“Toplumsal Sorunlar Gündemi: Ekonomi, İşçi Hakları ve Demokrasi”

Göstergelerin gösterdiği

Ülkeler ve toplumlar için ya şanan d önemin ekonomik ve sosyal göstergeleri büyük önem ta şır. Bu veriler, bir bakıma, ülkeyi yönetmekle sorumlu olanlar ın karnesi anlamına da gelir. Siyasal ve toplumsal muhalefet de bu verilerden hareketle, yeni projeler hazırlar ve topluma yeni çözümler sunar. Göstergelerde yer alan veriler, ayn ı zamanda toplumun geniş kesimleri i çin ya şanan s ürecin önemli sorunlar ına, problemlerine işaret eder. Başta iktidar sorumluluğu taşıyanlar olmak üzere, tüm siyasetçilerin bu verilerden ve de ğerlendirmelerden olabildiğince yararlanması gerekir. ENFLASYON VE YOKSULLUK B öylesi kapsaml ı bir işleve sahip olan g üncel göstergelere bak ılınca, ne g örülüyor? Elbette en ba şta ekonomik ve sosyal veriler öne ç ıkıyor. Bunların i çinde de son dönemlerin kangren sorunu haline gelmi ş enflasyon ve yoksulluk konusundaki veriler önem kazan ıyor. T ürkiye enflasyon oran ında OECD ülkeleri aras ında liderliği kimseye bırakmıyor. Halkın geniş kesimlerini daha çok etkileyen g ıda ve kira enflasyonunda da benzer bir durum yaşanıyor. Ülkemiz g ıda fiyatlarının en çok artt ığı ülkeler aras ında başı çekiyor. Bütün bu geli şmeler de yoksulluğu alabildiğine artırıyor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin verilerine g öre Türkiye yoksullukta Avrupa’n ın zirvesine yerleşti. Ülkemizde 17 milyona yak ın yurttaş ve 3 milyona yakın gen ç yoksulluk riski alt ında bulunuyor. GELİR ADALETSİZLİĞİ Ülkemizin bir ba şka önemli sorunu gelir adaletsizli ği. Bu sorun b üyüdükçe ve gelir makas ı a ç ıldık ça orta s ınıf giderek t ümden kayboluyor. Halk ın b üyük bölümü yoksulla şıyor. Bu s üreç, pek çok olumsuzlu ğun da tetiklenmesine yol a ç ıyor. Gelir adaletsizliği daha da artıyor. Çal ışan ve emeğiyle ge çinmek zorunda olanlar ın durumu her ge çen gün daha da zorla şıyor. Aslında bu olumsuz durum servet dağılımına da yansıyor. UBS 2025 K üresel Servet Raporu’na göre Türkiye, yerel para cinsinden serveti en çok azalan ülke oluyor. Buna kar şın ülkemizde dolar milyoneri say ısı artıyor. Bu çeli şki, gelir adaletsizliğinin en çarp ıcı g östergesi haline geliyor. E ĞİTİM VE SAĞLIK Bug ünkü siyasi iktidar ın en başarısız olduğu alanların başında eğitim konusu geliyor. Ülkemizin uluslararas ı eğitim endekslerindeki değerlendirmeleri, s ürekli irtifa kaybediyor. Gerici bir yakla şımı eğitim alanına yerleştirmek isteyen iktidar, gen çlerin e ğitimden uzaklaşmasına neden oluyor. 2025 YKS sınavlarındaki başvuru d ü ş ü ş ü bunun somut göstergesi. Gençler yüzlerini tümüyle yurtd ışına d önüyor, d ışarıya gitmenin yollarını arıyor. Ge çmi ş d önemlerde iktidar sa ğlık alanı ile övünür ve onu öne ç ıkarmaya çal ışırdı. Ama artık sağlık da eğitime benzedi. Vatandaşlar hastanelerden randevu alamamanın, hekime ve sağlığa zamanında erişememenin sıkıntısını yaşıyor. Sağlık alanıyla ilgili yakınmalar, hemen her g ün ekranlara ve sayfalara yans ıyor. EMEĞİN DURUMU Ekonomiden ve sosyal alanlarda yaşanan sıkıntılardan en çok yak ınan kesimler de tahmin edilebileceği gibi emeğiyle ge çimini sa ğlayanlar oluyor. Çal ışma hayatında sendikaların etkinliği de giderek azalıyor. Emek çiler ve emekliler sorunlar ına çözüm bulam ıyor. Emek kesimi i çin büyük önem ta şıyan asgari ücret, neredeyse ortalama ve ço ğunluk ücreti haline geldi. Bugünlerde emek kesiminin gündeminde 600 bin kamu i ş çisinin T İS g örü şmeleri var. Aileleri ile birlikte d ü ş ünüldü ğ ünde oldukça büyük bir kitleyi olu şturan kamu çal ışanları, emeklerinin ve alın terlerinin karşılığını almak istiyor. Kamu iş çisi, sendikalardan ve konfederasyonlardan daha etkin kararl ılık, eylemlilik bekliyor. MUTSUZLUĞUN RESMİ Uluslararası demokrasi ve mutluluk g östergelerinde de benzer durumlar var. Economist dergisinin olu şturduğu k üresel demokrasi endeksinde, Türkiye 167 ülke aras ında 103. sırada sayılıyor. Çevre sorunlar ında da çok s ıkıntılı ülkelerin ba şında geliyoruz. Bug ünlerde TBMM’de görü ş ülmesi beklenen zeytin alanlar ını tehdit eden yasa değişikliği, bunun en çarp ıcı g üncel göstergesi. Hemen her gün i ş, aş, hak, hukuk ve demokrasi sorunları ile boğuşmak zorunda kalan geniş toplumsal kesimler i çin herhalde en do ğru tanımlama “mutsuzluğun resmi” olur! Mutsuzluğun resminin oluşumunda temel nedenin, en başta sistem sorunu olmak üzere yönetsel sorunlar oldu ğunu d ü ş ünüyoruz. Bu sorunlar ın giderilebilmesi i çin öncelikle sistemin ve düzenin de ğişmesi gerekiyor. Bunun yolu da iktidarın değişmesinden ve dolayısıyla erken se çimden geçiyor.

Source: Mehmet Şakir Örs


TÜRK-İŞ dün ‘eylemlere’ yeniden başladı, Hak-İş ise ‘barışçıl sonuç’ için uyarı yaptı İşçinin öfkesi büyüyor

Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü görüşmelerinde hükümetin hâlâ üçüncü bir zam teklifi teleffuz etmemesi karşısında sendikalar yeniden hareketlendi. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) dün işyerlerini terk etmeyerek eyleme yeniden başladı, perşembe günü iş bırakacak. Süreci daha temkinli yönettiği için eleştirilen HAKİŞ ise hükümete makul teklif bekledikleri uyarısını yaparak “barışçıl sonuç isteğini” açıkladı. Kamu işçilerini ilgilendiren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde belirsizlik sürüyor. İlk altı ay için yüzde 17, ikinci yarı için yüzde 10 zam teklifinin yarattığı kriz atmosferinde 600 bin kamu işçisi, hükümetin üçüncü teklifini bekliyor. Gözler, bu süreçte tutumlarının ne olacağı kritik önem arz eden işçi konfederasyonlarına çevrilmişken, Hak-İş Konfederasyonu sahadaki eylemleri ve olası grev sinyaliyle sürecin kritik bir aşamaya geldiğini duyurdu. GREV HÜKÜMETE BAĞLI Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, toplu iş sözleşmesi sürecini “havadaki uçağa” benzeterek “Mutlaka uçak inecektir; Allah korusun ya kazayla ya da normal iniş yapacaktır ama havada kalmaz. Biz bu sürecin barışçıl şekilde, masada müzakere yoluyla, herhangi bir kriz, grev ya da benzeri sorunlar yaşamadan sonuçlanmasını istiyoruz. Ancak bütün bu çabalarımız, kamu işverenleri sendikası ve hükümetin tavrına bağlı. Sendikalarımız sahada” dedi. Türkiye’nin kaynakları olduğunu, ancak bu kaynakların adil paylaşılmadığını vurgulayan Arslan, “Dolar milyonerlerinin en çok arttığı ülke Türkiye olmuşsa, yüz binler ev kirasını ödeyemiyorsa ortada bir paylaşım sorunu vardır. Artık makul bir teklif bekliyoruz” ifadelerini kullandı. TÜRK-İŞ İŞ BIRAKACAK TÜRK-İŞ ise şehit haberlerinin ardından ertelediği eylem programını dün başlattı. TÜRK-İŞ’e bağlı sendikalara üye kamu işçileri, mesai sonrasında işyerlerini terk etmedi, sabaha kadar işyerlerinde kaldılar. TÜRKİŞ henüz bir grev kararı açıklamasa da 17 Temmuz’da tüm üye kamu işçileri bir günlüğüne iş bırakacak. Cumhuriyet’e konuşan Demiryol-İş Sendikası Haydarpaşa Şube Başkanı Selahattin Çelimli, temel sorunlardan birinin, çalışanlar arasındaki ücret dengesizliği olduğunu belirtti. “Memur statüsündeki çalışanla, aynı eğitim düzeyine sahip ve aynı emeği veren kamu işçisi arasında 20 bin lira fark olmamalı” diyen Çelimli, ücret eşitlemesi üzerine en az yüzde 40 zam yapılması gerektiğini söyledi. Çelimli,” Devlet Demir Yolları zarar etmiyor, kâr ediyor. Bu kârda emeği olan bizler, ülke ekonomisine katkı sağlıyoruz. Pandemide herkes durdu biz durmadık. Pastadan payımızı alamıyoruz. Bütçeyi özel sektöre dağıtma peşindeler. Oysa daha fazla kazanmak için kamu hizmetine ve personeline yatırım yapmalılar. Şu durumda verilen zammı ertesi günü vergilerle faturalarla geri alıyorlar” ifadelerini kullandı. İŞSİZLİK FONU’NA ‘YÜZDE 50’ AYARI İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinin, İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen amaçlar için kullanılacak oranının artırılmasına ilişkin cumhurbaşkanı kararı, dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre yasada yüzde 30 olarak belirlenen bu kullanım oranı, 2025 yılı için 2024 gelirlerinin yüzde 50’si olarak uygulanacak. Yasadaki ilgili fıkra; çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, danışmanlık hizmeti almak gibi amaçları içeriyor.

Source: Elif Özge Yalçın


AKP yine sermayeden yana tavır aldı: Turizm emekçisinin izin hakkına gasp

Turizm iş çilerinin çal ışma ve tatil g ünlerini ilgilendiren de ğişiklik TBMM’de onaylandıktan sonra d ün Resmi Gazete’de yay ımlandı. Değişikliğe g öre turizm emekçileri 10 gün kesintisiz çal ıştırılabilecek. Karara turizm emek çilerinden ve muhalefetten tepkiler yükseldi. Cumhuriyet’e konu şan T ürk- İş’e bağlı T ürkiye Otel Lokanta Dinlenme Yerleri İş çileri Sendikas ı (TOLEYİS) Genel Başkanı Cemail Bakındı değişikliğe ilişkin, “Bu, bir k ölelik düzenidir. Say ın Bakanın isteğine g öre yap ılan sınıf karşıtı bir d üzenlemedir” yorumunda bulundu. De ğişikliğin anayasaya aykırı olduğunu s öyleyen Bak ındı, “İş çi bulamazlar. Turizm hizmetine bir faydas ı olmaz. 10 g ün dinlenmeden nas ıl çal ışılacak? Akla uygun değil. İnsan kavramı olmayan bir d üzenleme. Bunun hiçbir verimi olmaz” dedi. ‘TEMEL NEDEN SEKTÖRDEK İ ÖRGÜTSÜZLÜK’ D İSK’e bağlı Dev Turizm-İş Genel Sekreteri G ökhan Aslan da konuya ili şkin gazetemize a ç ıklamalarda bulundu. Turizm iş çilerinin anayasa ile güvence alt ına alınan dinlenme hakkının ciddi şekilde tahrip edildiğini vurgulayan Aslan, “Turizm işkolu, ülkemizde güvencesiz çal ışmanın, iş kazalarının ve iş çi cinayetlerinin en yo ğun yaşandığı sekt örlerden biridir. Bu yasa de ğişikliğiyle birlikte patronlara “esnek çal ışma” adı altında geniş yetkiler tanınırken, iş çiler için s ınırsız bir s ömürü ortam ı yaratılmıştır. Değişikliğin bu denli rahatlıkla yapılabilmesinin temel nedeni ise sekt ördeki örgütsüzlüktür” ifadelerini kulland ı. ‘BAKANIN SEKT ÖR SERMAYEDER İ OLMASI KOLAYLAŞTIRDI’ Turizm sekt örünün 12 ay boyunca yo ğun nakit akışı sağlayan ve sıcak paranın d öndü ğ ü ba şlıca sekt örlerden biri oldu ğunu kaydeden Aslan, “Bu nedenle T ürkiye’deki sermaye çevrelerinin önemli bir k ısmı bu sekt örde faaliyet göstermektedir. Yüksek enflasyonun ve Türk Liras ı’nın d öviz kar şısındaki değer kaybının etkisiyle, son d önemde sektörde bir daralma ya şanmakta ve bu daralmaya karşı ilk önlem olarak personel giderlerinin azalt ılması tercih edilmektedir. Bu bağlamda haftalık tatil hakkının fiilen kaldırılması, k ârl ılığı artırma hedefiyle g ündeme getirilmi ştir. AKP h ükümetlerinin uzun y ıllardır emek-sermaye politikalarında istikrarlı bir şekilde sermayeden yana tavır aldığı bilinmektedir. Bu son değişiklik de “esnek çal ıştırma” adı altında turizm patronlarının ç ıkarlarını koruyan bir yasal d üzenleme olarak kar şımıza ç ıkmaktadır. Üstelik mevcut bakan ın sekt ör içinden gelen bir sermayedar olmas ı, patron yanlısı politikaların hızla hayata ge çirilmesini kolayla ştırmaktadır. Bakanlık, iş çilerin haklar ını koruması gerekirken, bu değişiklikle işveren lehine bir tutum sergilemiştir” dedi. Değişikliğin sekt örde istihdam ı artırmak yerine maliyetleri d ü ş ürmeye yönelik oldu ğunu belirten Aslan, “Kayıt dışı istihdamın en y üksek oldu ğu sekt örlerden biri olan turizmde bu uygulama, kay ıt dışılığı daha da artıracak ve emek çilerin güvencesizli ğini derinleştirecektir” diye konuştu. ‘SESSİZ KALIRSAK BEDEL ÖDER İZ’ HAK-İŞ’e bağlı T ürki̇ye Otel, Lokanta ve E ğlence Yerleri̇ İş çi̇leri̇ Sendi̇kas ı’ndan (OLEYİS) ise “Bu d üzenlemeyle birlikte in şaat başta olmak üzere ba şka sekt örlerden de benzer talepler yükseliyor. Bugün turizm i ş çisinin hakk ı budanır, yarın t üm i ş çilerin hafta tatili hakk ı ellerinden alınmak istenir. O y üzden bu yasaya sessiz kal ırsak, bedelini hep birlikte öderiz” ç ıkışı geldi. ‘AKP’NİN EMEĞE BAKIŞININ ÖZET İ’ D üzenlemeye muhalefetten de tepki geldi. CHP Kültür ve Turizm Bakanl ığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı G ül şah Deniz Atalar, “Turizm Bakanı’nın aynı zamanda turizm patronu olduğu bir ülkede, emekçiye insanca çal ışma hakkı tanınmaması şaşırtıcı değil. Bakanın talebi bellidir. ‘Esnek, denetimsiz, kuralsız, ucuz iş g ücü.’ Bakanl ık koltuğu ile kendisinin sermaye sahipliği aynı elde birleştiğinde, emek çinin kaderi patron masas ından yazılıyor. Turizm Bakanın zihniyetinde, k âr için her şey mubahtır. Uykusuzluk da, fazla mesai de, anayasa ihlali de.’’ ifadelerini kullandı. CHP Çal ışma ve Sosyal G üvenlik Bakanl ığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taş ç ıer ise “Bug ün, i ş çinin 7. gün dinlenme hakk ını hedef alan bu anlayış; aslında 22 yıllık AKP iktidarının emeğe bakışının özetidir. Yaln ızca turizm iş çilerini de ğil, t üm emekçileri tehdit eden bir emsal niteli ğindedir” dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özda ğ da, “Turizm Bakanının aynı zamanda turizm patronu olduğu bir ülkede i ş çinin kaderi kölelik olmu ştur. Patron Bakan, iş çiye dinlenme hakk ını bile çok görmektedir” yorumunda bulundu.

