“Toplumsal Sorunlar Gündemi – Adalet, Yardım ve Değişim”

Acil kan ihtiyacı

Tarih: 11 Mayıs 2012. Adalet Bakanı Sadullah Ergin , 11 gazeteciye Silivri Cezaevi’ni gezdirdi. Gazetecilerin çoğunluğu da o geziden sonra cezaevinin aslında ne kadar da yaşanılır bir yer olduğunu ballandıra ballandıra anlattı. Dışarıdan gelen gazeteciler önceden hazırlanmış, temizlenmiş, süslenmiş cezaevi koridorlarını gezerken ben ve arkadaşlarım içeride bir hücredeydik. Köprünün altından çok sular aktı. O gazetecilerin bazıları saf değiştirdi, bazıları övdükleri Silivri’ye girmemek için yurtdışına kaçtı, biz ise yine aynı hücrelere sokulmakla tehdit ediliyoruz. Dönemin adaletsizliğinin bakanı Sadullah Ergin de bugün AKP’nin adaletsizliklerinden yakınıyor. Bunları şunun için hatırlattım… İBB soruşturmaları kapsamında tutuklanan eski Medya AŞ Genel Müdürü İpek Elif Atayman ’ın yaptığı açıklamayı okuyorum. Şöyle diyor: “Herhangi bir suçum olmadığı için adaletin tecelli edeceği inancıyla serbest kalmayı sükûnetle beklerken Afyon’a sevk ile en somut halini alan fiziki ve psikolojik şiddet, yaşanan süreci paylaşmayı gerekli kıldı. 72 gün hücrede, ardından 5 gün koğuşta tutuldum. Sonra bir parça ekmekle, 7.5 saat bileklerim kelepçeli halde, bir metrekarelik zırhlı bir kabinin içinde Afyon’a sevk edildim. Bileklerim kelepçeden mor. Burada yerde yatıyorum. Eşyam çöp torbasında.” Bundan 13 yıl önce Silivri Cezaevi koşulları tartışılırken şöyle demiştim: “Cezaevi koşullarıyla gündeme gelmek istemesem de bu bize dayatılıyor. Buradaki tutukluların asıl meselesi hukuksuz bir şekilde özgürlüklerinin ellerinden alınmış olması.” Yine aynı yerdeyim. Diyelim ki adalet bakanı devreye girdi. Diyelim ki Atayman’a bir ranza bulundu. Hatta diyelim ki ailesinin yaşadığı İstanbul’da bir cezaevine yine sevk edildi. Bu mudur bizi mutlu edecek olan? Atayman’ın nasıl bir ikilemde kaldığını çok iyi anlıyorum. Bakın, ne diyor açıklamasının devamında: “MASAK kaydım yok, HTS kaydım yok, şüpheli mal varlığım yok. 20 aylık genel müdürlük dönemine dair tüm belgeler yargıda; tek bir yasadışı, mevzuat dışı hizmetim yok. Aksi yönde bir soru da sorulmadı. Benden istenen nedir, hangi gerekçeyle bu muameleye maruz kaldığımı anlamıyorum. Görev yaptığım süre içinde makam aracını mütevazı bir araç ile değişerek kurum menfaatini gözettim. Genel müdürlük kartvizitimi dahi çalıştığım kuruma masraf olmasın diye kırtasiyede bastırdım. Bu mu suçum?” Demem o ki… Haklı bir kavgayı da onurlu bir mücadeleyi de çok geri bir cepheden sürdürme oyununa düşüyoruz. Bugün Ekrem İmamoğlu ’nun, Ümit Özdağ ’ın, Selahattin Demirtaş ’ın, Furkan Karabay ’ın, Ahmet Saymadi ’nin, Gezi tutuklularının ve ismini buraya sığdıramayacağım onlarca mahpusun daha iyi bir cezaevine değil, sadece ve sadece adalete ihtiyacı var. Kan gibi ihtiyacımız var. Edip Cansever ’in memleketi dağılmış pazaryerlerine benzettiği o şiirindeki gibi sorayım: “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?”

Source: Barış Pehlivan


En iyimiz en çalışkanımızdı…

Bu sözleri CHP Genel Başkanı Özgür Özel , kaybettiği yakın çalışma arkadaşı, Manisa Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ’ in ardından söylemişti. Özel, Türk siyasi yaşamında görülmediği ölçekte, egolarından arınmış bir siyasi lider olarak arkadaşına böyle övgüler düzüyor, onun içlerindeki en iyisi, en çalışkanı olduğunu rahatlıkla dillendiriyordu. Özgür Özel’in kullandığı dil bir yatılı okul arkadaşlığı raconuydu. Gerçekten de ülkenin en iyi devlet okullarından birisinde yatılı okuyan Özel, ‘kardeşliğin’ tadına orada varmış olmalıydı. Sonrasında zaten ailesinden getirmiş olduğu sevgi dolu birlikteliği sosyal ve politik yaşamına da taşımış, sarsılmaz dostluklar inşa etmişti. Özel’in okulunun özelliği, o kurumun yani Bornova Anadolu Lisesi’nin benzer sosyal sınıfların çocuklarının buluştuğu bir eğitim yuvası olmasıdır. Orada çocuk eşitleri arasında eğitim alır, dahası büyür. Bir öğrencinin ancak özel bir yeteneği varsa eşitlerinin arasında sıyrılabilir. Aslında sıyrılmak gibi bir derdi de yoktur öğrencinin. Çünkü bu tür güçlenmeler ile elde edilebilecek bir liderlik ve onun kuracağı sulta böyle bir okulda prim yapmayacaktır. Hele o okulun yatılı okul öğrenciliği bambaşkadır. Orada çocuklar öğretmenlerinden ziyade birbirlerinden beslenerek büyürler. Rol modelleri kendi içlerinden çıkar. İlginçtir, okullarıyla kuracakları aidiyet bağını dillendirirken özne olarak arkadaşlarını öne çıkarırlar. Sözgelimi, onların masa tenisi, müzik yarışması, satranç gibi kişisel başarılarından bir kolektivizm duygusuyla bahsederler. Dahası, on yıllar sonraki buluşmalarda hala onları çekincesizce övmektedirler. İşte ülkenin böylesine kötücül bir anlayışla yönetildiği bir zaman diliminde Özgür Özel’in kullandığı dil, takındığı tavır bunun için çok önemlidir. Her türlü kaybı, yok oluşu, doğal yıkımı bulunduğu dünya ile değil bir sonrakine hazırlık olarak değerlendiren, asıl olanın öbür dünya olduğunu dikte eden siyasi anlayıştan çok farklı bir tavır sergileyerek yapmıştır bunu. Özel ülke insanının çeyrek yüzyıldır hasret kaldığı insanı duyguları, trajik bir süreç içinde büyük bir içtenlikle sergilemiştir. İnsanın, içinde covid-19 dönemi de olmak üzere her türlü doğal yıkımdaki yaslarını bile tutturmayıp, onu görmemezlikten gelen anlayışa inat yapmıştır. Bunu yaparken ona bu gücü toprağa verdiği arkadaşı Ferdi Zeyrek vermiştir. Cenaze merasiminde de tanık olunduğu gibi, Zeyrek diğer hasletlerinin ötesinde ‘iyi bir insan’ olarak herkese bir şekilde dokunduğu için sevgiyle uğurlanmıştır. Kötülüğün bir yönetim biçimi olarak sıradanlaştırıldığı, kabul görmeye çalıştırıldığı böylece ülke insanının yorgun düştüğü bir zamanda çıkagelmiştir Zeyrek’in kaybı. Cenazede onu geleneksel sığıtçı yani ölü arkası ağlayıcılarından farklı olarak uğurlayan on binler, mutlaka meraklı gözlerle merasimi televizyondan izleyenlere dersler vermiştir. Organize kötülüğün çürüttüğü zannedilen Anadolu insanının, hala iyiliğe prim verdiğini bu duygunun özlemini çektiğini göstererek…

