Hollanda güvenli bir ülke mi?
Bir zamanlar huzur ve düzenin simgesi sayılan Hollanda, artık eskisi kadar güvenli bir ülke değil. Medyada, ülkede şiddet olaylarının arttığı ve artacağı yönünde haberler sıkça yer buluyor. Ne yazık ki zaman zaman bizler de bu olaylara doğrudan tanıklık ediyoruz. Örneğin bir ay kadar önce yaşadığım konut kompleksinin ana girişi patlayıcıyla havaya uçuruldu. Yine Rotterdam’da mahallemizin küçük çarşısındaki pizza dükkânı son bir yıl içinde üç kez bombalandı. Faillerin bazıları yakalansa da bir kısmı hâlâ bulunamadı. Hollanda yayın kurumu NOS’un haberlerinde, ülkede her gün bir bombalama olayı olduğunu, saldırıların Rotterdam, Lahey gibi kentlerde düzenlendiğini belirtiyordu. Sanki ülke savaşta. Hollanda’da geçen yıl saldırı ve saldırı girişimi sayısı rekor seviyeye ulaştı: 1244 vaka. Bunlar evlere, işyerlerine ve araçlara yönelik patlayıcılarla yapılan saldırılar. Ülke genelinde yürütülen soruşturmalar sonucunda geçen yıl 531 kişi tutuklandı. Rotterdam emniyeti sözcüsü Wim Hoek’e göre sadece bu kentte 2024’te 268 patlayıcı yerleştirildi, 91 silahla ateş açma vakası yaşandı ve 106 kişi gözaltına alındı. Hoek, “Şüphelilerin çoğu saldırıyı doğrudan yapan kişiler. Ancak artık yalnızca bu failleri değil, onlara talimat veren üst düzey kişiler ile bu işleri organize eden aracılar hakkında da daha fazla bilgi ediniyoruz” diyor. Ne var ki bu içgörüler saldırıların önüne geçemiyor. Hoek, “Tespit konusunda başarılıyız ama saldırıların sayısı azalmıyor. Bu oldukça sinir bozucu. Gençler arasında bu tür eylemlere karşı büyük bir istek görüyoruz. Her yakaladığımız failin yerine hemen yenisi çıkıyor” diye ekliyor. EN BÜYÜK TEHLİKE: CİHATÇILAR Diğer yandan İsrail’in Filistin’deki katliamlarının, Hollanda’daki şiddet ortamını körükleyeceği yönünde kaygılar dile getiriliyor. Özellikle ülkede yaşayan Yahudilerin potansiyel hedef olabileceği belirtiliyor. Hollanda Terörle Mücadele ve Güvenlik Koordinatörlüğü (NCTV), ülkedeki terör tehdidi seviyesini 3’ten 4’e yükseltti. Bu terör saldırısının olma ihtimalini gösteriyor. Kurum, Gazze’deki saldırılar ve Kuranıkerim’e yönelik yakma eylemleri gibi olayların, cihatçı motivasyonla yapılabilecek saldırılara zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor. NCTV raporunda şu dikkat çekici tespit yer alıyor: “Cihatçılık, Avrupa için hâlâ en büyük tehdit. Failler genellikle bireysel eylemler yapıyor. İlham kaynakları IŞİD olsa da hedefleri sembolik değeri yüksek, toplumsal etkisi büyük yerler oluyor.” Raporda, klasik örgütlü cihatçı yapılardan ziyade, reşit olmayan gençlerin çevrimiçi ağlar aracılığıyla radikalleştiği ifade ediliyor. Bu gençlerin bireysel ya da küçük gruplar hâlinde eylem yapma riski arttı. Terör bağlantılı tutuklamalarda küçük yaşlardaki şüphelilerin sayısında ciddi artış var. AŞIRI SAĞ TIRMANIŞTA Hollanda’da aşırı sağ, asıl olarak “beyaz ırkı güçlendirme” hedefi güden gruplarla temsil ediliyor. Bu gruplar, fiziksel eğitimlerle üyelerini zinde tutmayı, ideolojik olarak da aşırı sağcı görüşleri meşrulaştırmayı hedefliyor. Sayıca az olsalar da organize yapılar haline geliyorlar. Raporda ilginç bir denge çabası da var: Aşırı sağ tehdit olarak gösterilirken ülkede artık varlığı pek hissedilmeyen aşırı solun da tehdit kategorisinde anılması dikkat çekiyor. Tehlike kapıda, umarım çoktan içeri girmemiştir. Eğer güvenlik önlemleri sadece raporlarda kalırsa Avrupa’nın göbeğindeki bu huzur adası bir illüzyondan ibaret kalabilir.
Source: Mehmet Emin Alkanlar
‘Basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve güçlü meclis’ vurgusu: SETA’ dan Suriye raporu
İktidara yakın düşünce kuruluşlarından Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Suriye’deki geçiş sürecine ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda basın özgürlüğünün, ifade hürriyetinin ve yargı bağımsızlığının öneminin altı çizilirken, “Parlamentonun da güçlü bir denetim yetkisi olmalı” mesajı verildi. SETA daha önce Türkiye’de yabancı medya kuruluşlarında çalışan Türk gazetecileri ‘fişlediği’ raporla gündeme gelmişti. Yeni Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın 2013’ten 2024’e kadar genel koordinatörlüğünü yaptığı, 2019’da Türkiye’deki yabancı medya kuruluşları hakkında yayımladığı ‘fişleme’ raporla gündeme gelen SETA, “Suriye’de Geçiş Süreci ve Anayasal Bildirge” başlıklı yeni bir rapor yayımladı. Mert Akgün imzalı raporda Suriye’de 8 Aralık’taki rejim değişikliğinden itibaren yaşananlar, anayasa süreci değerlendirmeleri ve Suriye hükümetine öneriler yer aldı. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU Raporun giriş kısmında basın özgürlüğünün bir ülke için kritik önemde olduğu vurgulandı. “İfade özgürlüğünün ve çoğulcu bir medya ikliminin hayat bulması talep, eleştiri ve beklentilerin aktarımında kolaylaştırıcı bir işlev yerine getirir” değerlendirmesinde bulunuldu. Raporda, “Etkili bir enformasyonun yürütülebilmesi için çoğulcu medya ortamının sağlanması gerekir. Basın hürriyeti ve halkın haber alma hakkının güvence altına alınması bu bağlamda önem arz etmektedir. İster kamuya ister özel sermayeye ait olsun, ancak güvenilir medya platformlarının varlığı, resmi otoritelerin toplumla sağlıklı bir iletişim kurabilmelerini mümkün kılabilir” cümlelerine yer verildi. ‘BAĞIMSIZ YARGIYA İHTİYAÇ VAR’ Suriye’nin uzun vadede yapacağı seçimlerde yargısal denetimin önemli bir unsur olacağı belirtilen raporda, “Bu aşamada karşımıza etkin ve bağımsız bir yargı teşkilatına duyulan ihtiyaç çıkıyor. Bağımsız yargı organı toplumsal grup ve aktörler arasında siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan adil bir yaşam ve rekabet ortamı tesis ederse, diğer bir deyişle oyuncular oyunun kurallarına, kuralların bağlayıcılığına ve gereği gibi uygulanacağına güvenirlerse bu Suriye’yi geçiş döneminden sürdürülebilir barış ve istikrar ortamına taşır” ifadeleri kullanıldı. ‘GÜÇLÜ PARLAMENTO GEREKİYOR’ Raporda bunların yanında güçlü bir meclisin önemine de vurgu yapıldı: “Yasama ve denetim kapasitesi güçlü bir parlamento, denge ve denetim mekanizmalarıyla tahkim edilmiş kuvvetler ayrılığı; halkın egemenlik yetkisini kullanan organlara çoğulcu şekilde katılımını sağlarken güç temerküzünün yaratacağı sakıncaları da elimine edecektir.” ‘KİTLESEL TASFİYE OLMAMALI’ Öte yandan raporda Beşar Esad döneminde suça karışmış olan devlet yetkililerinin yargılanması gerektiği belirtilirken bunun bir ‘cadı avı’na dönüştürülmemesi gerektiği vurgulandı. Raporda, “Herhangi bir suça karışmamakla birlikte eski rejimle bir şekilde ilişki içinde olmuş ya da ona sempati duymuş kişilerin dışlanması (özellikle Esed rejimi gibi bir sosyal tabakaya yaslandığı bilinen bir örnekte) düşmanlık tohumlarının atılacağı yeni bir istismar zemini ortaya koyar. Amacından uzaklaşan süreç arzulanan faydayı gerçekleştirmeyeceği gibi yeni sosyal gerilimleri tetikler” değerlendirmesi yapıldı.
Source: Batu Bozkürk
Almanya meğer PKK’yı değil Türkleri izliyormuş
Almanya’da PKK terör örgütü 1993’ten beri yasak. Ama üyelerine her zaman birinci derecede koruma sağlanıyor ve sokak eylemleri de polis eşliğinde gerçekleşiyordu. Almanya, ülkedeki PKK’lıların listesini sızdırdığı gerekçesiyle iki Türk’e operasyon düzenledi. Köln yakınlarındaki Hürth’te bulunan Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’nda görevli bir Türk kadın çalışanın evi arandı. Alman Emniyeti’nde görevli bir Türk kökenli polise de soruşturma başlatıldı. Polisin, “PKK’lıların listesini başkonsolosluktaki bir kişiye verdiği” öne sürülüyor.
HAKSIZ İHBARLAR
Almanya’nın bu tavrı, sık sık ülkedeki Türkler’in başına bela oluyor. PKK’lılar, özel bir konuda husumeti olan kişiler için bile, “Beni takip ediyor” şeklinde ihbarlarda bulunuyor.
Source: Ali Gülen
Sürüklediğiniz şehidimizi, kaçırdıklarınızı teslim edin
Irak’ın kuzeyinde bulunan 852 rakımlı tepenin içinde bölücü terör örgütü PKK’nın 2022 yılına kadar hastane olarak kullandığı mağara var. Güvenlik güçlerimiz; mağarayı ele geçirmiş, arama-tarama yaptıktan sonra giriş-çıkış kapılarını kapatmış kullanılmaz hale getirmiş. İşte, 28 Mayıs 2022 tarihinde şehit düştüğü belirtilen Üsteğmen Nuri Melih Bozkurt’un naaşının bu mağarada olduğuna ilişkin PKK’lı kadın teröristin ihbarı üzerine bu mağarada arama yapıldı. O güne kadar varlığından haberdar olunmadığı Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasından anlaşılıyor ki mağaranın ikinci katı var. Ne olduysa o katta oldu, 12 askerimizin bir kısmı orada, bazıları ise hastanede şehit düştü.