Source: Taylan Gülkanat


Demokrasi ve özgürlük

Nâz ım Hikmet K ültür ve Sanat Vakf ı’nın ürünü “2025 Kültür Ajandas ı” nda yer aldığına g öre bugün, 15 Temmuz 2025 günü, “Demokrasi ve Özgürlük Günü” imi ş… İyi de neyin nesiymiş şu “Demokrasi ve Özgürlük Günü” diye Vikipedi’de bir ara ştırma yapayım dedim, karşıma “T ürkiye Demokrasi ve Milli Birlik Günü” ç ıktı. Yazılan bilgi ş öyle: “Türkiye Demokrasi ve Milli Birlik Günü, 2016 y ılında demokrasiye karşı yapılan darbe girişimine karşı ulusal birliği anan T ürkiye’deki resmi tatillerden biridir. Cumhurba şkanı Recep Tayyip Erdoğan , 27. muhtarlar toplantısında, kendisinin ve Milli G üvenlik Kurulu’nun 15 Temmuz’un gazi ve şehitlerinin ‘Demokrasi ve Özgürlük Bayram ı’ olarak anılmasını önerdi ğini s öyledi. Ba şbakan Binali Yıldırım , 11 Ekim 2016’da yeni bir yasanın hazırlandığını ve imzaya a ç ıldığını duyurdu. Resmi prosed ürlerin ard ından 15 Temmuz, ‘Demokrasi ve Milli Birlik G ünü’ olarak ulusal tatil ilan edildi.” Durumu yeni ö ğrendim. Benim tarihlerle aram iyi değildir. Benim i çim “bayram” 1950’den önce karar verilen bayramlard ır. Hepsi demokratik ve ulusaldır. Araştırdım meğer bu bayram FET Ö’cü silahl ı kalkışmanın bastırılmasıyla ilgiliymiş. 15 Temmuz darbe girişimi veya 2016 T ürkiye askeri darbe te şebb üsü , darbe metninde yer ald ığı isimle Yurtta Sulh Harek ât ı , 15-16 Temmuz 2016 tarihleri arasında T ürk Silahl ı Kuvvetleri b ünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tan ımlayan bir grup asker tarafından T ürkiye’de düzenlenen askeri bir darbe giri şimidir. G öde Omar’ ın deyişiyle, kan kardeşinin AKP iktidarını kazıklama girişimidir. Bu darbe girişimi bastırıldı diye kuşkusuz yas tutacak değiliz. Darbe girişimi başarılı olsaydı azgın bir dinci faşist rejim kurulurdu. Ve bu rejimden kurtulmak kan d ökmeden mümkün olmazd ı. FET Ö’cüler güçlerini abartt ıkları i çin ba şarılı olamadılar kuşkusuz ama rejimin ıskartaya ç ıkardığı cumhuriyet ve demokrasi aşığı subay kadrosu silaha sarılıp ayaklanmayı bastırmaya yardımcı olmasaydı durum çok ba şka olurdu. Peki silahlı ayaklanmadan önceki rejim demokrasi ve özgürlük â şığı mıydı? Ya da darbe girişiminden sonra “demokrasi ve özgürlük” ya şayarak mutlu mu olduk? Başımız g ö ğe mi erdi? Ger çek bir demokraside, yasalar oy veren ço ğunluğun esenliği i çin yap ılır ve azınlığın hakları da ço ğunluğun haklarına eşittir. İktidar, bu hakları getiren ve bu hakları koruyan anayasaya tam anlamıyla uyar. Ger çek demokraside iktidar ve muhalefet e şit haklara sahiptir. Ve iktidar bu anayasa ilkesini asla çi ğnemez. Özgürlü ğ ü bir ki şinin ya da bir toplum kesiminin d ü ş ünme, kendini ifade etme ve de ğerlerine, inan çlar ına, ihtiya çlar ına ve arzularına g öre hareket etme olana ğı olarak tanımlayabiliriz. Özgürlük, örne ğin bireyin özgür seçimler yapmas ına, bilin çle seçmesine olanak tan ır. Bu se çimler, dinlemek istedi ği bir şarkıyı se çmek gibi çok basit olabilir. Özgürlük mükemmel bir anayasan ın verdiği haklardan eksiksiz yararlanmaktır. Buna g öre günümüz Türkiye’sinde özgürlük yoktur. Felsefede, sosyolojide, hukukta ve siyasette özgürlük çok önemli bir kavramd ır: Bireylerin iradelerini kullanma yeteneğini ve haklarını tanımlar. Yukarıdaki tanımların tamamı kusursuzdur. Ancak demokrasi ve özgürlükler iktidarlar ın tutumlarıyla değerlendirilir. Burjuva demokrasilerinde iktidar ve temsil ettikleri ço ğunluk “ ötekiler” için demokrasiden de özgürlüklerden de nefret ederler. Örne ğin Amerika Birleşik Devletleri’nin anayasası g üçlerin düzenlenmesi, kuramlar ın ve kurumların dengelenmesini sağlarken demokrasiden olabilecek en iyi sonucu elde etme ve aynı zamanda eşanlamlı g örülen iki iyi şeyin, en iyilerin y önetimi ve mülk sahipli ği d üzeninin korunmas ı çabas ının klasik bir örne ğidir. Ne var ki Marx bug ün hâlâ tükenmemi ş olan bir d ü ş ünce ölçüsü kurdu: Biçimsel demokrasinin kurumlar ı ve yasaları, burjuva sınıfının iktidarının geleceğini g üvenlik alt ına alan ara çlard ır. Demokrasi ve özgürlükleri ço ğunuz benden iyi tanımlayabilir. Bana gelince, babamın adı Hıdır elimden gelen budur. Rakının şişede durduğu gibi durmadığı misali demokrasi ve özgürlükler tan ımlandıkları gibi olamazlar ve kullanılmazlar. T ürkiye’deki engel AKP iktidar ıdır. R.T. Erdoğan ’a sorsan rejiminin demokrasi bakımından g üllük ve gülistanl ık olduğunu, milletin ruhunda daha fazla özgürlü ğe artık yer olmadığını s öyler. Ekrem İmamoğlu demokrasi ve özgürlük dü şmanı olduğu i çin içeridedir, demokrasi ve özgürlük meftunu yarg ı demokrasi ve özgürlü ğ ü korumak için gerekeni yapm ış ve yapacaktır. Yapacaktır çünkü kendilerine bu hususta malumat ve talimat verilmi ştir. El konulan belediyelere ve hapse atılan başkanlarına gelince, bug üne kadar suç i şlemedilerse g ünün birinde mutlaka i şleyeceklerdi.

Source: Özdemir İnce


Yeni bir ülke, yeni bir devlet, yeni bir kuruluş

Ameliyat masasında bir ülke! Önce gündeme Abdullah Öcalan ’ ın yaptığı “Silahları bırakın ve PKK’yi feshedin” ça ğrısına uyan ve topladığı kongre ile fesih kararını a ç ıklayan PKK’nin metninde boy g österdi: “Partimiz PKK; kayna ğını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan K ürt inkâr ve imha siyasetine kar şı… soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi.” PKK resmi bir ana metninde sanırım ilk kez T ürkiye’yi soyk ırımcı olmakla su çluyordu. Bu suçlaman ın temelinde, gen ç Türkiye’de a ğırlıklı olarak feodal K ürt a ğalarının Anadolu’da bağımsız K ürt özerk olu şumlar kurmaya y önelik isyanlar ın bastırılması ve Dersim’den g öçe zorlamalar yat ıyor. İsyanların bastırılmasını soykırım olarak su çlaman ın temeli yok. Evet çok şiddet uygulanmıştır. İsyan elebaşları da asılmıştır. Yeni Kurtuluş Savaşı vermiş, bağımsızlığını ilan etmiş bir ülkenin yapaca ğı başka bir şey yoktu. Ama eleştirme yapılır ş üphesiz ki. LOZAN VE YEN İ KURULUŞ İSTEĞİ PKK metni bununla kalmıyor. İsyan bastırılması temelinde, Lozan Antlaşması’na da karşı ç ıkıyor. Bu anlaşma bilindiği gibi T ürkiye’nin varl ığının uluslararası anlaşma ile tanınmasıdır. K ürt partileri ve dernekleri Lozan’ ın 100. yılı nedeniyle 24 Temmuz 2023’te ortak bir a ç ıklama ile Lozan’ı tanımadıklarını belirtmişlerdi. Demek ki K ürt siyasi hareketinde bu ortak bir görü şt ür. 1924 Anayasas ı’nı ve Lozan’ı reddetme, T ürkiye’nin kurulu şunu ve bu kuruluşu tescil eden ulusal ve uluslararası kararları reddetme anlamına geliyor. Aslında DEM Parti yetkilileri de farklı g örü şte değil. Peki buradan hareketle ne istiyorlar? Yeni bir kuruluş (artık adı herhalde T ürkiye olmaz). Türk-Kürt veya Kürt-Türk Anadolu Devleti veya Trakya Anadolu Birle şik Cumhuriyeti gibi bir şey… Zaten benzer adlar daha önce gündeme getirilmi şti. PKK’nin bu dayatmasının ardında ş üphesiz silahl ı g ücü var. Yani diyorlar ki Atatürk nas ıl silahla T ürkiye’yi kurdu, şimdi biz de silahla yeni bir ülke kuraca ğız. Lozan’a 100. yılındaki karşı ç ıkışta bir de talep vardı: “Yapılacak yeni bir anayasa ile K ürt halk ının varlığı ve ulus olmaktan kaynaklanan hakları resmen tanınsın.” İktidar bu a ç ıklamalar karşısında suskunluk i çinde. YEN İ ANAYASA İLE ÇÖZÜM SÜREC İ Evet, geldik bu yeni kuruluşu resmen ilan edecek olan yeni anayasa yapımına. K ürt siyasal hareketinin bugünkü ko şullarda b öyle bir iste ğinin ger çekle şmesi olanak dışı. Ama Cumhur İttifakı’nın hemen hemen bir yılı aşkın s üredir gündeme getirdi ği yeni anayasa önerisinin (belki de çok daha eskiden haz ırlanmış ve masada bekletiliyor, gelişmelere g öre revize ediliyordur) seçim sürecinde bu kez MHP’nin müthi ş desteğiyle K ürt aç ılımına hazırlık olduğunu anlamalıyız. Meclis komisyonu esas olarak İmralı ve Kandil’in (ve tabii ki DEM’in) önerileri ve istekleri do ğrultusunda yasalarda yapılacak değişiklikleri konuşacak. Bu arada ş üphesiz ki anayasa da gündeme gelecek. S ıfırdan anayasa mı g ündeme gelir, yoksa anayasan ın maddelerinde yapılacak değişiklikler mi… Ama şu a ç ık, PKK’nin varlığı aslında b ütünlüklü korunuyor. Do ğaldır, dağılacaklarını d ü ş ünen mi vard ı… Silah bırakanların verdikleri r öportajlarda, top art ık iktidarda, siyasi adımlar atmadıkları s ürece, ikinci bir silah b ırakma ve yakma olmayacak, a ç ık ça diyorlar. YEL İZ DİYE BİR ŞEY VAR VE AKP Özgür Özel ’in organizma dedi ği… “Kadim bir ge çmi şe sahip aziz millet ve b üyük devlet, kanl ı 1923 darbesiyle hesaplaşmadan ve helalleşmeden, yeni, ter örsüz ve büyük devlet yolunda ilerleyemez..! Bir düdük çal ıp yeni, onurlu ve beyaz bir sayfa a ç ılmalıdır..!” (Cumhuriyete çamuristan da diyerek kurulu şu gavurlaşma s üreci ilan etti.) Bu lanetli sözlere AKP’den bir tepki gelmedi. Herhalde “fikir özgürlü ğ ü var bizde” demi şlerdir. Aslında bu s özler AKP’ye yabanc ı değil. Atat ürk Cumhuriyetine küfreden baz ı isimleri kucaklayan bir AKP iktidarı var. Atat ürk’e ayya ş diyen bir de cumhurbaşkanımız. AKP Osmanlıcı karakterini reddetmiyor. Cumhuriyeti de “reklam arası” g ördüklerini unutmay ın. İkinci bir T ürkiye kurulu şu, kalplerinin derinliklerinde yatıyor. Şimdi birleştirelim: T ürk-Kürt-Arap ittifak ı Ortadoğu’yu kapsayacak. Her biri bir devlet olmuş, Arap d ünyas ını ümmet yapacak bir dü ş üncenin kendi içlerinde bile bir tohumu dahil yokken… Salt İslam ülkeleri örgütü varken çok farkl ı g örü ş ayrılıkları ile dolu. Tek tartışılan ve ameliyat masasına yatırılan bir T ürkiye Cumhuriyeti var. Üzerinde de bu ameliyat ı nasıl yapmalı, tartışması… (Bir yazı daha perşembeye)

