Yandaş medya

Yandaş medya

Yaşı yetenler veya yakın tarihimize dair kitap okuyanlar eminim hatırlar… 1958 yılında, iktidar partisi tarafından “vatan cephesi” icat edilmişti, toplumu kutuplaştırma kavramıydı, vatan cephesine üye olan vatandaşların isimleri radyodan tek tek okunmaya başlanmıştı.

Adı üstünde, cephe’ydi.

Sen bir cephedeysen, karşı cephedeki nedir, düşmanındır.

Vatan cephesine katılmıyorsan, e vatanın karşıtı ne, vatan hainiydin.

Zaten tek başına iktidar olan partinin lideri de açık açık bunu söylüyordu, hükümete itiraz edenleri “ehl-i salip camiası” ilan etmişti.

Nedir ehl-i salip?

Haçlı seferlerine katılan hristiyan topluluklardır.

Yani gayet açıktı, muhalefet, haçlı seferiydi, iktidara karşı çıkanlar, müslümanlara savaş açarak haçlı seferlerine katılan hristiyanlardı!

O yıllarda televizyon yoktu, cep telefonu yoktu, internet yoktu, gazetelerin toplam tirajı nüfusun yüz binde birine bile ulaşamıyordu, buna rağmen, namuslu gazeteciler mahkeme mahkeme süründürülüyor, gazeteler sansürleniyor, kapatılıyordu, Ankara Radyosu’ndan başka kitle iletişim aracı yoktu. Tek sesti. Tek parti iktidarının emrindeydi, borazanıydı. Radyo haberleri her sabah “muhalefetten istifalar ve vatan cephesine iltihaklar devam ediyor” anonsuyla başlıyordu. Sonra da gün boyunca haber bültenlerinde uzuuun uzun isim listesi okunuyordu.

Güya haber bülteniydi ama, vatan cephesine katılanların isimlerden başka haber okunmaz olmuştu. Buna rağmen, sabah, öğle ve akşam haberlerinin saatleri yetmedi, öğleden sonra “yurdun dört köşesinden haberler” diye yeni bir haber saati ilave ettiler, liste okumaya devam ettiler.

Ahali radyoyu ne zaman açsa, vatan cephesine katılanları dinliyordu, başka tek kelime duyamıyordu.

Mahalle baskısı devreye sokuldu, vatan cephesine katılmayanlara, sen niye katılmıyorsun diye hesap sorulmaya başlandı. Meclisteki kutuplaşma, Anadolu’nun kılcal damarlarına kadar, köylere kadar yayıldı.

Toplum cepheleşti.

Radyo sürekli açık tutulduğu için, aynı kahvehanede bile oturamaz hale geldiler, gittikleri kahvehaneleri ayırdılar. Dini siyasete alet eden imamlar yüzünden, aynı camiye gitmez oldular. Radyonun sesini inadına sonuna kadar açan esnaflar peydah oldu, aynı muhitte oturan insanlar aynı bakkala aynı manava gitmemeye başladılar, ticareti siyasete alet eden esnaflar yüzünden aynı kaldırımı bile kullanmamaya başladılar.

Komşuluk bozuldu.

Arkadaşlıklar bozuldu.

Akrabalar bozuştu.

Tarihimiz boyunca görülmemiş bir şey oldu, toplumu kasten, tasarlayarak, bilerek isteyerek bölen bu cepheleşme, aşıkları bile ayırdı, iki siyasi görüş arasında kız alıp vermeler bile bitti.

(Kendisine vatan, gerisine vatan haini diyen, kendisini müslüman, kendisi gibi düşünmeyenleri gavur ilan eden, toplumu bu iki temel hassasiyet üzerinden bölen iktidar partisi… Eşzamanlı olarak, topluma çaktırmadan, Amerikan üslerini, Amerikan uçaklarını, Amerikan füzelerini, vatan topraklarına monte ettiriyordu, vatanı ABD’nin kucağına oturtuyordu.)

Gına gelmişti.

Orantısız zekâ devreye girdi.

“Radyo İstasyonlarından Ajans Haberlerini ve Partizanca Neşriyatı Dinlemeyenler Derneği” kuruldu!

Evet… Genç okurlarım ironi yaptığımı düşünüp, inanmakta güçlük çekebilirler ama, avukat Bedri Çalışkur, üniversite öğrencisi Altınay Onat Aydınlı ve Fehmi Demirtaş isimli üç vatandaş tarafından, resmen, böyle bir dernek kuruldu.