Ülkemizde kan dökülmemesi herkesin arzusudur. Nitekim AKP iktidara geldiğinde kendilerine “Terörsüz bir Türkiye” teslim edilmişti. AKP aynı kararlılığı göstermedi ve terör “Çözüm Süreci”nde iyice azdı. Sonra etkili mücadeleye devam edildi ve son olarak dağ kadrosunda 36 PKK’lı kaldı.
O MAĞARAYA GİDELİM
12 askerimizin şehit edildiği, belki çok sayıda şehidimizi sakladıkları örgütün hastanesine uzman bir isimle girelim. O mağarayı deneyimli maden mühendisi bize şöyle anlattı:
– Öncelikle bu mağaranın doğal yapılan ilavelerle kapsamlı bir tesis olduğu açıktır. Bu tesisin alt yapısı olarak; havalandırılması mağarada planlayarak açılmış ‘sözde giriş’ dense de birer havalandırma bacaları, madencilikte ‘nefeslikler’ denen bağlantıları mevcuttur ve bu zorunluluktur. Bu ‘nefeslikler’ temiz hava ve kirli hava çıkışları olarak amaçlanır.
– Eğer mağara açıklığı derinlere gidiyorsa, ‘nefeslikleri’ yön itibarıyla farklı yönde ve kotta ise bu kot farkı, ısı farkı hava akımı yaratacak depresyonu oluşturur, buna ‘doğal havalandırma’ denir. Mevsime göre yönü değişir.
ÇALIŞIR VAZİYETTE BIRAKILIRSA
– Diğer bir yolda mağaraya hava veren vantilatör (üfleyici) veya aspiratör (emici) elektrikli sistemlerdir.
– Ancak burası kapsamlı bir tesis, hastane olarak kullanıldığından jeneratör bulunuyor. Dışarıda olması dikkat çekeceğinden teröristler bunu hava çıkış yönü üzerine kurup, çıkışı da çalıştırdıklarında kullanmıyor.
– Eğer jeneratör mağara içindeki yol veya yoldaki cepte varsa, bir süre kapattıkları alanda jeneratör çalışır bırakılırsa karbonmonoksit ve sülfürlü gaz üretir. Bu da bir yanmadır, zehir için yeterli kaynak ve bir neden olabilir. Karbondioksit varsa yanma şarttır. Yanan malzeme ile içerik değişir.
MAĞARA TERKEDİLDİKTEN SONRA
Askerimizin etkili operasyonları sonucu terör örgütü mağarayı terk etti. Askerin geçen haftaya kadar varlığından haberdar olmadığı ikinci katta demir kapı kapatıldı. Teröristler mağaradan ayrıldıktan sonra neler olduğuna bakalım:
– Mağaranın giriş ve çıkış yollarının kapatılması, eğer sonra girilecekse yapılmış en büyük hatadır. Çünkü yanma varsa mağara içinde kalan oksijen bitene kadar yanma devam eder. Sonuçta içerideki madde ne olursa olsun öncelikle karbonmonoksit oluşur. Eğer patlayıcı serpilmişse veya varsa nitrojen oksit oluşur. Diğer malzemelere paralel hidrojen sülfür ve sülfürlü gazlar oluşur.
– Bir de mağara girişleri için patlayıcı kullanıldığı ifade ediliyor. Bu sözde tesiste bulunan kimyasal sıvı kaplarının kırılmasına, devrilmesine sebep olacak sarsıntıyı yaratmış olabilir.
– Bu teröristlerce bilinçli kapatılmış tuzak alan içerisinde yanma ve kimyasal buharlaşma sonucu birikmiş, ayrıca tüm hava çıkışları ve girişleri kapatıldığı için içeride hapsedilmiş ortamı sağlamış olabilir.
ÖLÜM KUYUSUNA DÖNÜŞÜYOR
– Bu noktada zehirli karbonmonoksit havadan hafif gazdır, her yer kapatıldığı için en kolay dışarı çıkacak gaz olduğu halde çıkamaz, tuzak alanda kalır.
– Sözde hastanede sterilizasyon için kullanılan ve anestezik gazlar da söz konusu olabilir. Kısacası bu mağara dikkat edilmez ise bir ölüm mağarası, bir ölüm kuyusu görünümündedir.
– Zonguldak’tan getirilen madenci tahlisiye ekibi drager dediğimiz tamamen dış etkiden izole oksijen üreten cihazlar kullanır. Bu cihazlarla madenlerde derinliklerde, geniş alanlarda yoğun karbonmonoksitli ortamlarda can kurtarırlar, ölenleri çıkarırlar. Bu eforlarına göre birkaç saattir.
– Eğer mağarada bu cihazlar tam etkili olmadıysa bu ortamda sera etkisi oluşmuş, oluşturulmuş, kısacası tuzaklanmış ortam mevcuttur. Bu ortam solunum dışında temas ile de etki oluşturabilir demektir.
– Grizu patlaması, kömür tozu patlaması sonrası oluşan karbonmonoksit ve oksijensizliğin etkilerini tahlisiyeciler çok iyi bilir. Ancak bu facia ile ilgili cımbızla ulaşılan bilgilerle dahi bu mağara bir ölüm kuyusudur.
VERMEK İÇİN NE BEKLİYORSUNUZ?
– Bu mağarada yanma, kimyasal buharlaşma ve kapatılarak birikmesi ve açıldığı anda hızla yayılarak ölümcül ortam planlanmış veya bilinçsizce bu plana düşülmüş olabilir. Mağaraya girilecekse kapatmak en büyük tedbirsizliktir.
– Mağara, hastane mağara tesisi olarak biliniyorsa içeride zehirli gaz üretecek maddeleri göz ardı etmek en büyük tedbirsizliktir. Hele önlemsiz, hele zehirli gaz dedektörsüz girmenin sonucunu niteleyemem. Bu facia “Metan gazına maruz kalmakla” asla izah edilemez. Bu akla ve bilime uymaz. Bu facia, bedeli ağır olan büyük bir derstir. Unutmayalım, her bilgi faciayı aydınlatacak güneştir.”
PKK silahı bıraktığına göre, bunda samimiyse uğruna 12 askerimizin şehit edildiği, silah bırakmadan bir gün önce örgütün görüntülerini yayınladığı Üsteğmen Nuri Melih Bozkurt’un sağsa kendisini, yoksa aziz naaşını teslim etmeli. Ayrıca terör örgütü yıllardır rehin tuttuğu askerimizi, polisimizi, MİT görevlilerini, korucuları da bıraksın.
Source: Saygı Öztürk
Sırada umut hakkı, kısmi af ve Erdoğan’ın yeniden adaylığı var
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM milletvekilleriyle el sıkışarak başlattığı süreç, silahların yakılmasıyla sürüyor. Şimdi gözler bundan sonraki gelişmelerde. Ankara kulislerinde sürecin bundan sonraki aşamaları için düşünülen aşamalar şöyle sıralanıyor:
YOL HARİTASI İZLENECEK: PKK’nın elinde havan ve uçaksavar gibi ağır silahlar da var. PKK kamplarının silahtan arındırılmış bir biçime dönüşmesi için de yol haritası gerekiyor. PKK’nın silahlı kanadı HPG’nin de silahları teslim etmesi önemli.
UMUT HAKKI VE KRİTİK DÖNEMEÇ: Konunun kritik dönemecini, Abdullah Öcalan ile İmralı’daki teröristler başta olmak üzere Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan PKK’lılar için Umut Hakkı kavramının hayata geçirilmesi oluşturuyor. Yasal değişiklik ile getirilecek Umut Hakkı müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olan ve cezaevinde en az 25 yılını tamamlayanların durumlarının değerlendirilip ev hapsi gibi yöntemlerle tahliyelerini amaçlıyor. Bu durumda Öcalan’ın İmralı adasında ancak cezaevi şartlarından arındırılmış ve ziyaretçileri ile de görüşebileceği bir biçimde tutulması fikri ortaya atılıyor. 25 yıla kadar hapis cezasına mahkum olanlar için ise infaz düzenlemesi öne çıkıyor. Bu düzenleme farklı suçlardan yatanları da kapsayacak.
KAMPLARDAKİ TERÖRİSTLER: Halen büyük bölümü Irak’ın kuzeyinde olmak üzere örgüt kamplarında bulunan ve Türk vatandaşı olan teröristler için örtülü bir af seçeneği gündeme gelebilecek. 3.500 terörist ya yurt dışına gidecek, ya da Türkiye’ye gelecek.
SURİYE’DEKİ DURUM: Suriye uyruklu teröristlerin ise SDG bünyesine katılabileceği vurgulanıyor. SDG, bünyesinde yabancı terörist istemiyor. Irak ve İran uyruklu teröristlerin de Irak’ta sivil yaşama dahil olacağı ya da Peşmerge gücüne katılabileceği fikri de ortaya atılıyor.
ERDOĞAN’A YENİDEN ADAYLIK: Örgütün fesih ve silah bırakmasıyla başlayan süreç kesintiye uğramadığı taktirde Anayasal değişikliklerin de gündeme gelebileceği vurgulanıyor. AKP-MHP ve DEM ve HÜDAPAR’ın TBMM’deki sandalye sayısı 379’a ulaşıyor ve bu sayı 360 olarak referandumlu Anayasa değişikliğine yetiyor. 400 oy bulunursa referanduma da gerek kalmıyor. Böyle bir durumda Anayasa paketinde, Erdoğan’ın 3. kez Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi ve yüzde 50+1 oy şartının esnetilmesi de gündeme gelebilecek. Anayasa değişikliği olmazsa TBMM ancak erken seçim kararı aldığı taktirde Erdoğan’a 3. kez adaylık yolu açılıyor. Bunun için de en az 360 oy gerekiyor. DEM Parti’nin desteği ile bu oy sağlanıyor.