Source: Orhan Bursalı


Kuşkunun gölgesinde bir sınav – Dr. Burcu Aybat

Eğitimciler olarak “Merak etmeyin, sorular ne kadar zor olursa sınav bilenle bilmeyeni o kadar ayırır” diyerek çocuklar ımızı avuttuğumuz bir bekleyişle ge çti son bir ay. Ancak sonuçlar hiç de öyle olmad ı, değil mi? 719 birinci olduğunun a ç ıklanmasıyla t üm e ğitimciler şaşırdı, anne-babalar endişelendi, sınavla ö ğrenci alan liseler ise bir ç ıkmaza s ürüklendi. Daha da ilginç ve vahim olan ise yüzde 3’lük dilime y ığılan, bir elin parmaklarını ge çmeyen “nitelikli” olarak atfetti ğimiz okullara yerleştirmekte zorlanacağımız ö ğrenciler olacak. Ger çekten, bu s ınavı biz beğenmiş miydik? Sorun sınavda mıydı? Hazırlık s ürecinde mi? Yoksa tercih sürecinde mi? TARTI ŞMALI S ÜREÇ Sosyal medyada s ıcak g ündem olu şturan olduk ça fazla olan birinci say ısına, asparagas haberler eklendik çe tart ışmalar hararetlendi. Ciğeri yanan anne-babalar şik âyetlerini hayk ırdı, kimi uzmanlar cesurca fikirlerini tecr übelerine ve ara ştırmalarına dayanarak dile getirdi, kimi de bu heyecanlı g ündemden nemaland ı. Üzerine MEB, tüm iddialar ın asılsız olduğunu, sınav s ürecinin titizlikle yürütüldü ğ ünü, ortaya yan ıltıcı iddialar atanların hakkında su ç duyurusunda bulunacaklar ını duyurdu. Ortalık iyice karıştı. Ö ĞRENCİLER VE AİLELER A ÇIKLAMA BEKL İYOR Kuşku çok güçlü ve negatif bir duygudur. Elinizde herhangi bir kan ıt yoksa sizi yer bitirir, spek ülasyonlar ve komplo teorileri peydahlan ır, bir grup insan kendi ama çlar ı doğrultusunda bunu k ötüye kullan ır, toplumda g üven sars ılır. Kuşku ile m ücadele etmenin tek yolu gerçe ği ö ğrenmektir. Bunu da elimizdeki verilerle yapabiliriz. Konu evlatlarımız olunca t üm anne-babalar ve e ğitimciler kuşkuya yer bırakmayacak bir a ç ıklama bekliyor. Benim na çizane önerim ise MEB’in geçmi ş yıllarda olduğu gibi istatistikleri yayımlaması ve b öylece toplumdaki güvensizli ği gidermesi olacaktır. Elimizdeki verilerle konuşalım. “Şaibe” imaları s ürdürülen 2025 LGS s ınavında mağdur olan yalnızca birinci olan çocuklar m ıydı? Hayır. LGS 2025’i ilgin ç yapan geçen y ılki sınav ile karşılaştıdığımızda ortaya ç ıkıyor. Bu sınavın ge çen y ılkine g öre zorluk derecesinin e ğitimciler tarafından y üksek olarak tan ımlanmasına rağmen y üzde 2’lik dilimdeki çocuklar ın aynı doğru sayısı ile aynı puanı alması dikkate değer. Hatta 1 matematik yanlışı yapan bir ö ğrenci ge çen y ıla g öre bu y ıl daha k ötü bir yüzdelik dilimde. Ancak yüzde 3’lük dilimden sonra i ş biraz değişiyor. Örne ğin, y üzde 3’lük dilime giren bir ö ğrenci bu sene yaklaşık 456 puan alırken ge çen sene yakla şık 460 puan almıştı. Yine y üzde 10’luk dilime giren bir ö ğrenci yaklaşık 400 puan alırken, ge çen y ıl 419 puandı. Y üzdelik dilim artt ık ça puan fark ı da artıyor. Bu yılki LGS’nin, genel olarak ge çen y ıla g öre daha zorlay ıcı olduğunu kabul ediyoruz ancak bu verilere g öre s ınav en üst yüzde 2’lik dilimdeki ö ğrenciler i çin yeterince ay ırt edici olmadığını s öyleyebiliriz. Yani k ısacası, 20 bin ö ğrenci bol keseden verilen ortaokul başarı puanları ve ço ğunlukla da g öz yumulan devams ızlıklar nedeniyle acımasızca yaşlarına g öre s ıralanacaklar gibi g örünüyor. Ayn ı anda hem özel okul hem de devlet okulu tercihi yapam ıyor olmaları da bu grubu daha da dezavantajlı bir duruma getirecek. Örne ğin tam puan almasına rağmen Galatasaray Lisesi ya da İstanbul Erkek Lisesi’ne girip giremeyeceğini garanti olmayan bir ö ğrencinin ailesi, Robert Kolej’e 1 milyon 800 bin (tabii ailesi bu ücreti her sene kar şılayabilecekse) ödemeye raz ı olacak. ASIL AYRIŞMA ALT VE ORTA GRUPTA Bunun yanı sıra ge çen y ılki ve bu yılki sınav arasındaki asıl fark y üzde 3’lük dilimden itibaren ba şlıyor ve özellikle yüzde 10’luk dilime gelindi ğinde puan farkı belirginleşiyor. Bu da sınavın, çok ba şarılı ö ğrencileri sabit tutarken alt, orta ve üst ba şarı d üzeyindekileri daha fazla eledi ğini ve genel puan ortalamasını aşağıya çekti ğini g österiyor. Ba şka bir deyişle, sınavın üst grup üzerindeki etkisi s ınırlı kalmış, asıl ayrışma alt ve orta grupta yaşanmış. Daha da vahim bir durum var: Biliyoruz ki ülkemizdeki 963 bin 142 ö ğrencinin yarısı bu yıl yapılan LGS’de 240 puanı ge çemedi. Bu çocuklar ın neden 90 soruda 20 netin üzerinde yapamad ığını sorgulamamız gerekiyor. EKSİKLER, ELEŞTİRİLER… Eğitim programımızdaki ve uygulanmasındaki eksikler mi, ailelerin sosyoekonomik d üzeyi dolay ısıyla diğer çocuklar ın sahip olduğu hazırlık s ürecindeki ayr ıcalıklara sahip olmadıkları mı, yalnızca 14 yaşındaki çocukluk ve ergenlik aras ına sıkışmış evlatlarımızı 155 dakikada birbirine kırdırmamızın getirdiği ağır duygusal y ük mü? Her zaman sisteme ele ştirel bir g özle bakal ım, buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bir de kendimize bir çuvald ız batırsak mı? Eğitimci Dr. Burcu Aybat

Source: Olaylar Ve Görüşler


Üniversitelilerin barınma krizi yazın da sürüyor: Öğrenciler yurtsuz kaldı

Türkiye’de üniversite öğrencileri, barınma kriziyle uğraşırken şimdi de idari müdahalelerle karşı karşıya. Boğaziçi Üniversitesi’nde Hamlin Hall yurdunun dersliklere dönüştürüldüğü belirtildi. Marmara Üniversitesi’nde ise Dragos ve Göztepe kampüslerindeki yurtlar yaz aylarında kapatıldı. Barınma krizi bir kez daha gündeme geldi. ‘MESELE HUKUK FAKÜLTESİ’ İstanbul’da ortalama kira bedelinin 25-30 bin TL’ye ulaştığı bu dönemde, öğrenciler yurtlara yönelmek zorunda kalıyor. Ancak kamu yurtları da sistemli biçimde daraltılıyor, başvurular kapatılıyor, kontenjanlar azaltılıyor. Öğrenciler başvuru bile yapamadan torpil, kayırma ve keyfi uygulamalarla karşı karşıya bırakılıyor. Cumhuriyet’e konuşan Boğaziçi Üniversitesi çalışanı ve Eğitim-Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi Örgütlenme Sekreteri Şenol Solum, alınan kararların yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil, üniversite kültürüne açık bir müdahale olduğunu vurguladı. Solum, “Hamlin Hall’un yıllar önce hukuk fakültesine dönüştürüleceği konuşuluyordu. Önce kulüp odaları boşaltıldı, şimdi ‘konfor’ bahanesiyle yurtlar dersliğe çevriliyor. Mesele aslında hukuk fakültesine meşruiyetsiz yer açma çabası” dedi. ‘ TEK TİP YAŞAM’ Solum, Hamlin Hall’un 2010’da “yeşil bina” olarak restore edildiğini anımsattı. O dönem yapılan çevresel yatırımların yok sayılarak binanın tadilata sokulmasını “israf ve ihmal” olarak niteleyen Solum, “Öğrenciler Kuzey Kampüs’teki tek tip yaşam alanlarına sıkıştırılmak isteniyor” diye konuştu. Marmara Üniversitesi’nde ise Dragos Kampüsü’ndeki yurtların yaz döneminde kapatılması, yaz okuluna kalan öğrencileri kalacak yer bulma mücadelesine sürükledi. Öğrencilerden B.A.K., “Dragos yurdunun başvuruları artık açılmıyor. En son iki yıl önce formalite icabı açılmıştı. Dilekçe verdik, müdür unuttuğunu söyledi. Dekan yer olduğunu kabul etti ama ‘Herkesi alamayız, haksızlık olur’ dedi. Sözde bize yer ayarlanacaktı ama olmadı. Yer aslında var, ama tanıdığı olanlara açılıyor” ifadeleriyle yaşadıklarını anlattı. ‘BAŞVURUSUZ ÖĞRENCİ ALIMI’ Bir başka Marmara Üniversitesi öğrencisi ise Mehmet Genç Külliyesi Kız Öğrenci Yurdu’nda yaşananlara dikkat çekti: “İlk yıl başvuru ile yurda girdim. Sonraki senelerde başvuru açılmadı ama özel görüşmeyle yeni öğrenciler alındı. Kim gerçekten ihtiyaç sahibi, bilemiyoruz. Bu durum adalet duygusunu zedeliyor. Ayrıca yaz döneminde kız öğrenciler önce Göztepe’ye taşındı, sonra tekrar Mehmet Genç Külliyesi’ne döndürüldü. Erkek yurdunun yarısı kadınlara verildi. Servis desteği olmadı. Her şey son dakika bildirildi, taksiyle taşındık.” Aynı öğrenci, özellikle yaz aylarında yaşanan ayrımcı uygulamaları şöyle dile getirdi: “Biz yazın yurtta kalabilmek için zorunlu staj yapma şartına tabi tutuluyoruz. Ama öğrencimiz bile olmayan, dernek aracılığıyla getirilen ortaokul ve lise çağındaki yabancı uyruklu öğrenciler hiçbir engelle karşılaşmadan konaklayabiliyor. Üstelik yüksek ayrıcalıklarla.” Öğrenci, söz konusu grubun yurt kurallarını ihlal etmesine rağmen ceza almadığını, bunun da “anlamıyorlar” bahanesiyle geçiştirildiğini söyledi

Source: Ufuk Sepetci


Terörsüz Türkiye

“Başkanlık sistemi özentinin sonucudur, Amerikan emperyalizminin bize tavsiyesidir” dedi, sonra çıktı, “başkanlık sistemi bizim için gelenekseldir, buna karşı çıkanların genlerinde başkanlık sistemi yok ama, bizim genlerimizde başkanlık sistemi var” dedi.

“Üçüncü köprü cinayettir, İstanbul için ölümcül sonuçlar doğurur, bölgede kalan akciğerlerimizin yok edilmesi demektir, bunu bekleyen bazı mahfillere rant alanları sağlama olayıdır” dedi, sonra çıktı, bunu söyleyen kendisi değilmiş gibi üçüncü köprüye karşı çıkanları suçladı, “hani o cumhuriyet mitinglerinde cumhuriyetçiyiz diye yürüyenler var ya, işte üçüncü köprüye hep onlar karşı çıktı, bunlar istemezük familyasından, hem üçüncü köprüye karşı çıkıyor, hem utanmadan o köprüden geçiyor, niye geçiyorsun o köprüden, sandalla geçsene karşıya” dedi.

“Onlar bizi Avrupa Birliği’ne almamayı düşünüyor, biz de zaten girmemeyi düşünmüyoruz, çünkü bunların asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği’dir” dedi, sonra çıktı, sanki bunu söyleyen İsmet İnönü’ymüş gibi, “hedefimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelikti, hamdolsun başardık, hamdolsun bizim hükûmetimize nasip oldu, bayramımız kutlu olsun, inşallah bu başarılarımız ilerde romanlarda yazılacak” dedi.

“Ayasofya’yı camiye çevirmenin faturası çok ağırdır, Ayasofya ibadete açılsın diyenler dünyayı tanımıyor, ben bir siyasi lider olarak, bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim” diyen de kendisiydi, sonra çıkıp, “hamdolsun gayretlerimiz neticesinde Ayasofya cami oldu” diyen de kendisi.

“Biz Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlarından biriyiz, Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır yıldız olabilir” diye anlattı, sonra çıktı, “ellerine bir kâğıt almışlar, Amerika’nın projesidir diyorlar, bunu ispat etmezlerse namussuzdurlar” dedi.

“Süleyman Şah türbesi Türkiye’nin dışardaki tek vatan toprağıdır, hassasiyetimiz bellidir, dalgalanan bayrağını korumak için tereddüt etmeyiz, onuru, vatanı, bayrağı, kutsal değerleri için yaşayan milletiz, Süleyman Şah türbesi’ne dokunmaya kalkılırsa, İstiklal Marşımızın emrettiği gibi kükremiş sel olur, bendimizi çiğner aşarız, türbenin kuşatıldığı iddialarının hepsi uydurmadır” dedi, sonra çıktı, “Süleyman Şah türbesinin yeri değiştirilmiş bulunmaktadır, sevk ve idaresini bizzat takip ettiğim nakl-i kubur operasyonunu her türlü takdirin fevkinde gerçekleştiren hükümetimizi ve silahlı kuvvetlerimizi tebrik ediyorum” dedi.

“Biliyorsunuz” diyerek izah etti, “biliyorsunuz bu köprüleri bu tünelleri devletin kasasından bir kuruş bile çıkmadan yapıyoruz” dedi, sonra çıktı gene “biliyorsunuz” diyerek izah etti, “biliyorsunuz buralar yap-işlet-devret, eğer buradan aldığı aylık bedel yüklenici firmanın aleyhineyse, aradaki farkı kim ödeyecek, onu devletin kasasından biz ödeyeceğiz” dedi.

“Siyasi hayatım boyunca ne aldanan oldum, ne aldatan oldum, bundan sonra da ne aldanan olacağız, ne aldatan olacağız” dedi, sonra malum, “şahsım başta olmak üzere, aldatıldık, rabbim affetsin” dedi.

“Terörsüz Türkiye projesi, bir müzakerenin, bir pazarlığın, bir al ver sürecinin neticesi değildir, hiç kimse korkmasın, tedirgin olmasın, endişeye kapılmasın, hiç kimsenin zihninde soru işareti oluşmasın” dedi.

Müsterih olun, endişeye kapılmak için herhangi bir sebep yok yani!

Source: Yılmaz Özdil


3 gün mesai ile işçiye kölelik getirdiler

Belce Örü Erçin

Torba yasayla turizm sektöründeki işçilere bir darbe daha vuruldu. 6 gün çalışıp 7’nci gün izin kullanan turizm işçileri artık 10 gün çalıştıktan sonra bir gün izin yapabilecek. Ancak yeni yasa ile turizm işçisi fazla mesaiye zorlansa dahi zam alamayacak. Yeni kanunda biriken hafta tatillerinin kaç gün içinde telafi edileceğine ilişkin bir hüküm de bulunmuyor. Turizm işçilerine 10 gün kesintisiz çalışma düzeni getiren milletvekilleri ise haftada 3 gün çalışıyor. Üstelik temmuz zammı ile birlikte milletvekilleri 229 bin 676 lira maaş alıyor.

HAK KAYBI SÜRÜYOR

SGK Uzmanı Mert Nayır, sektördeki mevcut sıkıntıları şöyle anlattı: “Turizm sektöründe zaten çalışma koşulları ve işçi haklarıyla ilgili çok fazla sorun yaşanıyor. Elden ücret ve sigorta ödemeleri, ödemelerin asgari ücretten gösterilmesi, fazla mesainin ödenmemesi başlıca sorunlar arasında. Son birkaç yılda turizm sektöründe sigortasız Afgan ve Suriye uyruklu işçilerde de artış gözlemliyoruz.”

Yurt içi turizme talebin azaldığını ve yüksek enflasyon nedeniyle sektördeki maliyetlerin arttığını söyleyen Nayır, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türk işçi bulamama veya mevcut işçilerin haklarının elinden alınması çok yaygın bir sorun haline geldi. Yine işverenin maliyetinin azalması ve yoğunluk dönemlerinde çalıştıracak işçi bulunmasına yönelik bir düzenleme olduğunu görüyoruz fakat bunun yerine çalışanın işe giriş tarihine bakılmaksızın sigorta maliyetine teşvik getirilmesi gerekirdi.”

Hak kayıplarının artmasıyla sektörde daha fazla kalifiye eleman kaybı yaşanacağını belirten Nayır, “Personel departmanı ile işçiler de karşı karşıya gelecek. Ayrıca bir diğer endişe de bu düzenlemenin diğer sektörlere sıçrayabileceği yönünde” dedi.

Mesai var, ücret yok

4857 sayılı İş Kanunu’na şu cümle eklendi: “İşçinin hak kazandığı hafta tatilinde yaptığı çalışmaların günlük normal çalışma süresi kadarlık kısmı fazla çalışmanın hesabında dikkate alınmaz.” Oysa işçi hafta tatilinde çalıştırılırsa günlük yevmiyesini yüzde 50 zamlı alması ve telafi izni kullanması gerekiyor.