Source: Feyzi Açıkalın


Nekâhet

Birinci a harfinin inceltme işaretiyle yazıldığı bu Arapça sözcük, bir hastalık sonrasında sağlık ve güç kazanıncaya kadar geçen zayıflık dönemi demekmiş. Sözlük böyle diyor ama ben zayıflık yerine iyileşme demeyi yeğlerim. Bu sözcük belleğimde Yahya Kemal ’in dizeleriyle yer etmiş: “His var mı âlemde nekâhet gibi tatlı Gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı” Berbat iki dize… Kötünün kötüsü tatlı/ kanatlı uyağı… Harika şiirlerin yazarında böyle kulak tırmalayıcı dizeler ve uyaklar da ne yapalım ki eksik değildir. *** Hastanelerde yaklaşık altı ay tedaviyle süren beklenmedik bir hastalık, sevgili doktor dostlarımın ve sağlık personelinin, ardından da yürümemi ve düzgün konuşup yazmamı sağlayan fizyoterapist arkadaşlarımın unutulmaz çabalarıyla aşıldıktan sonra, çok şükür artık evimde ve nekâhet dönemindeyim diyebilirim. Fakat Yahya Kemal ustamızın affına sığınarak gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı falan diyemiyorum. Bunun bir nedeni henüz tam olarak iyileşememiş olmaksa da asıl neden ülkede ardı arkası gelmeksizin sürmekte olan kötülüklerdir. *** Marmara Üniversitesi Hastenesi’ndeki tedavi sonrasında Romatem fizik tedavi kurumunda olduğum sırada sevgili Ekrem İmamoğlu ’nun (Üsküdar’ın değerli belediye başkanı Sinem Dedetaş ve başkaca arkadaşlarla) ziyareti bana ve diyebilirim ki bütün kuruma mutlu anlar yaşattı. Fakat Türkiye’miz ne yazık ki mutlulukları kursakta bırakmakta ustalaşmış bir ülkedir. Bu satırları yazmakta olduğum bayram günü İmamoğlu ile birlikte sayısız yurtsever, pırıl pırıl insanlarımız hapistedir. Hangi mutluluk, hangi sevinç… *** Ülkemizdeki siyasal sistem, adı her ne ise bu ülkenin yurtsever, vicdanlı insanlarına gün yüzü göstermedi.1960’lardaki üniversiteli gençliğimiz sırasında 1940 kuşağının hemen hepsi zindanlardan, işkencelerden geçmiş temsilcilerini tanıdık. Şimdi sıra bizlerdeydi.1960’ların ortalarından itibaren siyasal baskılar, müdahaleler, gençlere ve demokrat aydınlara yönelik cinayetler, idamlar, birbirini izleyecekti. Böylece yirmi yılı aşkın süredir sona ermek bilmeyen AKP iktidarı dönemine gelindi. *** Acılar birbiriyle yarıştırılmaz. Her baskı döneminin kendine özgü kötülük yapma yöntemleri olduğu kuşkusuzdur. Fakat gençlik yıllarımdan bu günlere, hapishaneyi, devletin baskısını, sürekli polis takibini, yurtiçi ve yurtdışı sürgünü yaşamış biri olarak bu döneme kadar, durmak bilmeyen ve sinsice acımasız bir baskı dönemiyle daha karşılaşmadığımı söyleyebilirim. *** Bunlar bir nekâhet sürecinin iyi duygularını gölgeleyen gerçeklerdir. Asıl mutluluk ise ülkemizin çok uzun süren bu hastalıktan kurtularak iyileşme sürecine bir an önce girmesi olacak.

Source: Ataol Behramoğlu


Köşe yazarı sorumluluğu

Yıllar önceydi. Amman’dan bindiğim THY uçağında, bir gazeteci-köşe yazarı arkadaşımla karşılaştım. Bağdat’tan dönüyordu. Bana, son zamanlarda Türkiye’de hükümetin, köşesinde yazdığı yazılar doğrultusunda adımlar attığını, bu nedenle biraz sıkıntılı olduğunu anlattı. Dayanamayıp, “İyi ya işte, hep hükümetin yazdıklarınıza kulak asmamasından şikâyet edersiniz. Şimdi memnun olmalısın” dedim. “Memnunum ama sorumluluk duymaya başladım” dedi. Köşe yazarı olmasa da insanlar, uygulama sorumluluğunu taşımadıkları sürece her konuda diledikleri gibi konuşup, yazmak, amiyane tabirle, ahkâm kesmek, akıl öğretmek isterler. Sorumluluk söz konusu olduğunda ise rahatsız olur, endişeye kapılırlar. Son günlerde ben de böyle bir duyguya kapıldım. TRUMP”A MEKTUP YAZMIŞTIM Trump göreve başladığında, bu köşede ona bir mektup yazmıştım. (Dostumuz Trump. Cumhuriyet 26.02.2025) İngilizce çevirisini de yapmıştım ve Cumhuriyet internet sitesine koymuştuk. Mektubumda özetle, Trump’ın ve çevresindekilerin eksikliklerine; dünya ve dünyada olup bitenler hakkındaki bilgisizliklerine; düşünce ve davranış biçimlerine; ABD “yerleşik düzeni” ne, “görevden alma-impeachment” uygulamasına dikkat çekmiştim. Ve Trump’a, “hiç değilse Amerika’yı küçük yapacak kadar görevde kalmaya çalışmasını” önermiştim. Sonra neler oldu? NATO VE AVRUPA GÜVENLİĞİ Putin ile ilişkisi Avrupa’yı ürküttü ve Atlantik İttifakı’nı (NATO) hem üyeler hem dışarısı nezdinde sorgulanır hale getirdi. Avrupa’ya karşı tavrı, ABD-Avrupa ilişkilerini temelinden sarstı. Avrupa, Jean-Jacues Servan-Schreiber ’in, “Le Défi Américain-Amerika Meydan Okuyor” kitabından sonra Fransa’nın başını çektiği ancak uzunca bir süredir terk edilmiş görünen, kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiği fikrine geri döndü. UKRAYNA SAVAŞI Trump’ın iki günde bitireceğini söylediği Ukrayna-Rusya savaşı daha da uzayacak ve içinden çıkılmaz bir hale gelecek gibi görünüyor. Rusya-Ukrayna savaşını çıkarmakla suçladığı Biden ’ın bile ilerisine geçip Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgalini kabullenmekle ve Ukrayna’yı da kabullenmek zorunda bırakmakla kalmadı, Ukrayna’nın değerli madenlerine el koydu. İstanbul’a gelmeyip Putin’in de gelmemesine yol açarak barış görüşmelerini, tam da Putin’in istediği şekilde zora soktu. Kendi iç gündemine ve bir kişinin geleceğini kurtarmaya odaklanmış Türkiye dışında tüm müttefikleri, ABD’nin bu güvenilmez tutumu nedeniyle kara kara düşünmeye başladı. Dünya güvenlik algılamaları temelden değişti. DÜNYA TİCARET SİSTEMİ, EMPERYALİZMİN YENİ YÜZÜ Bir çıkıp, bir inen gümrük tarifeleri, karşılıklı restleşmeler, ayak oyunları nedeniyle dünya ticaret sistemi ne yapacağını bilemez hale geldi. Emperyalizm artık pervasız ve kırk harami yöntemleriyle uygulanmaya başladı. Ekonomik ilişkiler, dostluk görüntüsü içine yerleştirilmiş, zorbalığa dönüştü. Son örneği Trump’ın Suudi Arabistan gezisinden trilyon dolarlık kontratlarla dönmesidir. AMERİKA İÇ POLİTİKASI Amerika içinde durum daha da vahimdir. Trump, beklediğimden çok daha kısa zamanda ABD’de sadece, hukuk dahil her türlü “yerleşik düzenle” değil, herkesle hatta onu iktidara getiren Musk ve teknodijital grupla papaz olmuşa benziyor. Hele göçmen politikası, ABD’nin ileri teknoloji kullanan kurumlarının çok gereksinim duyduğu, özellikle bilgisayar konularında çok yetenekli örneğin Hint ve benzeri uluslardan ABD’ye gelecek göçmenleri de kapsadığı için içeride çok ciddi bir muhalefete hatta Los Angeles olaylarının da gösterdiği gibi kalkışmaya yol açtı. Ona mektubumda bunlara dikkat etmesini söylemiş hatta ABD’de başkanları görevden almak gibi bir alışkanlık da olduğuna dikkatini çekmiştim. Nitekim Musk birkaç gün önce Trump’ın görevden alınmasını istedi. TRUMP TAM DA BEKLEDİĞİM GİBİ GİDİYOR Doğrusunu söylemek gerekirse ben bütün bu gelişmelerden şikâyetçi değilim. Hatta memnun bile olduğumu söyleyebilirim. Trump tam da beklediğim gibi gidiyor ve ABD’nin dünyadaki etkisini azaltacak, yani “Amerika’yı küçük yapacak” şekilde davranıyor. O zaman neden mi endişe ediyorum? Sorumluluk duymaya başladım. Bütün bu olanlardan ve olacaklardan sonra ortaya çıkabilecek her türlü olumsuzluğun ve kaosun sorumlusu olarak görülebileceğim endişesine kapıldım! Ya birileri çıkar da “Trump senin dediklerini yaptı. Şimdi ver bakalım hesabını” derse diye korkmaya başladım. Köşe yazarı arkadaşım haklıymış!

