Casusluk 2.0
Tom Cruise’un ‘Azınlık Raporu’ filminde, kahinler geleceği görerek suçları yaşanmadan önce önlüyordu. Suç işlenmemişti ama suçlu belliydi. Bugün ise kahinlerin yerini yapay zekâ aldı. Gelecek artık tahmin edilmiyor, inşa ediliyor. Ve bu inşanın mimarları, klavye başındaki istihbaratçılar.
Soğuk bir odada, ekran ışığının titrek parıltısı metal masaya vuruyor. Bir grup subay, gözleri kan çanağına dönmüş halde yeni bir oyuncağın önündeler. Ekranda akan veriler, hayatları belirliyor. Kimin nereye gittiği, kimin kiminle konuştuğu, kimin düşündüğü bile… Yeni çağın gözetleme kuleleri artık taş değil, satır satır kodlardan oluşuyor.
İsrail’in istihbarat birimi Unit 8200, yıllardır Filistin topraklarından topladığı konuşmaları birleştirip devasa bir yapay zekâ modeli oluşturuyor. Bir nevi casusların ChatGPT’si… Onlar, 10 yıldır yapay zekayı istihbaratın yeni belkemiği haline getirirken, biz hâlâ derin uykudayız.
Bu bir bilim kurgu senaryosu değil. İngiliz The Guardian’ın ortaya çıkardığı gerçek bir proje. İsrail, insan tarafından tek başına işlenemeyen büyük miktardaki bilgileri anlamlandırmak için yapay zekâdan yararlanıyor. Google, Meta ve Microsoft gibi büyük ABD teknoloji şirketlerinden transfer ettiği zeki gençlerle bu yazılımı kurdu. Şimdi Arapça konuşmaları dinleyip onları anlamlandırıyor.
İşin ironik yanı, projenin başındaki eski istihbaratçı, “İşimiz sadece silahlı saldırıları önlemekle ilgili değil, insan hakları aktivistlerini de takip edebiliyorum, Batı Şeria’nın C Bölgesi’ndeki Filistin inşaatlarını izleyebiliyorum. Batı Şeria’daki her insanın ne yaptığını bilmek için artık daha fazla imkânım var” diyor.
Bugün İsrail, savaştan devşirdiği teknolojiyi kendi yapay zekâ silahına dönüştürüyorsa, bizim de sormamız gereken kritik bir soru var: Türkiye, bu çağın istihbarat yarışında nerede? Gecikmiş trenin peşinden koşmak yerine, daha hızlı bir lokomotif inşa etmenin zamanı gelmedi mi?
Musk fırçayı yedi!
Elon Musk, kabine toplantısında ilk büyük kavgasını yaşadı. The New York Times’a göre, her kurumdan binlerce kişiyi işten çıkarması nedeniyle iki bakan kendisine sert tepki gösterdi. İlk tepki Ulaştırma Bakanı’ndan geldi.
“Senin gençler, havaalanı kulelerinde uçak indirip kaldıran teknisyenlerimi çıkarmaya kalkmış. Bunlar giderse biz nereden yetişmiş eleman bulacağız?” diye çıkıştı.
Ardından, Elon Musk, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile kapıştı. Musk, Rubio’ya “Sen niye hâlâ kimseyi kovmadın?” diye sorunca, beklemediği bir yanıt aldı. Rubio önce “Sen dürüst biri değilsin” dedi, ardından da “1500’den fazla Dışişleri yetkilisi erken emekli edildi. İstersen seni tatmin etmek için işe alıp tekrar kovalım” diyerek Musk’ı alaya aldı.
Toplantı sonrası, Başkan Trump, Musk’ın bundan sonra “testereyle değil, neşter hassasiyetinde” işten çıkarmalar yapacağını ve bu tasarrufun bakanların yetkisinde olacağını ilan ederek milyarder danışmanına ‘kalın’ bir ayar çekti.
Ama asıl şaşırtıcı olan şu: Elon Musk, Amerika’ya Güney Afrika’dan sırt çantası ve cebinde 2 bin dolarla göç etmiş, henüz bir çocukken… İmparatorluğunu, istikrarlı bir siyasi sistemin ve hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu bir ülkede kurdu. Üstelik bunu federal sübvansiyonlar, krediler ve devlet sözleşmeleri üzerinden inşa etti.
The Washington Post’un analizine göre, Musk’ın şirketleri bugüne kadar hükümetten en az 38 milyar dolar destek aldı. NASA, SpaceX’e 15 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Tesla, elektrikli otomobil endüstrisini desteklemek için 11 milyar dolar sübvansiyon topladı. Şimdi gelmiş, sanki tüm bunları unutmuş gibi ülkeyi bir şirket gibi yönetmeye soyunuyor. Önüne geleni işten çıkarıyor. Ama fark edemediği bir şey var: Kendi yönettiği X’te sistem aksasa, en fazla insanlar tweet atamaz. Ama devlet sistemi ve güvenliği aksarsa, insanlar ölür.
Source: Güney Öztürk