‘Düzenleme geri çekilmeli’

Turizm işçileriyle ilgili düzenleme tepki çekti. CHP’li Sibel Suiçmez, “İşçiyi köle olarak görüp, emeğe değer vermiyorsunuz. Sermayeyi işçiye tercih ediyorsunuz” derken, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, “Hafta tatili hakkını hedef alan bu yasa, yalnızca turizm işçilerini değil, tüm emekçileri tehdit eden bir emsal niteliğindedir” ifadelerini kullandı. İstanbul Barosu da konuyla ilgili bir açıklama yayınlayarak, “Hafta tatili, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir haktır. Torba yasayla oldu-bittiye getirilen düzenleme derhal geri çekilmelidir” cümleleriyle tepkisini ortaya koydu.

Source: Haber Merkezi


Kararmış SÖZCÜ TV ekranında bugün! 7. Gün

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ TAM 30 YIL ÖNCE ANLATMIŞTI

Alparslan Türkeş’in kızı, İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş, terör örgütü üyelerinin silah yakmasıyla başlayan süreci değerlendirdi, “Kimse Başbuğ Türkeş’i ve onun mirasını kendine çamaşır suyu yapamaz” dedi. Türkeş’in bir de muhalefete çağrısı vardı: Şu anda her şeyden önce düşünmemiz gereken; vatanımızı böldürmemek, bayrağımızı indirmemek olmalı. Yüce Atatürk’e ve Cumhuriyetimize dört elle sarılmalıyız.

MHP’nin kurucusu Sayın Alparslan Türkeş’in kızı olarak teröristlerle müzakereyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bırakın Alparslan Türkeş’in kızı olmayı, teröristlerle müzakereye olumlu bakacak hiçbir Türk vatandaşının olduğunu düşünmüyorum. Herkesin çok iyi bildiği gibi Başbuğ Alparslan Türkeş, terörle ve teröristle arasına çok net ve kesin çizgi koymuş bir liderdi. Kendisi kurmay albay ve tarihi çok iyi bilen bir kişi olduğu için PKK kılıfıyla oynanan oyunun gerçek yüzünü de analiz edebiliyordu. Öncelikle Başbuğ Türkeş terörist başı Öcalan’ın ve onun aparatı PKK’nın kesinlikle emperyal güçlerin aparatı olduğunu çok net söylerdi.

Terörist başının Kürtçe bile bilmediğini PKK’lı teröristlerin çoğunun gayrimüslim olduğunu, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızı temsil etmediklerini hep anlatırdı. Türkiye’nin hiçbir zaman Kürt kökenli vatandaşlarıyla problemi olmadığını, Yüce Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurarkan Türkiye’nin her bölgesinden ileri gelenlerle beraber günlerce oturup konuştuğunu ve bu yüce devleti hep beraber üniter devlet olarak kurduğunu, bu topraklarda yaşayan, vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese Türk dediğini defalarca anlatmış, 85 milyon olarak Türk milletinin gerçekten cumhuriyet sayesinde, Atatürk sayesinde bir millet olmayı başardığını vurgulamıştır.

Yaşadığımız topraklar göz önünde ve talep edilen topraklar olduğu için emperyal güçler hep burayı yönetme isteğine sahipti. Hep de sahip olacak. Türkler 1000 yıldır buraya yaşamayı başarmış bir millettir. Türk devleti, Türk ordusu güçlüdür. Onu yıkmak isteyen hiçbir güce papuç bırakmamıştır. PKK’ya karşı da başarı kazanmıştır ve terörle mücadelede dünyaya örnek olmuştur.

Bu uzun girizgahın, bugünkü manzarayı açıklamak için bir anlamı var değil mi?

Tüm bu gerçekler varken, bu millet bölmek, bu devleti yıkmak isteyen ve 55 bin mühendisin, askerin, kadının, çocuğun, bebeğin, öğretmenin katili olan teröristbaşıyla yüce Türk devleti neden görüşüyor, meyin müzakeresi yapılıyor Serap Hanım, bunu anlamak mümkün değil. Pazarlık yok deniyor, ama Ekim’den beri nedir bu süreç? Teröristbaşı, terör örgütü ve bunların meclis uzantısının her açıklaması ayrı bir fiyasko, ayrı bir ultimatom içeriyor. Bunu hiçbir Türk vatandaşının, hele hele Başbuğ Türkeş’in kızı olarak benim kabul etmem mümkün değil. Teröristbaşı, fikirleri yanlış anlaşılmış, hepimizin aslında çok yanlış tanıdığı bir insan, bir aydın falan değil. Bu adam bebek öldürme emri verebilen, binlerce kişinin katili bir cani. Millet böyle bir şeytanın başlattığı bir sürece nasıl bakacak? Bu aymazlık, bu hesapsızlık toplumu çok kalın çizgiler ile ayrıştıracak! Tersine bir sosyolojik döngüye zorlamak bu. Bir hocamızın tabiriyle “Kimliğimizi Tevhidden Teslise” evirecekler güya. Siyasi elitler istedi diye toplum tersine bir sosyolojik evrime girmez ama kırılır. Bu süreci yaşamak, bunlara şahit olmak tabii ki beni çok üzüyor. Özellikle burada babamın en büyük miraslarından olan MHP’nin başat aktörmüş gibi sunulması, MHP’nin genel başkanının babamın mezarında teröristbaşını kurucu önder ilan etmesi hiç kabul edilir bir şey değil. Teröristbaşını kurucu önder ilan edenler, terörist başını ve ekibini alkışlayanların Türkeş ile işi olamaz. Başbuğ Türkeş, terörist başının Türkiye’ye canlı olarak girmesinin sonucunun bunlar olacağını ta 30 yıl önce çok net anlatmıştı. Ne acıdır ki kendi kurduğu parti hem bu caniyi idamdan kurtardı hem de onu Başbuğ’un manevi huzurunda kurucu önder ilan etti. Bunların hesabı sorulacaktır. Herkes istediği yoldan gidebilir ya da istediği yola sapabilir ama kimse Başbuğ Türkeş’i ve onun mirasını kendine çamaşır suyu yapamaz.

ADAM CUMA TERÖRİSTTİ, CUMARTESİ CUMHURBAŞKANI

Sürecin Erdoğan’ın sonsuz adaylığının önünü açmaktan bağımsız olduğunu düşünüyor musunuz?

Menfaatler kesişti diyelim. Bu yaşananlar, 100 yıllık Büyük Ortadoğu Projesi’nin şekillenmesiyle ilgilidir. Emperyal güçlerle Tayyip Erdoğan’ın menfaatleri kesiştiği için işbirliği yapıyorlar. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu toprakların bedelini ödedi, bu sınırları kanla çizdi. Bir kişinin ikbaline feda edilecek toprağımız yok bizim. Bu topraklarda söz sahibi olmak isteyenler, kendilerine destek olacak yöneticilere her türlü kapıyı açıyorlar, her türlü desteği veriyorlar.

Colani de bir günde cumhurbaşkanı oldu, tüm dünya gözünün önünde. Adam cuma günü aranan HTŞ teröristiydi, cumartesi Suriye Cumhurbaşkanı oldu. Fazla söze gerek yok. Burada Türkiye’de uygulanan başkanlık sisteminin yan etkisi de açıkça ortaya çıkıyor. Bu öyle bir sistem ki, seçilmek isteyen insanı marjinal gruplara rehin hale getiriyor. Sayın Erdoğan da gelecek seçimler için sanki “biz bir ümmetiz” retoriğini kullanmanın peşinde.

İCRA, İFLAS, YOKSULLUKLA BERABER DOLANDIRICILIK DA ARTIYOR

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de geçen yıl 2 milyon 682 bin 673 kişi iller arasında göç etti. İstanbul hem en fazla göç alan hem de en fazla göç veren il oldu. Göç etme nedenleri incelendiğinde 479 bin 622 kişinin eğitim 512 bin 370 kişinin ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç ettiği görüldü. Ekonomik veriler kötü. İcralar, iflaslar ödenmeyen kredi kartları ve ortaya çıkan dolandırıcılık tablosu. Eski icra müdürü ve hukukçu Mustafa Zafer’e sordum

Maaş zamlarının tartışıldığı bu günlerde ekonomik tablo bize ne söylüyor? Yurttaş öde-melerini yapabiliyor mu?

Son dönemde ne yazık ki bireysel tarafta bankaların alacakları hayli arttı. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2025 yılı Mayıs ayında 162.617 iken; aynı dönem için bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise 171 bin 123 oldu. 2025 yılı Ocak-Mayıs döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı yüzde 39 artarak bin 39 kişi oldu. Risk Merkezi verilerine göre, Mayıs 2025 itibarıyle bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 177 artış ile 199 milyar TL oldu. 1 Ocak 2025- 14 Temmuz 2025 tarihleri arasında 5 milyon 397 bin 476 yeni icra takibi açılarak toplamda borçlular hakkında 24 milyon 075 bin 384 icra takibinin tahsili için cebri icra işlemlerine devam edilmektedir.

Peki bu durum şirketler açısından nasıl?

Şirketler açısından da işler çok parlak görünmüyor. BDDK haftalık verilerine göre şirketlerin bankalara 14 Trilyon 952 Milyar 205 Milyon lira borcu bulunmakta. Bu rakam gerçekten şimdiye kadar açıklanan en yüksek veriler arasında. Aynı dönemde şirketlerin ödeyemediği 246 milyar 336 milyon lira borç yönünden ise bankalar çoktan icra takibine geçti. Tabii gelinen bu noktada nakit akışı bozulan şirketler çareyi konkordatoda buldu. Konkordato takip sitesinden elde edilen verilere göre, 2024 yılının ilk altı ayında 605 borçlu hakkında konkordatoda geçici mühlet kararı verilmişken, bu yılın aynı döneminde bin 259 borçlu hakkında geçici mühlet kararı verildi.

6 MİLYONUN ÜZERİNDE DOSYA VAR

Tüm bu ortamda dolandırıcılık da artıyor değil mi? Her gün İçişleri Bakanlığı’ndan uyarı mesajı geliyor telefonlarımıza…

Ne yazık ki toplumun ekonomik yönden dezavantajlı kesimleri (emekliler, ev hanımları ve üniversite öğrencileri) başta olmak üzere birçok kişi dolandırıcıların tuzağına düşmüş durumda. Adalet Bakanlığı tarafından son olarak yayınlanan istatistiklere göre 2015- 2024 yılları arasında dolandırıcılık suçu tam yüzde 41 artmış durumda. Aynı dönemde hırsızlık suçunda yüzde 4 oranında bir azalma gözlemlendi.

Bu istatistik bize aslında son dönemde yaygınlaşan internet kullanımı ve veri güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle suç türlerinde de konjonktüre bağlı bir değişim olduğunu gösteriyor. Halen Cumhuriyet savcılıklarında 6 milyonun üzerinde soruşturma dosyasının takibine devam ediliyor ve bu suçların önemli bir kısmını ne yazık ki internet üzerinden yapılan dolandırıcılık dosyaları oluşturuyor.

Source: Haber Merkezi


‘Karımın kocası’ AKP kampını karıştırdı

AKP’nin hafta sonu Kızılcahamam’daki kampının perde arkasında yaşanan detaylarına SÖZCÜ ulaştı:

Diyarbakır Milletvekili Sait Yaz, “Karımın Kocası” tiyatro oyununu Erdoğan’a şikayet etti ve “Diyarbakır muhafazakar bir şehir. Böyle bir oyuna nasıl müsaade edilir?” şikayetinde bulundu. Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, oyunun adını “Evlilik Komedisi” olarak değiştirip daha sonra da kaldırdıklarını açıkladı.

BAKANLIĞI KAPATIN

Görme engelli parti kurucusu Lokman Ayva ise Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ı hedef aldı. Bakanlığın çalışmalarını yetersiz bulan Ayva, “Hizmet yok. Böyle bakanlık mı olur, kapatın daha iyi” dedi. Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta ise “Kabinenin tek kadın bakanına böyle mi davranılır?” diyerek Ayva’ya sitem etti.

KAFALAR KARIŞTI

Erdoğan’ın AKP-MHP ve DEM’in üçlü olarak yola devam edeceği sözleri de kampa katılan vekiller arasında kafa karıştırdı. AKP’liler “İttifak ortağı mı olduk?’’ sorusunu yönelttiler. Erdoğan ve AKP’li yöneticiler ise “Sadece terörsüz Türkiye sürecinde üç parti birlikte yürüyecek” cevabını verdi.

ŞİMŞEK ‘OLMAZ’

Kampta ekonomi üzerinden eleştiriler yapıldı. Milletvekilleri, “Emekliye, memura senede 2 kere zam yapılıyor. Neden asgari ücretliye yapılmıyor? Vatandaş ekonomik zorluklardan, her gün değişen fiyatlardan, faiz yüksekliğinden, kontrolsüz artan kiralardan şikayet ediyor” dediler. Bazı milletvekilleri de yapılandırmaların çeşitlendirilmesini istedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise ‘Her şeye yapılandırma doğru olmaz. Bir süre sonra borç ödememe alışkanlık haline gelir’’ cevabını verdi.

Source: Veli Toprak


Cübbeli Ahmet ve Egemen Bağış birbirine girdi: “Yanmaz kefen pazarlayıcısı”

Geçtiğimiz yıl Prag Büyükelçiliğinden alınan ve yeni bir göreve getirilmeyen Egemen Bağış, Cumhurbaşkanı Başdaşmanı Yiğit Bulut”un cenaze töreninde yeniden gündeme gelmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından eli sıkılmayan ve cenazede “pas” geçilen Bağış”ın görüntüleri tartışmalara neden olurken, kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” lakabı ile bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, söz konusu görüntülere ilişkin bir açıklama yaptı.

Ünlü, paylaştığı mesajda şunları söyledi,

“Bilal Erdoğan Beyefendi’yi kalbimden Allâh için sevmemin sebeplerinden biri daha ortaya çıktı. Merhûm Yiğit Bulut’un cenazesinde Egemen Bağış’ın elini sıkmamış” diye haberler görünce merhûm Necîb Fâzıl’ın: “Dindar ve kindar” sözünü hatırladım ve “Herkes yağcı olmamalıydı, bazıları da dîninin kinini tutmalıydı.” diye düşündüm. Allâh-u Teâlâ, “Bakara Sûresi kıyamet günü ashâbına şefâat etmek üzere gelecek” (Müslim, es-Sahîh, rakam: 804, 1/553) hadîs-i şerîfi hürmetine Bakara Sûresini Bilal Beyefendi’ye şefî’ eylesin ve dînî hassâsiyetlerinden dolayı her işlerinde ona tevfîkini refîk eylesin. Âmîn!”

“BİLİME ALERJİSİ OLAN, YANMAZ KEFEN PAZARLAYICISI”

Ünlü”nün sözlerine Egemen Bağış”ın sosyal medya hesabından yanıt verilirken, Bağış paylaşımında şu açıklamalarda bulundu:

“Hz. Mevlana demiş ya; “Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var elbet. Lakin bir lafa bakarım, laf mı diye? Bir de söyleyene bakarım, adam mı diye?” Yıllar önce görüntülü dijital imtihanla sınanmış ve içinden yetiştiği kurumdan kovulmuş birinin kime hizmet ettiği belli olmayan yorumları bize “camdan evin varsa taş atma” sözünü hatırlattı. Fakat biz yine de onun seviyesine düşmeyeceğiz. Sayın Bakanımız Egemen Bağış bey ve Cumhurbaşkanımızın değerli mahdumu Sayın Bilal Erdoğan’ın kardeşlik hukuku Egemen beyin ilk milletvekili olduğu 2002 yılına dayanır ve ilk günkü kadar içten ve samimidir. O gün de cenaze öncesi vakit namazında camii içerisinde görüşüp selamlaştıklarının yüzlerce şahidi vardır. Egemen Bey yıllar önce FETÖ iftiraları ortaya atıldığında suç duyurusunda bulunmuş ve kayıtların analizini gerek ulusal gerekse, uluslararası bağımsız ses laboratuvarlarına yaptırıp, montaj olduğunu ispat etmiş, raporları da yayınlatmıştı. Gerçi bilime alerjisi olan, peşin hüküm veren, yanmaz kefen pazarlayacıları yine itiraz eder. Alıştık. Ama bu paylaşım onların gönlünü almak için değil, gerçeği merak eden kardeşlerimiz için.”