Source: Haber Merkezi
İsrail, Gazze”de bir günde 90 Filistinliyi katletti
ABD”nin önerdiği ve tarafların “olumlu yanıt” verdiği 60 günlük ateşkese ilişkin müzakereler Katar”ın başkenti Doha”da devam ederken İsrail”in Gazze”deki katliamı da devam ediyor.Hastane kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail askerleri, Gazze”nin farklı bölgelerinde Filistinlilere ait evleri, çadırları ve sivillerin toplandığı alanları hedef aldı.İsrail savaş uçaklarının düzenlediği saldırılarda en az 90 kişi yaşamını yitirdi, onlarca kişi de yaralandı.İsrail ordusu, Gazze Şeridi”nde 19 Ocak”ta yürürlüğe giren ateşkesi bozarak 18 Mart sabahı şiddetli saldırılarına yeniden başladı.İsrail”in 7 Ekim 2023″ten bu yana düzenlediği saldırılarda yaklaşık 60 bin Filistinli hayatını kaybetti. Yaralı sayısı ise 150 bine yaklaştı.
Source: Özgür Bayrak
Makul ol devlet olamazsın
Televizyonu açtığımda PKK terör örgütünün silah bırakma görüntüleri vardı.Ülkenin tarihini değiştirmek için bir şans.Bir başlangıç.Bir yandan da aklımda ABD’nin ortaya çıkardığı, dallanıp budaklandırdığı, tam teçhizatlı bir terör ordusu haline getirdiği YPG/SDG vardı.Birçok kişinin aklı da bir şeye takılıyordu:PKK bırakıyor da… SDG ne olacak?Birkaç saat sonra ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’a aklımdakileri sorma imkanım olacaktı.Ben de sordum…BİR: “Suriye’de federal yönetim olmaz. Tek Suriye, tek bayrak, tek ordu” dediniz.İKİ: Öte yandan Şara’ya “SDG’yi koru” şartı koydunuz.ÜÇ: Bir de üstüne Pentagon seneye SDG’ye 130 milyon dolar ayırdı.Eğer tek ordu diyorsanız… SDG’den silahları toplayıp örgütü lağvedecek misiniz?Barrack güldü.“Soru çok iyi ama çok tehlikeli” dedi.Sonra da espriyi patlattı:“Sorunun bazı kısımları beni aşar. Başkan Trump’ı arayayım ona sor.”Ben sözümü aldım Sayın Büyükelçi.Bana Trump’la bir telefon borcunuz var.Neyse konuya dönelim…Barrack öyle şeyler dedi ki…Aynı gün içinde ikinci kez tarih yazılıyordu.- “SDG, YPG’dir; YPG de PKK’dır.”- “SDG’ye borçluyuz.”- “Ama bu borç bağımsız devlet kurma borcu değil.”- “Suriye’ye güvenli entegrasyon borcu.”- “Kürtlerin ayrı ordusu olamaz.”- “Vakit anlaşma vakti.”- “Anlaşma olmazsa size sonsuza kadar dadılık yapamayız.”- “Makul olun.”- “Makul olmazsanız yolumuza bakarız.”Amerika’ya geleli 5 seneyi geçecek.Pentagon odalarında…Dışişleri masalarında…Beyaz Saray koridorlarında önce “YPG’nin PKK olduğunu” sonralarında da “SDG’nin YPG olduğunu” kanıtlamaya, itiraf ettirmeye çalışmakla saçları ağarttım.Israrla, hırsla, gözümün içine baka baka “SDG, PKK değildir” derlerdi hep.Barrack çıktı tak tak konuştu.Ayrı ordu da yok, devlet de yok.Makul olmazsanız size sonsuza kadar kredi de yok.Şimdi…SDG’nin elindeki silahlar bir açıklamayla toplandı mı? Hayır.SDG bir gecede bitirildi mi? Hayır.Ama olan şu:- Türkiye’nin 10 yıllık haklı mücadelesi karşılık buldu.- Terör devleti reddedildi.- Sonsuz kredileri olmadığı suratlarına çarpıldı.- “Sizi DEAŞ’a karşı kullandık ama değeriniz bu kadar” denildi.Evet, SDG hâlâ sahada.Silahları hâlâ ellerinde.Ve evet… Barrack’ın söylediklerine temkinli yaklaşmakta fayda var.Ama bir şeyi unutmamak lazım:Bu laf durduk yere edilmedi.Türkiye dedirtti.Yıllar süren diplomasiyle, istihbaratla, kararlılıkla…Bugün “Devlet olamazsın, ordu olamazsın, makul ol” deniliyorsa bu Ankara’nın iradesiyle, ordumuzun kahramanlığıyla oldu.Buraya kadar getiren o irade…Buradan sonrasını da getirir.Barrack baktınız yan mı çizdi?Onu da ilk bu köşede okursunuz.ORTALIK TOZ DUMANGEÇEN okumuştunuz…Trump “Epstein belgelerini açacağım” dedi.Adalet Bakanı Bondi “Epstein’in müşteri listesi masamda” dedi.Sonra da FBI çıkıp “ortada liste falan yok” deyiverdi.O günden beri ortalık toz duman.Trumpçılar isyanlarda.“Kandırıldık” diyen de var “İhanete uğradık” diyen de.Bakmayın…İçerisi de karışmış.FBI kazan kaldırmış.FBI Direktörü Patel ve Yardımcısı Bongino, “Ya Bondi gider ya biz” diye rest çekmiş.Trump’ın başı fena sıkıştı.Hem “Epstein’in müşterisi” suçlaması yapıştı, hem sözünden dönmüş oldu, hem tabanını hüsrana uğrattı, hem de hükümeti karıştı.Bu gidişle pedofili Epstein’in hayaleti Trump’ın peşini daha bırakmaz.YA DAHA FAZLA İNSAN ÖLSEYDİTEKSAS’ta korkunç bir sel felaketi oldu.Bir gece başlayan sel, 128 kişiyi öldürdü.150 kişi hâlâ kayıp. Akıl almaz bir trajedi.Trump geçen gün bölgeye gitti.“Bin yılda bir olacak sel” dedi. “İyi iş çıkardık” dedi.Halbuki insanlara uyarı zamanında gitmemişti.Felaket sonrası müdahale yetersiz kalmıştı.Yönetim olaya “Ya daha fazla insan ölseydi” diye yaklaştı.Biden’ı, California Valisi Newsom’ı doğal afetlerde yerden yere vuran Trump…İlk sınavında kendisi de pek dosta güven düşmana korku vermedi.YAKINDAN İZLEDİĞİM KONU ORTALIK fena karışık…Her şey üst üste geliyor ama bu kadar olayın arasında yakından izlediğim bir dedikodu var.ABD Merkez Bankası Başkanı Powell istifa edebilir deniyor.Trump sabah akşam zorbalıyor, hakaret ediyor, “GİT ARTIK” diye bas bas bağırıyor.Powell pes eder mi? Göreceğiz.Ha… Etse de etmese de şu “kurumların bağımsızlığı” meselesini bir ara derinlemesine konuşacağız.
Source: Yunus Paksoy
İmzalar atıldı bayrağı belli oldu: Yeni ülke resmen kuruluyor
Fransa”nın Bougival kentinde, Yeni Kaledonya”nın geleceğine ilişkin tarihi bir anlaşma imzalandı. Fransa”ya bağlı özerk bir yapı olarak kurulacak Yeni Kaledonya devleti, bağımsızlık yanlıları ile Paris hükümeti destekçilerini ortak bir zeminde buluşturdu.
PLANLARI ANLATTILAR
Fransa’nın denizaşırı toprağı olan Yeni Kaledonya’nın kurumsal statüsünü belirleyen 13 sayfalık anlaşma, Ada”nın siyasi kaderini yeniden şekillendiriyor. Bougival”de gerçekleşen görüşmelerin ardından taraflar, Fransa bünyesinde özel statülü bir devlet kurulması konusunda uzlaştı.
Anlaşmaya göre, Yeni Kaledonya vatandaşlığı resmen tanımlanacak. Bu vatandaşlığa sahip olanlar, aynı zamanda Fransız vatandaşı olarak kabul edilecek. Bu madde, Ada halkının hem yerel kimliğini hem de Fransa ile olan bağını korumayı amaçlıyor.
SEÇİMLERE ARA VERİLECEK
Yeni Kaledonya”da 2025 yılı boyunca herhangi bir seçim yapılmayacak. 2026’da düzenlenecek belediye seçimlerine ise sadece Ada’da doğmuş olanlar ya da kesintisiz en az 15 yıl burada ikamet etmiş kişiler katılabilecek. Bu düzenleme, yerel halkın siyasi temsil gücünü artırmayı hedefliyor.
NİKEL KAYNAKLARINA STRATEJİK PLAN
Ada’nın en önemli yeraltı kaynağı olan nikel için kapsamlı bir stratejik plan hazırlanacak. Ekonomik bağımsızlık ve sürdürülebilir kalkınma açısından bu kaynak, Yeni Kaledonya’nın en büyük kozlarından biri olarak öne çıkıyor.
HALK REFERANDUMA GİDECEK
Anlaşmanın nihai şekli, Yeni Kaledonya halkının oyuna sunulacak. Referandum yoluyla Ada halkı, bu yeni yapılanmayı onaylama ya da reddetme hakkına sahip olacak.
ULUSLARARASI TANINMA YOLU AÇILDI
Anlaşmanın kabul edilmesi durumunda, uluslararası kamuoyunun Fransa bünyesindeki Yeni Kaledonya devletini tanıması bekleniyor. Fransız basını ise süreci “tarihi” olarak nitelendirerek gelişmenin önemine dikkat çekti.