Source: Ahmet Süha Umar


Türkiye”nin demografik portresi değişiyor! “Fasulye Sırığı Aile” sülalesiz bırakacak

TÜİK verilerine göre, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısını ifade eden “toplam doğurganlık hızı” Türkiye’de 2024’te 1,48 olarak ölçüldü. Bu oran, nüfusun doğal olarak yenilenmesi için gereken 2,1’lik seviyenin altında kaldı.

Doğurganlık hızının en düşük olduğu iller 1,12 ile Bartın ve Eskişehir oldu. Bu şehirleri 1,15 oranla Zonguldak ve Ankara takip etti. İzmir’in toplam doğurganlık hızı da 1,17 oldu. Ege Üniversitesinden Doç. Dr. Pelin Önder Erol, doğurganlık hızındaki düşüşün ekonomik ve sosyal açıdan olumsuzlukları beraberinde getirdiğini söyledi. Doç. Dr. Erol, Türkiye’nin mevcut doğurganlık oranına rağmen çalışma çağındaki nüfusun, genç ve yaşlı nüfusun toplamından fazla olduğu “demografi k fırsat penceresi” döneminde olduğunu bildirdi.

Nitelikli nüfusun her zaman bir güç olacağını anlatan Erol, şöyle konuştu: Türkiye şu anda yaşlılarını ve çocuklarını ekonomik anlamda göğüsleyebilecek bir ülke. Genç nüfusu hem artırmak hem de nitelikli bir şekilde değerlendirmek çok kıymetli. Doğurganlığın giderek azalmasıyla artık ailelerin dikey olarak büyümesi anlamında gelen ‘fasulye sırığı aile’ tipi ortaya çıkmaya başladı. Bu, çocukların büyük ihtimalle amcaları, teyzeleri, halaları olmayacak. Geniş aileleri ya da sülale kavramını artık görmeyeceğiz. Kuşaklardan sadece birer temsilci bulunacak.

DESTEK VERİLMELİ

Dokuz Eylül Üniversitesinden Prof. Dr. Nilüfer Özcan ekonomik kaygının, kadınların iş gücüne aktif katılımının ve bireyselleşmenin doğurganlık hızındaki düşüşü etkilediğini söyledi. Özcan, kreşlerin yaygınlaştırılması, babalık izninin zorunlu hâle getirilmesi, kırsalda eğitimli aileleri destekleme programları, kadın istihdamına güvenli geçiş mekanizmalarıyla doğurganlığın desteklenebileceğini vurguladı.

BM RAPORU ORTAYA KOYDU: İSTEK VAR AMA İMKAN YOK

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre, milyonlarca insan istedikleri sayıda çocuğa sahip olamıyor. Raporda, ekonomik engeller ve “cinsiyetçiliğin zehirli karışımı” bu durumun temel nedenleri olarak gösteriliyor. BM Nüfus Fonu (UNFPA), İcra Direktörü Dr. Natalia Kanem, asıl sorunun bireylerin ve toplumların karşılaştığı seçim eksikliği olduğunu belirtti. Kanem, çözümün ise “ücretli aile izni, uygun fiyatlı doğurganlık bakımı ve destekleyici eşler” gibi insanların ihtiyaç duydukları şeylere yanıt vermekte yattığına dikkat çekti. 14 ülkede yapılan bir ankete göre de en büyük engel para olarak belirlenirken, kadınlar evdeki iş bölümündeki eşitsizliğin bir etken olduğunu söyledi.

Source: Cüneyt Akçatepe


8 yıl geçti kamuda taşeron bitmedi

Seçim dönemleri geldiğinde hemen her konuda önemli vaatlerde bulunan AKP hükümeti, her seçim sonrası bu vaatlerini unutmaya devam ediyor. Bunun son örneği kamuda çalışan taşeron işçilerinde yaşandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kamuda taşeron kalmayacak” sözlerinin üzerinden 8 sene geçti. Kamu bankaları olan Halkbank ve Ziraatbank’ta çalışanlar kadroya geçerken, Vakıfbank’ta güvenlikler hâlâ taşeron şirket bünyesinde çalışıyor.

‘Sendikal baskı var’

Vakıfbank’ın, emekli bir polis memurunun kurduğu PYS Güvenlik isimli şirket ile çalıştığını söyleyen işçiler, “Bu şirketin yöneticileri özel sağlık sigortası, yemek kartı, servis gibi imkanlara sahip. Ancak biz çalışanlar bu işlerin hiçbirini alamıyoruz. Vakıfbank’ın promosyon anlaşmasından ve zamlardan yararlanamıyoruz. Ek iş yapıyoruz” dedi.