Source: Derleyen: Mustafa Balcı


Kim var bu işin arkasında?

Ünlü Amerikalı YouTuber, İstanbul’a gelmiş.Ben paylaşılan görüntüleri gördükçe saçımı başımı yoldum.Adama güreş yaptırmışlar, yetmemiş güreştiği başka bir YouTuber’ı yağlatmışlar, hayvanat bahçesine mi gitmek istersiniz yoksa korku evine mi diye sormuşlar.Güya geleneksel şakamız diye üzerine demlikten çay dökme şakası yapmışlar.Yetmemiş, Roman havası ve ardından da Turabi’nin saçma sapan şarkısını dinletmişler.Pes be kardeşim!Bu mu Türkiye?Bu mu İstanbul?Bunlar mı bizim kültürümüz?Yaklaşık 40 milyon takipçisi var bu çocuğun. Kim bilir neler konuşuluyor şimdi o paylaşımlar yüzünden…Adamı götürsenize güzel bir yemeğe Boğaz’a, Dolmabahçe’yi, Ayasofya’yı, Yerebatan’ı falan gezdirsenize.Bir de manipülatörler var.Onlar da Galata Kulesi’nde güvenlik görevlileriyle diyaloğunu paylaşmışlar.Orada isyan ediyor ve “Burada kimse İngilizce bilmiyor mu” diyor.Yahu olmaz mı!Galata Kulesi’nde elbette var rehberler.Ama sen, güvenliklere denk geldiysen ve o kısmı da köpürttüysen bilerek ben sende de art niyet ararım.Tamam, iş bilmezlere denk geldin, seni rezil yerlere götürüp rezil şakalar yaptılar tamam.Ama madem dünyayı geziyorsun, kendin araştırsana nerelere gidilir, neler yapılır.Bir şehri, bir ülkeyi kötülemek çok kolay.Ve kimse kusura bakmasın İstanbul bu zibidinin gösterdiği gibi bir yer değil!Çok önem vermeyin kendinizeSevin sevmeyin, beğenin beğenmeyin, Hadise Harbiye konserlerinin hakkını verdi.Evet dansı tabii ki bir Jennifer Lopez, bir Beyoncé, bir Rihanna değil… Evet sahne şovu tabii ki bir Dua Lipa, bir Katy Perry değil. Ama etkisi büyük oluyor işte.Ben bir hastalığın tezahürünü de gördüm bu konserlerden sonra.Dilan Polat kişisi gösterdi onu bana.Dayanamamış çıkmış demiş ki, “Toplumun ahlakını bozmayalım. O nasıl bir dans Hadise. Hadise Polat olsa soy ismin çoktan TT oluştun. Başka şeyler de gelmişti başına.”Hahahaha.İnanın Polat soyadının bu ülkede bir karşılığı yok. İnanın soyadı Polat adı Dilan olsa hiçbir şey fark etmezdi.Topluma kötü örnek olan biri varsa o da gerçekten sizlersiniz.Hiç algıyı başka yönlere çekmeye çalışmayın.Kabak tadı veren düğünTemizlik takıntılığıyla tanınıp yaptığı programla kariyerine devam etmişti Kadir Ezildi.Ama yaptığı işten çok düğünü konuşuldu.Çünkü benim hatırladığım 8-9 ay öncesinden başladı o merasimler.Nişan, kına gecesi düğün derken 1 seneye yayıldı mevzular.Çok ilginç.Ne bitmez bir seremoniymiş bu. Geçen hafta komedi filmi sahnesi niteliğinde bir kına gecesi görüntüsü seyrettik mesela.Herkes hüngür şakır ağlıyordu beyefendi dahil.Neyse… Sonra düğün olmuş… Nihayet!Bu beyefendi de takılarını falan sergilemiş sosyal medyasından.Ben artık önüne geçilemeyeceğine eminim bu rüyanın.Çünkü saçma da olsa ‘paylaş gitsin’ dönemine çoktan girdik.İnsan her şeyi ortalıkta yaşayamaz.Yaşamamalı!Bir insan düğününü 1 seneye yayamaz.Yaymamalı.Böyle bir adet falan da yok zaten.Siz konuşulduğunuz sanıyorsunuz ama arka planda alay konususunuz farkında değilsiniz.

Source: Orkun Ün


“Almadığımız ücretin borçlusu durumuna düştük”

HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü sürecinde gelinen aşamaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Arslan, Çalışanlarımızın ilk 6 ay alacağı zamlarda, ne yazık ki müzakerelerin henüz tamamlanmamış olduğu birinci 6 ayı geride bırakmış olduk. Bu tekliflerde hem TÜRK-İŞ hem de HAK-İŞ tarafından kabul edilecek teklif olmadığı için değerlendirmeye bile alınmadı diye konuştu. ÜYELERİMİZİN KABUL EDEBİLECEĞİ BİR TEKLİF SUNULMADI Yeni bir teklifle görüşmelerin yenilenmesi gerektiğine vurgu yapan Mahmut Arslan, Daha sonra bir dizi görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde de bu tekliflerin kamu çerçeve protokolünün masada imzalanmasını geciktireceğini, bu konuda çalışanların beklentilerinin karşılanmadığını, yeni bir teklifle bunun yeniden masaya dönülmesi gerektiği gibi taleplerimizi hükümet yetkililerine ve Sayın Bakana da ilettik. 27 Haziran da verilen ikinci teklifte evet bir ilerleme vardı ama bu ilerleme bizim değerlendirebileceğimiz, sendikalarımızın ve üyelerimizin kabul edebileceği bir teklif ne yazık ki sunulmadı açıklamasını yaptı. Bu teklifin de taraflarca kabul edilmeyeceğini de ilan ettiklerini anımsatan Arslan, HAK-İŞ, bu Kamu Çerçeve Protokolü’nün 600 bin civarındaki işçisinin yarısından fazlasını temsil eden bir konfederasyon. Bütün bu iş yerlerimizde çalışan arkadaşlarımızın limanlar, üniversiteler, darphane gibi Türkiye nin stratejik iş yerlerinde, stratejik kurumlarında örgütlü ve yetkili sendikadır. Bu sürecin masada uzlaşmayla sonuçlanmasını en çok isteyen konfederasyonlardan birisi HAK-İŞ tir. Ülkemizin içinden geçtiği zor şartların farkındayız. Ancak bu zorlu süreçlerin çalışanlar için de zorlu süreçler oluşturduğunun farkındayız. Mart-nisan aylarında yüzde 20 dilimine girdik vergide. Yüzde 5 oradan kaybımızı düşünürseniz biz almadığımız ücretin borçlusu durumuna düştük ifadelerini kullandı. ARADA ÇOK BÜYÜK BİR MAKAS VAR Önümüzdeki günlerde grev kararı geleceğini belirten Arslan şunları söyledi: Getirilen teklifler bizim taleplerimizle yakın bir çerçevede olsa bu müzakerelerin gerçekten anlamı daha da büyük olacak. Fakat arada çok büyük bir makas var. Bunun giderilmesi konusunda hükümetimizin tekliflerini makul çizgiye çekmesi gerekiyor. Başta ücretlerimizin toplu sözleşme tarihlerinden kaynaklı değişikliklerinin giderileceği bir taban ücret uygulaması olmak üzere, her iş kolumuza ait işletmelerimizde sendikalarımızın, üyelerimizin taleplerinin karşılanacağı bir modelin ivedilikle gerçekleşmesini istiyoruz. Sendikalarımızın yetkilileriyle koordinasyon kurulu başkanlığımız toplantıdan sonra bir toplantı daha gerçekleştirecekler. Her iş kolundaki sendikalarımızın taleplerinin ve bu taleplerin hangi noktada nasıl gerçekleşeceği hususundaki değerlendirmeler yeniden alınacak ve bu sürecin hızlanması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Şu ana kadar sendikalarımız sürelerini dikkate alarak grev kararı aşamasına önümüzdeki günlerde gelecekler.

Source: Habertürk


15 Temmuz: Gecikmiş bir uyanışın kanlı bedeli

O gece tanklar sokaklara indi, F-16’lar Meclis’i bombaladı, silahlar bu milletin evlatlarına doğrultuldu. Ama hepsinden acısı şu oldu: Bu kalkışmayı yapanlar, yıllarca bu milletin vicdanına, inancına, yardımseverliğine dokunan; “hizmet” diyerek yola çıkmış, “cemaat” diye anılmış, gözümüzün önünde büyümüş bir yapının militanlarıydı. Ve en acı sorulardan biri hâlâ ortada: Biz bu yapının gerçek yüzünü neden zamanında göremedik? Soru da yanıtı da önemli çünkü mücadele hâlâ bitmedi. Bitmediğinin en büyük kanıtı da ara ara haberlere yansıyan operasyonlar ve bu operasyonlarda yakalananlar…KILIKTAN KILIĞA GİREN BİR YAPIFETÖ, bugünkü adını ve şeklini bir gecede almadı.* 1960’larda İzmir’de vaiz olarak ortaya çıkan Fethullah Gülen, “ışık evleri” aracılığıyla ilk nüvelerini attı.* 1980 sonrası, Türkiye’nin darbelerle sarsıldığı o kırılgan dönemlerde örgütlenmesini hızlandırdı. Dershaneler, okullar, gazeteler, televizyonlar, iş dünyasında dernekler… Yani devletin dokunmadığı her boşlukta büyüdü.* “Altın Nesil” yetiştiriyoruz diyerek, genç beyinleri formatladı.* Başörtüsü yasağıyla mağdur edilen dindar kesime “Biz de mağduruz” diyerek yaklaştı.Ama tüm bu “hizmet” görüntüsünün ardında, sabırla örülmüş bir sızma stratejisi yatıyordu. Orduya, yargıya, emniyete, MİT’e yıllar içinde yerleştiler. Çalınan sorularla girilen okullar, mülakatlarla ele geçirilen kadrolar… Her yere bir “abi” yerleştirildi, emirler yukarıdan, Pensilvanya’dan geldi. En acısı ise tüm bu yıllar boyunca istisnaları olsa da siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, vatandaşlar bu yapıya ya destek verdi ya da sessiz kaldı. “Ne güzel eğitim veriyorlar”, “İyi çocuklar bunlar” diyerek, içimizden çıkan bir yapının devleti ele geçirme hırsı adeta görmezden gelindi.7 ŞUBAT VE 17-25 ARALIK: ALARMLAR* Gerçek yüz ilk kez 2012’de MİT kriziyle görüldü. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifadeye çağrıldığında, devlet içindeki paralel yapının ilk sinyali verildi.* Ardından 17-25 Aralık’ta, hükümete karşı “yargı darbesi” niteliğinde operasyonlar geldi. Bu artık bir güvenlik sorunu değil, bir rejim kriziydi. Devlet o tarihten itibaren FETÖ’ye savaş açtı. Ama asıl hesaplaşma, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşandı.15 TEMMUZ O GECE…* Halkın üzerine bomba yağdırmak, Meclis’i vurmak, Cumhurbaşkanı’na suikast düzenlemek…* FETÖ’nün niyeti sadece iktidarı ele geçirmek değil, milleti sindirmek, devleti çökertmekti.* Hesaba katmadıkları bir şey vardı: Halk.* O gece, liderine güvenen, demokrasisine sahip çıkan, tankların altına yatan, F-16 sesleri altında direnmeye devam eden bir halk vardı. Sağcısı, solcusu, dindarı, seküleri, herkes bir ağızdan “hayır” dedi.* Terör örgütünün darbesi bastırılmıştı ama yüzleşme yeni başlıyordu. GEÇ GELEN GERÇEK: FETÖ BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR 15 Temmuz’dan sonra, FETÖ’nün bir terör örgütü olduğu netleşti:* Sadece silahlı saldırılarla değil, yargıyı, emniyeti, basını, eğitimi kullanarak, halkı yıllarca zehirlediği için bir terör örgütü.* Binlerce masumun hayatını kararttığı, kumpaslarla orduyu çökerttiği, yalanlarıyla toplumu böldüğü için bir terör örgütü. Ve bu örgüt, kendisini “cemaat” olarak sunarken, milyonları kandırabildi. Siyaseti, medyayı, akademiyi, sokaktaki vatandaşı. Bugün bile “Ama çok iyi dershanelerdi” diyenler var.* Oysa dershaneler, devletin damarlarına sızmak için kullanılan araçtı. Himmet paraları darbenin finansmanı oldu. Işık evlerinde yetiştirilenler halkın üzerine kurşun sıktı.NEDEN GÖRDÜK AMA GÖREMEDİK?Bu sorunun tek bir cevabı yok. Dindar kesim yıllarca hor görüldü, dışlandı. Başörtüsü yasaklandı, imam hatipler kapatıldı, dini inancı olan insanlar ötekileştirildi. FETÖ, bu mağduriyeti istismar etti. “Biz sizin için varız” dedi. Siyasetçiler, “cemaat” sayesinde bürokraside kadro bulduklarını düşündü. Medya, “hoşgörü” imajına inandı. Akademi, “modern İslam yorumu” diyerek destek verdi. Ama aslında bu yapı mağdur değil, mağduriyet üreten bir makineydi. Görünenin arkasındaki o derin hırsı, sabrı, planı; bizler ya anlamadık ya da anlamak istemedik. Bugün hâlâ “Ama iyi insanlar vardı” demek, 15 Temmuz’da şehit olanların hatırasına haksızlık olur.BUNDAN SONRASI İÇİN: ŞEFFAFLIK, HESAP VEREBİLİRLİK VE HAFIZA Bugün FETÖ büyük oranda tasfiye edildi. Ama bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyor. Ankesörlü telefonlarla ilgili yürütülen incelemelerden hâlâ devletin içinde mahrem FETÖ’cüler olduğunu görüyoruz.FETÖ hem bir istihbarat örgütü hem de bir terör örgütü olarak karşımıza çıktı. Hâlâ tam anlamıyla bittiğini söylemek mümkün değil. Konunun bir başka önemli boyutu ise yeni yapılar, yeni kisvelerle karşımıza çıkabilir. Bu yüzden dikkatli olunmalı. Dinî söylemi kullanan, gizli ajandaları olan, “Biz başka bir yapıyız” diyen her oluşumu şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesiyle sorgulamak şart. Çünkü bir daha 15 Temmuz yaşanmasın istiyorsak, o geceyi unutmamalı, unutturmamalıyız. FETÖ’nün gerçek yüzünü görmeyenler, artık bu gerçekle yüzleşmeli. Suç örgütleri, dini ve halkın duygularını istismar ederek legal bir maske altında büyüyebiliyorsa, bunun sorumluluğu sadece devlette değil, hepimizde.

Source: Hande Firat


Oğlunun nişanlısıyla kaçtı: Ailesini mahvedip bıraktı

Hindistan”ın Rampur kentinde akıllara durgunluk veren bir aile skandalı yaşandı. Shakeel isimli adam, 15 yaşındaki oğlunun evliliği için bir genç kızı nişanladı. Ancak kısa süre sonra oğlunun nişanlısıyla yakınlaşmaya başladı.