Source:
Çocuklar acı içinde can veriyor
Soykırımcı İsrail ordusunun 7 Ekim 2023″ten bu yana Gazze Şeridi”ne düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 59 artarak 57 bin 882″ye yükseldi. Bölgedeki açlık ise her geçen saat biraz daha derinleşiyor. İnsanlar, yiyecek bulabilmek için yardım merkezlerine gidiyor. Ancak, İsrail güçleri bir parça ekmek için gelen aç Filistinlileri hedef alıyor. Yardım dağıtım merkezleri korku, ölüm ve toplu katliam merkezlerine dönüştüğü için insanlar yardım almaya gitmeye korkuyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre Gazze”deki yardım dağıtımları sırasında 27 Mayıs”tan beri 805 Filistinli yaşamını yitirdi. İsrail ordusu büyük bir gıda krizinin yaşandığı Gazze Şeridi”nde balıkçıların denize açılmasını da yasakladı. Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stephane Dujarric, İsrail”in Gazze Şeridi”ne insani yardım sevkiyatını kısıtlamasının “hayati tehlike” oluşturduğu uyarısında bulundu. HİZMETLER DURACAK Dujarric, “Ateşkesin olmadığı her gün, Gazze”de önlenebilir ölümler yaşanıyor. Çocuklar acı içinde can veriyor, insanlar yardıma ulaşmaya çalışırken vuruluyor” dedi. Gazze”deki yakıt krizinin de giderek derinleştiğine dikkati çeken Dujarric, mevcut kısıtlamaların derhal kaldırılmaması halinde daha fazla hizmetin duracağını kaydetti. İsrail”in BM ekiplerinin Gazze”nin kuzeyine yakıt götürmesine izin vermediğini belirten Dujarric, geçtiğimiz perşembe günü Gazze Şehri”nde 18 yaralının enkaz altında kaldığı bir bölgeye erişimi de engellediğini ve bu kişilerin tamamının hayatını kaybettiğini söyledi. Dujarric, İsrail”in son 130 günü aşkın süredir Gazze”ye hiçbir barınma malzemesinin girişine izin vermediğini sözlerine ekledi. GAZZELİLERİ HIZLI BİR ŞEKİLDE YERİNDEN ETMEYİ PLANLIYORLAR Tel Aviv yönetimi yaklaşık 600 bin Filistinliyi bir araya getirmeyi ve Filistinlileri yerinden etmeyi amaçlayan “insani yardım kenti” projesini dayatmaya çalışıyor. İsrail basınındaki haberlere göre, “insani yardım kenti” adıyla faaliyet gösterecek kampın Gazze Şeridi”nin güneyindeki Refah kentinin yıkıntıları üzerinde kurulması planlanıyor. Gazze”de 7 Ekim 2023″ten bu yana soykırım sürdüren İsrail”in, Filistinlilerin girebileceği ancak çıkışı yasak olan bu kamp yoluyla Gazze”deki nüfusu yerinden ederek bölgeyi boşaltmak istediği belirtiliyor. ATEŞKES “ÇÖKMENİN EŞİĞİNDE” İngiliz yayın kuruluşu BBC”ye konuşan Filistinli yetkililer, Gazze”de ateşkes ve esir takası anlaşmasına ilişkin yürütülen müzakerelerin “çökmenin eşiğinde” olduğunu ifade etti. Yetkililer, İsrail ile Hamas arasında Katar”da yürütülen müzakerelerin son durumuna ilişkin bilgi verdi. Bir yetkili, İsrail”in Başbakan Binyamin Netanyahu”nun ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere Washington”a yaptığı ziyaretle “zaman kazandığını” ve Doha”ya anlaşmazlıkların temel noktalarında karar alma yetkisi olmayan bir heyet göndererek “süreci kasıtlı olarak geciktirdiğini” söyledi. Üst düzey bir Filistinli müzakereci, “(İsrailliler) Bu görüşmeler konusunda hiçbir zaman ciddi olmadılar. Bu görüşmeleri zaman kazanmak ve sahte bir ilerleme imajı oluşturmak için kullandılar” şeklinde konuştu.
Source: Sabah
Pezeşkiyan”ın yaralandığı ortaya çıktı! İsrail”in saldırısına dair yeni detaylar…
İsrail”in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi toplantısının yapıldığı binaya yönelik saldırı girişimine dair detaylar, yarı resmi Fars Haber Ajansı tarafından yayımlandı.Habere göre saldırı, 16 Haziran”da sabah erken saatlerde Tahran”ın batısındaki bir binanın alt katlarında gerçekleşti. O sırada binada üç devlet erkini temsil eden liderler ve üst düzey yetkililerin katılımıyla Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi toplantısı yapılıyordu.Saldırının, Eylül 2024″te Beyrut”ta İsrail”in saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah lideri Hasan Nasrallah”a yönelik saldırıya benzer şekilde planlandığı ve İsrail”in binanın giriş ve çıkışlarını altı bomba ya da füzeyle hedef alarak kaçış yollarını kapatmaya ve hava akışını kesmeye çalıştığı belirtildi.Patlamalar sonucunda toplantı katında elektriklerin kesildiği ancak yetkililerin, daha önceden planlanmış bir acil çıkış kapısını kullanarak binayı terk etmeyi başardığı bilgisi verildi. Çıkış sırasında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da dahil olmak üzere bazı üst düzey yetkililerin bacaklarından hafif şekilde yaralandığı ifade edildi.Saldırganların hedef hakkında sahip olduğu detaylı ve doğru bilgilerin içeriden bir bilgi aktarımı ihtimalini güçlendirdiği ve bu doğrultuda güvenlik birimlerinin soruşturma başlattığı bildirildi.İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 7 Temmuz”da Amerikalı gazeteci Tucker Carlson”un programında yaptığı açıklamada, İsrail”in bulunduğu binayı bombalamak istediğini açıklamıştı. İran”ın eski Devrim Muhafızları Komutanı Muhsin Rızai de 9 Temmuz”da devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail”in saldırıları sırasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi”nin toplandığı noktaya 6 bomba isabet ettiğini, saldırıda can kaybı veya yaralı olmadığını ifade etmişti.- İSRAİL”İN İRAN”A ŞİDDETLİ SALDIRILARIYLA BAŞLAYAN ÇATIŞMA SÜRECİİsrail, İran ile ABD arasında nükleer müzakere süreci devam ederken 13 Haziran”da İran”ın çeşitli kentlerinde nükleer ve askeri tesisler ile sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar başlattı.Saldırılarda üst düzey askeri yetkililer, nükleer bilim insanları ile 126 kadın ve 41 çocuk olmak üzere 1100 kişi hayatını kaybetti, 5 bini aşkın kişi yaralandı.İran ordusunun karşı saldırılarında ise İsrail”in açıklamasına göre 28 kişi öldü, 1272 kişi yaralandı.İsrail”e açıktan destek veren ABD, 22 Haziran günü İran”ın Natanz, Fordo ve İsfahan”daki 3 nükleer tesisine saldırı düzenledi.İran, ABD”nin saldırısına cevap olarak 23 Haziran günü ABD”nin Katar”daki El-Udeyd Hava Üssü”ne füze saldırısı yaptı.ABD Başkanı Donald Trump, 24 Haziran”da İran ve İsrail arasında ateşkes sağlandığını duyurdu. Trump, daha sonra İran ile nükleer görüşmelere başlamak ve Tahran”ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durduracak bir anlaşma istediklerini açıkladı.
Source: Www.star.com.tr
Gözler şimdi PKK”nın büyük kamplarına çevrildi! Kandil, Sincar, Mahmur…
Son dakika haberi: Terörsüz Türkiye süreci Başkan Recep Tayyip Erdoğan”ın ortaya koyduğu güçlü irade ve MHP Lideri Devlet Bahçeli”nin de desteğiyle devam ediyor.27 Şubat tarihinde İmralı Cezaevi”nden Abdullah Öcalan”ın çağrısına uyan PKK ilk olarak geçtiğimiz günlerde Kandil”de toplanan PKK kendini fesih etti.İmralı”dan görüntülü videoda, “silahları bırakın” çağrısından sonra da KCK yaptığı toplantıyla silah bırakacak 30 kişilik bir grubu belirledi. Grubun liderliğini de KCK”nın Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat yaptı.GÖZLER KAMPLARA ÇEVRİLDİSüleymaniye”nin Surdaş nahiyesi yakınlarında yer alan Casene Mağarası”nda silah bırakmanın ilk aşaması start alırken, gözler Kuzey Irak”taki kamplara çevrildi.Diyarbakır”ın Lice ilçesinde 47 yıl önce kurulan ve Türkiye”ye saldırılarını Kuzey Irak”taki kamplarda planlayarak gerçekleştiren PKK”nın bölgede kontrol ettiği 11 önemli büyük kampı bulunuyor.Kuzey Irak”taki yönetim tarafından güvenlik gerekçesiyle sivillerin girişinin yıllardır yasaklandığı bu kampların en önemlisi ve sınırımıza yakın olanı Zap Kampı.Hakkâri”nin Çukurca ilçesi karşısında yer alan ve gözle görülebilen Zap Kampı örgütün en önem verdiği alanlardan biri olduğu biliniyor.KAMPLARIN SÜREÇ İÇERİSİNDE BOŞALTILMASI BEKLENİYORTürkiye”ye karşı sızma girişimlerinin olduğu Zap kampının yanı sıra, örgütün kontrol ettiği Sinat, Haftanin, Gara, Hakurk, Metina, Avaşin-Basyan ve Etruş kampları da örgüt mensupları tarafından kullanılıyor.Hastane, elektrik üreten küçük baraj ile eğitim alanların yanı sıra cephanelerin gizlendiği mağaraların da yer aldığı bu kampların ne olacağına gözler çevrildi.Terörsüz Türkiye sürecinde söz konusu bu kampların da silahsızlanma evresinin tamamlanmasının ardından tamamen boşaltılması bekleniyor.KANDİL, SİNCAR, MAHMUR KAMPLARI…Zap”ın yanı sıra PKK”nın en önemli 3 kampı daha Kuzey Irak”ta bulunuyor. Örgütün tepe yöneticilerinin de kaldığı İran-Irak sınırdaki Kandil kampı ile Suriye”ye açılan Sincar kampı ve Musul yakınlarında yer alan Mahmur Kampı.Diğerlerine oranla daha güvenli olması nedeniyle PKK”lıların en yoğun olarak kaldığı bu üç kampın da süreç içerisinde kapatılması kontrolün yerel yönetime bırakılması bekleniyor.Mahmur Kampı”nda sadece 15 bin kişinin kaldığı ve kontrolünün PKK tarafından yapıldığı biliniyor.