İşçilerin zorla Türk-İş’e bağlı sendikaya üye yaptırıldığını söyleyen DİSK Güvenlik-Sen Başkanı Serdar Aslan, “İşçiler, sendikal örgütlenmeye gidince baskı görüyorlar. Baskı ve tehditle bizden istifa ettirilip Türk-İş sendikasına geçirildiler. Yönetim bizi tehdit olarak görüyor. Biz daha önce konuyla ilgili basın açıklaması da düzenledik, Meclis’e gidip vekillerle de görüştük” dedi. Birçok işçinin sendikalaştığı için işten çıkarıldığını da söyleyen Aslan, “Arkadaşımız çıkarıldı, sürgün edildi. Davalarımız sürüyor. İşçiler asgari ücretin biraz üstünde maaşlarla aynı işi yapan arkadaşlarından çok daha kötü şartlarda çalıştırılıyor” diye konuştu.

‘Mülakat’ da lafta kaldı

Taşeron uygulamasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2023 seçim vaadi olan “Mülakatın kaldırılmasının” da lafta kaldığını söyleyen Kamu Emekçileri Sendkaları Konfederasyonu (KESK) Eşbaşkanı Ahmet Karagöz, “Üniversite mezunu insanlar sınavları geçmelerine rağmen hâlâ mülakat denen uygulamaya maruz kalıyor. Liyakat temelli seçimler olmuyor” dedi. Karagöz, Vakıfbank çalışanları ile dayanışma içinde olup eylemler düzenleyeceklerini de söyledi.

Source: Haber Merkezi


34 milyon kişi yardım kuyruğunda

Derinleşen ekonomik krizle birlikte milyonlarca kişi kömür, barınma, gıda gibi farklı konularda devlet yardımı ile ayakta kalmaya çalışıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yardım hattı Alo 144’ü, 4 yılda 34 milyon 3 bin 818 kişi arayarak yardım istedi.

Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise bu yoksulluğu, “Yararlanıcı sayısı artışı, yoksulluğun artmasından ziyade, daha fazla vatandaşımıza daha fazla yardım çeşidiyle ulaşan sosyal devlet uygulamalarının yaygınlaşmasından kaynaklanıyor” diye savundu.

FARKINDALIK VE BİLİNÇ ARTMIŞTI

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili İdris Şahin’in yardım hattına başvuru yapan vatandaşlara dair soru önergesine yanıt veren Bakan Göktaş, “Alo 144 yardım hattını yardımlar için 2020’de 6 milyon 638 bin 270, 2021’de 6 milyon 26 bin 918, 2022’de 9 milyon 7 bin 545, 2023’te 7 milyon 383 bin 143, 2024’te 4 milyon 947 bin 942 başvuru yapılmıştır” dedi.

Göktaş yoksulluğun arttığını görmezden gelerek, sosyal yardımlara başvuru kanallarının çeşitlendirildiğini, vatandaşlarını sosyal yardımlar alanındaki farkındalık ve bilgi düzeylerinin arttığını hatırlattı. Yardım çağrılarının artışını bu bilinçteki artışa bağladı.

Source: Başak Kaya


Korkunç rakamı açıkladı: 400 bin Filistinli öldürüldü

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Balakrishnan Rajagopal, Gazze’deki soykırımda öldürülen Filistinli sayısının 400 bini geçtiğini açıkladı. Soykırımcı İsrail’in verilerine dayanan bir analizi sosyal medyasında paylaşan raportör, işgalci İsrail ordusunun güncel verilerle Gazze’de 1,8 milyon kişinin olduğunu açıkladığını söyledi.7 Ekim öncesi dönemde yapılan son nüfus sayımında Gazze’de 2,3 milyon kişinin ikamet ettiğine dikkati çeken BM raportörü, 100 bin kişinin ablukaya rağmen çevre ülkelere çıktığı varsayıldığında bile geride kalan 400 bin kişinin akıbetinin belli olmadığını ve işgalci güç tarafından öldürülmüş olabileceğini dile getirdi.Geçtiğimiz günlerde Dünyanın en eski hakemli tıp dergilerinden The Lancet”te yayımlanan makalede, Gazze’de ölü sayısının 200 bini geçmiş olabileceği yazılmıştı. 2 yıla yakın süredir devam eden İsrail saldırıları sonucu Gazze”deki binaların yüzde 90″ı yıkılmış durumda. Binaların enkazında binlerce cenaze olduğu belirtiliyor.

Source: Mehmet Küçükkahveci


Bu özür İrem’e çok yakıştı

Şarkıcı, “Peruk şov” diyerek Coşkun Sabah’ın yaşını eleştirmişti. Çocukken annesiyle yaşadığı bir olayı anlatarak o yaş grubunun tümünü sarkıntılıkla suçlamıştı.Bu yersiz çıkış üzerine ben de İrem Derici’yi eleştirmiş ve Coşkun Sabah’tan özür dilemesi gerektiğini yazmıştım.O özür geldi İrem Derici’den. Hem de kelimesi kelimesine olması gerektiği gibi bir özür:“O benim büyüğüm, abim. Birazcık üstüne alındı. Benim denyoluklarım olabiliyor. Büyüğümden ve üstadımdan özür dilerim.” Budur ya! Ne bir artı, ne bir eksik.Bu sözleri söyleyerek küçülmedi, büyüdü İrem. Yanlışını kabul etme özgüvenini gösterdi, ki bu çok zor bir şey.“Denyoluk” falan diyerek bunu sempatikçe yaptı.Ama hakkını verelim, “peruk şov” hakikaten komikti…Kanından içse doymayacakIcardi’nin yeni sevgilisi China Suarez, futbolcunun eski eşi Wanda Nara’nın fanlarından tehditler aldığını açıkladı: “Başıma bir şey gelirse sorumlusu belli…”Icardi’yi başka futbolcuyla kendi evinde aldatarak olaylı şekilde boşanan Wanda, şimdi çocukları öne sürerek insanları China’ya karşı dolduruyor.Sonuç: “Hepimiz toplanıp bir kiralık katil tutup China ile ilgilensek?” ya da “Ağzını, güzelliğinin son izi silinene kadar tekmelemek lazım” gibisinden yorumlar…Wanda Nara eski kocasını deli gibi geri istiyor olabilir ama farkında değil ki ne yaptıysa kendi yaptı. Kanından içse doymayacak ama China sebep değil sonuç.Bile bile ladesTeknik adam Ergin Ataman’ın Yunanistan’daki Panathinaikos macerasını takip edebiliyor musunuz?“Macera” diyorum, çünkü her gün bir olay. Yok seyirciyle çatışmalar, yok maça kulaklıkla çıkmalar, yok basın toplantısını terk etmeler…Her seferinde de Türklük, Yunanlık, bayrak gibi tartışmalar. Ataman’ın milli konulardaki hassasiyeti takdire şayan, ancak biraz da bunları bilerek gitmesi lazım değil miydi Yunanistan’a? Yunan seyircinin Türkiye konusundaki bilindik hışmına ilk kez tanık oluyor gibi bir hali var. Arkadaş ora Yunanistan. Sırf inatlaşma için Türkçe küfür de edecekler, Rumca pankart da açacaklar. Tamam, sadece işini yapmak için biraz zor bir coğrafya. Ama profesyonellik biraz da bu tahriklere kapılmadan işini yapmak değil mi? Ataman’ınki bana, en hafif tabiriyle “bile bile lades” geliyor.Sokakta sigara yasağına hazır mıyız?İlk kez yıllar yıllar önce New York’a gittiğimde karşılaşmıştım:Kırmızı ışıkta karşıya geçmek için beklerken elimdeki sigaradan dolayı bana söylenen insanlar vardı.Otel kapısında bile sigara içemiyordunuz, “gidip az ötede” görmeniz lazımdı sigara işinizi.“Sanki eroinmanız da eroin içiyoruz” diye düşünmüştüm 20 kadar yıl evvel. Sonra Japonya’da görmüştüm açık havada sigara içmek için yapılan özel bölümleri.“Bizde mümkün değil” diye düşünürken zaman içinde önce uçaklardan, otobüslerden, sonra kapalı alanların tümünden yasaklandı tütün mamulleri kullanımı.Şimdi Fransa’da çocukların erişebileceği açık alanlara da sigara yasağı geliyor. Bizde tartışılmaya başlaması da yakındır.Peki hazır mıyız açık havada sigara kısıtlamasına? “Mümkün değil” diye bütün tükürdüklerimi sonradan tek tek yalamak zorunda kaldığım için ben hazırım. En azından fikren. Tiryaki kardeşlerim, siz de mukadderata hazırlansanız daha az zorluk yaşarsınız.