“GÜN BOYU GÖRÜNTÜLÜ KONUŞUYORLARDI”

Eşi Shabana”nın iddiasına göre Shakeel, kızla sürekli telefonla konuşuyordu. Şüpheleri artan Shabana, eşini genç kızla iki kez birlikte yakaladığını itiraf etti:

“Kimse bana inanmadı. Oğlumla birlikte kanıt topladık. Gün boyu video arama yapıyorlardı.”

Yaşananlar ortaya çıkınca 15 yaşındaki çocuk evlenmekten vazgeçti. Ancak babası Shakeel, hem eşini hem diğer aile üyelerini bu duruma itiraz ettikleri için dövdü. Aile fertlerinin iddiasına göre Shakeel, evden yaklaşık 100 bin TL civarı bir nakit para ve 17 gram altın alarak genç kızla evlendi.

Source: Sonuç Sürmeli


“Sıvacı Adem”den “güvenli evler” itirafı! İmamoğlu”ndan “sus” baskısı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, tutuklanarak İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu”nun da arasında bulunduğu zanlılar hakkında “suç örgütü yöneticisi olmak”, “suç örgütüne üye olmak”, “irtikap”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarından yürüttüğü yolsuzluk soruşturması devam ediyor.Soruşturmada tutuklu bulunan Soytekin, 17-26 Haziran ile 2 Temmuz”da savcılığa etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifade vermesinin ardından sulh ceza hakimliğince “konutu terk etmeme” şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliye edildi.Soytekin, bu kapsamda verdiği ifadesinde, tutuklanarak İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresinde başlayan, öncelik hedef olarak İBB Başkanlığı sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan ve Beylikdüzü”nde temelleri atılıp İstanbul”un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısı hakkında bildiklerini anlatarak, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini ifade etti.İmamoğlu”nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde yapımına başlanan Meydan Yakuplu Projesi”yle ilgili müşteki-şüpheli Muzaffer Beyaz”ın kendisini arayarak görüşmeye çağırdığını söyleyen Soytekin, Beyaz”ın ofisinde İmamoğlu”yla birlikte görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.Soytekin, alt taşeron olarak işi kendisinin yaptığını aktararak, “Bu işin esas sahibi Beyaz”lar ve Ekrem İmamoğlu”dur. İnşaat süresince yapılan işleri Beyaz”ların koymuş olduğu mühendis ve İmamoğlu adına Tuncay Yılmaz (şüpheli) kontrol etmekteydi. Yapılan işlerde bunlardan onay alınmaktaydı. İş bitiminde Ekrem İmamoğlu ile Beyaz”lar arasında yaşanan ticari anlaşmazlıklar neticesinde toplamda 17 dükkan Ekrem İmamoğlu”nda kalmıştır.” dedi.- “BU DAİRELER KURULTAY SÜRECİNDE DE ETKİLİ KİŞİLERE VERİLMİŞTİR””KİPTAŞ”tan daire verildiği” iddiasıyla ilgili Soytekin, söz konusu 75 dairenin CHP üyelerine, belediye meclis üyelerine, CHP”li belediye çalışanlarına ve KİPTAŞ çalışanlarına verildiğini öne sürdü.Soytekin, Tuzla CHP Meclis Üyesi bir kişinin söz konusu dairelerden birini kendi üzerine aldığının tespit edildiğini, diğer kişilerinse daireleri yakınlarının üzerine aldıkları için tespit edilemediğini kaydederek, “Söz konusu liste Nezahat Kurt”ta (şüpheli) vardır. Verilen bu 75 dairede hiçbir bağımsız belediye çalışanı veya şahıs yoktur. Ekrem İmamoğlu”nun yakın ekibine dahi buradan daire verilmemiştir. Burada daire verilen şahısların birçoğu siyasi manada özgül ağırlığı olan ve etkin kişilerdir. Bu daireler kurultay sürecinde de etkili kişilere verilmiştir.” diye konuştu.İETT”ye ait 49 dönümlük inşaat alanının ihaleye çıkarılarak KİPTAŞ”a verildiğini bildiren Soytekin, bu ihalenin meclis kararı alınmadan ihaleye çıktığı gerekçesiyle İdare Mahkemesince iptal edildiğini, itiraz neticesinde üst mahkemenin İETT”nin meclis kararı olmadan kendi uhdesindeki araziyi ihaleye çıkabileceğine ilişkin bir karar verdiğini dile getirdi.Soytekin, KİPTAŞ”tan 2024″ün sonlarına doğru Beykoz”da boğazı gören 34 dönümlük kentsel dönüşüm arsasında neler yapılabileceğine ilişkin kendisinden görüş istendiğini, bunun üzerine ön proje önerilerini sunduklarını belirtti.Bir gün sonra şüpheli Ali Kurt”un kendisini yanına çağırdığını ve gittiğinde şüpheli Fatih Keleş”in de orada olduğunu anlatan Soytekin, “Bu arsayı (şüpheli) Murat Gülibrahimoğlu”na vermeleri gerektiğini, Gülibrahimoğlu”nun döküm işlerinden dolayı KDV ve girdi maliyetine ihtiyacı olduğundan burayı yapacağını, talimatın direkt İmamoğlu”ndan olduğunu bana ilettiler. Sonrasında oradan ayrıldım. Projeden el çektirildiğim için sonraki süreci takip etmedim.” ifadelerini kullandı.- “KİPTAŞ”TA İŞE GİTMEYEN CHP”LİLER SGK”LI GÖSTERİLDİ” İDDİASISoytekin, İBB tarafından yapılan Güneşli-Bağcılar metro hattı ihalesine girmek istediğini iletmesi üzerine Keleş”in kendisini Yapı Merkezi AŞ”nin ofisine görüşmeye yönlendirdiğini belirterek, şunları söyledi:”Burada ismini şu an hatırlayamadığım, gözlüklü, 50 yaşın üzerinde bir yönetim kurulu üyesiyle görüştüm. Görüşmede, 3 ortak olduklarını, işin boyutunun Fatih Keleş ile Ekrem İmamoğlu”nun ortaklık payı olarak yüzde 7 üzerinden belirlendiğini ve Avrasya Tüneli”nden sonra İstanbul”da ilk defa bir işe girdiklerini anlattı. Ben söz konusu yapılacak işin miktarını orada öğrendim ve yeterli iş bitirmem olmadığını anladım. Kendilerine yeterli iş bitirmem olmadığını ve ortak olamayacağımı söyledim. Bunun üzerine bana yaklaşık 3 milyar liralık betonarme niteliğindeki alt yüklenicilik işleri vereceklerini söylediler. Bana şirketimin gücüyle ilgili çalışma yapmamı söylediler. Sonrasında buradan ayrıldım.”Ambarlı Arıtma Merkezi işine ortak olmak istediğini ancak olamadığını anlatan Soytekin, bu işin ön yükleniciliğini alan şüpheli Ali Nuhoğlu ve Özden K. ile konuştuğunu ifade etti. Soytekin, kendilerine bu işten anlamadığını söylediğini belirterek, “Bunun üzerine Ali Nuhoğlu bana, “Bu işten yüzde 10 Ekrem İmamoğlu”na vereceğiz, bizde zaten çok para kazanmıyoruz.” diye cevap verdi.” dedi.Soytekin, şunları kaydetti:”KİPTAŞ”ın şu an yapmış olduğu tüm şantiyelerde işe gitmeyen ancak maaş alan birçok CHP üyesi kişi, SGK”lı olarak müteahhitlere işe aldırılmaktadır. Benim yaptığım projelerde de bu şekilde maaş ödemeleri tarafıma yaptırıldı. Bu isimleri bize Ali Kurt bildirmekteydi. Onun bildirmesi sonrasında bu şahısların işe girişleri yapılmaktaydı. Şu an hatırladığım kadarıyla Bahçelievler muhtarının kızı veya eşi bizim yapmış olduğumuz otopark işinde yaklaşık 1,5 senedir SGK”lı olarak gözükmektedir ancak kendisini hiçbir suretle tanımıyorum, işe gelmemiştir. Bunu benim genel müdürüm olan Bülent”e İBB”den ilettiklerini biliyorum.”- “MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU, PARALARIN BİR KISMINI LONDRA”YA, BİR KISMINI İSE İSPANYA”YA KAÇIRMIŞTIR”Ekrem İmamoğlu ile Ertan Yıldız”ın Viyana”daki “Kent Restoran” diye bilinen grupla ortak otel yaptıklarını duyduğunu kaydeden Soytekin, “Ertan Yıldız”ın Viyana”ya para çıkarttığını da duymuştum. Viyana”daki Kent Restoran halihazırdaki sahibi olan Adem T, Trabzonlu”dur. Babası Hüseyin T. öncesinde, Beylikdüzü”nde İmamoğlu”nun belediye başkanlığı döneminde inşaat yapmıştır. Bu inşaatı Saim U. ile ortak yaptılar. Hüseyin T, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde vefat etmiştir. Hüseyin T, İmamoğlu ile çok samimiydi. Oğlu Adem T. de Türkiye”ye geldiğinde İmamoğlu ile çok sıkı görüşmektedir. Bu şahısların Viyana”da ciddi lobisi bulunmaktadır. Viyana Parlamentosu”nda bir milletvekili olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullandı.Soytekin, bir milletvekilinin kendi ofisine geldiğini ve tanıştıklarını belirterek, şunları paylaştı:”İmamoğlu ve Yıldız”ın paralarının bir kısmı bunlar tarafından Viyana”da resmileştirilmiştir. İmamoğlu”nun parasının büyük kısmı ise Murat Gülibrahimoğlu isimli şahıstadır. Gülibrahimoğlu, bu paraların bir kısmını Londra”ya, bir kısmını ise İspanya”ya kaçırmıştır. Kendisinin İspanya”da ve Londra”da bu paralarla otel yaptırdığını biliyorum. Söz konusu operasyonun çok öncesinden duyulduğu ve İmamoğlu başta olmak üzere avukat Mehmet Pehlivan tarafından sistemdeki tüm aktörler uyarıldığı için şu an ve operasyon esnasında nakit para bulunamamıştır. Operasyon öncesinde Fatih Keleş”in sistemin paralarını sakladığı güvenli evler olduğunu biliyorum. Veysel Erçevik”in (şüpheli) kullanmış olduğu ev de bunlardan birisiydi. Bakırköy”de Aşçıoğlu ve Nef”te, Koru Florya”da Mustafa Keleş”e ait bir dairenin bu amaçlarla tutulduğunu bilmekteyim.”- “HALİHAZIRDA SÖZ KONUSU DOSYA KAPSAMINDA 130-140 AVUKAT FİNANSE EDİLMEKTEDİR”Operasyon öncesinde nakit paranın Fatih Keleş”ten alındığını ve İmamoğlu”na bağlı dokunulmazlığı olan milletvekillerine devredildiğini bildiğini kaydeden Soytekin, “Bunu bilmemin en büyük sebeplerinden birisi operasyondan önce fiziki takipte de bana sorulan İmamoğlu”yla başkanlık konutunda yapmış olduğum görüşmede, İmamoğlu bana, “Tedbirini aldın mı? Operasyon yapılacak, sen de listedesin. Eğer emanet etmen gereken para veya belge varsa bunları Turan Taşkın Özer”e emanet ver.” demiştir.” ifadelerini kullandı.Dokunulmazlığı olduğu için Turan Taşkın Özer”in “emanetçi” yapıldığını öne süren Soytekin, “Böyle bir para olmadığı savunması tamamen yalandır. Halihazırda söz konusu dosya kapsamında 130-140 avukat finanse edilmektedir. Bu avukatların aylık ortalama maliyeti 1 milyon dolardan aşağı değil, bunun finansmanı böyle bir para olmasa nasıl karşılanacak? Yine cezaevinde bulunan İBB bürokratları ile özel olarak ilgilenmekteler. Bunların da finansmanı ağır yük getirmektedir.” beyanında bulundu.Soytekin, Turan Taşkın Özer”le toplantı yaptıklarını ve Özer”in kendilerinden yapmadıkları bağışın makbuzunu kesmesini istediklerini iddia ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:”Özer, bunun İmamoğlu”nun talimatı olduğunu söylemesi üzerine bizde bunu kabul ettik. Bu süreçte benim veya İlhan”ın böyle bağış yapacak nakit durumumuz yoktu. Banka hesaplarımız incelendiğinde bu görülecektir. Özer, bu dekontları milletvekilliğinin düşmesi durumunda kendisini kurtarmak için bizden temin etti. Ben 5 milyon TL, artı 1 milyon 700 bin avroluk iki ayrı makbuz kestim. İlhan da buna yakın makbuzlar kesti. Bu makbuzları bizden İlhan A”nın Gürpınar”daki ofisinde Mehmet Pehlivan aldı. Bu olay söz konusu görüntülerin basına çıkmasından sonra gerçekleşti. Bu görüntüler basına çıktığında Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz, Trabzon”a kaçmışlardı. Yaklaşık 1 hafta hiçbir şekilde kendilerine ulaşılamadı.”Adem Soytekin, “Ben ihalesiz olarak Ekrem İmamoğlu”nun talimatıyla birçok iş yaptım. Bu işlerin paraları bana kısmen daire, kısmen çek, kısmen nakit para olarak başka müteahhitlerce temin edilerek tarafıma ödettirilen ücretlerle karşılanmıştır. Ben bu konularla ilgili cezaevindeyken açıklama yapılmasını Turan Taşkın Özer”den ve Ekrem İmamoğlu”ndan istediğimde bana, “Biz böyle bir açıklama yaparsak suçu kabul etmiş oluruz. Sen boşver, cevap olarak aramızdaki ticari faaliyet de, geç.” dediler.” ifadelerini kullandı.- “İMAMOĞLU”NA AİT “ADEM DİK DUR, BİZİ SATMA” İÇERİKLİ NOT OKUTULARAK SUSTURULMAYA ÇALIŞILDIM”İfadesinde, örgütün genel yapısı ve görevlerle ilgili bilgi vermek istediğini belirten Soytekin, İmamoğlu”nun altında Murat Ongun”un olduğunu, Ongun”un Medya AŞ ile Kültür AŞ”den sorumlu bulunduğunu, buradaki ihalelerin yüzde 80″inin nakit olarak Ongun”un kontrolünde olduğunu ve bu işlerin yüzde 20″sinin gerçek iş olduğunu ifade etti.Ongun”un Beşiktaş Belediye Başkan adayı olmak istediğini ancak İmamoğlu”nun Ongun”u yanından ayırmamak için kabul etmediğini söyleyen Soytekin, ifadesini şöyle sürdürdü:”Fatih Keleş, nakit para akışları kendisinde toplanmaktaydı. Bu paraları Zafer Keleş, Murat Keleş, İbrahim Bülbüllü (şüpheli) isimli şahıslar aracılığıyla toplamaktaydı. Kendisi Bakırköy Belediye Başkan adayı olmak istemiştir ancak İmamoğlu yanından ayırmamak için bunu kabul etmemiştir. Tuncay Yılmaz, İmamoğlu Şirketlerinin Genel Müdürü olmasıyla beraber Keleş gibi paranın toplandığı bir diğer şahıstır. Ertan Yıldız, Medya AŞ, Kültür AŞ, KİPTAŞ ve kapatılan BİMTAŞ hariç tüm iştiraklerdeki ihaleleri kendisi kontrol eder, onun bilgisi olmadan hiçbir iş alınamazdı. Hangi işi, hangi müteahhidin, hangi paraya alacağı, çoğu zaman hangi firmanın yan teklif vereceği ve hangi işi de kendisinin kontrolündeki şirketlerin (bunların paraları Ertan Yıldız”ın parasıdır) yapacağına karar verirdi. İhale evrakları, ihale öncesi Yıldız”ın gayri resmi onayına sunulur, onun Bakırköy”de kurmuş olduğu birimin onayından sonra ihaleler gerçekleşirdi. Bu ihalelere ihale bedelinin üzerinde yüzde 10 rüşvet paraları eklenir, işi alan müteahhitlerden hak ediş sonrasında bu paralar tahsil edilirdi.”Soytekin, paralel şekilde kurulmuş hiçbir yapıyla yan yana anılmasının söz konusu olmadığını savunarak, “Tutuklanmamın üzerinden yaklaşık 3 ay sonra ifade vermemin sebebi, olayların bütününü anlamak maksadıyla geçen süredir. Bu sürede cezaevinde avukatlar aracılığıyla şahsıma ciddi baskılar, milletvekili teklifi yapılarak susturulmaya çalışıldım. El yazısıyla Ekrem İmamoğlu”na ait notlar tarafıma okutturularak susturulmaya çalışıldım. Hatırladığım notlardan birisi, “Adem dik dur, bizi satma.” içerikli nottur. Şu an ifademde kimseyi sattığımı düşünmüyorum.” beyanında bulundu.İŞ İNSANI ADEM SOYTEKİN”DEN “EKREM İMAMOĞLU “İZAHAT BEKLİYORUM” ŞEKLİNDE CEZAEVİNE NOT GÖNDERDİ” İDDİASISoytekin ifadesinde, istememesine rağmen kendisi hakkında, tutuklanarak İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu”nun “kasası”, “has adamı”, “sıvacısı” gibi yakıştırmalar yapıldığını, ancak hiçbir zaman kendisinin öyle olmadığını savundu.İmamoğlu”nun kendisine faydadan çok zararı olduğunu söyleyen Soytekin, ticaretinin büyümesinde İmamoğlu”nun dahli olmadığını iddia etti.Soytekin, Bahçeşehir”deki Butik Panaroma isimli projesinden 4 artı 1 bahçe dubleksini şüpheli Serdar Taşkın”a, 2 artı 1 daireyi şüpheli Ercan Saatçi”ye verdiğini belirterek, “Ercan Saatçi”ye vermiş olduğum dairenin tapusu hatırladığım kadarıyla kendi üzerine değildi. Devrettiğim dairelere karşılık bu şahıslardan herhangi bir ödeme almadım. Bu daireleri, Mehmet Murat Çalık”ın (Beylikdüzü Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan şüpheli) beni arayarak, Taşkın ve Saatçi”ye İmamoğlu”nun istedikleri dairelerin verilmesi gerektiğini söylemesi üzerine devrettim. Bu dairelerin paraları tahminimce 5-6 ay sonra nakit olarak Zafer Keleş (şüpheli) ve Murat Keleş (şüpheli) tarafından Serpil isimli çalışanıma teslim edildi.” dedi.Soytekin, şunları söyledi:”Ekrem İmamoğlu kendisi Cumhurbaşkanı olduktan sonra yerine İBB Başkanı olarak Mehmet Murat Çalık”ın geçmesini istiyordu. Bunun için benim yapmış olduğum Topkapı Projesi”nde, 5″inci katta Çalık”ın kullanması amacıyla 5 tane daireyi birleştirerek, merkezi lokasyonda ofis yapmak için satın aldılar. Bu yerin projesini akrabası olan Mete E. çizmişti. Buranın parasını, Çalık”ın Balıkesir Güre”de Fatih Keleş ve İmamoğlu ile ortak olduğu arsadaki payını İmamoğlu”na devrettikten sonra İmamoğlu gönderecekti. Buna ilişkin 2024 yılı sonunda Beylikdüzü”nde toplantı yaptık. Toplantıda Veysel Erçevik (şüpheli) Çalık”ı temsilen, Tuncay Yılmaz (şüpheli) ise İmamoğlu”nu temsilen bulunmaktaydı. Devir işlemleri operasyon yapılması nedeniyle gerçekleşmemiştir. Tarafıma da herhangi bir ödeme yapılmamıştır.”- “FATİH KELEŞ”İN DE KULLANILDIĞINA ŞAHİT OLDUM”Soytekin, soruşturmanın basına yansıyan kısmından anladığı kadarıyla etkin pişmanlıktan faydalanan birçok kişinin tüm sorumluğu Fatih Keleş”e ve kendisine yıkmaya çalıştığını gördüğünü belirterek, “Ancak benim bu şahıslarla bir arada bulunduğum süreç içerisinde Fatih Keleş”in de kullanıldığına şahit oldum. Ben doğru işler yapıldı demiyorum ancak birilerinin ön plana çıkartılarak üzerlerine suç yıkılması, gerçek suçlularının da kurtarılmaya çalışmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Fatih Keleş bahsedilen konuların hiçbirini kendi iradesiyle yapmamıştır.” dedi.Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmasının basına yansımasına ilişkin Soytekin, şunları söyledi:”Benim etkin pişmanlıktan faydalandığım basına yansıdıktan sonra kendi vekaletli avukatım beni ziyarete geldiğinde ilk savcılık ifademde bulunan Onur isimli avukat üzerinden bana mesaj getirdiğini, Ekrem İmamoğlu”nun Onur”a “Kızgın değilim kırgınım neden yaptın izahat bekliyorum” şeklinde notunu iletti. Yine avukat Onur Büyükhatipoğlu (şüpheli) ayın 17″sinde verdiğim ifadeden sonra bana gelerek Murat Gülibrahimoğlu”nun (şüpheli) avukat gönderip göndermediğini sordu. Kimsenin gelmediğini söyledim. Bunun üzerine Gülibrahimoğlu adına bazı avukatların bazı şüpheli tutukluları ziyaret ettiğini, “Konuşmayın dik durun. Çok daha güçlü bir şekilde döneceğiz. Her türlü hazırlıklarımız tamam” şeklinde mesajlar ilettiklerini söyledi. “Sana da gelirlerse bana bilgi ver” dedi.”- “TUNCAY YILMAZ İLE YAPMIŞ OLDUĞUMUZ PROTOKOLLE BURASI İÇİN TOPLAM 5,5 MİLYON DOLARA ANLAŞTIK”Soytekin, Asoy Plaza”nın inşaatını kat karşılığı olarak sözleşme imzalayarak yaptığını ifade ederek, şunları anlattı:”İnşaat yapım aşamasında binanın 9″uncu katı İmamoğlu”na ait SSB Gayrimenkul”e kat irtifakı öncesi arsa pay satışıyla yapılmıştır. Bu satışa istinaden şirketin hesabına resmi gösterilen para yatırıldı. Bu paraya istinaden arsa payı satışı gerçekleşti. Bu arsa payına karşılık 14 tane ofis 9″uncu katta şerefesi en yüksek olan tam kat yere tekabül etmektedir. Biz bunun karşılığında Tuncay Yılmaz ile yapmış olduğumuz protokol ile burası için toplam 5,5 milyon dolara anlaştık. Bu anlaşma karşılığında farklı zamanlarda sistemden getirilen paralarla 5 milyon dolar tarafımıza ödenmiştir.” dedi.Şüpheli Mehmet Pehlivan”ın şubat ve mart ayında Topkapı”daki ofise gelerek kendisine, “Saçma sapan iş yapmışlar. Ali Nuhoğlu”nun oradan geliyorum. Oradaki fatura işlerini düzelttik. Şimdi senin şirketle olan fatura sıkıntılarını düzeltmemiz lazım.” dediğini söyleyen Soytekin, “Kendisini muhasebe birimine yönlendirdim. Pehlivan”ın istediği şekilde inşaat maliyeti üzerinden bir fatura düzenlendi. Bu faturanın giriş, çıkışı yapılacaktı ancak bu işlem yapılamadı. Operasyon gerçekleşti, şuan şirketimizin carisine bakıldığında böyle bir alacak bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı.- “CEZAEVİNE DAHA ÖNCE HİÇ KARŞILAŞMADIĞIM 2 AVUKAT GELDİ”Soytekin, tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumuna, kendisinin talebi olmamasına karşın daha önce hiç karşılaşmadığı 2 avukatın geldiğini kaydederek, “Bu avukatlardan birisi erkek, birisi kadındı. Erkek olan avukat bana, “Beni devlet gönderdi, itirafı olacakmışsın sakın yapma. Devlet sizin burada olmanızı zaten istemiyor. Bu operasyonların hiçbirini devlet yapmıyor. Dik durun devlet yanınızda olacak” dedi. Ben de kendisine, “Devlet bizim burada olmamızı istemiyorsa bizi niye buraya aldı” diyerek görüşmeyi sonlandırdım.” beyanında bulundu.Adem Soytekin, görüşmeye gelen kadın avukatın ise kendisinden 80 milyonluk senet istediğini öne sürdü.İmamoğlu”na metro ihalesinden yüzde 7 pay300 daire 3 kişiyeCHP”de “İmamoğlu” depremi