Niye böyle bir şey yaptıklarını, amaçlarını duyurmak üzere, basın toplantısı düzenlediler, “memleketimizde ve dünyada neler olup bittiğini doğru şekilde öğrenmek istiyoruz, bu bizim en tabii hakkımız, fakat radyoyu açıyoruz, devamlı partizanca yayın dinliyoruz, devletin radyosu gayesinden ayrıldı, partizanca neşriyatı şiar edindi, radyo neşriyatından mağdur olan vatandaşlara bir teselli kaynağı olmaya çalışacağız, radyodan partizanlığın kaldırıldığı gün derneğimizi feshedeceğiz, yarından itibaren üye kayıtlarına başlıyoruz” dediler.

1 Aralık 1958’de kuruldular.

2 Aralık 1958’de kapatıldılar!

Demokrasiden bahsederken mangalda kül bırakmayan iktidar partisi, bir gün bile tahammül edemedi, anında kilidi vurdu. Derneğin merkezi, avukat Bedri Çalışkur’un Galata’daki yazıhanesiydi, anında mühürlendi. Yazıhanenin kapısına polis dikildi, giriş çıkış yasaklandı. Derneğin kurucuları derhal savcılığa sevkedildi, “ahlaka ve genel adaba aykırı davrandıkları” gerekçesiyle haklarında derhal dava açıldı, derhal yargılandılar, üçer lira sembolik para cezasına mahkûm edildiler, bu sembolik mahkûmiyet yaftasıyla bir daha böyle bir girişimde bulunmaları engellenmiş oldu, çünkü tekrar ederlerse neticesi hapis olacaktı.

İstanbul valisinin kapatma kararı, güç gösterisi yaparcasına, inadına “radyo”dan okundu… “Derneği kuran şahısların kasıt ve niyetleri suç mahiyetinde görülerek, Cumhuriyet Müddeiumumiliğine (savcılığına) tevdi olunmuştur, merkez telakki ettikleri yer, polis tarafından kapatılmak suretiyle menedilmiştir” denildi.

Yandaş radyoyu dinlememek suç olmuştu.

Yandaş radyoyu dinlememek, ahlaka ve genel adaba aykırıydı.

Günümüzün “yandaş medya” kavramı, işte budur.

Adalet isteyen milyonlarca vatandaş ellerinde Türk Bayrağı’yla sokağa dökülmüşken, Türkiye’nin tamamı Saraçhane olmuşken, milyonlarca vatandaş seçim bile olmadığı halde sandık başına gitmişken, bunları göstermeyen, sansürleyen televizyonlar, 1958 model, kutuplaştırma radyosudur. Eşzamanlı olarak… Bunları göstermek sanki suçmuş gibi, bunları gösteren televizyonlara ceza yağdırmak da, kendisine vatan, gerisine vatan haini diyen, kendisini müslüman, kendisi gibi düşünmeyenleri gavur ilan eden, toplumu bu iki temel hassasiyet üzerinden bölen zihniyetin, hortladığının kanıtıdır.

(Yandaş medyanın varlık sebebi, aslında zannedildiği gibi sadece iktidar değildir, şapşal gibi bunları muhatap alan, figüran gibi bunların programlarına konuk olan, gazeteci kisvesi altındaki saray fedailerini, kumpas tetikçilerini, kendi organizasyonlarına davet eden, yılışık muhalefettir.)

(Tüpçü medyaya boykot çağrısı yaparken, aslında o tüpçü medyanın en şöhretli yandaş gazetecisiyle yıllaaaardır sıkı fıkı olan, genel başkan seçilir seçilmez ilk telefonu o yandaş gazeteciye açarak, teşekkür eden, bunu unuttuğumuzu zanneden… Kafasına wax sürer sürmez koştura koştura yandaş medyaya röportaj vermeye giden, mesir macunlu röportajlarında namuslu gazetecilere iftira atan, bunun da unutulduğunu zanneden… Kendisini eleştirenleri gizli AKP’li olmakla suçlarken, aslında AKP trolleriyle abi-kardeş ilişkisi olduğu ortaya çıkan, en şöhretli AKP trolünü makamında ağırlayan, bunu bile hatırlamayacağımızı zanneden… İşporta muhalefetin topluma medya ahlakı öğretmeye kalkması, ekstra hazindir.)

Özetle… Dinlememe özgürlüğünü kullanarak, Radyo İstasyonlarından Ajans Haberlerini ve Partizanca Neşriyatı Dinlemeyenler Derneği’ni kuran, bizlere de seyretmeme özgürlüğü konusunda ilham veren, orantısız zekâyı, saygıyla anıyorum.

Source: Yılmaz Özdil