Source: Savaş Özbey


Yunanistan polisini alarma geçirmişti! Eşine kabusu yaşatan Türk iş adamının kimliği ortaya çıktı

Mikonos”ta 35 metrelik İngiltere bayraklı lüks yatta eşi ve bir grup arkadaşıyla birlikte tatile giden Türk iş adamı ve eşi arasındaki kavga adayı karıştırdı. Tartışma sonrası darp edilen kadın yattan kaçıp aile içi şiddete maruz kaldığını belirtmişti. POLİS YATA BASKIN YAPTI Yunan polisine sığınan kadının şikayetinden sonra polis yata baskın yaparak iş adamını gözaltına almıştı. İŞ ADAMININ KİMLİĞİ ORTAYA ÇIKTI Sabah”ın haberine göre yaşanan bu olayın ardından gözaltına alınan iş adamı merak konusu olmuştu. Bu kişinin İzmir”de galerisi olan Gökhan Seven olduğu ortaya çıktı. Seven”in eşi Duygu Seven”i darp ettiği, “aile içi şiddet ve limanda çevreyi rahatsız etme” suçlamasıyla gözaltına alındığı öğrenildi. SEVEN”İN İLK VUKUATI DEĞİL Gökhan Seven, 2017 yılında oyuncu Seda Tosun ile birlikteliğiyle gündeme gelmişti. Seven, “Sürekli benden para istiyor, her ay evinin kirasını ben ödüyordum. İlişkimiz maddiyata dayalıydı” diyerek terk ettiğini açıklamıştı. Ancak Seda Tosun”dan iddialara şöyle cevap vermişti: “Yalan. Onu terk ettiğim için çok kızgın. Günlerdir arıyor cevap vermiyorum. En sonunda “haberlerde görürsün dedi” anlayamadım. Bundan bahsediyormuş demek ki. İlişkimiz 2 ay kadar bile sürmedi. Sürekli tehdit ediyordu. Bana göre biri olmadığını anlayınca ayrılma kararı aldım. Hatta en son dün gece aradı. Ayrıca para konusu aramızda hiç geçmedi. Kendisi İzmir”de yaşıyor. Hep oyuncu sevgilisinin olmasını istediğini söylemişti. Şu anda üstümden prim yapmaya çalışıyor. Ayrılacağımı söylediğim zaman, gözümün önünde kendini doğradı. Vücudunun her yeri kesik. Bu durumu gördükten sonra çok sarsıldım ve ayrıldım .”

Source: Çağla Çağlar


Cevdet Yılmaz”dan CHP açıklaması: İki alternatif var! Dikkat çeken İmamoğlu yorumu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, CHP kurultay davasına ilişkin olarak, “Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var. Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak. CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası” dedi.Yılmaz, TV100 televizyonu canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek”e Allah”tan rahmet dileyen Yılmaz, olay ile ilgili başlatılan soruşturmaların sonucunun beklenmesi gerektiğini belirtti.”FİLİSTİNLİLERE SORSUNLAR, EN FAZLA YANLARINDA OLAN ÜLKE KİM?”Yılmaz, İsrail”in, Gazze”ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Madleen adlı gemiye saldırısına ilişkin, “İsrail işlediği suçlara bir yenisini daha ekledi. Tamamen hukuk dışı bir müdahale” ifadelerini kullandı.”Türkiye”nin İsrail ile ticareti var mı?” sorusuna Yılmaz, “Türkiye içindeki kesimleri bir kenara bırakalım, Filistinlilere sorsunlar. Onlara en fazla sahip çıkan, en fazla yanlarında olan lider kim? En fazla yanlarında olan ülke kim? Bizzat Filistinlilere bunu sorsunlar. Cevabı onlardan en güzel şekilde alırlar diye düşünüyorum” yanıtını verdi.FESİH VE SİLAH BIRAKMA: “ÇOMAK SOKAN ÇOK OLUR”Yılmaz, “PKK”nın fesih ve silah bırakma sürecinde mekanizmanın nasıl işleyeceği, nasıl denetleneceğine” ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:”Ülkemizi terör belasından kurtarmak için büyük bir fırsat oluşmuş durumda. Çok önemli bir döneme girmiş durumdayız. Ancak bu dönem hala devam eden bir süreç. Öncelikle bu kendini feshetme ve silahları bırakma kararının sahada gerçekleştiğini görmemiz gerekiyor. Bunu da ilgili kurumlarımız hassasiyetle takip edecekler, izleyecekler. Tam bir takvim vermek kolay değil bu işlerde. En kısa sürede olması lazım. Bu süreçlere tabiri caizse çomak sokan çok olur. Yani “Türkiye”nin başı beladan kurtulmasın”, “terör devam etsin” diye provokasyonlar yapanlar olabilir. Dolayısıyla bu konularda en önemli unsur, olabildiğince kısa sürelerde bu süreçlerin tamamlanması.””BU HEDEFLER GEÇİCİ DEĞİL KALICI OLACAK” “Ekonomi programının yansımaları ve enflasyon hedeflerine” ilişkin soru üzerine Yılmaz, “Geçen yıl mayıs ayında yüzde 75,5 olan yıllık enflasyon oranı, bu yılın mayıs ayı itibarıyla yüzde 35,4″e düştü. Bu uyguladığımız Orta Vadeli Program”ın başarılı sonuçlar verdiğini açık bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki 6 aylık dönemde de bu eğilimin devam etmesini bekliyoruz. Yıl sonunda 20’li rakamları konuşmayı, gelecek yıl ise enflasyonu 10’lu seviyelere indirmeyi hedefliyoruz. 2026 yılı itibarıyla tek haneli enflasyonu yakalamayı amaçlıyoruz” yanıtını verdi.Hedeflerin geçici değil, kalıcı refah artışı sağlayacak yapısal dönüşümlere dayandığını belirten Yılmaz, “Hangi ekonomik göstergeye bakarsanız bakın, Türkiye istikrarını artırıyor, sağlıklı bir büyüme yapısı geliştiriyor ve her geçen yıl hedeflerine daha fazla yaklaşıyor” dedi.SİYASAL ALANA ÇEKMEYİ DOĞRU BULMUYORUM””Ekrem İmamoğlu”nun tutuklanmasıyla başlayan operasyonlar İstanbul”dan Adana”nın Seyhan ve Ceyhan Belediyelerine uzadı. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel”in de haftalık mitinglerle Türkiye”de siyasetin fitilini birazcık daha ateşlendiği bir sürecin de yaşandığı sonuçlar getirdi bu operasyonlar. Siz bu süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Yılmaz şu yanıtı verdi:”Bir yolsuzluk operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunun sonucu tabii bir yargı süreci. Yargı sürecini hep birlikte takip edeceğiz. Sonucunu hep birlikte göreceğiz. Ama şunun altını çizmemiz lazım. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok bu ülkede. Makamınız, mevkiniz ne olursa olsun, hiç kimsenin böyle bir imtiyazı yok. Suç işleme özgürlüğü yok. Herkesin de hukuk içinde, hukuk çerçevesinde kendisini savunma hakkı var, kendisini müdafaa etme hakkı var. Hukuk dediğimiz böyle bir süreç. Dolayısıyla hep birlikte bu süreci takip etmemiz lazım. Bu süreci siyasal alana çekmeyi de doğru bulmuyorum.BİRDEN BİRE KENDİSİNİ ADAY İLAN ETTİBir defa şöyle bir şey oldu geçtiğimiz dönemde. Ortada bir seçim yokken. Yani seçimler 2028″de biliyorsunuz. Üç yıl var daha seçimlere. Birdenbire İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kendisini Cumhurbaşkanı adayı ilan etti. Şehir şehir dolaşmaya başladı. Ortada bir seçim yok. Ön seçim Türkiye”de görülmüş bir şey değil. Niye böyle davranıldı? “İşte ben aday oldum da başıma bunlar geldi” demek için mi acaba? Yani bu soruyu sormamız lazım. Bu gelen sürece kendisince böyle bir öngörüyle, bir adaylık pozisyonuna girip “ben aday oldum diye bunlar yaşandı” gibi bir algı oluşturuldu. Bu kesinlikle yanlış bir durum. Suçlu mudur, suçsuz mudur buna karar verecek olan bağımsız yargıdır. Yargının kararını eleştirebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz ama hiç kimsenin yargıyı tehdit etme, yargıyı tanımam deme ayrıcalığı da yok doğrusu. Yargıya hakaret etme özgürlüğü de yok.””BİR KAPATMA DAVASINDAN FALAN BAHSETMİYORUZ”Yılmaz, yargı süreci devam CHP kurultayına ilişkin soruyu ise şöyle cevapladı:”CHP”nin kendi içinde bir tartışma. Bir AK Partili değil ki şikayet eden. CHP”nin kendi içinde ve nihayetinde bir yargı süreci. Yargının vereceği kararı beklemek durumundayız. Hukuka uygun olan, olmayan nedir, ne değildir en iyi takdir edecek olan sonuçta bağımsız yargı. Fakat her halükarda şunun da altını çizmemiz lazım. Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var. Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak.CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası. Her halükarda CHP”nin kendi içinde çözeceği bir mesele olacak diye bakıyorum. Ama yargı kararını bilemem. O yargının takdiri, onu hep birlikte bekleyip göreceğiz. Yalnız tekrar altını çizmek istiyorum. CHP”nin kendi içindeki kavgaları toplumsal alana yansıtmaması lazım.”