Source: Özgür Bayrak
Gözler Kuzey Irak”a çevrildi! 11 PKK kampının boşaltılması bekleniyor
27 Şubat tarihinde İmralı Cezaevi”nden teröristbaşı Abdullah Öcalan”ın çağrısına uyan terör örgütü PKK ilk olarak geçtiğimiz günlerde Kandil”de toplanarak kendini fesih etti. İmralı”dan görüntülü videoda, “silahları bırakın” çağrısından sonra da KCK yaptığı toplantıyla silah bırakacak 30 kişilik bir grubu belirledi. Grubun liderliğini de KCK”nın Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat yaptı.GÖZLER KAMPLARA ÇEVRİLDİSabah”ın haberine göre; Süleymaniye”nin Surdaş nahiyesi yakınlarında yer alan Casene Mağarası”nda silah bırakmanın ilk aşaması start alırken, gözler Kuzey Irak”taki kamplara çevrildi. Diyarbakır”ın Lice ilçesinde 47 yıl önce kurulan ve Türkiye”ye saldırılarını Kuzey Irak”taki kamplarda planlayarak gerçekleştiren PKK”nın bölgede kontrol ettiği 11 önemli büyük kampı bulunuyor. Kuzey Irak”taki yönetim tarafından güvenlik gerekçesiyle sivillerin girişinin yıllardır yasaklandığı bu kampların en önemlisi ve sınırımıza yakın olanı Zap Kampı. Hakkâri”nin Çukurca ilçesi karşısında yer alan ve gözle görülebilen Zap Kampı örgütün en önem verdiği alanlardan biri olduğu biliniyor.KAMPLARIN SÜREÇ İÇERİSİNDE BOŞALTILMASI BEKLENİYORTürkiye”ye karşı sızma girişimlerinin olduğu Zap kampının yanı sıra, örgütün kontrol ettiği Sinat, Haftanin, Gara, Hakurk, Metina, Avaşin-Basyan ve Etruş kampları da örgüt mensupları tarafından kullanılıyor. Hastane, elektrik üreten küçük baraj ile eğitim alanların yanı sıra cephanelerin gizlendiği mağaraların da yer aldığı bu kampların ne olacağına gözler çevrildi. Terörsüz Türkiye sürecinde söz konusu bu kampların da silahsızlanma evresinin tamamlanmasının ardından tamamen boşaltılması bekleniyor.KANDİL, SİNCAR, MAHMUR KAMPLARI…Zap”ın yanı sıra PKK”nın en önemli 3 kampı daha Kuzey Irak”ta bulunuyor. Örgütün tepe yöneticilerinin de kaldığı İran-Irak sınırdaki Kandil kampı ile Suriye”ye açılan Sincar kampı ve Musul yakınlarında yer alan Mahmur Kampı. Diğerlerine oranla daha güvenli olması nedeniyle PKK”lıların en yoğun olarak kaldığı bu üç kampın da süreç içerisinde kapatılması kontrolün yerel yönetime bırakılması bekleniyor. Mahmur Kampı”nda sadece 15 bin kişinin kaldığı ve kontrolünün PKK tarafından yapıldığı biliniyor.
Source: Www.star.com.tr
‘Şehitlere bile rahat yok’
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi”nin güneyinde yer alan Han Yunus kentindeki mezarlıklara düzenlediği saldırıların ardından Filistinliler yakınlarını defnedecek alan bulamaz oldu. Filistinliler, Mevasi bölgesinde barınacak yer bulamadıkları için mezarlıkları mesken tutmuş ve çadırlarını buralara kurmuştu. Ancak İsrail ordusu 10 Temmuz”da mezarlıklara buldozerlerle girdi. Ordunun, mezarlıkları kuşatması nedeniyle Filistinliler, vefat eden yakınlarını defnedemedi. Nasır Hastanesi morgu cesetlerle doldu. Mezarlıklar sorumlusu ve aynı zamanda hastanenin morgunda gönüllü olarak çalışan Tafiş Ebu Hatab, “50-60 naaş var, aileleri onları nereye defnedeceklerini bilmiyor. Eğer bu durum böyle devam eder ve mezarlara defin yapılamazsa, bu naaşları toplu mezarlara gömmek zorunda kalacağız” dedi. CESETLERİ ÇALDILAR Yakınlarını kaybeden Filistinli bir kadın “Şehitlere bile rahat yok” diyerek gençlerin uzak bir yere defnetmeye götürdüğü yeğeni Muhammed Kudeyh”in ardından üzüntüsünü dile getirdi. Gazze”deki Filistin Vakıflar Bakanlığı, İsrail ordusunun 10 Temmuz”da mezarlıkları iş makineleriyle tahrip ettiğini ve ölülerin cesetlerini çaldığını belirtmişti. MEZARLIKTA OSMANLI ŞEHİTLERİ YATIYORDU Filistin Vakıflar ve Dini İşler Bakanlığı”nın yaptığı açıklamaya göre, İsrail ordusu Han Yunus”un batısındaki Muwasi bölgesinde yer alan Türk Mezarlığı”na tanklar ve buldozerlerle baskın düzenledi. Mezarlıkta yer alan mezarlar açılarak tahrip edildi ve şehitlere ait naaşlar çalındı. Açıklamada bu eylem “insanlık sınırlarını aşan ve tüm dini ve uluslararası değerlere aykırı” bir saldırı olarak nitelendirildi. Tahrip edilen şehitlik, Birinci Dünya Savaşı sırasında Filistin Cephesi”nde şehit düşen Osmanlı askerlerinin yattığı mezarlıklardan biri olarak biliniyor. 1917-1918 yıllarında Gazze ve çevresinde İngiliz kuvvetlerine karşı savaşan Osmanlı birliklerinden yüzlerce asker, İngilizlere karşı direndiği Birinci, İkinci ve Üçüncü Gazze muharebelerinde şehit olmuşlardı. Mezarlık, Türkiye tarafından bakım ve onarım altında tutulan altı Osmanlı şehitliğinden biriydi. Orhan TURAN / SABAH
Source: Sabah
Silah yakma sonrası gözler PKK'nın üzerinde! 11 terör kampı boşaltılacak
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli”nin çağrısıyla başlayan Terörsüz Türkiye sürecinde kritik eşik terör örgütü PKK”ya ait ilk grubun silah yakmasıyla geçildi. SİLAHLARINI DEV KAZANLARDA YAKTILAR Terör örgütü elebaşı Bese Hozat”ın liderliğini yaptığı 30 kişilik grup teröristbaşı Abdullah Öcalan”ın çağrısının ardından Süleymaniye”deki alanda silahlarını dev kazanlarda yaktı. 11 BÜYÜK KAMP BULUNUYOR PKK”lı teröristlerin silahlarını yakmalarının ardından gözler terör örgütünün kamplarını boşaltmasına çevrildi. Diyarbakır”ın Lice ilçesinde 47 yıl önce kurulan ve Türkiye”ye saldırılarını Kuzey Irak”taki kamplarda planlayarak gerçekleştiren PKK”nın bölgede kontrol ettiği 11 önemli büyük kampı bulunuyor.Kuzey Irak”taki yönetim tarafından güvenlik gerekçesiyle sivillerin girişinin yıllardır yasaklandığı bu kampların en önemlisi ve sınırımıza yakın olanı Zap Kampı. Hakkâri”nin Çukurca ilçesi karşısında yer alan ve gözle görülebilen Zap Kampı örgütün en önem verdiği alanlardan biri olduğu biliniyor. KAMPLARIN SÜREÇ İÇİNDE BOŞALTILMASI BEKLENİYOR Sabah gazetesinde yer alan habere göre; Türkiye”ye karşı sızma girişimlerinin olduğu Zap kampının yanı sıra, örgütün kontrol ettiği Sinat, Haftanin, Gara, Hakurk, Metina, Avaşin-Basyan ve Etruş kampları da örgüt mensupları tarafından kullanılıyor. Hastane, elektrik üreten küçük baraj ile eğitim alanların yanı sıra cephanelerin gizlendiği mağaraların da yer aldığı bu kampların ne olacağına gözler çevrildi. Terörsüz Türkiye sürecinde söz konusu bu kampların da silahsızlanma evresinin tamamlanmasının ardından tamamen boşaltılması bekleniyor. KANDİL, SİNCAR, MAHMUR KAMPLARI… Zap”ın yanı sıra PKK”nın en önemli 3 kampı daha Kuzey Irak”ta bulunuyor. Örgütün tepe yöneticilerinin de kaldığı İran-Irak sınırdaki Kandil kampı ile Suriye”ye açılan Sincar kampı ve Musul yakınlarında yer alan Mahmur Kampı. Diğerlerine oranla daha güvenli olması nedeniyle PKK”lıların en yoğun olarak kaldığı bu üç kampın da süreç içerisinde kapatılması kontrolün yerel yönetime bırakılması bekleniyor. Mahmur Kampı”nda sadece 15 bin kişinin kaldığı ve kontrolünün PKK tarafından yapıldığı biliniyor.
Source: Erdem Aksoy
Sıra artık ona geldi! 11 PKK kampı: Sözde yöneticileri de orada kalıyordu
Türkiye tarihi bir haftayı geride bırakıyor. Cuma günü terör örgütü PKK silah bıraktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise cumartesi günü yaptığı konuşmayla yeni dönemin sinyallerini verdi. Şimdi ise gözler sahada. PKK terör örgütü bundan sonra hangi adımları atacak? Gözler artık büyük kampların boşaltılmasına çevrildi.
ÖNCE KENDİLERİNİ FESHETTİLER
27 Şubat tarihinde İmralı Cezaevi”nden Abdullah Öcalan”ın çağrısına uyan PKK ilk olarak geçtiğimiz günlerde Kandil”de toplanan PKK kendini fesih etti.
İmralı”dan görüntülü videoda, “silahları bırakın” çağrısından sonra da KCK yaptığı toplantıyla silah bırakacak 30 kişilik bir grubu belirledi. Grubun liderliğini de KCK”nın Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat yaptı.
GÖZLER ARTIK KAMPLARDA
Süleymaniye”nin Surdaş nahiyesi yakınlarında yer alan Casene Mağarası”nda silah bırakmanın ilk aşaması start alırken, gözler Kuzey Irak”taki kamplara çevrildi.