Source: Www.star.com.tr


Resimli 15 Temmuz mesajları ve sözleri

15 Temmuz 2016… FETÖ mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişiminin üzerinden tam 9 yıl geçti. Tarihinde bağımsızlığına leke sürdürmeyen, şanlı bayrağını yere düşürmeyen Türk milleti, o gece vatanına, demokrasisine ve istiklaline canı pahasına sahip çıktı, hain FETÖ nün darbe girişimini durdurdu ve dünyaya emsalsiz bir direniş destanı yazdı. Bu şanlı direnişin yıl dönümünde şehitlerimiz rahmetle anılıyor, demokrasiyi, milli birlik ve beraberliği vurgulayan paylaşımlar yapılıyor. Sosyal medya hesabından paylaşım yapmak isteyenler için en duygusal, anlamlı, Türk bayraklı 15 Temmuz mesajları ve sözleri haberimizde yer alıyor. İşte, uzun, kısa, duygusal, resimli 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü mesajları ve sözleri…15 TEMMUZ MESAJLARI VE SÖZLERİ 2025 Milletin gücü, tankların gücünü yendi. Demokrasi uğruna hayatını feda eden şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. 15 Temmuz, millî birlik ve beraberliğin en güçlü ispatıdır. Unutmadık, unutturmayacağız. Canı pahasına vatanını savunan kahramanlarımızı minnetle anıyoruz. 15 Temmuz unutulmayacak bir millet destanıdır.15 Temmuz, milletimizin demokrasiye sahip çıkışının adıdır. Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Devletin bekası, milletin iradesiyle korunur. 15 Temmuz, tarihe altın harflerle yazılmış bir destandır. Bayrak inmez, ezan susmaz, vatan bölünmez! 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü müz kutlu olsun.Her karış toprağı kanla yoğrulmuş bu vatan, bir gecede yeniden doğdu. Şehitlerimizi dualarla yâd ediyoruz. 15 Temmuz, milletin özgürlük sevdasıdır. Gözünü kırpmadan meydanlara çıkanların gecesidir. İmanla şahlanan yürekler, hainleri dize getirdi. Vatan size minnettardır.O gece yürekler siper oldu vatana, minarelerden yükselen sala, hainlerin sonu oldu sabaha. Gök kubbede ezan, meydanda iman; milletin destanıdır 15 Temmuz. Siper ettik gövdemizi kurşunlara, yazdık yeniden adını tarihe: Demokrasi! UZUN 15 TEMMUZ MESAJLARI 15 Temmuz un yıl dönümünde, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Demokrasi ve özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. 15 Temmuz, milletin destanı, demokrasinin kalesidir. O günün kahramanları, bizlere her zaman örnek olacak. Şehitlerimize Allah tan rahmet, gazilerimize sağlık ve huzur diliyorum. 15 Temmuz, milletin destanı, demokrasinin kalesidir. O günün kahramanları, bizlere her zaman örnek olacak. Şehitlerimize Allah tan rahmet, gazilerimize sağlık ve huzur diliyorum.15 Temmuz, Türkiye nin direnişinin, kahramanlık ve fedakarlıkla örnek olmuş bir günüdür. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi minnetle selamlıyorum. 15 Temmuz da yaşananlar, vatan sevgisinin ve demokrasi mücadelesinin ne demek olduğunu gösterdi. O gece yaşananları unutmadan, her zaman hür ve bağımsız olacağız.15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü nü saygıyla anıyor, tüm şehitlerimize Allah tan rahmet diliyorum. Demokrasiye sahip çıkmanın en güzel örneği 15 Temmuz dur. Tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. 15 Temmuz un 9. yılında demokrasimiz ve milletimiz için kendini feda eden kahraman şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.15 Temmuz, milletimizin direniş destanıdır. Şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifa diliyorum. Her zaman birlik ve beraberlik içinde olacağız. 15 Temmuz da tek yürek olarak demokrasiye sahip çıkan aziz milletimizi selamlıyorum. Şehitlerimize Allah tan rahmet, gazilerimize sağlık diliyorum. 15 Temmuz da yazılan kahramanlık destanı unutulmaz. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize minnetlerimizi sunuyoruz.Milli irademize ve demokrasimize sahip çıkmak için gövdesini siper eden tüm 15 Temmuz Milli İrade ve Demokrasi Zaferi Şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz gecesi millet, iradesine sahip çıkmak için sokaklara döküldü. Tanklara karşı duran yürekler tarihi yeniden yazdı. Demokrasi zaferi, şehitlerin kanıyla mühürlendi. 15 Temmuz 2016… Bu milletin kaderine sahip çıktığı gece. Demokrasiye selam olsun. Bir gecede destan yazanlara minnetle… 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü kutlu olsun. Tanklara karşı duran yürekleri unutma! O gece bir millet, namluların karşısında gövdesini siper etti. Demokrasi yeniden doğdu. Bayrak için, vatan için, ezan için ölüme koşanlara selam olsun. Tarih; 15 Temmuz gecesi, cesaretin ne demek olduğunu bir kez daha yazdı. RESİMLİ 15 TEMMUZ MESAJLARI Canı pahasına vatanını savunan kahramanlarımızı minnetle anıyoruz. 15 Temmuz unutulmayacak bir millet destanıdır. Her karış toprağı kanla yoğrulmuş bu vatan, bir gecede yeniden doğdu. Şehitlerimizi dualarla yâd ediyoruz. 15 Temmuz, milletin özgürlük sevdasıdır. Gözünü kırpmadan meydanlara çıkanların gecesidir. İmanla şahlanan yürekler, hainleri dize getirdi. Vatan size minnettardır. O gece yürekler siper oldu vatana, minarelerden yükselen sala, hainlerin sonu oldu sabaha. Gök kubbede ezan, meydanda iman; milletin destanıdır 15 Temmuz. Türk milleti o gece bir kez daha destan yazdı. Darbecilere geçit vermeyen halk, demokrasinin en büyük savunucusu oldu. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. 15 Temmuz, bir halkın silaha karşı yüreğiyle direndiği gündür. Vatan için sokağa çıkanlar, tarihi değiştirdi. Demokrasi mücadelesi asla unutulmayacak. Millî iradeye yönelen saldırı, halkın kararlı duruşuyla bertaraf edildi. O gece Türk milleti bir bütün olarak ayağa kalktı. Unutmadık, unutturmayacağız.