Source: Mehmet Küçükkahveci


Cevdet Yılmaz”dan gündem yaratacak CHP ve İmamoğlu çıkışı: “İki alternatif var!”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, katıldığı bir canlı yayında CHP kurultay davası ve Ekrem İmamoğlu’nun yargılanma sürecine ilişkin olarak dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Yılmaz CHP kurultay davasına ilişkin yaptığı açıklamada “Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var. Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak. CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası” dedi.
Yılmaz, TV100 televizyonu canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek”e Allah”tan rahmet dileyen Yılmaz, olay ile ilgili başlatılan soruşturmaların sonucunun beklenmesi gerektiğini belirtti.
“FİLİSTİNLİLERE SORSUNLAR, EN FAZLA YANLARINDA OLAN ÜLKE KİM?”
Yılmaz, İsrail”in, Gazze”ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Madleen adlı gemiye saldırısına ilişkin, “İsrail işlediği suçlara bir yenisini daha ekledi. Tamamen hukuk dışı bir müdahale” ifadelerini kullandı.
“Türkiye”nin İsrail ile ticareti var mı?” sorusuna Yılmaz, “Türkiye içindeki kesimleri bir kenara bırakalım, Filistinlilere sorsunlar. Onlara en fazla sahip çıkan, en fazla yanlarında olan lider kim? En fazla yanlarında olan ülke kim? Bizzat Filistinlilere bunu sorsunlar. Cevabı onlardan en güzel şekilde alırlar diye düşünüyorum” yanıtını verdi.
FESİH VE SİLAH BIRAKMA: “ÇOMAK SOKAN ÇOK OLUR”
Yılmaz, “PKK”nın fesih ve silah bırakma sürecinde mekanizmanın nasıl işleyeceği, nasıl denetleneceğine” ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
“Ülkemizi terör belasından kurtarmak için büyük bir fırsat oluşmuş durumda. Çok önemli bir döneme girmiş durumdayız. Ancak bu dönem hala devam eden bir süreç. Öncelikle bu kendini feshetme ve silahları bırakma kararının sahada gerçekleştiğini görmemiz gerekiyor. Bunu da ilgili kurumlarımız hassasiyetle takip edecekler, izleyecekler. Tam bir takvim vermek kolay değil bu işlerde. En kısa sürede olması lazım. Bu süreçlere tabiri caizse çomak sokan çok olur. Yani “Türkiye”nin başı beladan kurtulmasın”, “terör devam etsin” diye provokasyonlar yapanlar olabilir. Dolayısıyla bu konularda en önemli unsur, olabildiğince kısa sürelerde bu süreçlerin tamamlanması.”
“BU HEDEFLER GEÇİCİ DEĞİL KALICI OLACAK”
“Ekonomi programının yansımaları ve enflasyon hedeflerine” ilişkin soru üzerine Yılmaz, “Geçen yıl mayıs ayında yüzde 75,5 olan yıllık enflasyon oranı, bu yılın mayıs ayı itibarıyla yüzde 35,4″e düştü. Bu uyguladığımız Orta Vadeli Program”ın başarılı sonuçlar verdiğini açık bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki 6 aylık dönemde de bu eğilimin devam etmesini bekliyoruz. Yıl sonunda 20’li rakamları konuşmayı, gelecek yıl ise enflasyonu 10’lu seviyelere indirmeyi hedefliyoruz. 2026 yılı itibarıyla tek haneli enflasyonu yakalamayı amaçlıyoruz” yanıtını verdi.
Hedeflerin geçici değil, kalıcı refah artışı sağlayacak yapısal dönüşümlere dayandığını belirten Yılmaz, “Hangi ekonomik göstergeye bakarsanız bakın, Türkiye istikrarını artırıyor, sağlıklı bir büyüme yapısı geliştiriyor ve her geçen yıl hedeflerine daha fazla yaklaşıyor” dedi.
SİYASAL ALANA ÇEKMEYİ DOĞRU BULMUYORUM”
“Ekrem İmamoğlu”nun tutuklanmasıyla başlayan operasyonlar İstanbul”dan Adana”nın Seyhan ve Ceyhan Belediyelerine uzadı. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel”in de haftalık mitinglerle Türkiye”de siyasetin fitilini birazcık daha ateşlendiği bir sürecin de yaşandığı sonuçlar getirdi bu operasyonlar. Siz bu süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Yılmaz şu yanıtı verdi:

“Bir yolsuzluk operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunun sonucu tabii bir yargı süreci. Yargı sürecini hep birlikte takip edeceğiz. Sonucunu hep birlikte göreceğiz. Ama şunun altını çizmemiz lazım. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok bu ülkede. Makamınız, mevkiniz ne olursa olsun, hiç kimsenin böyle bir imtiyazı yok. Suç işleme özgürlüğü yok. Herkesin de hukuk içinde, hukuk çerçevesinde kendisini savunma hakkı var, kendisini müdafaa etme hakkı var. Hukuk dediğimiz böyle bir süreç. Dolayısıyla hep birlikte bu süreci takip etmemiz lazım. Bu süreci siyasal alana çekmeyi de doğru bulmuyorum.
BİRDEN BİRE KENDİSİNİ ADAY İLAN ETTİ
Bir defa şöyle bir şey oldu geçtiğimiz dönemde. Ortada bir seçim yokken. Yani seçimler 2028″de biliyorsunuz. Üç yıl var daha seçimlere. Birdenbire İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kendisini Cumhurbaşkanı adayı ilan etti. Şehir şehir dolaşmaya başladı. Ortada bir seçim yok. Ön seçim Türkiye”de görülmüş bir şey değil. Niye böyle davranıldı? “İşte ben aday oldum da başıma bunlar geldi” demek için mi acaba? Yani bu soruyu sormamız lazım. Bu gelen sürece kendisince böyle bir öngörüyle, bir adaylık pozisyonuna girip “ben aday oldum diye bunlar yaşandı” gibi bir algı oluşturuldu. Bu kesinlikle yanlış bir durum. Suçlu mudur, suçsuz mudur buna karar verecek olan bağımsız yargıdır. Yargının kararını eleştirebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz ama hiç kimsenin yargıyı tehdit etme, yargıyı tanımam deme ayrıcalığı da yok doğrusu. Yargıya hakaret etme özgürlüğü de yok.”
“BİR KAPATMA DAVASINDAN FALAN BAHSETMİYORUZ”
Yılmaz, yargı süreci devam CHP kurultayına ilişkin soruyu ise şöyle cevapladı:
“CHP”nin kendi içinde bir tartışma. Bir AK Partili değil ki şikayet eden. CHP”nin kendi içinde ve nihayetinde bir yargı süreci. Yargının vereceği kararı beklemek durumundayız. Hukuka uygun olan, olmayan nedir, ne değildir en iyi takdir edecek olan sonuçta bağımsız yargı. Fakat her halükarda şunun da altını çizmemiz lazım. Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var. Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak.
CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası. Her halükarda CHP”nin kendi içinde çözeceği bir mesele olacak diye bakıyorum. Ama yargı kararını bilemem. O yargının takdiri, onu hep birlikte bekleyip göreceğiz. Yalnız tekrar altını çizmek istiyorum. CHP”nin kendi içindeki kavgaları toplumsal alana yansıtmaması lazım.”
Bu içerik Taner Şahin tarafından yayına alınmıştır

Source: Taner Şahin


Kayboluşunun 5. gününde bulunmuştu: 14 yaşındaki Burak”ın evden neden kaçtığı belli oldu!

Bursa”nın Orhaneli ilçesinde 5 gün önce kaybolan 14 yaşındaki çocuğun, aynı mahallede arkadaşının evindeki bir dolapta saklandığı ortaya çıktı.

EVDEN KAÇMA NEDENİ
Orhaneli ilçesine bağlı Altıntaş Mahallesi”nde yaşayan 8. sınıf öğrencisi Burak Koçak, 5 Haziran sabahı okula gitmek üzere evden çıkmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı.

Ailesi saç modelini beğenmeyip makineyle saçını sıfıra vurduğu için B.K.”nın evden kaçtığı ve arkadaşının evinde 5 gün boyunca dolapta saklandığı ortaya çıktı.

Koçak”ın, aynı mahalledeki bir arkadaşının evinde saklandığı belirlendi. 5 gün boyunca bir giysi dolabında saklanan çocuğu fark eden ev sahibi, yaşadığı şok sonrası jandarma ekiplerine bilgi verdi.

Çocuk, ekipler tarafından sağlıklı bir şekilde bulundu ve ailesine teslim edildi. 5 gün boyunca haber alamadığı oğluna kavuşan anne, gözyaşlarına hâkim olamadı.

Anne ve oğlunun birbirine sarıldığı o anlar kameralara yansıdı. Jandarma ekiplerince ifadesi alınan Koçak, işlemlerinin ardından sağlık ekiplerine teslim edildi. Kontrol amaçlı hastaneye kaldırılan Koçak”ın buradaki işlemleri devam ediyor.

Ev sahibi Ayşe Yalın, “Oğlum Erhan ile bir ara mesajlaşmışlar. Sonra buraya girmiş. Bizim haberimiz yok, 5 gün boyunca dolabın içinde kalmış. Sonra fark ettik. Burada bıraktığımız ekmekleri yemiş yanına su almış. Annesi kaç gündür ağlıyor. Ben bilseydim hemen annesine teslim ederdim” dedi.

Mahalle sakini bir vatandaş ise “Arefe gününden bugüne her yerde aranıyordu. Arkadaşının eski bir evine girip dolaba saklanmış. Saç tıraşını beğenmemiş amcası. Bu yüzden kaçtığı söyleniyor” diye konuştu.

Source: Rosetta


Saray”dan CHP”nin kurultay davası için dikkat çeken açıklama: 2 alternatif var!

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, katıldığı canlı yayında CHP”ye yönelik kurultay davasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yılmaz açıklamasında şunları kaydetti:

“Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var” diyen Yılmaz, “Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak. CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası” ifadelerini kullandı.

Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

“YİNE CHP TEŞKİLATLARI GEÇİCİ BİR YÖNETİM OLUŞTURACAK”

“CHP”nin kendi içinde bir tartışma. Bir AK Partili değil ki şikayet eden. CHP”nin kendi içinde ve nihayetinde bir yargı süreci. Yargının vereceği kararı beklemek durumundayız. Hukuka uygun olan, olmayan nedir, ne değildir en iyi takdir edecek olan sonuçta bağımsız yargı. Fakat her halükarda şunun da altını çizmemiz lazım. Bir kapatma davasından filan da bahsetmiyoruz. İki alternatif var. Ya yargı diyecek ki “yani sorun yok”. Bu mevcut yönetim devam etsin diyecek. Veya ne diyecek? “Yine CHP teşkilatları geçici bir yönetim oluşturacak.

CHP teşkilatları, CHP delegesi, CHP”liler kendi idari pozisyonlarına yeniden isimler belirleyecekler.” Yani böyle bir dünyanın sonu gibi bir tablo çizilmesini de ben doğru bulmuyorum açıkçası. Her halükarda CHP”nin kendi içinde çözeceği bir mesele olacak diye bakıyorum. Ama yargı kararını bilemem. O yargının takdiri, onu hep birlikte bekleyip göreceğiz. Yalnız tekrar altını çizmek istiyorum. CHP”nin kendi içindeki kavgaları toplumsal alana yansıtmaması lazım.”

Source: Haber Merkezi


ABD”de son durum: Los Angeles”ta sokağa çıkmak neden yasaklandı?