Diyarbakır”ın Lice ilçesinde 47 yıl önce kurulan ve Türkiye”ye saldırılarını Kuzey Irak”taki kamplarda planlayarak gerçekleştiren PKK”nın bölgede kontrol ettiği 11 önemli büyük kampı bulunuyor.
Kuzey Irak”taki yönetim tarafından güvenlik gerekçesiyle sivillerin girişinin yıllardır yasaklandığı bu kampların en önemlisi ve sınırımıza yakın olanı Zap Kampı. Hakkâri”nin Çukurca ilçesi karşısında yer alan ve gözle görülebilen Zap Kampı örgütün en önem verdiği alanlardan biri olduğu biliniyor.
KAMPLARIN TAMAMEN BOŞALTILMASI BEKLENİYOR
Türkiye”ye karşı sızma girişimlerinin olduğu Zap kampının yanı sıra, örgütün kontrol ettiği Sinat, Haftanin, Gara, Hakurk, Metina, Avaşin-Basyan ve Etruş kampları da terör örgüt mensupları tarafından kullanılıyor.
Hastane, elektrik üreten küçük baraj ile eğitim alanların yanı sıra cephanelerin gizlendiği mağaraların da yer aldığı bu kampların ne olacağına gözler çevrildi.
Sabah”ta yer alan habere göre “Terörsüz Türkiye” sürecinde söz konusu bu kampların da silahsızlanma evresinin tamamlanmasının ardından tamamen boşaltılması bekleniyor.
KANDİL, SİNCAR, MAHMUR KAMPLARI…
Zap”ın yanı sıra PKK”nın en önemli 3 kampı daha Kuzey Irak”ta bulunuyor. Örgütün tepe yöneticilerinin de kaldığı İran-Irak sınırdaki Kandil kampı ile Suriye”ye açılan Sincar kampı ve Musul yakınlarında yer alan Mahmur Kampı.
Diğerlerine oranla daha güvenli olması nedeniyle PKK”lıların en yoğun olarak kaldığı bu üç kampın da süreç içerisinde kapatılması kontrolün yerel yönetime bırakılması bekleniyor.
Mahmur Kampı”nda sadece 15 bin kişinin kaldığı ve kontrolünün PKK tarafından yapıldığı biliniyor.
Source: Ufuk Da
Türkiye ve dünya gündemi
1- Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kızılcahamam”daki 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı”nın kapanış konuşmasını gerçekleştirecek.
(Ankara/15.30)
2- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçici tedbirle belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Abdurrahman Tutdere ile Belediye ve partisinin il başkanlığına ziyarette bulunacak, “Halk Buluşması”na katılacak.
(Adıyaman/14.00/14.45/15.30/16.00)
YASAMA YÜRÜTME SİYASET
1- Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Zaferin Adı Türkiye: Şehit ve Gazi Aileleri Milli Birlik Buluşması” programına iştirak edecek.
(Ankara/17.30)
2- İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Siyaset Araştırma Merkezi ve Milliyetçi Kongre Derneğinin TBB Litai Konukevi”nde düzenleyeceği programa katılacak.
(Ankara/13.00)
DÜNYA DİPLOMASİ
1- İsrail”in ateşkesi bozarak kalıcı işgal hedefiyle Gazze Şeridi”ne düzenlediği şiddetli saldırıların yansımaları ve yardımların girişini engellemesi sonucu yaşanan insani krize ilişkin gelişmeler takip ediliyor.
(Gazze/Kudüs)
1- Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi”ndeki Grand Kartal Otel”de 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 133 kişinin yaralandığı yangına ilişkin 32 sanığın yargılandığı davanın duruşmasına devam edilecek.
1- Beşiktaş Futbol Takımı, Avusturya”daki yeni sezon hazırlıkları kapsamında Admira Wacker ile Datenpol Arena”da özel maçta karşı karşıya gelecek.
(Südstadt/18.00)
2- ABD”nin ev sahipliğindeki FIFA Kulüpler Dünya Kupası, Chelsea ile Paris Saint-Germain arasında oynanacak final maçıyla tamamlanacak.
(New York/22.00)
3- A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2025 Milletler Ligi”nin Hollanda”da gerçekleştirilen üçüncü hafta dördüncü ve son maçında Sırbistan ile karşılaşacak.
(Apeldoorn/21.00)
4- Teniste sezonun üçüncü grand slam turnuvası Wimbledon, tek erkekler finaliyle tamamlanacak.
(Londra/18.00)
5- Milli motosikletçiler Toprak Razgatlıoğlu ve Bahattin Sofuoğlu”nun mücadele ettiği Dünya Superbike Şampiyonası”nın İngiltere”deki 7. ayağı, superpool ve ikinci yarışla tamamlanacak.
(Derby/13.00/16.00)
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Source:
Mazlumların adı yok
Geçtiğimiz Cuma günü Srebrenitsa soykırımının 30. Yıldönümü idi. Sırp çetecilerin 30 yıl önce katlettiği 8.372 silahsız Boşnak, soykırım mezarlığında anıldı.
Anmalara katılanlar arasında Bosna Hersek başkanlık konseyinin Boşnak üyesi de vardır. Hırvat üye anmalarda yer almasa da bir anma mesajı yayınladı. Sırp üye Zeljka Cvijanoviç’in ise her zamanki gibi sesi çıkmadı.
Nedir bu başkanlık konseyi diyecek olursanız….
Savaş yılları her ne kadar geride kalmış olsa da ülkenin siyasi yapısı etnik bölünmüşlük üzerine yükseliyor. Etnik bölünmüşlüğü garantileyen belge, Bosna Hersek’in başına geçirilmiş Dayton Anlaşması. Anlaşma, devlet başkanlığını üç üyeli bir konsey olarak tanımlıyor. Konseyin bir üyesi Sırp, bir üyesi Hırvat ve bir üyesi de Boşnak.
Ülke, kağıt üzerinde bütün görünse de fiilen bölünmüş halde. En kötüsü de Sırpların, Boşnaklara yönelik soykırım hakkında zerrece suçluluk duymamaları, aksine bunu bir tür “onur savaşı” olarak görmeleri.
Srebrenitsa belediyesi ırkçı Sırp parti Bağımsız Sosyal Demokrat İttifakına ait. Soykırım anmalarının olduğu günün akşamı, Srebrenitsa meydanında hoparlörlerden Sırpça nefret şarkıları çalınmış. Soykırımın yıldönümünde, ırkçı Sırpları kutsayan ve “Tanrı Sırptır” diyecek kadar ileri giden iğrenç sözler şehrin sokaklarında yankılanmış…
Dünyada işlediği soykırım veya katliam suçundan utanmayan kaç halk var? Emin olun Bosnalı Sırplar yalnız değiller…
En başta işte gözümüzün önünde sürüp giden Gazze soykırımının failleri İsrailliler var.
Sonra dünyanın her coğrafyasında sayısız kitle kırımına imza atmış Amerikalılar.
Sonra Müslümanlara yönelik programları ile ünlü Hindu faşistleri…
Ama misal Almanlar, geçen yüzyıl Yahudilere yaptıkları sebebi ile korkunç bir suçluluk duygusu yaşıyorlar. Bu duygu o kadar ağır bir psikoza dönüşmüş ki bugün İsrail’deki faşist rejimin suçlarını dahi göremiyorlar.
Acaba bu Almanlar ile İsrailliler, Sırplar veya Amerikalılar arasındaki bir fark mıdır?
Yani diyorum ki acaba Almanlar, diğerlerinden daha medeni, daha vicdanlı oldukları için mi kendi suçları ile ilgili böylesine dürüst ve hassaslar?
Diyelim ki öyle…. Peki o zaman aynı Almanlar neden Gazze’de sürmekte olan soykırım ile ilgili tek söz etmiyorlar?
Ya da… Neden aynı Almanlar, 1904 yılında Namibya’da yaptıkları korkunç soykırımın sorumluluğunu kabul etmiyorlar?
Belki de “soykırım suçluluk duygusunda” belirleyici olan fail değil, kurbandır, kim bilir?
Öyle ya bugüne dek dünya üzerinde uluslararası hukuk anlamında SOYKIRIM/JENOSİD sıfatını kazanabilen bir tek Almanların Yahudilere yönelik katliamı var.
Namibya’daki, Kongo’daki, Angola’daki, Habeşistan’daki Afrikalılar kayda değer bulunmuyor.
Ön Asya’daki, Afganistan’daki, Myanmar’daki, Gazze’deki Müslümanlar kayda değer bulunmuyor.
Amerika’daki yerliler kayda değer bulunmuyor…
İnsanlık suçları denilen tasnifler, ancak Yahudiler söz konusu olunca hatırlanıyor.
Duygu Asena, yıllar önce kadının ezilmişliğini anlatmak için yazdığı kitaba “Kadının Adı Yok” ismini vermişti. Gerçekten şu dünyada Müslümanların adı yok, şu zalim dünyada mazlumların adı yok.
Gaffar Yakınca / Haber7
Source: Gaffar Yak
PKK”nın silah bırakması sonrası o soru gündemde! Cem Küçük “hayatın gerçeği” dedi
Terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütü PKK mensubu bir grup terörist 2 gün önce Irak”ın Süleymaniye kentinde silahlarını bırakıp yaktı. Yaşanan gelişme terörsüz Türkiye süreci için olumlu yorumlanırken konuyla ilgili dikkat çeken açıklamalar gelmeye devam ediyor. Sürecin yalnızca güvenlik açısından değil, Türkiye’nin savunma politikalarında da köklü değişikliklere yol açabileceğini belirten gazeteci Cem Küçük, Ekol TV”de Çağlar Cilara”nın gündeme dair sorularını cevapladı. “Askerlik süresi 1-2 aya düşebilir” “PKK”nın tamamen silah bırakması durumunda, savunma harcamalarında ciddi bir dönüşüm yaşanabilir” diyen Cem Küçük, Ar-Ge ve savunma sanayiine daha fazla kaynak aktarılmasının önünün açılabileceğini ifade etti. Küçük, profesyonel orduya geçiş sürecinin hızlanabileceğini belirterek, “Belki askerlik süresi 6 aydan 1-2 aya kadar düşebilir” şeklinde konuştu. PKK’nın 47 yıllık bir terör örgütü olduğunu hatırlatan Küçük, bu sürede örgütün giderek daha da güçlendiğini belirtti. Bu nedenle sadece fiziki değil, toplumsal psikolojinin de dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Genel af çıkacak mı? Silah bırakma töreni sonrası gündeme gelen “genel affı” da değerlendiren Küçük, “PKK silah bırakıyorsa hayatın gerçeğidir, affı çıkarmak lazım. Af çıkacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Source: Internet Haber
Kaybolan yıllar
1886 yılında Divriği’de doğdu.
