniya’daki sürgünü onun gerçek arzularını yansıtmıyor,” diyen kaynaklar, onun geleceği hakkında soru işaretlerinin devam ettiğini belirtti.

Source: Muzeyyen Bıyık


Ömer Çelik”ten ünlü tarihçi Prof. Dr. Cemal Kafadar”ın görevden alınmasına tepki

Harvard Üniversitesi, Ortadoğu Çalışmaları Merkezi (Center for Middle Eastern Studies-CMES) Müdürü Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Tarif Profesörü Rosie Bsheer”in görevden aldı.
Kararı üniversitenin Sosyal Bilimler Fakültesi’nin geçici dekanı David M. Cutler duyursa da, gerekçe olarak resmi bir açıklama yapılmadı.

Ancak, bu kararda merkezde yapılan çalışmaların anti-semitizm olarak adlandırılmasının etkili olduğu düşünülüyor.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer”in anti-semitizm suçlamasıyla görevlerinden alınmasına tepki gösterdi.
Sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yapan Çelik, yapılan çalışmaların anti-semitizm olarak adlandırmasın bilimsel düşünceye açık bir saldırı olduğunu kaydetti.
“Üniversiteler küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefinde”

Üniversitelerin küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefinde olduğunu belirten Ömer Çelik, Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer”in görevden alınmasının “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığı olduğunu ifade etti:
“Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır.
Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefindedir.

Netanyahu ve şebekesinin saldırganlığının ve soykırım suçlarının eleştirilmesi anti-semitizm olarak yaftalanıyor. Bu, siyonizmin tüm dünyada ifade hürriyetini “köleleştirme” çabasından başka bir şey değildir.
Bu siyonist saldırganlığın yeni hedefi olan Harvard Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi yöneticisi, düşünce dünyasının seçkin entelektüellerinden Prof Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer görevlerinden anti-semitizm suçlamasıyla alındı.
Bu karar, tüm dünyada “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığıdır.
Siyonizm insanlık düşmanı bir nefret siyaseti ve gerçek anti-semitizmdir. Üniversitelerin siyonizme teslim olması, medeniyetin tüm kazanımlarını yok edecektir.”
Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır. Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist…
— Ömer Çelik (@omerrcelik) March 29, 2025

Source: Dünya Gazetesi


Gerekçe Filistin”e destek: Harvard Üniversitesi, Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısını görevden aldı

Harvard Üniversitesi, Ortadoğu Çalışmaları Merkezi (Center for Middle Eastern Studies-CMES) Müdürü Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Tarif Profesörü Rosie Bsheer”in görevden aldı.
Kararı üniversitenin Sosyal Bilimler Fakültesi’nin geçici dekanı David M. Cutler duyursa da, gerekçe olarak resmi bir açıklama yapılmadı.

Ancak, bu kararda merkezde yapılan çalışmaların anti-semitizm olarak adlandırılmasının etkili olduğu düşünülüyor.
Öğretim üyeliklerine devam edecekler
CMES, özellikle son dönemlerde İsrail ve Filistin üzerine düzenlediği programlarla eleştirilerin odağı olmuştu. Harvard’daki bazı çalışanlar, bu programların antisemitik olduğunu iddia etmiş ve İsrail perspektiflerinin yeterince temsil edilmediğini kaydetmişti.
Birçok üniversite de, Trump yönetiminin baskısıyla Orta Doğu çalışmalarını gözden geçirmeye başladı.

Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer”in görevlerine son verilmiş olsa da, Harvard’daki öğretim üyeliklerine devam edeceği kaydedildi.
“Üniversiteler küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefinde”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer”in anti-semitizm suçlamasıyla görevlerinden alınmasına tepki gösterdi.
Üniversitelerin küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefinde olduğunu belirten Ömer Çelik, Prof. Dr. Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer”in görevden alınmasının “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığı olduğunu ifade etti:

“Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır.
Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist saldırganlığın hedefindedir.
Netanyahu ve şebekesinin saldırganlığının ve soykırım suçlarının eleştirilmesi anti-semitizm olarak yaftalanıyor. Bu, siyonizmin tüm dünyada ifade hürriyetini “köleleştirme” çabasından başka bir şey değildir.
Bu siyonist saldırganlığın yeni hedefi olan Harvard Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi yöneticisi, düşünce dünyasının seçkin entelektüellerinden Prof Cemal Kafadar ve yardımcısı Rosie Bsheer görevlerinden anti-semitizm suçlamasıyla alındı.
Bu karar, tüm dünyada “akademik düşünceyi siyonistleştirmek” isteyenlerin yeni bir saldırganlığıdır.
Siyonizm insanlık düşmanı bir nefret siyaseti ve gerçek anti-semitizmdir. Üniversitelerin siyonizme teslim olması, medeniyetin tüm kazanımlarını yok edecektir.”
Harvard Üniversitesi yönetiminin, Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Center for Middle Eastern Studies – CMES) yapılan çalışmaları anti-semitizm olarak adlandırması, bilimsel düşünceye açık bir saldırıdır. Üniversiteler ve akademik düşünce küresel düzeyde siyonist…
— Ömer Çelik (@omerrcelik) March 29, 2025

Source: Dünya Gazetesi