Source: Habertürk


Kadınlar ve gençler vatan için nöbetteydi… “Ellerde bayrak, yüreklerde dua vardı”

TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Av. Hatice Akıncı Yılmaz, 15 Temmuz”un kadınlar ve gençler için taşıdığı anlamı dile getirdi. Hatice Akıncı Yılmaz, “Emanet, sadece hatırlanmaz, korunur, yaşatılır ve gelecek kuşaklara aktarılır. Bu anlayışla; gençliğe, bilinç aktarmayı da sorumluluk sayıyoruz. 15 Temmuz, milletin duasıyla mühürlenmiş, bedelle kazanılmış bir nöbettir. Bugün o nöbet, TÜRGEV”li gençlerin yüreğinde tutuluyor. Bizler, şehitlerimizin aziz hatırasını her gün bir ilimde, her adımda bir hizmette, her duruşta bir sadakatle yaşatıyoruz.” ifadelerini kullandı.TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Av. Hatice Akıncı Yılmaz, 15 Temmuz”un kadınlar ve gençler için taşıdığı özel anlamı vurguladı. “Bu nöbet, artık TÜRGEV”li gençlerin yüreğinde tutuluyor” dedi.”15 Temmuz, halkımızın iradesini kararlılıkla ortaya koyduğu, korkularını bir kenara bırakıp inancıyla hareket ettiği önemli bir geceydi” ifadesini kullanan Yılmaz, şu mesajları verdi: “O gece yalnızca bir darbe girişimine karşı değil, aynı zamanda ülkenin kaderine yön veren bir direnişe tanıklık ettik. Şehirler önce sessizliğe büründü, ardından halkın kararlılığıyla canlandı.””İnsanların ellerinde bayrak, yüreklerinde dua vardı. Herkesin kalbinde, zihninde tek bir düşünce yankılanıyordu: Bu vatan bizlere emanet. Kadınlar için ise 15 Temmuz, yalnızca bir direniş değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakacakları kutsal bir değere dönüştü. Anneler, çocuklarını Allah”a emanet ederek meydanlara çıktı. Genç kızlar, bayrağın gölgesinde yürümeyi bir sorumluluk bildi.””Kadınlar, o gece milletin sesi ve kararlılığının simgesi hâline geldi. Bugün bizler, o gecenin sorumluluğunu hatırlamakla kalmıyor, kalbimizde, kararlarımızda ve kurumsal vizyonumuzda da taşıyoruz. Çünkü biliyoruz ki: Emanet, sadece hatırlanmaz, korunur, yaşatılır ve gelecek kuşaklara aktarılır. Bu anlayışla; gençliğe, bilinç aktarmayı da sorumluluk sayıyoruz. 15 Temmuz, milletin duasıyla mühürlenmiş, bedelle kazanılmış bir nöbettir. Bugün o nöbet, TÜRGEV”li gençlerin yüreğinde tutuluyor. Bizler, şehitlerimizin aziz hatırasını her gün bir ilimde, her adımda bir hizmette, her duruşta bir sadakatle yaşatıyoruz.

Source: Www.star.com.tr


15 Temmuz kalkışmasına psikopolitik bakış

Kamusal haf�za, bireysel haf�zalar�n toplam� de�il; toplumsal anlat�larla �ekillenen dinamik bir aland�r. 15 Temmuz, bu haf�zaya bir zafer ve direni� an�s� olarak kaz�nm��t�r. 15 Temmuz gecesi T�rk milleti yaln�zca bir darbe giri�imini p�sk�rtm�� de�ildir. As�l zafer bireyin teslimiyet psikolojisine kap�lmayarak iradesini ve kimli�ini yeniden sahiplenmesidir.

Dr. Ali Ruhan �elik/ Kocaeli Sa�l�k ve Teknoloji �niversitesi Psikoloji Ana Bilim Dal� Ba�kan�

Tarih sadece siyasi olaylar dizisi de�il, ayn� zamanda toplumlar�n kolektif bilin�alt�nda biriken duygular�n, kimliklerin ve k�r�lmalar�n iz d���m�d�r. Osmanl�”n�n y�k�l���ndan Cumhuriyet”in kurulu�una uzanan s�re� nas�l ki bir travmadan zafere d�n��en psikopolitik bir yap� i�eriyorsa, 15 Temmuz 2016 gecesi ya�anan darbe giri�imi de benzer �ekilde travmatik bir tehdidin kolektif direni� ve psikolojik zaferle sonu�land��� bir k�r�lma noktas�d�r.

15 Temmuz 2016 gecesi, T�rk milletinin yaln�zca bir askeri m�dahaleye de�il, ayn� zamanda psikolojik olarak milli iradesine, tarihsel kimli�ine ve toplumsal birli�ine y�nelik bir sald�r�ya kar�� verdi�i kolektif direni�in simgesi h�line gelmi�tir. O gece ya�ananlar, bireysel ve toplumsal d�zeyde travma, �ok, belirsizlik ve ayn� zamanda kararl�l�k, diren� ve toplumsal dayan��ma gibi �ok katmanl� psikolojik s�re�leri tetiklemi�tir.

Bu y�n�yle 15 Temmuz, sadece siyasi bir olay de�il; ayn� zamanda psikopolitik a��dan analiz edilmesi gereken, bireyden ulusa kadar uzanan derin bir psikolojik olgudur. Bu ba�lamda hem darbe giri�iminde bulunan yap�lar�n psikolojik motivasyonlar�, hem de milletin verdi�i kar��l���n kolektif davran�� kal�plar� detayl� bi�imde incelenmelidir.

Ter�r �rg�tlerinin insan zihnine s�z�nt�s�

�nsan beynini hayvan beyninden ay�ran temel mekanizma prefrontal korteks dedi�imiz al�n b�lgesindeki yap�d�r. Bu yap� strateji ve planlama yapabilmemize, muhakeme edebilmemize, olaylar�n perde arkas�n� d���nebilmemize,davran��lar�m�z�n sonu�lar�n� kestirmemize yarayan �st d�zey zihinsel becerilerimizin organize edilmesini sa�lar.

�nsano�lu b�y�k �l��de 12-13 ya�lardan itibaren soyut d���nebilmeye ba�lar. Yani bir �nceki ya�lara g�re beynin d���nsel becerileri h�zl�ca geli�mi�tir. Bu geli�im 16-17 ya�lar�nda bir kez daha s�n�f atlar ve ay�rdedebilmeye de ba�lan�r. Ergenlik d�nemi diye adland�rd���m�z d�nemde birey beyninin art�k son derece geli�ti�ini, kendi do�rular�n�n genel do�rular oldu�unu, art�k meseleler hakk�nda derin yarg�larda bulunabilece�ini d���n�r. Hatta o d�nemde otoritelere (aile, ��retmen, iktidar vs.) protest e�ilim olduk�a g�zlenir.

Ancak yukar�da bahsetti�im �st d�zey zihinsel becerilerin sadece d���nsel k�sm� geli�mi�tir ergenlik �a��nda. Birey davran��lar�n�n sonucunu yeterince muhakeme edemez. Yeterince analiz kuvveti yoktur beyin donan�m�nda. En k�t�s� de bunun fark�nda de�ildir. Bahsetti�im bu �zellikler 22-23 ya�lar civar� geli�imini tamamlar.

Konumuz ba�lam�nda; ter�r �rg�tleri en �ok 15-16 ya�lar�ndaki gen�leri bu �zelliklerden dolay� hedef al�r. Onlar�n protest damar�na uygun arg�manlarla yakla��p lehlerine konumlanmalar�n� sa�lar. Kimlik aray��� d�neminde otorite ile olan kavgalar�na tatl� bir alternatif sunup onlar� himayelerine al�r. Dolay�s�yla ter�rize edecek kaynak da bulunmu� olur.

�te yandan FET� yap�lanmas�na kat�lan bireylerin psikolojik yap�lar� incelendi�inde; b�y�k bir k�sm�n�n kimlik geli�imini tamamlayamam��, otoriter yap�lara y�nelme e�iliminde olan, benlik s�n�rlar� zay�f bireyler oldu�u g�r�lmektedir. Bu bireyler i�in ter�r yap�lanmas� kimlik karma�as�n�n bir ��z�m� olarak sunulmu�tur.

Geli�im Kuramlar�n�n �nc�s� Erikson”un psikososyal geli�im kuram�na g�re birey, �zellikle ergenlik ve gen� eri�kinlik d�neminde kimlik bunal�m� ya�ar. Bu kriz sa�l�kl� �ekilde ��z�lemezse birey, d��sal aidiyetlere, “b�y�k anlamlara” ve g��l� lider fig�rlerine y�nelerek ki�isel sorumlulu�unu devretme e�ilimi g�sterir. Bu da psikolojik teslimiyetin temelini olu�turur. Birey bu noktada ideolojik yap�ya kat�l�m� �zg�r bir se�im gibi alg�lar, oysa bu se�im benlik yoksunlu�unun sonucudur.

FET� ter�r �rg�t� i�te bu mekanizmalardan faydalanm��, bu vatan�n insanlar�na benzer �ekilde n�fuz ederek kendi halk�na silah do�rultacak (hem mecazi hem ger�ek anlamda) k�vama getirmi�tir. Liselerin �n�nde abi-abla k�l�klar�yla kendilerine insan kayna�� olu�turmu�lard�r. Dolay�s�yla 15-16 ya��ndaki gen�lerimizin bu biyolojik do�a ve tehlikeli durum hakk�nda bilgilenmesi hem ailelerinin hem de kendilerinin sorumlulu�undad�r.

�deolojik y�nlendirme ve grup dinamikleri

FET� gibi kapal� ve hiyerar�ik ter�r yap�lar�, bireyin karar alma becerisini zamanla yok eden ve grup normlar�n� sorgulanamaz hale getiren bir ortam in�a eder.

Grup i�i d���nce teorisi, bu durumu a��klamak i�in olduk�a i�levseldir. Groupthink, bireylerin grup i�i uyum u�runa ele�tirel d���nmeden vazge�mesi ve alternatif g�r��leri bast�rmas�d�r. Bu t�r yap�larda ortaya ��kan kolektif inan�lar, d�� d�nyaya kar�� ba�naz ve �at��mac� tutumlar� do�urur. FET� �rne�inde bu durum hem zihinsel tek seslili�e hem de davran��sal itaat mekanizmalar�na yol a�m��t�r.

Kolektif travma ve psikolojik g��lenme

15 Temmuz”da milletin verdi�i refleks, daha �nce bir�ok zafer kazanm�� toplumsal kodlar�n tezah�r�d�r. �ktidar veya muhalefet destek�ileri oyuna gelmemi�, en az y�zde 80″i darbeyi p�sk�rtmek i�in adeta Kurtulu� Sava�� refleksi g�stermi�tir.

Prof. Dr. Deniz �lke Kaynak hocam�z�n edit�rl���n� yapt��� Travmadan Zafere kitab�nda bahsetti�i gibi Osmanl� �mparatorlu�unun y�k�l��� bir “devlet kayb�” de�il, ayn� zamanda kimlik ve aidiyet kayb�yd�. Toplum bu ��k�� kar��s�nda yetersizlik, korku, �fke ve yaln�zl�k duygular�yla y�zle�mi�ti.

15 Temmuz darbe giri�imi de modern T�rkiye”nin kurumsal ve psikolojik varl���na kar�� y�neltilmi� bir y�k�m tehdididir. Halk, “T�rk milleti” kimli�i ile 15 Temmuz gecesi kolektif bir tehdit alg�s�yla birlikte aktif h�le gelmi�tir.

Millet, “biz” kimli�i etraf�nda b�t�nle�mi�, “�teki” olarak kodlad��� darbecilere kar�� bir psikolojik cephe olu�turmu�tur. Bu ortak kimlik in�as� hem korkuyu bast�rm�� hem de eyleme ge�me kararl�l���n� peki�tirmi�tir. Toplumsal kohezyon (birlik duygusu), bireylerin tek ba��na g�sterece�i direncin �ok �tesine ge�erek, kitlesel bir psikolojik mobilizasyon �retmi�tir. Dolay�s�yla bu tehdidi bir “y�k�lma” i�areti olarak de�il, “kendini yeniden kurma” f�rsat� olarak okumu�tur. Bu tepki, t�pk� Cumhuriyet”in kurulu�undaki gibi kimli�e sahip ��kma davran��� �retmi�tir.

Her b�y�k ulusal travma gibi, 15 Temmuz da toplumsal haf�zada yerini alm��t�r. Ancak bu travma bir ��k�� de�il bilakis kolektif bir yeniden do�u� olarak i�lev g�rm��t�r.

Bu olgu psikolojide “posttravmatik b�y�me” olarak tan�mlan�r. Travma sonras� insanlar veya toplumlar birbirine ve kimliklerine daha s�k� sar�l�r. 15 Temmuz, T�rkiye tarihinde bir d�n�m noktas� oldu�u kadar kamusal haf�zada yeni bir anlat�n�n ba�lang�c� olmu�tur.

Bu bilin� siyasal kat�l�m�, toplumsal duyarl�l��� ve demokrasiye sahip ��kma iradesini art�rm��t�r. Kamusal haf�za, bireysel haf�zalar�n toplam� de�il; toplumsal anlat�larla �ekillenen dinamik bir aland�r. 15 Temmuz, bu haf�zaya bir zafer ve direni� an�s� olarak kaz�nm��t�r.

15 Temmuz gecesi T�rk milleti yaln�zca bir darbe giri�imini p�sk�rtm�� de�ildir. As�l zafer bireyin teslimiyet psikolojisine kap�lmayarak iradesini ve kimli�ini yeniden sahiplenmesidir.

�ehit �mer Halisdemir ve t�m �ehitlerimize sayg� ve minnetle…

Source:


Emine Erdoğan”dan 15 Temmuz mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın eşi Emine Erdoğan, “15 Temmuz, milletimizin kararlılığıyla yazılan onurlu bir direnişin ve ölümsüz bir zaferin adıdır. Ve o zaferin adı, hiç şüphesiz Türkiye”dir.” dedi.Emine Erdoğan, sosyal medya hesabından yayımladığı mesajında, Cesaret timsali yürekler o gece, tanklara karşı dimdik durmuş, kurşunlara yürümüş, bölünmez bir bütün olarak karanlığa geçit vermemiştir. Canı pahasına istiklâlini savunan bu yüce duruş, vatan toprağına imanla kazınmış bir iradenin ifadesidir. Bu büyük birlik ve beraberliğin ilelebet sürmesini diliyor, aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.” ifadelerine yer verdi.15 Temmuz, milletimizin kararlılığıyla yazılan onurlu bir direnişin ve ölümsüz bir zaferin adıdır. Ve o zaferin adı, hiç şüphesiz Türkiye”dir.Cesaret timsali yürekler o gece, tanklara karşı dimdik durmuş, kurşunlara yürümüş, bölünmez bir bütün olarak karanlığa geçit… pic.twitter.com/6OpsTFPDOC— Emine Erdoğan (@EmineErdogan) July 15, 2025

Source: Www.star.com.tr


Emine Erdoğan”dan 15 Temmuz mesajı

Emine Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:”15 Temmuz, milletimizin kararlılığıyla yazılan onurlu bir direnişin ve ölümsüz bir zaferin adıdır. Ve o zaferin adı, hiç şüphesiz Türkiye”dir. Cesaret timsali yürekler o gece, tanklara karşı dimdik durmuş, kurşunlara yürümüş, bölünmez bir bütün olarak karanlığa geçit vermemiştir. Canı pahasına istiklalini savunan bu yüce duruş, vatan toprağına imanla kazınmış bir iradenin ifadesidir. Bu büyük birlik ve beraberliğin ilelebet sürmesini diliyor, aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.”15 Temmuz, milletimizin kararlılığıyla yazılan onurlu bir direnişin ve ölümsüz bir zaferin adıdır. Ve o zaferin adı, hiç şüphesiz Türkiye’dir.Cesaret timsali yürekler o gece, tanklara karşı dimdik durmuş, kurşunlara yürümüş, bölünmez bir bütün olarak karanlığa geçit… pic.twitter.com/6OpsTFPDOC— Emine Erdoğan (@EmineErdogan) July 15, 2025

Source: Ayşe Tan


Türkiye Voleybol Federasyonu”ndan 15 Temmuz mesajı

Türkiye Voleybol Federasyonu, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.Federasyonun sosyal medya hesapları ve sitesinden paylaşılan mesajda, “15 Temmuz gecesi büyük bir kahramanlık gösteren halkımız, demokrasiye kast eden hain bir saldırıyı önlemiştir. Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle; ülkemizin geleceği için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

Source: Www.star.com.tr