Kökleri, Malazgirt Zaferinden sonra burayı yurt edinen Mengücük Beyliğine uzanıyordu.
Babasını henüz üç yaşındayken yitirmiş, zor ve sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirmişti.
Rüştiye’yi bitirdikten sonra Ziraat Bankasına memur olarak girdi. Kangal ve Zara şubelerinde çalıştı. 1911’de Maliye Nezaretine geçerek İstanbul’a geldi. Dokuz yıl süreyle refiklik, tetkik memurluğu, muamelat katipliği, tahsilat, varidat, bandrol memurluğu ve tahakkuk müfettişliği gibi Maliyenin birçok kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisine devam etti. Dârülfünun’da gece derslerine katıldı.
Bu süre içinde büyük olaylar yaşanmıştı. Balkan Savaşları olmuş, Dünya Harbi yapılmış, mağlubiyetin ardından Mondros Mütarekesi imzalanmış başta İstanbul olmak üzere ülkenin birçok yeri işgal edilmişti.
İşgalin en çok hissedildiği yerlerin başında Beyoğlu ve Galata civarı geliyordu. Gayrimüslim unsurların yoğun olarak yaşadığı bu semtlerde özellikle Rum gençlerin çıkardığı taşkınlıklar Müslümanların izzet-i nefsini yaralıyordu.
1920 yılının bir ilkbahar günü Tatavla’da saldırıya uğradı. Etrafını saran bir grup palikarya tarafından tartaklandı. Normalde direnip hadlerini bildirebilirdi. Ancak, olay çıkarmamaları yönünde idarenin talimatı vardı. Karşılık veremedi. Hıncını içine gömdü. Müthiş bir öfke ve derin bir ıstırapla evine döndü.
Geceyi uykusuz geçirdi. Üç buçuk palikaryanın tacizine bile direnemeyen bir idarede daha ne kadar çalışılabilirdi? Sabahın ilk ışıklarıyla beraber işyerine gitti. İstifasını verip çıktı.
On bir yıllık memuriyet hayatından biriktirdiği küçük bütçesiyle ticaret yapmaya, iktisadî sahada kendini denemeye karar verdi.
Ketenciler’de küçük bir dükkân kiralayıp sigara kâğıdı imaline başladı. Sigara kâğıdı o günlerin en çok satılan ürünlerinden biriydi ve gayrimüslim esnafın tekelindeydi. Üretimini yaptığı sigara kâğıdına “Türk Zaferi Sigara Kâğıdı” adını verdi. Bu ad, piyasayı bir anda allak bullak etti. İstanbul işgal altında, Anadolu direniş halindeyken sigara kâğıdında bile olsa Türk zaferinden bahsedilmesi herkesi heyecanlandırmıştı. Bir anda dükkânın önünde uzun kuyruklar oluştu. “Türk Zaferi Sigara Kâğıdı” kısa zamanda piyasanın liderliğini ele geçirdi.
Disiplinli bir memur ve iyi bir müteşebbis olmanın yanında vatansever bir insandı. Savaş süresince bir yandan ticaret yaparken bir yandan da Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Maçka Şubesini yönetti. Anadolu’ya silah ve mühimmat kaçırılmasında önemli roller üstlendi.
Cumhuriyetin ilanından sonra demiryolu işine girdi. 1926’da Samsun-Sivas Demiryolu Hattının yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakmış, 7 kilometrelik etap için yerli müteşebbisler arasında ihale açılmıştı. İhaleyi çok daha düşük bir fiyatla kazandı. Tamamen yerli mühendis, teknisyen ve işçilerle kısa zamanda tamamlayıp teslim etti. Bu başarı önünü açtı. Samsun-Sivas’tan sonra Afyon-Antalya, Sivas-Erzurum, Fevzipaşa-Diyarbakır hatlarını yaptı. 10 bin kilometreye ulaşan Türkiye’deki demiryolu ağının 1250 kilometresini döşeyerek sektörün en başarılı müteşebbisi oldu. Soyadını da bu başarıdan esinlenerek aldı.
1930’lu yıllarda havacılık sektörüne yöneldi. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı, halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı. Kendisinden bağış yapması istendiğinde, “Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz; ben de fabrikasını yapmaya talibim” dedi.
Havacılık sektörünün günden güne ilerlediğini görüyor, gelişmeleri dikkatle takip ediyor, bundan sonraki zaferlerin süngü uçlarında değil tayyarelerin çelik kanatlarında olduğuna inanıyordu. Dünyanın yeni bir savaşa doğru sürüklendiği o günlerde, dışarıdan uçak alıp bağımlı olmak akıl kârı değildi. Bir an önce kendi üretimimiz olan yerli ve milli uçaklara sahip olmalıydık.
Bir gazeteciye verdiği beyanatta şöyle dedi:
“Vaktiyle ecdadımız yirmi-otuz bin atlı ile Macar ovalarını altüst eder, büyük zaferlerini bu akıncılarla kazanırlarmış. Bugünün akıncıları tayyarelerdir. En şanlı zaferlerini akıncılarla kazanmış Türk ordusunu kanatlandırmak mümkündür. Hem de çok mümkün…”
Mühendisleri ve teknisyenleri yanına alarak Avrupa’ya seyahatler düzenledi. Yüzü aşkın tayyare ve motor fabrikasında incelemeler yaptı. Uzmanları dinleyip raporlar hazırlattı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa da destek verince 17 Eylül 1936 tarihinde fabrikanın temellerini attı. Aynı yıl memleketi olan Divriği de pilot yetiştirmek için “Gök Okulu”, eğitim pisti ve yurt binasının da inşaatına başladı. İnşaatlar birlikte yürüyecek, fabrika bittiğinde pilotlar da hazır olacaktı.
Bugün Beşiktaş’ta Denizcilik Müzesinin olduğu alanda inşaatına başladığı binayı ilk uçakların imal edileceği bir etüt merkezi olarak düşünmüştü. Esas fabrikayı Divriği de kurmayı planlıyor, doğduğu toprakları geliştirmek, içinden çıktığı insanlara hizmet etmek istiyordu. Hayalleri genişti. Uçak üretimiyle yetinmeyecek, tank, top ve askerî kamyon fabrikaları kuracaktı. Bunu başardığı takdirde Divriği Türkiye’nin ağır sanayi merkezlerinden birine dönüşecek, binlerce insana istihdam sağlayacaktı. Bu düşüncelerle bölgeye şehir plancıları göndermiş 120 bin insanın yaşayacağı bir şehir tasarlamış, Nafia Vekaletine tasdik ettirmişti.
Fabrikayı bir yılda tamamladı. Türk Hava Kurumunun destek amacıyla verdiği 22 eğitim uçağı ve 65 planörün üretimine başladı.
Tek motorlu bu uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan’a çizdirmiş, uçaklara “Nu.D-36” adını vermişti.
Ardından altı kişilik çift motorlu Türk tipi yolcu uçağını tasarlattı. Buna da “Nu.D-38” adını verdi.
1939 yılında ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirdi.
Bu arada, üreteceği uçakların deneme uçuşları için bugünkü Atatürk Havalimanının içinde olduğu Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliğini satın alacak, üzerine büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atölyeleri yapacak, uçakları kullanacak pilotların yetişmesi için Divriği’dekine benzer “Gök Okulu” kuracak, 1943 yılına kadar her iki okuldan 290 pilot yetişmesini sağlayacaktı.
Tüm bu gelişmeler olurken kamuoyu ikiye bölünmüştü. Bir kısmı gelişmelerden heyecan duyarken bazıları da başarısızlığa odaklanmıştı. “Doğru dürüst yürüyecek caddelerimiz bile yokken tayyare yapacağımıza kim inanır? Bakalım hangi bahtsız o ecel beşiğine binecek ve on metre yükselemeden yere çakılacak?” şeklinde yayınlar yapılıyordu.
1941 yılında ilk yerli uçağımızı üretmeyi başardı. İlk deneme uçuşunu da kendisi yaptı. Yanına Gök Okulunda yetişen oğlunu da alarak Yeşilköy’den havalandı. Sakarya vadilerini, Eskişehir ovalarını, Sivas dağlarının yüksek doruklarını geçerek Divriği’deki piste indi. Halkan coşkun tezahüratları arasında onlarla kucaklaşıp İstanbul’a geri döndü.
Türk Hava Kurumu’nun siparişi olan planörler teslim edilmiş, uçakların deneme uçuşları başarıyla tamamlanmıştı. Test uçuşları sonrası teslimat için Eskişehir’e uçacak olan uçaklar için son bir deneme uçuşu istendi. Pilot koltuğunda uçakların planlarını çizmiş olan mühendis Reşit Alan oturuyordu. Ne var ki uçağın iniş yaparken pist kenarına açılan bir hendeğe düşmesi ve pilotun vefat etmesi, sonun başlangıcı oldu.
Başarıyı cezalandırmaya hazır bir kitle zaten hazırda bekliyordu. Yıllar sonra Devrim Arabalarının başına gelecek olan “depoya benzin konulmasının unutulması” gibi gülünç ve haksız iddialarla müthiş bir kampanya başlatıldı. THK, bu kazayı gerekçe göstererek siparişini iptal etti.
Ardından yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesi başladı. Bilirkişi raporları müspet raporlar vermesine rağmen sonuç değişmedi.
Selahattin Alan’ın ölümü ve iptal edilen siparişlerle sıkıntıya giren fabrikada her şeye rağmen üretime devam etti. 28 Eylül 1942 yılında Preveze Deniz Zaferi için yapılan kutlamalar esnasında dokuz yerli Türk uçağı havadan üçerli kol halinde muazzam gösteriler yaptı. Havacılığa meraklı gençler Gök Okulundaki eğitim uçuşlarını sürdürdüler. İki yıl içinde 32 bin sorti uçuş yaptılar. Bu uçaklardan biri Ege Denizini geçerek Atina’ya indi. Yunan gazetecilere beyanat verdi. “Nu.D-38” yolcu uçağı 1944 yılında dünya havacılık sahasında görücüye çıktı. Yolcu uçakları kategorisinde A sınıfına kabul edildi. İspanya, İran ve Irak’tan siparişler aldı.