Los Angeles”ta göçmen haklarını savunan kişilerin protestoları, şiddet olaylarına ve iş yerlerinde yağmalar başladı. Bu olayların ardından Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass, sokağa çıkma yasağı ilan etti.Bass, aldığı bu kararın şehir merkezinde güvenliğin sağlanması amacıyla atıldığını belirtti.TRUMP”TAN MÜDAHALEABD Başkanı Donald Trump, Los Angeles”taki Ulusal Muhafızların tehlike geçene kadar kentte görev yapmaya devam edeceklerini söyledi.Trump, “Los Angeles, biz oraya varana kadar kuşatma altındaydı. Polis bu durumu kontrol altına alamıyordu. Polis şefi üç gece önce bunu televizyonda söyledi. Ellerinden geleni yaptılar ama olaylarla baş edemiyorlardı. Eyalet yönetimi Ulusal Muhafızları çağırmadı, en sonunda biz onları gönderdik.” şeklinde konuştu.NE OLMUŞTU?ABD”nin Los Angeles kentinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) tarafından gözaltına alınan düzensiz göçmenlere destek amaçlı gösteriler düzenleniyordu. Düzenlenen gösteriler yerini bir süre sonra yağma ve şiddet eylemlerine bıraktı.Olayların daha fazla büyümemesi adına ABD Başkanı Donald Trump, olaya el attı.

Source: Hakan Erdi Uludağ


Tek standardımız para!

Yazının başlığını ben değil, bir okuyucum attı.

Manisa Büyükşehir Belediye başkanı Ferdi Zeyrek’in trajik ölümü üzerine X hesabımdan “bu facia yaşamımıza egemen olsan kalitesizliği, gösteriyor. Anlıyoruz ki ülkemizde milyonlarca liraya satılan en lüks konutlar bile, asgari güvenlik gereklerine sahip değiller.” diye yazmıştım. Okuyucumuz, başlıktaki ifadeyi işte buna yanıt olarak yazmış.

Yerden göğe haklı. Bu sorun en çok da standartlarımız ile ilgili. Yaşama dair standartlarımızı can ve mal güvenliğimizi, sağlığımızı ve konforumuzu gözeterek koymamız gerekir. Oysa biz en başa ticaret ilişkilerini ve maliyetleri koyuyoruz. Yönetmeliklerimiz yapılırken bilimsel gereklerden çok üretici/ithalatçı firmaların kar hesabı etkili oluyor. Uygulamaya gelince de kendi hırsımız devreye giriyor. Üç kuruş tasarruf etmek için tüm tedbirleri ihmal edebiliyoruz.

Standartlar kadar önemli olan şey ise kalifiye insan kaynağı. Eskiden çıraklıktan, kalfalıktan geçmiş, yaptığı için tahsilini hem zihni hem bedeni ile yapmış gerçek ustalar vardı. Şimdi ise eline çekiç alanın usta, keser alanın marangoz olduğu bir devirdeyiz. Her şehirde bir üniversitemiz var, sayısız işletmeci, iktisatçı, avukat ve sair yetiştiriyoruz ama, en çok ihtiyaç duyduğumuz meslek erbabının yetiştirilmesi umurumuzda değil.

Sonuçta cehalet ile niteliksizlik, görgüsüzlük ile hesapsızlık, tamahkarlık ile sahtekarlık birbirini çok çabuk buluyor… Ve kalitesizlik tüm yaşama egemen oluyor. Onun maliyeti ise sadece para pul değil, yaşamın baharında kaybettiklerimiz oluyor.

KENDİ KAHRAMANLARIMIZI NEDEN GÖRMÜYORUZ?

Gazze ablukasına ve soykırıma karşı sembolik bir direniş eylemi olan Özgürlük Filosu, faşist İsrail’in engellemesi ile karşılaştı. Eylemcilerin bazıları sınır dışı edildi, bazıları Siyonist katillerin elinde rehin tutulmaya devam ediyor.

Küçük Madleen teknesi ile onurlu bir yolculuğa çıkan Özgürlük Filosu, her tür övgüyü hak eden muhteşem bir girişim. Gözü dönmüş soykırımcılara karşı insanlık değerlerini böylesine cesurca savunan insanlar sadece alkışı hak eder. Var olsunlar.

Ancak öte yandan, burnuma feci şekilde bir çifte standart kokusu geliyor. Aylardır Siyonist bombaları altında insanlık için mücadele eden sayısız yerli teşkilatımız ve kahramanlarımız var. Hiçbir karşılık beklemeden malını mülkünü, dahası hayatlarını ortaya koyuyorlar. Sadece bir örnek olsun diye söylüyorum, alın işte Volkan Okçu. Depremde arı gibi çalıştı, daha teri kurumadan Gazze mazlumlarının yardımına koştu. İlla bir kahraman arıyorsak işte burada, kendi aramızda duruyor.

Özgürlük Filosu’na gösterdiğimiz ilgiyi neden bu kahramanlardan esirgiyoruz anlamak mümkün değil.

Birini alkışlayınca öbürünü reddetmek zorunda değilsiniz ki!

MEĞER EHLİYETİ KASAPTAN DAĞITMIŞIZ!

Bayram tatili boyunca radardan dert yanarak video çekenlerin hiçbirinin trafik kurallarını bilmediğini gördük. Trafik denetiminden şikayet eden adamlar hız tabelalarının anlamını okumaktan bile acizler ama, “usta sürücü” gibi caka satıyorlar!

Adamların “illa kuralları çiğneyeceğiz” ısrarına mı yanarsın, trafik levhalarını yanlış okumalarına mı bilemiyoruz. Cehalet 10 puan. Cahil cesareti… o da 10 puan!

Açık söylüyorum, bunlara Avrupa’da el arabası bile sürdürmezler. Ehliyet verme sistemimizi sil baştan gözden geçirmemiz lazım.

Gaffar Yakınca / Haber7

Source: Gaffar Yak


Ekrem İmamoğlu”ndan “işkence” duyurusu: “Bu zulmü herkes paylaşsın”

Tutuklanan İBB Başkanı ve CHP”nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İBB operasyonunda tutuklanan yöneticilere yönelik işkence ve kötü muamelenin gündeme gelmesi sonrası açıklama yaptı. Özellikle kadın tutukluların cezaevlerinde işkence düzeyinde uygulamalara maruz bırakılması iddiasını gündeme getiren İmamoğlu “”Bu zulmü tüm milletimiz bilsin, duysun, paylaşsın. Bu kadınların, bu annelerin, bu çocukların ahı bu kötülüğü yapanların, ortak olanların, sesini çıkarmayan herkesin boynuna”” dedi. “”BU BİR İŞKENCE DUYURUSUDUR”” İmamoğlu, yeni X hesabı Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi”nden yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “”Aziz milletim, bu bir işkence duyurusudur. Benimle birlikte çalışmaktan ve İstanbul”a hizmet etmekten başka suçları olmayan, haklarında en ufak bir delil olmayan tutsaklara sistematik olarak işkence ve kötü muamele yapılıyor. Özellikle kadınlara bu zulüm yapılıyor. Ailelerinden uzak cezaevlerine yollanıyor, 1 metre karelik kafeslerde kelepçeli aç susuz 7/8 saatlik yollara götürülüyor, yerlerde yatırılıyor, pislik içinde hücrelerde tutuluyorlar. “”NEDEN YAPILDIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ”” Bu işkencelerin neden yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bu kumpası planlayanların elinde hiçbir delil yok, herkesi baskıyla, şantajla, tehditle, işkenceyle iftiracı yapmak istiyorlar. Kendi düştükleri çukurdan bu şekilde çıkabileceklerini düşünüyorlar. “”HERKES PAYLAŞSIN”” Bu zulmü tüm milletimiz bilsin, duysun, paylaşsın. Bu kadınların, bu annelerin, bu çocukların ahı bu kötülüğü yapanların, ortak olanların, sesini çıkarmayan herkesin boynuna.

Source: Haber Merkezi