“İlişkiler Dünyası – Onay Bağımlılığı ve İletişim Dinamikleri”

Onay Bağımlılığı

İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır ve toplum içinde kabul görmek ister. Ancak bu kabul arayışı bazen öyle bir hâl alır ki, kişi kendi benliğinden uzaklaşır, sırf başkaları tarafından olumlu değerlendirilmek için şekilden şekle girer. Peki, başkalarının seninle ilgili düşünceleri gerçekten bu kadar önemli mi?

Çoğu insan, başkalarının fikirlerine fazlasıyla önem verir. Kimin ne dediğini, nasıl göründüğünü, hakkında ne düşünüldüğünü fazla önemser. Aslında bu, çok stresli bir durumdur ve abartılırsa sürekli bir kaygı kaynağı hâline gelebilir. İnsan, başkalarının gözünde iyi görünmek için bir çaba içerisine girdiğinde, farkına varmadan kendi özgünlüğünü kaybeder.

Bunun sebebi genellikle derinlerde yatar. Küçük yaşta sevgi ve kabul görmek için sürekli “iyi çocuk” olması gerektiğini öğrenen biri, ilerleyen yıllarda da başkalarını memnun etmeyi bir zorunluluk olarak görmeye başlar. Eleştirilmekten veya reddedilmekten korkarak insanları mutlu etme çabasını artırır ve zamanla bu, bir alışkanlık hâline gelir.

Başkalarının mutluluğunu kendi değerinin bir ölçütü olarak görmek, kişi için kaçınılmaz bir onay arayışı yaratır ve kendi isteklerini geri plana atmasına neden olur. Çatışmadan kaçınma isteği, “hayır” demeyi zorlaştırır, çünkü başkalarını kırmak ya da onların sevgisini kaybetmek en büyük korkulardan biridir.

Psikolojide bu kişilere human pleaser denir. Yani insanları memnun etmeye aşırı odaklanan kişi. Onay bağımlısı da diyebiliriz.

Bu kişiler, başkalarını mutlu etmek için kendi sınırlarını zorlayan, hayır diyemeyen, sürekli onay arayan ve başkalarının mutluluğunu kendi mutluluklarının önüne koyan insanlardır. Ne kadar istemeseler de başkalarının isteklerini geri çeviremezler. Sürekli takdir edilmek ve beğenilmek isterler. Bunun için zaman zaman kendi fikirlerini saklayıp, karşısındaki kişiye göre kişilik bile değiştirebilirler. İnsanlar için her zaman müsaittirler ve kimseyi kırmamak adına kendilerini hep ikinci plana atar, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelirler.

Tabii ki başkalarına yardım etmek, nazik ve düşünceli olmak kötü bir şey değildir. Ancak sınır koymadan, kendini ihmal edecek şekilde sürekli insanları mutlu etmeye çalışmak, zamanla tükenmişlik ve hayal kırıklığı yaratır.

Oysa insanlar düşündüğümüz kadar bizimle ilgilenmezler. Maalesef günümüzde herkes önce kendiyle meşgul. Oysa biz, sosyal medyanın da etkisiyle sadece yakın çevremizin değil, neredeyse tüm dünyanın gözleri üzerimizdeymiş gibi hissediyoruz.

Başkalarının fikirlerine gereğinden fazla değer vermek, insanın kendi öz değerini kaybetmesine yol açar. Sürekli başkalarını memnun etme çabası, insanı içten içe mutsuz eder. Aslında gerçek mutluluk, insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesi ve sevmesidir. Ne demişler, “Rüzgâra göre yön değiştiren, sonunda yolunu kaybeder.”

Elbette eleştiriye açık olmak, hataları görmek önemlidir; ancak sırf başkalarına iyi görünmek uğruna kendini görmezden gelmek uzun vadede kimseyi mutlu etmez. Unutmayın, herkesi mutlu edemezsiniz ve etmeye çalışmak sizi mutsuz eder!

Ayrıca insanlar her türlü konuşur. Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran, mutlaka bir şeyler söylerler. İyilik yaparsın, “gösteriş” derler. Kendi yolunu çizersin, “bencil” derler. İnsanlara uyum sağlamaya çalışırsın, “kişiliği yok” derler. Ne yaparsan yap, herkesin onayını alman mümkün değildir. O yüzden kendin için en doğru olanı yapmak, başkalarının sesinden önce kendi iç sesine kulak vermek gerekir.

Başkalarının seninle ilgili düşünceleri, senin gerçeğin değildir. Onlar sadece dışarıdan bir bakış açısı, başka bir gözdür. Kendi değerini, başkalarının gözünden ölçmeye kalkarsan, hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin olamazsın. Çünkü insanlar değişir, fikirler değişir, bakış açıları değişir. Önemli olan, senin kendinle ilgili ne düşündüğündür.

Unutma, asıl mesele başkalarının seni nasıl gördüğü değil, senin kendini nasıl gördüğündür.

Source: Pınar Turan