Ülkemizin de içine çekilmek istendiği İkinci Dünya Savaşının en hararetli günleriydi. Havacılık alanında yakalanan bu büyük başarının akamete uğramaması için gazetelere memleketin dört bir yanından mesajlar yağdı. Havacılardan avukatlara, bilirkişilerden öğretmenlere toplumun önemli bir kısmı seferber oldu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye ve hükümet üyelerine yanlışlığın düzeltilmesi için mektuplar yazıldı. Ancak olmadı. Mahkeme, THK lehine sonuçlandı. Tazminattan daha da vahimi üretilen uçakların yurt dışına satılmasını yasaklayan bir kanun çıkarıldı. Yurt dışı bağlantıları yapılmış ve imal edilmiş uçakların ihracı tümüyle durduruldu.
1944 yılında Beşiktaş’daki fabrika ile Yeşilköy’deki uçuş alanı ve Gök Okulu’nun da içinde bulunduğu arazi, dönümü 15 Lira gibi komik bir bedelle kamulaştırıldı. Bu bedelin üçte biri vergi olarak kesildikten sonra geriye kalanı devletin parasının olmaması gerekçesiyle yirmi yıl vadeye bağlandı. Sipariş üzerine üretilen uçaklar çürümeye terk edilip hurdacılara satıldı. Aynı şekilde Divriği’ye büyük hayaller kurduran tesisler çürümeye terk edildi.
“İşret, kumar, iffetsizlik, eğrilik, tembellik, zulümkârlık… Altı kanatta yazılı bu altı fenalığı havada, karada ve denizde yapmayacağım. Yapanlara karşı gücümün yettiği, dilimin döndüğünce engel olacağım. Ömrüm oldukça bu fenalıklardan herhangi birini işlersem, işleyenleri telkin ve tatlılıkla men’e çalışmazsam, gökler başıma yıkılsın, dağlar beni ezsin, ırmaklar ve denizler beni boğsun.”
Bu sözler Gök Okulu’nun her sabah tekrarlanan yemin metniydi. Gök Okulu sadece mesleki bilginin değil, ahlaki değerlerin de verildiği bir eğitim merkeziydi. Bu yüzden ülkenin yaşadığı kayıp görünenden çok daha büyüktü.
Gerisi malum…
Nuri Killigil’in, Vecihi Hürkuş’un, Devrim Arabalarını üreten vatansever mühendislerinin başına gelen kaçınılmaz akıbet onun da başına geldi.
Nuri Demirağ, memleket için büyük düşünmenin bedelini böyle ödedi…
Source: Zekeriya Y
Eski İsrail Başbakanı Olmert: İsrailliler, Batı Şeria”da her gün Filistinlileri öldürüyor
Olmert, İsrail Kanal 13 Televizyonuna verdiği röportajda, İsraillilerin, “Yahudiye ve Samiriye”de” (Batı Şeria) her gün Filistinlileri öldürdüğünü, aşırı sağcı Tepe Gençliği”nin (Hilltop Youth) de savaş suçu işlediğini söyledi. Söz konusu grubun azınlık olduğu iddiasının “yalan” olduğunu dile getiren Olmert, “Onlar azınlık değiller bilakis destek görüyorlar. Aksi takdirde bunu yapamazlardı.” dedi. Olmert, 21 Mayıs”ta BBC”ye yaptığı açıklamada da Tel Aviv yönetiminin sadece Gazze”de değil Batı Şeria”da da her gün savaş suçu işlediğini söylemişti. Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsrailliler, 11 Temmuz”da Ramallah”ın kuzeyindeki Sincil kasabasında Filistinli 1 kişiyi darbederek, 1 kişiyi de ateş açarak öldürmüştü.
Source: Internet Haber
Almanya’dan Rusya uyarısı: Putin’in hedefi Avrupa’yı içeriden bölmek
Wadephul, güncel uluslararası meselelere ilişkin Avusturya”nın Krone gazetesine yazılı değerlendirmede bulundu. Kendilerini kandırmamaları gerektiğini, Rusya ile savaş halinde olmadıklarını belirten Wadephul, Ama bu, Rusya”nın huzur içinde yaşamamıza izin verdiği anlamına gelmez. Rusya büyük ölçekte silahlanıyor, buna siber saldırılar, sabotaj ve dezenformasyon kampanyaları da ekleniyor ifadelerini kullandı. Wadephul, Moskova”nın amacının, Avrupa”yı içeriden bölmek ve düzeni sarsmak olduğunu, bu nedenle harekete geçtiklerini ve Almanya”nın savunmasını güçlendirdiklerini kaydetti. Bakan Wadephul, Askeri ve sosyal açıdan o kadar güçlü olmalıyız ki, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin”in bize veya ortaklarımıza saldırma fikri aklına bile gelmesin ifadesine yer verdi. Rusya”nın Ukrayna”ya saldırılarına devam ettiğinin altını çizen Wadephul, Ukrayna”nın barışa hazır olduğunu, Rusya”nın ise olmadığını belirtti. Wadephul, Putin”in NATO”yu zayıflatmak istediğini ancak İttifak”ın her zamankinden daha güçlü olduğunu vurguladı. Gazze”deki duruma ilişkin ise Wadephul, İsrail”in güvenliğinin kendileri için bir sorumluluk olduğunu ancak uluslararası hukuka bağlılığın aynı madalyonun diğer yüzü olduğunu kaydetti. Wadephul, Almanya veya Avusturya”nın Gazze”de insani yardımların artırılması için çalışmasının bir ağırlık taşıdığını ifade etti.
Source:
Kuzey Kore, Rusya”ya 12 milyon top mermisi gönderdi
Güney Kore askeri istihbaratı, Kuzey Kore ile Rusya arasındaki askeri iş birliğinin boyutunu gözler önüne seren yeni bir rapor hazırladı. Güney Kore Savunma Bakanlığı”na bağlı Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA) tarafından hazırlanan raporda, Kuzey Kore”nin Ukrayna”ya karşı yürüttüğü savaşa destek olmak üzere Rusya”ya milyonlarca 152 mm”lik top mermisi sağladığı belirtilerek, “152 mm”lik top mermileri tek olarak hesaplandığında, tedarik edilen mermi sayısının 12 milyonu aştığı değerlendirilmektedir” denildi. Kuzey Kore”nin şimdiye dek Rusya”ya gönderdiği askeri mühimmatın toplam miktarının ise yaklaşık 28 bin konteyner olduğu aktarıldı.Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçtiğimiz Haziran ayında Pyongyang”da bir araya gelerek Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. İki ülke anlaşma sonrasında karşılıklı iş birliğini geliştirirken, Kuzey Kore Ekim ayından bu yana Ukrayna”ya karşı yürüttüğü savaşa destek olmak amacıyla Rusya”ya yaklaşık 13 bin asker göndermişti. Güney Kore Ulusal İstihbarat Servisi (NIS), geçen ay yaptığı açıklamada, Kuzey Kore”nin Temmuz veya Ağustos ayında Rusya”ya ek birlikler göndermeye hazırlandığını duyurmuştu. Son olarak, Pyongyang yönetiminin Kursk bölgesinin yeniden inşasına destek için Rusya”ya 5 bin askeri inşaat işçisi göndereceği kamuoyuna yansımıştı.
Source: Erkan Talu
Srebrenitsa’ya Vicdan Yürüyüşü
UMUT VE KARDEŞLİK MESAJIKızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, Uluslararası İlişkiler ve Göç Hizmetleri Genel Müdürü Alper Küçük ile birlikte, katliamda evlatlarını yitiren annelere destek olmak amacıyla Srebrenitsa Anneleri Bakım Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyaret kapsamında, Türkiye’nin dört bir yanından kadınların el emeğiyle hazırladığı hediyeler ve içlerine iliştirilen kalpten notlar, Srebrenitsa annelerine ulaştırıldı. Anlam yüklü bu dokunuşlar, yıllardır dinmeyen bir acının ortasında umut ve kardeşlik mesajı taşıdı.İNSANLIK DA KATLEDİLDİGenel Sekreter Ramazan Saygılı, program sonrası yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Srebrenitsa’yı hatırlamak, insanlığı savunmaktır. 11 Temmuz 1995’te Avrupa’nın göbeğinde işlenen bu vahşet, sadece Boşnak halkına değil tüm insanlığa karşı yapılmış bir suçtur. Bugün burada, Türk milleti adına kardeşlik elimizi uzatıyor, acıyı paylaşarak hafifletmeye çalışıyoruz. Kadınlarımızın göz nuru ile hazırladığı hediyeleri, dualarımızla birlikte annelere teslim ettik. Gördüğümüz her gözyaşında bir dua vardı, bir özlem, bir sessiz haykırış. Bu sessiz çığlıklar artık yalnız değil. Srebrenitsa’da yalnızca insanlar değil, insanlık da katledildi. Ancak bu coğrafyada hâlâ umut yeşeriyor. Buraya gelen her milletten insan Türkiye’ye selam gönderdi. Çünkü biliyorlar ki Türk Kızılay nerede bir acı varsa orada, nerede bir insanlık onuru varsa onun yanındadır.”KARA GÜN SİLİNMEDİKızılay ekibi, 85 kilometrelik anma yürüyüşü boyunca, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 30 ülkeden 7 bini aşkın katılımcıya ikramlarda bulundu. Su, meyve ve meyve suyu dağıtımlarıyla yürüyüşe destek veren Kızılay, Türk milletinin misafirperverliğini ve kadim vicdanını Bosna topraklarında bir kez daha gösterdi.Anma törenlerine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, Uluslararası İlişkiler ve Göç Hizmetleri Genel Müdürü Alper Küçük ve çok sayıda ülke temsilcisi ile vatandaş katıldı.8372 masum insanın katledildiği bu kara gün, hafızalardaki yerini korurken; Türk Kızılay, mazlumların sesi olmaya, barış ve vicdan çağrısını tüm dünyaya ulaştırmaya devam ediyor.
Source: Erdal Fernergiz